Mardin
kenti fiziki görünüm olarak, yüksek tepenin üstünde Masis savaş kalesine
dayanmaktadır. En yüksek noktasında kalesi yer almaktadır. Mardin dört mevsimi
de birbirinden güzel olan bir kenttir. Eski çağlarda oldukça hareketli bir
geçmişi olduğu bilinen şehir kısa aralıklarla çeşitli birimlerin yönetim
dönemlerini yaşamıştır. Sırasıyla Arşakuniler, Persler, Dikranlar, Romalılar,
Bizanslılar… M. S. 640 ‘ ta Arap İslam ordusu, Hamdaniler, M. S. 873
Mervaniler, Büyük Selçuklular ve onların ardından Artukoğulları (1109) uzun bir
süre bu bölgeye egemen olmuşlardır. Mardin'in Osmanlı egemenliğine girişi 1517
yılıdır.
Tarihlerden
anlaşıldığı gibi, Hıristiyanlığın Mezapotamya’ya girişi eskilere dayanmaktadır.
Mezapotamya halkları, Ermeniler, Pertevler, Marlar ve başkaları Hıristiyanlığa
inandılar. İskenderiyeli Diyonisos ise» benim yaşadığım çağda Mezapotamyada
kiliseler gördüm” der (kendisi 4. yy. başlarında Mezapotamyada yaşamıştır).
Gerçektende Mardin'de İslamiyetin akınlardan çok önce eski kiliselere
rastlanmaktadır. Bunlardan biri de 4 yy. sonlarında inşa edilmiş Surp Krikor
Lusavoriç kilisesidir. Halkın Ermeni kısmı din adamlarına ve kiliselerine sadık
kalmışlardır.
Şöyle
bir kayda rastlanmaktadır»Surp Krikor Lusavoriç adına, M. S. 420 de katedral
kilise inşa edilmiştir». Bu kayıt piskopos Hovagim Tazbazyan’ın katedrali
onarttığı zaman bulunmuştur. Taş bir levha üzerine Asuri alfabesiyle Ermenice
olarak yazılıdır. Onarım tarihi 1791′dir. Onarımdan sonra kilise yeniden takdis
edilip komutan Surp Kevork ismi verilir. Aynı zamanda halk dilinde Kırmızı
Kilise de denmektedir.
Mardinli
rahip Husik Gülyan’ın gününe kadar bu yazıtın tarihi belirsiz kalıp, anlamı
çözülememiştir. Bu değerli yazıtın anlaşılır hale gelmesi için rahip Antreas
Ahmaranyan Keldani kilisesi rahibine yollayarak çözülmesini sağlamıştır.
Rahip
Gülyan ise çeşitli dillere tercüme ettirip patrikhane salonuna astırmıştır.
Aslı rahip Ahmaranyan’ın yanında bulunan bu yazıt Mardin Ermeni kilisesinin ne
kadar eski olduğunu, Ermenilerin Mardin şehrinde M. S. 420 yılından önce de
yaşadığını kanıtlar. Çünkü 6 yy. da konulan bu yazıt Nusaybin’in yıkılıp,
Ermenilerin 351′de Ma-sius (Masis) Mardin dağına sığındıklarını anlatmaktadır.
Bu dağda da karşılaştıkları Perslerle savaşan Ermeniler adına, Ermenicede
savaşçı anlamına gelen» Mardi» adına atfen şehir Mardin olarak anılmıştır.
Ermeni alfabesi M. S. 405 te bulunmuştur. Ermeniler 5 yy. a kadar
yazışmalarında ve kitabelerinde çoğunlukla Yunan alfabesi, Asurilerin yaşadığı
bölgelere yakın yerlerde az da olsa Asuri alfabesini kullanmışlardır. Bu yüzden
Ermeni yapıtlarında görülen Asurice yazılar, onların Asuri eseri olduğunu veya
o asırda Mardin’de Asuri yaşadığı anlamına gelmez.
Mardin’in
Osmanlı egemenliğine girişi 1517 yılındadır ve Yavuz Sultan Selim’in
komutanlarından Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından Osmanlı topraklan içine
alınmıştır.
Mardin’in
Osmanlı döneminde ilk nüfus sayımı T C. Başkanlık Devlet arşivleri genel
müdürlüğü Osmanlı arşiv daire başkanlığına ait 998 numaralı yayınıdır. Buna
göre 1530 senesi Mardin nüfusu şöyledir
Hane
2026
İslamiye
775
Ermeniler
1273
Mücerret
(bekarlar) 734
İslamiye
(bekarlar) 233
Ermeni
(bekarlar) 502
Muaf
140
Daha
sonraki yüzyıllarda, kırsalda yaşayan Yakubi Süryaniler güneşe tapan Şemsilerin
Ermenilerle birleşmelerinden sonra Mardin şehrine yerleşirler. Şemsi Ermenileri
Süryanileştirerek nüfuslarını çoğalttılar.
1891
Vital Cuinet’in» La Turquie d’Asia kitabı 2. ciltte nüfus aşağıdaki gibidir:
Müslüman
10. 000
Kürt
ve
Türkmen
4. 000
Suriyeli
Arap
1. 700
Toplam
15. 700
Mardin
şehri Doğu Hristiyan Nüfus dağılımı şöyledir:
|
Ermeni Gregoryan
|
4.330
|
|
Ermeni Katolik
|
1. 200
|
|
Ermeni Protestan
|
1. 700
|
|
Keldani Katolik
|
580
|
|
Süryani Katolik
|
90
|
|
Süryani Yakubi
|
810
|
1915
Ermeni Tehcirinden sonra Cumhuriyet döneminde 1928 yılında yapılan ilk nüfus
sayımına göre ise Mardin nüfusu [Haftalık mecmua 23 Kanun-ı
Sani (ocak) 1928 No: 132 Milliyet Matbaası, İstanbul] şöyledir:
Mardin
Şehri Nüfusu
İslam
41. 364
Ermeni
Katolik
1. 612
Keldani
Katolik
304
Protestan
Ermeni ve
Süryani
389
Süryani
Yakubi
5. 455
Süryani
Katolik
1. 821
1915
Ermeni tehcir kafilelerinin konaklama ve geçiş güzergahı Mardin şehriydi ve
bölgedeki Süryani ailelerin pek çoğu kafileden Ermeni yetim erkek çocukları
evlat edinmişlerdir. Vaftizli olmalarına rağmen Süryani kilisesinde yeniden
vaftiz edilirler, Süryani adları verilir. Büyüyen çocuklar yine Süryani kızlar
ile evlendirilip toplumun asil üyesi haline getirildiler. Bu yetim çocuklar
öldükleri zaman geçmişleri ve asılları hakkında Süryani ruhaniler kesinlikle
bilgi vermez Süryani mezarlığına gömerlerdi.
Mardin’in
Ermenilerden boşalan yerlerine, dışardan gelen Süryani Yakubiler yerleştirildi.
Bunların Ermeni yetim çocuklarını evlat edinerek Mardin şehrinde nüfuslarını
artırdıkları görülür. Mezapotamyanın başlıca yerleşim bölgelerinden Diyarbakır,
Urfa, Mardin ve Samsat gibi yerlerde yaşayan Ermeni Şemsiler Güneşoğullarından
Yakubi-Süryani mezhebine girenleri 1942 yılına kadar Süryani ruznamelerinde her
yıl iftiharla ilan ederlerdi.
1915′te
Ermeni tehciri sırasında Mardinde Surp Kevork ve Surp Hovsep (Aziz Yusuf)
kiliseleri askeri kışla ve tehcirde yetim kalmış çocuklar için yetimhane olarak
kullanılır. Bu iki kilise 1949 yılında Ermeni cemaatine iade edilir. Bir yıl
içinde ünlü Mardinli, Ermeni asıllı mimarbaşı Sarkis Lole (Levon) ‘nin oğlu
mimarbaşı Selim Lole ve Cebrail Hakimyan başkanlığında Surp Hovsep (Aziz Yusuf)
kilisesinin onarımı yapılabildi.
30
Temmuz 1950′de Mardin asıllı piskopos Nerses Tayroyan beraberindeki rahip
Kevork Cercis Çandıryan, cemaat ve yetkili erkanın da iştirakıyla görkemli bir
açılışta Surp Hovsep kilisesini ibadete açıtılar. Yetkililerin izniyle genç
rahip Kevork Cercis Çandıryan kilisenin rahipliğine atanır. Kısa zamanda Ermeni
cemaatini toparlar ve 27 Aralık 1954 yılına kadar vaftiz, düğün, cenaze, Pazar
ve bayram ayinleri yapılır. Mardinli Ermeni çocuklara dini eğitim ve ilahileri
Ermenice öğretirdi. Anılarımda Mardin Ermeni cemaatinin 169 çocuğu Ermeni
geleneklerine göre eğitildiklerinden hatırlarım.
1915′ten
1950 yıllarda Surp Hovsep kilisesi açılana kadar dini vecibeler ya Keldani yada
Süryani Katolik kilisesinde (bunların bir kısmıda Süryani Yakubilerde) yerine
getirilirdi. Açılması ile birlikte Surp Hovsep kilisesi Mardin şehrinin en
kalabalık ve canlı kilisesi durumuna gelir. Zaman zaman bölge şehirlerden
Ermeni bakiyelerin önemli ziyaret ve umut yeri olur.
Surp
Hovsep kilisesi Ermeni tehcirinden sonra bölgede açılan ilk kilisedir. Kiliseye
atanan rahip Kevork Çandıryan Roma’da tanrı bilimi eğitimi görmüştü, Oysa
kardeş kiliselerin ruhanileri ilkokul mezunu bile olmayıp, Der Zafaran
manastırında eğitim görmüşlerdi.
Aradaki
bu eğitim farkı kardeş Yakubi-Süryanileri etkiledi. Süryanileşmiş Ermeniler
kısmen de olsa Ermeni kilisesi çatısı altında toplanmaya başladılar. Çünkü
Süryanilerin bir bölümü Ermeni kökenliydi. Ermenilerin bu geriye dönüş hareketi
Yakubi-Süryanilerin işine gelmeyip, zaman zaman rahip Çandıryan’a karşı
gelirler.
Surp
Hovsep kilisesinin açılışı ve rahip Kevork Çandıryan’ın gelişiyle pek çok
kilise hurafeleri de son bulur. Genç rahip, çağın tüm uygar kilise geleneğini
Mardin’e getirir. Örneğin diğer kardeş kiliselerde o dönemde uygulamada
kilise girişinden heykele kadar olan uzun koridor tahta perde çekilmişti ve
dualarını haremlik selamlık halinde yapıyorlardı. Aynı gelenek Ermeni Surp
Hovsep kilisesinde uygulanmaz, kutsal kitap İncil’in öğütlerinin dışına
çıkılmamıştır.
Ermeni
ve diğer kiliselerin tek ortak yanı mimari üslubudur. Geleneksel Ermeni
kiliseleri gibi diğer kardeş kiliselerin de -Ermeni Şemsi Güneşoğullan
mabetleri olması dolaysıyla- sunak heykelleri doğuya bakmaktadır. Özellikle
kilise ayin ve eğitim dilinin Ermenice oluşu hazm edilemez ve Yakubi-
Süryaniler tarafından tartışma konusu haline getirilir. Bu huzursuzluğun başı
ise Süryani metropoliti Hanna Dolapönü gösterilir. Ermeni rahibin
başarısı tartışılır hale gelir.
Bu
huzursuzluk iki toplum arasında dayanılmaz bir hal alır. Unutulmamalıdır ki,
Yakubi-Süryanilerin Mardin’de evleri yoktu. 1915 Ermeni tehciri sonrası kırsal
kesimden gelen Süryaniler Mardin şehrine akın ederler ve Ermenilerden boşalan
malikanelere yerleştirilirler. Bu yüzden Mardin’de yeniden Ermeniliğin
yeşersmesini istememektedirler.
27
Aralık 1954′te kilisenin rahibi Kevork Çandıryan sabaha karşı sınırdışı edilmiş
ve kiliseye bir daha başka rahip atanmamıştır. Bir hafta sonra
Diyarbakır şehri Ermeni cemaati üyelerinden Agop adlı bir şahıs Mardin şehrine
gelerek Süryanilerin (Karasun Manuk) Kırklar kilisesi’ne gider. Süryani
metropoliti Hanna Dolapönü’nü bulur ve ona»Ermeni rahibini suçlayarak sınır
dışı edilmesine sebep oldun Cennete mi gideceksin?” der. Metropolitin
bir işareti ile kilisede bulunan cemaat, Agop’u dışarı atarlar. Mardin şehrinin
kuruluşundan beri var olan Ermenilerin bu durumdan sonra varlıkları son
bulacaktır.
Mardin
Ermenileri sahip oldukları mal, mülkü, kiliselerini ve atalarının mirası Mardin
şehrini terk ederek hiç tanımadıkları ülkelere göç ettiler. Ermenilerin geçerli
sebepleri vardı. Doğdukları şehrin havasının, suyunun özlemiyle yanarken
kültürler arası ve iklim farklılıkları gibi pek çok zorluklara da göğüs
germişlerdi. Bu hasreti ve zorluğu biraz da olsa yenebilmek için geleneklerini
gittikleri ülkelere taşımışlardır. Ancak doğdukları topraklarda gömülememenin
de hasretiyle ölmüşlerdir. Mardin şehrindeki Ermeni cemaat üyesi 1612 kişi kısa
zamanda A B D, Şili, Arjantin, Brezilya, Avustralya, Kanada, bir kısmı da
İstanbul ve Lübnan’a göç ettiler. Kilise ise ihtişamını bugün korumamaktadır.
Bugün
sadece Süryani görünümünde bir veya iki Ermeni aile Mardin de yaşamaktadır.
Kilise vakfının 150 civarı mülkünün vakıf yönetim kurulu iki aile tarafından
yönetilir. Kilise ise yılda 3-4 kez Yakubi-Süryaniler tarafından ayin için
açılır. Ermenilerin son göçünden sonra kısa zamanda Hanna Dolapönü haleflerinin
önemli bölümü Mardin bölgesinde kalamadılar, onlarda ekseriyetle göç etmek
zorunda kaldılar. Mardin Ermenileri tarafından günümüze kadar Yakubi-Süryani
metropolit Hanna Dolapönüyü ve yandaşlarını suçlamaktadırlar.
Surp
Hovsep (Aziz Yusuf) kilisesinden günümüze kalan yegane am çocukluğumda giydiğim
“şabik” (kilise gömleği) oldu. Özlemin ve hasretin tarifi yoktur.
Mardin’deki
1612 kişiden oluşan Ermeni bakiyeleri kiliselerinde rahip olmayınca ve
çocuklarının dini eğitim gereksinimi söz konusu olunca, yeniden Yakubi-Süryani
veya Keldani kiliselerine gitmek istemediler.
1955
tarihinde Ermenilerin Mardin’den göçünden sonra şehirdeki yaşamlarına ait
izler Yakubi-Süryaniler tarafından planlı bir şekilde silinmeye çalışılır. Amaç
Mardin ve Ermeni kelimelerinin yan yana kullanmamak, hatta şehrin tarih
sayfalarından silmektir. Mardin’e gelen yayın basın mensupları sadece
Yakubi-Süryani din adamları ile karşılaşırlar ve onlar her tarihi eser hakkında
konuşurken onu Süryanileştirirler. Metropolit Hanna Dolapönü’nün yazdığı Mardin
tarihi şehri Süryanileştirir. Amaç Mardin tarihini, mimarisini ve kültürünü
kendilerine mal etmektir. 108 fotoğraf içeren 210 sayfalık Mardin
tarihinde Ermenilere ait bir tek ibare veya fotoğrafa rastlanmaz.
Bir
başka örnek ise, Mardin kalesinin bulunduğu dağın ve şehirdeki malikanelerin
kamuoyuna Yakubi-Süryani eseri diye tanıtılmasıdır. Oysa devlet salnamelerinde
dağın Ermenice adı Msis diye geçer. Malikanelerin Ermeni asıllı mimarları da
tarih sayfalarını doldurmakta, tapu kayıtlarına bakıldığında Ermenilere ait
oldukları anlaşılmaktadır.
Böylece,
Mardin’de Hristiyan olarak Yakubi-Süryani mutlak söz sahibi olur. Ermeni
kelimesi söylemek zorunda kalındığında ise Katolik veya Hrisityan kelimeleri
kullanılmaya özen gösterilir.
Aynı metopolitin 1972 yılında yayınlanan» Tarihte Mardin» adlı kitabı;
Mardin’deki manastır, kilise ve tarihi anıtlar tarihleri hakkında Türkçe
yazılan ilk kaynaktır. Ancak ciddi hiçbir kaynak gösterilmeden yazılmıştır. Bu
kitap daha sonraki yıllarda Mardin tarihini yazmak isteyecekler için asılsız
bir kaynak oluştururken tarihçiler arasında doğan çelişkiler de konuyu içinden
çıkılmayacak boyutlara vardırır.
Bir
örnek daha eklenilecek olursa; Hanna Dolapönü’nün kartal yuvası diye adlandırıp
yazdığı Mardin kalesinin eski kaynak ve şehir salnamelerinde» Masis dağı ve
kalesi” diye geçtiği görülmektedir.
Mardin
ve etrafındaki Yakubi-Süryani mabetlerin fermanlarına rastlanılmamıştır. Ancak
(zilliyeten) tasarruftan tapulaştırılmış olması mümkündür. Çünkü bu mabetler
genelde Ermenilerin eski dini olan Arevortiklere (Şemsi, Güneşoğulları) aittir.
Şemsilerin Süryanileşmesinden sonra mabetleri de kiliselere dönüştürülür.
Yakın
tarihte Mardin ve etrafındaki Hristiyan kiliseleri hakkında yazılan yazılar
Süryani-Yakubi keşişlerin duygusal ve keyfi ifadeleriyle yazılmıştır. Mabet ve
kiliselerin, ilmi ve tarihi biçimde araştırmalarına önemle ihtiyaç vardır.
Mardin şehri için devamlı slogan haline getirilmek istenen» minarede ezan,
Süryani kilisesinde çan» cümlesi pek çok unsurun beraber yaşadığı Mardin ve
Mardinliler için büyük haksızlıktır.
Günümüzde
Mardin ile ilgili yazılan, yayınlanan ve konuşulanlar bu şehirdeki Ermeni
izlerini silmek için verilen çabalardır. Son zamanlarda basın-yayın basın sık
sık Mardin tarihi ve mimari eserlerini Süryanilere mal etmekle gerçek olmayan
kaynaklar yaratmaktadır. Süryani propagandası yapan bu yayın basın
yetkililerinin yeterli bilgiye sahip olmadığı açıktır.
Mardin’de
Süryani görünümünde iki Ermeni aile kalmıştır. Turistlere otantik kalıntı gibi
gösterilmektedir. Türk ve Ermeni milliyetçileri kendilerine artık daha
inandırıcı düşmanlar bulmalı ve önyargılar bir tarafa bırakılmalıdır. Bunları
sizlere aktarırken boğazım düğümlenir gibi oluyor… Süryani toplum liderleri
tarafından zaman içerisinde sistemli şekilde Mardin’de anıtların kökleşmiş
Ermeni deyimleri sinsice ve sessizce değiştirilmiştir. Örnek verilecek olursa
Der- Zafaran, Deyrü’l Zafaran ismi ile değiştirilirdi. “Der” in Ermenice anlamı
rahiplerin evi demektir. “Mar” yerine Mor Mort ile değiştirildi. “Mar” ise
Ermenice bir kelimedir.
Kaynak: Kebikeç, yıl,2009, sayı 27, sayfa 99-15’ten ayrı basım
Akunq.net

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.