“kırdıkaçdı oğlu karabit oğlu ve ohanis”, “taşci mardik
oğulları avadis ve serkis”, “parsih oğullarından mardiros”, “kelust oğlu serkis
tanil”, “ocaklı oğlu kirkor ve artin’den niyazi deveci unan oğlu yakop”, “çekem
mığdısı karabit”... size aşina, bildik, tanıdık geliyor mu bu isimler? sanmam
siz de benim gibi tanımazsınız bu kişileri, adlarını bile duymamışsınızdır. daha
yüzlercesi var! onların da adlarını saysam yine bildiğiniz birisi çıkmaz
içinden. gidip muhtarlığa sorsak kayıtlarını-kuyutlarını da bulamayız. bu
dünyada soylarını sürdüren birileri var mı onları da bilmek mümkün değil. ama
onlar bu topraklarda yaşadılar, mal mülk sahibi oldular ve sonra da yok
oldular. yalnız yok olmadılar, izleri de saklandı, yok edildi. ama güneşin
altında olan biten, yaşanan hiçbir şeyi sonsuza kadar gizlemek olanaklı değil. bir
yerden çıkıyor mutlaka. ama bu kendiliğinden olmuyor. birileri gerekli; arayan,
çaba gösteren, uğraşan. işte “sait çetinoğlu” onlardan birisi.
***
“yüz binlerce gayrimüslimin bu topraklardan gönderilmesi,
öldürülmesi ve mallarının gaspı 1915’le sınırlı değil. o evlerde o acıların
üstüne birileri oturmaya devam ettiği müddetçe, ‘imha’ da devam ediyor
olacak.”*
Mustafa Sütlaş /musutlas@gmail.com
Muğla - BİA Haber Merkezi 27 Temmuz 2013, Cumartesi 00:00
“kırdıkaçdı oğlu karabit oğlu ve ohanis”, “taşci mardik
oğulları avadis ve serkis”, “parsih oğullarından mardiros”, “kelust oğlu serkis
tanil”, “ocaklı oğlu kirkor ve artin’den niyazi deveci unan oğlu yakop”, “çekem
mığdısı karabit”...
size aşina, bildik, tanıdık geliyor mu bu isimler?
sanmam siz de benim gibi tanımazsınız bu kişileri,
adlarını bile duymamışsınızdır.
daha yüzlercesi var! onların da adlarını saysam yine
bildiğiniz birisi çıkmaz içinden.
gidip muhtarlığa sorsak kayıtlarını-kuyutlarını da
bulamayız.
bu dünyada soylarını sürdüren birileri var mı onları da
bilmek mümkün değil.
ama onlar bu topraklarda yaşadılar, mal mülk sahibi
oldular ve sonra da yok oldular.
yalnız yok olmadılar, izleri de saklandı, yok edildi.
ama güneşin altında olan biten, yaşanan hiçbir şeyi
sonsuza kadar gizlemek olanaklı değil.
bir yerden çıkıyor mutlaka. ama bu kendiliğinden olmuyor.
birileri gerekli; arayan, çaba gösteren, uğraşan.
işte “sait çetinoğlu” onlardan birisi.
iki duygu: “saygı” ve “utanç”
sevgili sait çetinoğlu’nu haksızlığın, hukuksuzluğun ve
insan hakları ihlâllerinin dile getirildiği toplantılarda tanıdım. bazen bir
masa etrafında oturduk konuştuk. pek çok benzer toplantıda olduğunu,
bildiklerini her yerde ve her fırsatta anlatıp, paylaştığını da biliyorum.
yılmaz bir aktivist, meraklı araştırmacı ve üretken bir yazar. buna karşın bir
karınca gibi çalışıp ortaya koyduğu yapıtları görmezden gelinen bir “bilge”
insan,
ürettiği her yeni yapıttan haberdar olunca ona yönelik
hissettiğim “saygı”nın, “onun gibi bir şeyler yapamadığım için” kendimden
duyduğum “utanç”la karıştığı bir insan.
pek çok başka kişiyle birlikte tam “36” sayfalık bir
liste göndermiş sevgili sait çetinoğlu...
bir de başında kısa bir yazı var bu listenin.
kim bilir kaç haftalık, aylık, yıllık bir çalışmanın
sonucu o liste.
yerel gazetelerin eski nüshalarındaki resmi ilanları
incelemiş tek tek ve kaydetmiş.
listede “malatya vilayeti”nde yaşamış, buradan kovalanmış
ya da öldürülmüş ermenilerin malları,
mülklerinin yerleri sıralanmış. listeler artık orada “olmadıkları” için
kendilerinden “devlet”e kalan malların satışı amacıyla verilmiş ilanlarda yer
alıyor.
ilanları verenler başında “malatya defterdarlığı”,
“malatya tapu müdürlüğü”, “malatya evkaf (vakıflar) müdürlüğü” yani “devlet”
geliyor. sonrasında “malatya belediye başkanlığı”, “malatya ticaret odası” ve
“malatya teşebbüsatı sınaiye türk anonim şirketi” gibi kuruluşlar var. bu
ermeni mallarının onların eline neden ve nasıl geçtiğini hepimiz biliyoruz, ama
bilmezden geliyoruz. ilanların yayın tarihleri 1930-31-32 yıllarını kapsıyor.
mülklerin içinde yalnız arsalar, araziler yok, evler, hanlar, hamamlar var.
taner akçam’ın söyledikleri
son günlerde taraf gazetesi’nde yayınlanan tuğba
tekerek’in ermeni soykırımı konusunda araştırmalar yapan tarihçi taner akçam’la
yaptığı şöyleşide anlatılanlar bu ilanların tam anlamını ortaya koyuyor.
yasal alt yapısı 1915’den başlayarak oluşturulan bir uygulama
bu. uygulamanın son noktası ise sait çetinoğlu’nun o listesinde yer alan
ilanların yayınlandığı tarihlerde konulmuş.
yine herkes biliyor: o tarihten sonraki bu mülklerin
sahiplerinin kimler olduğunu gösteren tapu kayıtları üzerinde 12 eylül darbesi’yle
birlikte gizlilik kaydı kondu ve ülke güvenliğini korumak amacıyla vatandaşın
incelemesine kapatıldı. bu karar sonraki yıllarda da yinelendi, dahası
kayıtların bir bölümü “genelkurmay”ca toplandı. yine de tüm bu bilgiler
yasaklama nedeniyle toplu halde görülemeyen tapu kayıtlarında var.
ama sevgili çetinoğlu’nun kaynağı gibi “sivil”
kaynaklarda da bu bilgiler yer alıyor.
adalet duygusu yok
bu listeyi gönderdiği “türkiye’nin müslüman (türk, kürt…)
burjuvazisinin kara tarihi - 1, malatya’da ermeni mallarını kim aldı?” başlıklı
kısa yazısında şöyle diyor ve aynı adlı bir kitap çalışması sürecinden söz
ediyor.
“son günlerde yapılan ermeni mezarlıkları, kiliseleri ve
vakıf mallarının talanına ilişkin bir çok yayında ermenilerin mallarına “yok
artık” dedirtecek derecedeki bu uygulamalara ses çıkarılmadığı gibi vakıflar
genel müdürlüğü gibi devletin organlarının da bu uygulamaların açıktan bir parçası olması karşısında, toplumda
adalet duygusunun yok olduğunun göstergesi olduğunu rahatlıkla söylemek
mümkündür.
ermeni toplumunun ortak mallarına yönelik dünyanın gözü
önünde gerçekleşen bu talanın yanında, vilayet gazetelerini tarayarak bir zamanlar kitap olarak tasarlamış olduğum
çalışmada, özel kişilerin mallarına yönelik “cumhuriyet” dönemi uygulamalarını
ve özel şahısların ellerinden alınan mülklerinin dağıtılmasının ermenilerin
yoğun olarak yaşadıkları illerdeki (adana, amasya, elazığ, diyarbakır, erzurum,
mardin, yozgat, konya, ordu, giresun, trabzon… gibi) ermeni mülklerinin devlet ve özel kişiler tarafından nasıl gasp edildiğinin
örnekleri verilerek ermeni mallarının
gaspının fotoğrafı okuyucularla paylaşılacaktı.”
kurumsal suç ortaklığı
çetinoğlu böyle bir kitabın basılması konusunda umudunu
yitirince çeşitli kişilerle kısım kısım paylaşmanın daha doğru olacağını
düşünmüş. bu yazı ve listeyi o yüzden
ilettiğini söylüyor ve sürdürüyor:
“okuyucu belgelerden müslüman-türk sermayesinin ve
siyasetinin temelindeki ermeni kaynağını yani ermeniler ölüm yolculuğuna
çıkarılarak onlardan gasp edilen mülk paylaşımını dolayısıyla burjuvazinin
elindeki kanı rahatlıkla gözlemleyecektir.
dönemin iktidar partisinden belediyesine, ticaret
odasından özel şirketlere-özel şahıslara ermeni malının dağıtılmasını, maliye
ve vakıflar idaresi eliyle müslüman sermayenin geliştirilmesi için yok pahasına
ermeni mülklerinin kiralanarak sermaye transferini ve 1915 soykırımında tesis
edilip günümüze uzanan suç ortaklığının kurumsallığını görecektir.
daha önce diyarbakır tebliğinde sormuştum;
diyarbakır’daki ermeni mallarını kim aldı? cevap alamamıştım. bu yazıda malatya
bölümünü paylaşarak soruyorum: malatya’daki ermeni mallarını kim aldı?
yine bir cevap alamayacağımı biliyorum ama devam edecek
olan yazılarımda da soracağım:
amasya’da, adana’da, elazığ’da… ve diğerlerinde.
bu adreslerdeki mülkler bugün kimlerin işgalinde?
okuyucu malatya’daki ermeni talanını gördüğünde “yok
artık !” diyecektir ama bu aysbergin görünen sadece küçük bir bölümüdür. okuyuculardan isteğim çalışmayı okunmaya
değer görürlerse dostlarıyla paylaşmalarıdır.
gerek söz konusu çalışma, gerekse bu mesaj ve orada
anlatılanlarla ilgili pek çok şey söylemek mümkün. olayın “vahimliği” yalnızca
bunların o zaman gerçekleşmesinden kaynaklanmıyor.
birkaç kişi ve yayın organı dışında şimdi yaşadığımız
suskunluk, özellikle de “hak yemeyi inancı gereği reddeden ve ‘günah’ sayan”
bir iktidar ve onun sorumlularınca da
benimsenmesi bu “vahameti” büyütüyor. dahası benzer bir durum söz konusu olsa
aynı şeylerin yaşanabileceği duygu ve düşüncesini uyandırıyor.
üzerlerine yazmalı hrant’a bu yıl yazdığım “açık
mektup”ta aynı olaydan söz edip, sıraladığım “talep ve öneriler”le ilgili
olarak, bugüne kadar tek bir satırın yazılmamış, tek bir sözün edilmemiş olması
da bence aynı tutumun bir uzantısı.
bu tutum ne yazık ki yalnızca bu ülkede başta ermeniler,
rumlar, museviler ve süryaniler ile, diğer tüm azınlıkları yok sayan ve
ötekileştirenlerce benimsenmiyor; bunun da ötesinde sanki onlardan yanaymış ve
haklarını savunuyormuş gibi görünen, hatta bunu zaman zaman yüksek sesle dile getirenlerce
de sıklıkla benimseniyor. olayın acı olan ve acıtan yanı ise bu aslında.
benzer bir amaçla yapılmış olan istanbul’daki ermeni
vakıflarının mülklerinin listelendiği bir de site var. siteleri oluşturan ve
yakından izleyen bir avuç ermeni, birkaç akademisyen ve aktivist dışında bu
siteden kaç kişinin haberi var, kaç kişi oraya bakıp kendisinin, yakınının ya
da komşusunun oturduğu binanın asıl sahibinin kim olduğunu öğreniyor, bu
yerlerde yaşanan ve bugün de sürdürülen, belki kendisi ya da yakınlarının en
azından geçmişi örterek katkıda bulunduğu
“inkâr, imha, soykırım ve talan”la yüzleşiyor bilmiyorum.
ama artık bunun olması için internet sitelerinin yeterli
olmadığını biliyorum.
gasp edilen tüm mülklerin üzerine onların gerçek
sahiplerinin isimlerini yazmanın zamanı geldi de geçiyor çoktan. belleğin
tümüyle “yitirileceği” son noktaya doğru yaklaşıyoruz.
işte o yüzden sahip olduğumuz “mal mülk” her aklımıza
geldiğinde ya da bir yerden yenisini edineceğimizde yazının başlığındaki
tekerlemeyi yinelemeyi öneriyorum:
“mal sahibi, mülk sahibi... hani bunun ilk sahibi?..” (ms/as)
*
http://www.taraf.com.tr/haber/cocuklar-mallari-icin-kapisildi.htm

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.