Khatchig Mouradian* / Radikal
Talat, 1915'ten sağ kurtulan bir ailenin oğlu...
Onunla ilk kez Diyarbakır’ın önce Ermenilere, sonra
Kürtlere yönelik- üst üste şiddet katmanları üzerinde yükselen Lice ilçesinde
tanıştım. Ankara ’daki bir konferansta konuşma yapmamdan bir gün önceydi. Ailesi,
bizi, sıcak bir hoş geldinle karşıladı. Ne de olsa, Talat’ın kısa süre önce
Müslüman ismini Armen’e çeviren ve Diyarbakır’da Ermenice kurslarına giden
erkek kardeşiyle arkadaştım. Eski tarz oturma odasındaki kanepede nutkum
tutulmuş halde ne kadar oturduğumu hatırlamıyorum, bu arada arkadaşlarımın
aileyle daldığı sohbet benim sessizliğimin yakışıksızlığını hafifletiyordu.
Talat’ın babası Hovsep, 1910’da Lice’nin bir Ermeni
köyünde doğmuştu. Beş yaşındayken, ailesi soykırımda katledilmişti, bir şekilde
canını kurtaran Hovsep’e bir Müslüman aile kol kanat germiş ve Bekir adını
vermişti.
Bekir, dini bütün bir Müslüman olarak yetişti, iki kere
Mekke’ye hacca gitti. Beş oğlu oldu, hatta birine Ermeni soykırımı dönemindeki
Osmanlı İçişleri Bakanı’nın, yani bu suçun beyni kabul edilen adamın adını
verdi: Talat.
Ve şimdi Armen’in kardeşi Talat, karşımda oturuyor ve
muhtemelen, birkaç dakikalık kısa sohbetin ardından niye sessizliğe gömüldüğümü
merak ediyordu.
Büyürken, bana, soykırımdan kurtulanın, büyük zorlukların
üstesinden gelmiş kişi olduğu öğretildi: Onlar katliam, hastalık ve açlığın
zehirli havasından kaçıp Sovyet Ermenistan’ı ya da yabancı ülkelerde oluşan
Ermeni cemaatleri içinde yaşamlarını yeniden kuranlardı. Hayatta kalanlarla
benim kuşağım genellikle aynı çatıyı paylaştı.
Ama çoğu benim gibi soykırımdan kurtulanların çocuğu ya
da torunu olan Türkiye ’deki yüzlerce ‘gizli Ermeni’ ile karşılaşmalarım, bu
tanımın ne kadar kifayetsiz olduğunu fark etmemi sağladı.
Zorla ya da ölümden kaçmak için İslam dinini benimsemek
durumunda kalan on binlerce Ermeni kadın ve çocuk da soykırımdan
kurtulanlardır. Onların çoğu, kaçabilen ve şimdi Ermenistan’daki ya da
diyasporadaki sevgili ninemiz ya da dedemiz olarak hatırladığımız kişilerin
kardeşleridir.vvv
Bizim gözümüzde birini Türk ya da Kürt yahut bazen Arap
ve bir diğerini, soykırımdan kurtulmuş Ermeni yapan kaderdi, daha da basitçe,
şanstı.
Bu ‘gizli Ermenilerin’ çoğu, diğerleriyle, yani ‘tescilli
Ermeniler’le tanışmaya can atardı. Hatta bazısı kimliklerini kanıtlayan
belgeler gösterme çabasına girip, ‘tescilliler’ nezdinde bir tür tasdik arardı.
Ama çoğu sadece bir kucaklama isterdi.
O gün Talat’ın yeğeninin oğlu, 2 yaşında ya var ya yok,
herkesin dikkatini üzerinde topladı. Koyu renkli, çok şey anlatan gözleri,
bana, Armen ile Talat’ı çağrıştırdı. Nasıl bir Türkiye’de büyüyeceğini merak
ettim. Bekir’e dönüşen büyük büyük babası Hovsep’in ve büyük amcaları Armen ile
Talat’ın kaderleri hakkında neleri öğreneceğini merak ettim. Çocuğuna ne isim
vereceğini merak ettim: Talat mı yoksa Zohrab mı?
O gün Talat’ı kucakladım. Talat da Kürt arkadaşımdan,
ikimizin fotoğrafını çekmesini istedi. “Elden ne gelir?” dedi. “Kan çekiyor.”
O akşam Ankara’ya gidecek uçağa yetişmek için
Diyarbakır’a döndük. Saatler sonra bir konuşma yapmam gerekiyordu ama elimde
sadece tamamlanmamış notlar vardı. Lakin endişeli değildim, ne söyleyeceğimi ve
bunu hangi dilde söyleyeceğimi çok iyi biliyordum.
O gece Ankara’da konuşmamı Türkçe kaleme aldım.
Yanlarında kaldığım iki arkadaşım, Bilgin ile Şebnem, hatasız bir dil
kullanmamı sağladı.
Ertesi sabah podyumdaki dinleyicinin karşısına
çıktığımda, büyükannemle büyükbabamı düşünüyordum. Ama en çok Talat’ı
düşünüyordum.
Yazarın notu: Talat’ın hikâyesi Ocak 2013’ten beri
zihnimde dönüp duruyor. Mayıs’ta bir grup arkadaşımla onu tekrar ziyaret
ettikten sonra oturup yazabilmeyi umuyordum ama tüm ortaya çıkarabildiğim
denemenin başlığı oldu. Nihayet, Lice’nin 28 Haziran’da uğradığı polis
şiddetine dair haberleri öğrenince, oturup yazabildim. Belki bir gün Türkiye, o
bölgedeki şiddet tarihinin katmanlarını keşfedecektir.
* ABD ’de yayımlanan haftalık gazete Armenian Weekly’nin
editörü
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.