Mesut Hasan Benli
12 Eylül darbe davasına Genelkurmay Başkanlığı tarafından
gönderilen “ Türkiye ’ye Yönelik İç Tehdit” raporunda, Hıristiyan azınlıklara
ilişkin fişlemeler de yer alıyor. Ermenilerin ağır bir dille eleştirildiği
raporda, 1914 olaylarının “yasal ve haklı olduğu” savunuluyor. Raporda,
Rumların Ermenilerle işbirliği içinde oldukları savunulurken, ayrıca Süryani ve
Yahudilerin de dikkatle izlenmesi tavsiyesinde bulunuluyor.12 Eylül darbesinden 3 ay önce “çok gizli” ibaresiyle
hazırlanan ve Kenan Evren imzasıyla Haziran 1980 tarihinde tugay ve alay
komutanlıklarına gönderilen “Türkiye’ye Yönelik İç Tehdit” isimli raporda,
başta Ermeniler, Rumlar olmak üzere diğer Hıristiyan azınlıklara ilişkin ilginç
değerlendirmeler yer alıyor. Raporda, “Yıkıcı ve Bölücü Faaliyetler” bölümünde
Ermenilere ilişkin anlatımlara de yer veriliyor.
***
Darbecilerin 'İç Tehditler' raporunda Ermeniler mutlak
düşman olarak nitelendiriliyor. Ayrıca tehcirin de yasal ve haklı bir politika
olduğu savunuluyor.
Haber: Mesut Hasan Benli / Arşivi
12 Eylül darbe davasına Genelkurmay Başkanlığı tarafından
gönderilen “ Türkiye ’ye Yönelik İç Tehdit” raporunda, Hıristiyan azınlıklara
ilişkin fişlemeler de yer alıyor. Ermenilerin ağır bir dille eleştirildiği
raporda, 1914 olaylarının “yasal ve haklı olduğu” savunuluyor. Raporda,
Rumların Ermenilerle işbirliği içinde oldukları savunulurken, ayrıca Süryani ve
Yahudilerin de dikkatle izlenmesi tavsiyesinde bulunuluyor.
12 Eylül darbesinden 3 ay önce “çok gizli” ibaresiyle
hazırlanan ve Kenan Evren imzasıyla Haziran 1980 tarihinde tugay ve alay
komutanlıklarına gönderilen “Türkiye’ye Yönelik İç Tehdit” isimli raporda,
başta Ermeniler, Rumlar olmak üzere diğer Hıristiyan azınlıklara ilişkin ilginç
değerlendirmeler yer alıyor. Raporda, “Yıkıcı ve Bölücü Faaliyetler” bölümünde
Ermenilere ilişkin anlatımlara de yer veriliyor.
Düşüncesiz Ermeniler
Ermeni meselesinin tarihsel gelişiminin anlatıldığı
raporda, 1913 yılında sorunun tekrar gündeme geldiği aktarılarak şöyle
deniliyor: “1913’te Ermeni meselesi tekrar gündeme geldi. 1914-1915 yılında
Ermeni çeteleri doğu cephesinde devamlı olarak Ruslarla işbirliği halindedir.
Müslüman – Türk ahaliye saldırılar düzenlenmektedir. Bu şekilde başlayan
hareketler 1918 yılına kadar karşılıklı olarak devam etti. Ve Ermeni komitacılarının
düşüncesizlikleri ve Avrupa devletlerinin insanlık düşüncesinden yoksun anlayış
seviyeleri yüzünden binlerce günahsız sivilin karşılıksız ölümüne sebep oldu.”
1.5 milyon Ermeninin hayatını kaybettiği tehcir olayının
mevzuata uygun ve haklı olduğu da ifade edilen raporda, “Birinci Dünya
Savaşında Osmanlı ordusu Ermenilerin hıyanet ve cinayetlerinin yoğunlaşması
üzerine, bunların savaş bölgesi dışındaki yerlere nakledilme zorunluluğu
doğmuştur. Bu husustaki uygulama o zaman yürürlükte bulunan mevzuata tamamen
uygun olup, haklıdır da. Ayrıca bu dönemdeki Ermeni kayıpları bir buçuk milyon
değil 50-100 arasındadır. Bu dönemdeki Türk kayıpları ise çok daha fazladır. Ve
olaylar Türklerin olan Osmanlı İmparatorluğu’nda cereyan etmektedir” deniliyor.
Piyon suçlaması
Raporda “tehcirin yasal ve haklı olduğu” tespiti
yapıldıktan sonra, Türkiye’deki Ermeni faaliyetlerine ilişkin uyarılara yer
verilerek şöyle deniliyor: “Bugün de muhtemeldir ki atalarının Avrupa
devletlerinin siyasetine alet oldukları gerçeğini bir türlü kavramayan Ermeni
gençler, o dönemin kışkırtıcı yayınlarının da etkisinde kalarak aynı oyunun
günümüzdeki piyonları olarak gerçek suçlular yerine günahsız Türk
diplomatlarına saldırmakta ve Türkiye’de çeşitli terörist olaylara karışmaktadırlar.
Yurdumuzdaki Ermeni miktarı 45 bin İstanbul ’da, 15 bin kadar da Anadolu’da
olmak üzere 60 bin kadardır. Anadolu’daki Ermeniler Hatay, Mardin, Siirt ve
Urfa’da ikamet etmektedirler.”
Raporda İstanbul Ermeni Kilisesi mensuplarının
faaliyetleri de ‘sakıncalı’ bulunarak şu değerlendirmeler yapılıyor:
“Son yıllarda İstanbul Ermeni Kilisesi’nin mensuplarının
bir takım faaliyetleri yürüttükleri haber alınmaktadır. 1967 yılından itibaren
Doğu Anadolu’daki Ermeniler İstanbul’a göç etmeye başlamışlardır. Bundan Türk-
Yunan anlaşmazlığının ve Varto depreminin etkisi vardır. Bu yolla İstanbul’da
yoksul Ermeni çocukları Aramyan Uncuyan ve Anarat Hıgutyun okullarında
eğitilerek yetiştirilmektedirler. Bu göç esnasında İstanbul’daki Ermeni
Patrikhanesi bu insanların yoksulluğunu çeşitli vasıtalarla dünya kamuoyuna
iletmek suretiyle konuyu istismar etme gayreti içinde görülmüştür.
Patrikhanenin Ermenileri İstanbul’da toplayarak Ermeni varlığını devam etirmek
istedikleri değerlendirilmektedir. Patrikhanenin faaliyetleri meyanında;
yoksulların Kumkapı Meryem ana kilisesi müştemilatında barındırılmaları, küçük
çocukların yetimhanede yetiştirilmeleri, Ermeni okullarına kaydedilmeleri
gösterilebilir. Öte yandan, seçilen bazı öğrenciler Üsküdar Ruhban Okulu’na,
Kıbrıs’taki Ruhban Okulu’na ve yurt, dışındaki diğer ruhban okullarına
gönderilmektedirler. Ermeniler isimlerini Ermeniceye çevirmek için teşvik
edilmekte, cemaat içinde dayanışma çalışmaları arttırılmaktadır.”
‘KÜRTÇÜLERLE İŞBİRLİĞİ YAPIYORLAR’
Ermenilerin, yurtdışında özellikle Kürtçülerle işbirliği
halinde olduğu da savunulan raporda şöyle devam ediliyor: “1979 yılı
başlarında, yurtdışında bazı Ermenilerin özellikle Kürtçülerden pasaport satın
alma gayreti içinde bulundukları haber alınmıştır. Ermenilerin bu faaliyetlerinin
amacının örgütlenme veya Türkiye’de bazı cinayet veya sabotaj faaliyetlerine
katılma olabileceği kıymetlendirilmektedir. Ayrıca Suriye’de Filistinlilerle
işbirliği halinde kurbağa adam yetiştirdikleri, Türkiye’deki bazı deniz
tesislerine sabotaj düzenlemeye çalıştıkları hakkında haberler de alınmıştır.
Sırf intikam duygusu ile yurdumuzdaki anarşik olayları desteklemeleri ya da
bizzat düzenlenmeleri beklenilmelidir. Burada devletimize yönelik tarihi tehdit
tüm çıplaklığıyla görülmektedir.”
Rumlar hâlâ faal
Raporda “Yıkıcı Bölücü Faaliyetleri” başlığında Rumların
faaliyetleri de analiz ediliyor. Raporda, “Tarihi gerçekleri dikkate alan TBMM
hükümeti galip olarak savaşı kazanmanın avantajı ile Misak-ı Milli hudutları
içinde bulunan Rumları mübadeleye tabi tuttu. Ancak Fener Rum Patrikhanesi
varlığını sürdürdü. Megalo idea safsatası tarafından şartlandırılan ve
çoğunluğu İstanbul’da yaşayan Rumların çabalarının yoğunluk merkezinin bu
ideolojiye hizmet yönünde olması doğaldır” deniliyor.
Süryanilere dikkat
Raporda Yahudilerin de yurtiçinde sınırlı da olsa yıkıcı
faaliyetlerde bulunma ihtimalinin dikkate uzak tutulmaması gerektiğine işaret
ediliyor. Ancak Yahudilerden yakın bir gelecekte önemli bir tehdit
beklenilmediği vurgulanıyor. Raporda, Süryanilere ilişkin bir başlık da
bulunuyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 35 bin kadar Süryaninin yaşadığı ve bu
grubun yıkıcı bir tespiti bulunmadığına işaret edilerek şu uyarı yapılıyor:
“Bununla beraber bu azınlığın da olağanüstü durumlarda ulusal sorunlarımıza
karşı kayıtsızlık içinde bulunmaları beklenmelidir.”
http://www.radikal.com.tr/turkiye/ermeni_tehciri_hakli_suryanilere_dikkat-1141414
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.