Gayrimüslim malları bazen ünlü bir işadamının gaspıyla bazen kentsel
dönüşümle gündeme geliyor. Tarihçi Taner Akçam’a göre sistem bu malların imhası
üzerine kurulu, bugün Anadolu’da pek çok mal hukuken Ermenilere ait... 1915’te
ve sonrasında Ermeni mallarına nasıl el konduğunu, Ermeni meselesi konusunda
önemli çalışmalarıyla bilinen tarih profesörü Taner Akçam’la konuştuk.
Amerika’da Clark Üniversitesi’nde dersler veren Akçam, Ümit Kurt’la birlikte
yazdığı son kitabı Kanunların Ruhu - Emval-i Metruke Kanunlarında Soykırımın
İzini Sürmek’te tam da bu konuyu incelemişti.
***
Gayrimüslim malları bazen ünlü bir işadamının gaspıyla bazen kentsel
dönüşümle gündeme geliyor. Tarihçi Taner Akçam’a göre sistem bu malların imhası
üzerine kurulu, bugün Anadolu’da pek çok mal hukuken Ermenilere ait.
Mayıs ayında Taraf ’ta yayımlanan “Erdoğan Demirören cinayetle
suçlanıyor” haberi yalnızca ünlü bir iş insanının cinayete karışması ve daha
sonra öldürülen kişinin malını gaspetmesi iddiaları açısından çapıcı değildi. Aynı
zamanda bir gayrimüslimin bu ülkede nasıl canından ve malından olabileceğini ve
sonrasındaki hukuksuzlukları göstermesi açısından önemliydi. Zira öldürülen ve
malı gaspedilen kişi bir Rum’du. Geçtiğimiz günlerde ise Taraf ’ta ve Agos’ta
kentsel dönüşüm sürecinde gayrimüslim mallarının nasıl yıkıldığını ve tapu
meselesinin nasıl içinden çıkılmaz hâle getirildiğini okuduk. Bu haberler bir
kez daha gösterdi ki, yüzbinlerce gayrimüslimin bu topraklardan gönderilmesi,
öldürülmesi ve mallarının gaspı 1915’le sınırlı bir mesele değil. O evlerde o
acıların üstüne birileri oturmaya devam ettiği müddetçe, “imha” da devam ediyor
olacak.
1915’te ve sonrasında Ermeni mallarına nasıl el konduğunu, Ermeni
meselesi konusunda önemli çalışmalarıyla bilinen tarih profesörü Taner Akçam’la
konuştuk. Amerika’da Clark Üniversitesi’nde dersler veren Akçam, Ümit Kurt’la
birlikte yazdığı son kitabı Kanunların Ruhu - Emval-i Metruke Kanunlarında
Soykırımın İzini Sürmek’te tam da bu konuyu incelemişti.
Taraf ’ta Erdoğan Demirören haberini gördüğünüzde ne düşündünüz?
Şaşırdınız mı?
Fazla şaşırmadım. “Bu skandal, Türkiye’de, İttihatçılardan bu yana
yapılan bir uygulamanın, belki de bir suçla doğrudan bağlaşmış bir biçimi. Ama
bu ülkede Hıristiyanların mallarının yağmalanmasının öyle çok anormal bir
tarafı yok. Sistemin kendisi, Hıristiyanların mallarının resmi, gayrıresmi
imhası üzerine oturuyor zaten” diye düşündüm. Bu haber bir zihniyet dünyasının
devamını gösteriyordu. Ayrıca “Taraf yine yaptı yapacağını” dedim ve basının
hiçbir biçimde haberin üstüne gitmemesine gülümsedim.
1915’te Ermeniler tehcir edilirken, mallarıyla ilgili yasal bir
düzenleme yapılmış mıydı?
Yapılmıştı. İlk sistematik sürgünler mayıs ayında başladı. Sürülen
Ermenilerin mallarına nasıl el konulacağı da 30-31 mayısta Bakanlar Kurulu
kararıyla düzenlendi. 10 haziranda ayrıntılı bir tamim hazırlandı. Ve nihayet
26 Eylül 1915’te, 13 Eylül 1331 tarihli geçici kanun çıkartıldı. Bu kanun ve
kanunun uygulanmasıyla ilgili kararname tüm yağma eyleminin hukuki alt yapısını
oluşturdu.
Hukuken nasıl işliyor bu yağma sistemi?
Önce bölgelerde emval-i metruke (terkedilmiş mallar) komisyonları
kuruluyor. Burada amaç bir Ermeni’ye ilişkin ne kadar mal mülk varsa hepsinin
onun adına kayda geçirilmesi. Bir Ermeni’nin sürülmeden 15 gün - bazen bir ay
da oluyor buöncesine kadar yapmış olduğu bütün ticari işlemler iptal ediliyor.
Ne gibi ticari işlemler?
Mesela evini komşusuna satmış, “Sürüleceğini biliyordu. Sahte bir
şekilde malını garanti altına almak için bunu yaptı” diye iptal ediliyor o
satış. Sonra mallarla ilgili kayıtlar İl İdare Kurulu’na, oradan da mahkemeye
gidiyor. Ermenilerden alacakları olduklarını iddia edenler mahkemeye
başvuruyor. Mahkemenin bu konuda aldığı karara itiraz edilemiyor. Kanuna göre,
alacak-verecek işleminden sonra kalan miktar, gittikleri yerlerde Ermenilere
devredilecek.
Devrediliyor mu?
Hayır, hiçbir biçimde verilmiyor. Bana göre, bugüne kadar altından
kalkamadıkları en önemli problem bu. Türk hukuk sisteminde var olan çok büyük
bir çelişki bu. Eldeki kanunlara göre, malların karşılığının Ermenilere
verilmesi lazım ama verilmiyor ve üstüne yatılıyor. Şubat 1918’de artık her şey
bittikten sonra, Hükümet konuya ilişkin bir komisyon kuruyor ve bu komisyon bir
rapor hazırlıyor. Raporda, “Kanunen bu insanlara mallarının karşılığını
vereceğimizi söylemiş olmamıza rağmen bunlar verilmemiştir. Bu kanunsuz bir
durumdur” deniyor. Ne İttihat ve Terakki ne de Cumhuriyet döneminde
“Ermenilerin malları üzerindeki hakları bütünüyle ortadan kalkmıştır” ifadesi hiçbir
zaman kullanılmıyor. Ermenilerin haklarını kaybettikleri hiçbir yerde
söylenmiyor ve yazılmıyor.
Bu süreçte Ermeniler vatandaşlıktan çıkarılıyor mu?
Hayır. Türkiye’de Hıristiyanların mülksüzleştirilme süreci ile
Almanya’da Yahudilerin mülksüzleştirilme süreci arasındaki esas fark bu:
Almanya’da Yahudiler vatandaşlıktan çıkartıldılar ve mallar otomatik olarak
devlete kaldı. Bizde ise Ermenileri vatandaşlıktan çıkartmadıkları için
“Devlet, sahibi adına bunu işletecektir” dendi.
Devletin Ermenilerden kalan malları kullanmaya ilişkin bir stratejisi
var mı?
Gayet sistematik bir politikası var. Beş amaca yönelik kullanılıyor
mallar. Birinci amaç, dışarıdan gelen Müslüman göçmenlerin yerleştirilmesi.
Muhacirler, karşılık alınmadan bedava yerleştiriliyor Ermenilerden kalan
evlere. İkincisi İslam burjuvazisi oluşturmak. Bunun için Ermeni’den ele geçen
şirketler çok ucuz fiyatlarla Müslüman işletmecilere devrediliyor. Üçüncü
olarak, Ermeni mallarından elde edilen, gelirlerle savaş finanse ediliyor;
buğday, üzüm gibi tarım ürünleri ya da bunların satışından elde edilen gelir ve
önemli binalar orduya tahsis ediliyor. Ayrıca, Ermenilerin sevkıyatına ilişkin
hükümet harcamaları da Ermenilerin mallarından elde edilen gelirlerden
karşılanıyor. Son olarak da bazı büyük binalar çeşitli devlet ihtiyaçları için,
örneğin hastane, okul olarak kullanılıyor.
Peki devlet bu amaçlarını gerçekleştirebiliyor mu, yoksa yerelde işler
kontrolden çıkıyor ve bir yağma mı yaşanıyor?
Her ikisi birden. Örneğin mallar Emval-i Metruke komiteleri tarafından
hiçbir zaman yeteri ciddiyetle kayda geçirilmiyor. Bunun üzerine,
“yağmalamayın, etmeyin, yapmayın” türünden uyarılar gidiyor, daha sonra
heyetler yollanıyor bölgelere ve bunun da yetmediği aşamada yargılamalar
başlıyor.
Öyle mi?
Evet. İttihat Terakki üyeleri ve bürokratlar Anadolu’da kurulan
mahkemelerde yargılanıyorlar yolsuzluk ve suistimalden dolayı. Sonuç olarak
benim çıkardığım genel tablo şu, hükümetle yerel yöneticiler arasında
Ermenilerin sürülmesi ve imhası konusunda anlaşmazlık yok. Ama mallar tam bir
Yağma Hasan böreği olarak görülüyor. Devletin bu malı kendi istekleri
doğrultusunda kullanma arzusuyla yerel yöneticilerin yağmalama arzusu arasında
daima bir sürtüşme yaşanıyor.
Ermeni kızların yaşadığı büyük dram
Ermeni çocuklar “çocuk pazarı”ndan işgücü olmak üzere alınıyordu,
dediniz. Kız çocukları cinsel olarak istismar ediliyor muydu?
Genç kızlar evlenmek bahanesi ile alınıyordu. Özellikle bazı devlet
görevlilerinin yanlarında üç beş genç kız bulundurduklarını anılardan
anlıyoruz. Birçok durumda da genç Ermeni kızlar, ikinci, üçüncü hanım olarak
hareme alınıyorlar. Burada iyi niyetli aileleri dışarıda tutmak isterim.
Bu ailelerden, soykırım sonrası, sakladıkları çocukları götürüp
İngiliz makamlarına veya diğer otoritelere teslim edenler de var. Ama Ermeni
çocukların özellikle kızların yaşadıkları büyük bir dramdır.
Çocuklar malları için kapışıldı
Tehcir sırasında halk arasında, Ermenilere yardım edenler, çocukları
evlerine alanlar da var, değil mi?
Evet, Anadolu’da bir çok bölgede Ermeni çocuklarının alındığı,
hayatlarının kurtarıldığı söylenir. Doğrudur. Hakikaten bunu insani nedenlerle
yapanlar da vardı. Onları bir kenarda tutmak isterim. Ama 1915’in yaz aylarında
merkezden bölgelere bir karar gidiyor: “Herhangi bir çocuğu yanınıza alırsanız,
o çocuğun ailesinin bütün miras hakları size geçecektir” diye. Ve Anadolu’nun
bazı kasabalarında eşraf arasında, zengin Ermeni çocuklarını kapma yarışı
başlıyor. Ermeni çocukları evlerine alan ailelerin birçoğunun bunu ekonomik
kazanç amacıyla yaptığını söylemek yanlış olmaz. Hükümet, Ermeni çocuk alan
aileye belli bir miktar para da ödüyor.
O halde Ermeni çocukların Müslüman ailelere verilmesi bir devlet
politikası mı?
Evet, sistematik bir devlet politikası. Ermeni soykırımı bir tek
fiziki imha olarak yaşanmadı. Asimilasyon özellikle Ermeni çocukların
asimilasyonu ve bu arada Müslümanlaştırılması, soykırımın en önemli
ayaklarından biriydi. Sürgünler başlamadan bölgelere yollanan tamimlerde
tehcirle kaç Ermeni çocuğun ana-babasız kalabileceği bilgisi isteniyor.
Tehcirden sonra bu çocuklar özel yurtlara yerleştirilerek Müslümanlaşmaya tabi
tutuluyor. Burada belli bir yaş grubuna dikkat ediyorlar, bölgelere yollanan
telgraflarda da bu belirtiliyor; 4-12 yaş arası. Çünkü 4 yaşından küçüklerin
bakım problemi var; bakacak Müslüman aile bulunamıyorsa, öldürülüyor. 13 yaş
üzerindekiler de öldürülüyor, çünkü “Ermeniliklerini unutmazlar” deniyor.
Kızlar da özel emirlerle Müslüman erkeklerle zorla evlendiriliyor, ki 1948
Soykırım tanımındaki bir maddedir bu...
Ermeni aileler çocuklarını yetimhaneye mi bırakıyor, yanında götürmeyi
tercih ediyor?
Birçok durumda, yanlarında götürüyorlar. Yolda da dinlenme yerleri bir
nevi “çocuk pazarı”na dönüşüyor. Kimi aileler çocuklarını kurtulsunlar diye
vermek veya satmak zorunda kalıyor. Bu tür toplanma yerlerine yanında doktorla
gelen Müslümanlar bile var. Afedersiniz, hayvan seçer gibi, sıhhatli çocuk
seçiyorlar. Çeşitli amaçlarla alınıyor bu çocuklar. Elbette, iyi niyetli,
gerçekten yardımcı olmak isteyenler de var ama benim anılardan anladığım
kadarıyla, çoğu kişi bu çocukları basit bir iş gücü olarak görüyor. Yetişkin
erkek nüfusun savaş nedeniyle yokluğu, evde, tarlada çalıştıracak insana
ihtiyaç duyuruyor. Ermeni anılarında, çocukların Müslüman ailelerce alınması,
“kölelik” olarak tanımlanıyor. Gerçekten de çok zor şartlarda
çalıştırılıyorlar, hatta daha sonra satıldıkları da oluyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.