Eyüp Tatlıpınar / eyup.tatlipinar@aksam.com.tr
‘Türkiye’de Caz?’ adlı belgesel, İstanbul Caz Festivali
kapsamında 14 Temmuz’da izleyici karşısına çıkıyor.. . Macera 1920’lerde,
Ermeni kökenli Leon Avigdor’un Paris’te Sidney Bechet gibi isimlere denk
gelerek caza dair ilk tınıları duymasıyla başlıyor. Avigdor yurda dönünce
yanında getirdiği alto saksafonu öğrenmeye koyulur. Öğrendiğine kanaat
getirdiğinde bir Beyaz Rus piyanist, bir davulcu ve bir banjocuyla birlikte
‘Ronald’s’ adlı kuartetini kurar. 1933’e kadar İstanbul’un çeşitli kulüplerinde
caz icra eder Avigdor. Bir diğer kişi; yaptığı dans müziği Fransa’da çok meşhur
olmuş İstanbul doğumlu Gregor Kelekyan, Paris’ten İstanbul’a döndüğünde herkes
onu konuşmaya başlar. Yaptığı orkestra müziği içerisinde bazen ‘dixieland’
(hareket halindeki bando biçimi) tarzı caza dokunan performanslarda bulunur ve
izleyicilerini caza ısıtmaya başlar.. (Bir de Ermeni kökenli değil Ermeni
demeyi öğretebilsek: HYETERT)
***
Caz Türkiye’ye nasıl geldi? Ne zaman ABD’nin bir
propaganda aracıydı? 6-7 Eylül Olayları cazı neden etkiledi? Konservatuarlarda
neden yasaklandı? ‘Türkiye’de Caz?’ adlı belgesel, İstanbul Caz Festivali
kapsamında 14 Temmuz’da izleyici karşısına çıkıyor. Belgeselin yönetmeni Batu
Akyol’dan, cazla ilişkisini daha çok ‘caz yapma’ deyimiyle kurmuş bir
coğrafyada, bu müziğin inişli çıkışlı macerasını aktaralım.
Hafta arasında Alicia Keys konseriyle açılan ve 18 Temmuz’a
kadar gayet renkli bir programla sürecek olan İstanbul Caz Festivali bu yıl
20’nci yaşını kutluyor... 1973’ten beri düzenlenen İstanbul Müzik
Festivali’nde, ünlü cazcı Chick Corea’nın 1984’teki konserinin özel bir yeri
var. Atatürk Kültür Merkezi’nde o yılın 8 Temmuz’unda verilen konser büyük ilgi
görünce caz müziği sonraki yıllarda artan bir oranda festivalde yer almaya
başlar ve 1994’te başlı başına bir festival olarak düzenlenilmesine karar
verilir.
Eric Clapton, Sting, Lou Reed, Bryan Ferry, Massive
Attack, Björk, Dead Can Dance, Suzanne Vega, Patti Smith, Bobby McFerrin,
Yasmin Levy, Marcus Miller, Jan Garbarek, Herbie Hancock, Goran Bregoviç, Tori
Amos, Elvis Costello… ‘Kimler geldi kimler geçti listesi’ uzayıp gidiyor...
Festivalin, cazın Türkiye’deki dalgalı tarihinde keskin bir dönüm noktası
olduğunu söylemek yanlış olmaz.
TÜRKİYE’DE BİR İLK
Bu yıl festivalin çekici programına kapılıp konserler
arasında koştururken 14 Temmuz Pazar akşamı, saat 21.30’da İstanbul Modern’e de
uğramanızı öneririz. Yönetmenliğini Batu Akyol’un üstlendiği, ‘Türkiye’de Caz?’
adlı belgeselin ilk gösterimine davetlisiniz.
Belgesel, sinema filmi formatında çekilmesi ve kapsamının
genişliği bakımından Türkiye’de bir ilk. Akyol, çalışmasının hikâyesini şöyle
anlatıyor: “İlhan Mimaroğlu’nun 1950’lerin sonundaki ‘Caz Sanatı’ ve Cüneyt
Sermet’in 1990’lardaki ‘Cazın İçinden’ çalışmalarının en arka sayfalarında
gördüğüm birkaç sayfadan oluşan ‘Özet: Türkiye’de Caz’ sanırım bu içerik
üzerine çalışmam için ilk kıvılcımı yarattı. Sonrasında cazcı Önder Focan ve
ailesiyle yaptığımız sohbetlerde, bu araştırma ve incelemelerin, ne kadar uzun
süredir yapılmak istenen fakat kimsenin el sürmediği bir proje olarak kaldığını
fark ettim.”
CAZ BELGESELİ ‘ZOR ZANAAT’
Fark ettiği durumdan ‘görev’ çıkarıp belgeseli çekmeye
başladığında işinin pek kolay olmadığını görür. En önemli sıkıntı, şaşırtıcı
olmayan biçimde, arşivlerin yetersizliği… İşin şaşırtıcı yanıysa sözlü tarih
çalışması kısmında...
Belgeselde, Akyol’un yaklaşık 50 kişiyle yaptığı
röportajlar yer alıyor. Röportajlar sırasında karşılaştığı iki farklı zorluk
onun için sürpriz olmuş; insanlar kendileriyle ilgili bilgileri aktarırken ya
derin bir tevazu ya da fazlasıyla yükseklerde bir ego devreye giriyormuş. İkisi
arasındaki çalkantılı denizde kaybolmadan yolu bulmanın kolay olmadığını
söylüyor Akyol.
Belgeselini çekerken, tarihte saklı kalmış gerçekleri
ortaya çıkarmak gibi bir misyon üstlenmemiş Akyol. Niyetini özellikle
vurguluyor; varlığı bilinen gerçeklerin sosyal katmanlarda nasıl algılandığına
dair samimi bir yorumu dile getirmek...
İşin ‘yorum’ kısmını belgesele bırakıp burada; kendisine
yabancı gördüğü ‘yüksek’ kültürü ‘aşağılara’ i ndirmekte mahir bir coğrafyanın,
‘caz’ lafını ‘caz yapma’ kalıbında kullanmayı akıl etmiş bir kültürün, caz
müziğinin inişli çıkışlı macerasıyla imtihanını aktaralım. Akyol’dan aldığımız
belli başlı dönüm noktalarıyla...
İNİŞLİ ÇIKIŞLI BİR MACERA
Caz tarihsel bakımdan ABD’deki Afrikalılar’ın müziği
sıfatıyla ortaya çıksa da Türkiye’ye adım atmasının ne ABD’yle ne de Afrika’yla
ilgisi vardı... Zira İkinci Dünya Savaşı ertesine kadar ABD kültürü Türkiye’den
oldukça uzak sayılırdı. Cazın bu topraklara girişi Avrupa üzerinden
gerçekleşti; özellikle de Fransa’dan…
ERMENİ MÜZİSYENLER...
- Macera 1920’lerde, Ermeni kökenli Leon Avigdor’un
Paris’te Sidney Bechet gibi isimlere denk gelerek caza dair ilk tınıları
duymasıyla başlıyor. Avigdor yurda dönünce yanında getirdiği alto saksafonu
öğrenmeye koyulur. Öğrendiğine kanaat getirdiğinde bir Beyaz Rus piyanist, bir
davulcu ve bir banjocuyla birlikte ‘Ronald’s’ adlı kuartetini kurar. 1933’e
kadar İstanbul’un çeşitli kulüplerinde caz icra eder Avigdor.
FRANSA’DA MEŞHUR CAZCI
- Bir diğer kişi; yaptığı dans müziği Fransa’da çok
meşhur olmuş İstanbul doğumlu Gregor Kelekyan, Paris’ten İstanbul’a döndüğünde
herkes onu konuşmaya başlar. Yaptığı orkestra müziği içerisinde bazen
‘dixieland’ (hareket halindeki bando biçimi) tarzı caza dokunan performanslarda
bulunur ve izleyicilerini caza ısıtmaya başlar. Cazın Türkiye’de ilk adımları
daha çok Ermeni vatandaşların maharetiyle böylece atılmış olur.
- 1950’lerde açılan TRT radyo yayınları, radyo
emisyonları birçok müzisyenimizin tanınmasını hızlandırır.
ABD’NİN TANITIM ELÇİSİ
- 1956’da ABD’nin soğuk savaş döneminde tanıtım aracı
olarak kullandığı caz, Dizzie Gillespie’nin yorumuyla, Ankara ve İstanbul’da
düzenlenen konserlerle halka tanıtılır. Gillespie değil ama bazı ABD’li ‘caz
elçileri’ bu konserler için Türkiye’ye gelir.
- Konserler sırasında Hrant Lüsigyan, Muvaffak Falay gibi
isimler sahneye eşlikçi olarak çıkar ve ABD’li cazcıların beğenisini kazanır.
- 1956 ziyaretinin önemi, bu tanıtım sırasında Quincy
Jones’un da yardımıyla, Arif Mardin’in ABD’deki dünyaca ünlü Berklee Müzik
okuluna burslu olarak kabul edilmesinin sağlanmasıdır. Türkiye’den bu okula
kabul edilen ilk öğrenci olan Mardin’in açtığı yoldan pek çok kişi devam eder.
6-7 EYLÜL OLAYLARI CAZI DA VURDU
- 1955’teki 6-7 Eylül Olayları’nın ardından, özellikle
İstanbul’da yaşamakta olan Gayrimüslim vatandaşların büyük bir bölümü şehri
terk eder. Bunların arasında birçok caz müzisyeni de vardır. Bu değişimle
birlikte caz müzik piyasasında bir durgunluk yaşanır.
İLK CAZ KULÜBÜ, İLK CAZ DERGİSİ
- İstanbul’da ilk caz kulübünü harmonika ustası Hasan
Kocamaz, ‘306’ adıyla Bebek’te açar. İlk caz dergisi, Duygu Sağıroğlu
tarafından 1960’ta çıkarılır.
- 1960’tan itibaren ülkede yaşanan ihtilaller öncelikli
olarak eğlence hayatını engellediğinden müzik durma noktasına gelir.
YASAKLI YILLAR
- Yine 1960’larla birlikte arabesk müziği, Arap
filmlerinin müziklerine dublaj olarak girmesiyle yaygınlaşır. Cazın da imajı
değişmiştir artık; 1970’lerde de sürecek biçimde ‘ötekileştirilir’.
- Öte yandan kulüplerde icra edilmesi ve ‘pavyon müziği’
şeklinde algılanması nedeniyle ikinci bir ‘ötekileştirmeye’ maruz kalır ve
konservatuarlarda yasaklanır. Caz müzisyeni olmak isteyen ya usta-çırak
ilişkisini ya da yurtdışı eğitimi tercih eder.
EN SÖNÜK DÖNEM
- Cazın en sönük yılları olan 1970’lerde piyanist Emin
Fındıkoğlu, daha sonra pop müziğin duayenlerinden olacak Arto Tunç ve Onno Tunç
gibi iki isimle ve cazın devlerinden gitarist Neşet Ruacan ile bir topluluk
kurar. Taksim’deki ‘Fuaye’ ise o yılların tek caz kulübüdür.
- 1985’te Emin Fındıkoğlu’nun yönetiminde Türkiye’nin ilk
caz festivali düzenlenir; ‘Bilsak Caz Festivali. Festivaller dönemi böylece
başlamıştır.
ÜNİVERSİTEDE CAZ
- 1998’de caz eğitimi vermek için Müzik Bölümü
açılmasıyla birlikte şu an piyasada ‘bomba’ gibi esen caz müzisyenlerimizin
temeli atılır. Okulun icra bölümünün kapanmasıyla birlikte piyasada tekrar
icracı müzisyen yetiştirme eksikliği ortaya çıkar.
http://www.aksam.com.tr/ekler/cumartesi/90-yildir-caz-yapiyoruz/haber-222653

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.