Genelde
Süryani soykırımı deyince; ülkemizde aynı halka mensup olan Asur/Süryani
ve Arami/Süryani soykırımı bilinmektedir. Sanki Nasturiler ve Keldaniler
başka bir halkmış gibi algılanır ya da hiç bilinmez. Günümüz
Asuri/Süryani halkı kadim Asur, Kalde ve Babil uygarlıklarının mirasçısıdır. Bu gün
Turabdin (Mardin ve civarı) bölgesi halen en eski Hıristiyanlığın mirasçısı
durumundadır. Nasturilere
(Doğu Süryanileri, Asurlar) yönelik ilk katliamlar 1843-1846 yıllarında
yapılmıştır.
Bu kitlesel katliamlar, Cizre-Botan Miri Bedirhan ve Hakkari Miri
Nurullah tarafından Osmanlı’ya gözdağı vermek amacıyla yapılmıştır. Asurların,
Ruslar ve İngiliz’lerle iş birliği yaptıkları ”gerekçesiyle” imha eylemleri
dünya savaşı sırasında hiç bir engelle karşılaşmadan tüm halka yönelik
olmuştur.
Nurullah Bey,
Kürt ve Türk savaş güçlerinin de içinde yer aldığı bir askeri güçle Asurları
yendi ve patrikhaneyi ateşe verdi. Türk birliklerinin destek vermediği ve bunun
için de Nurullah Bey’in Bedir Han’a başvurmak zorunda kaldığı ikinci bir askeri
harekatta ise 10 bin Asur’un yaşamını yitirdiği çok sert anlar yaşanmıştır.
Bunu Osmanlı ordusu’nun Emir’e karşı daha çok da İngiltere ve Fransa ile
hesaplaşma mahiyetinde olan bir cezalandırma hareketi izlemiştir ve harekat
aynı günlerde Emir ile yapılan bir anlaşma ile sonuçlanmıştır.
Asurlar bu
tür katliamlarla köklerinden koparmaya çalışılırken, altta alta gerçekleşen
baskılara 1907’de İran topraklarında bir saldırı daha eklendi. Türk-İran sınır
savaşları bağlamında, Türk ve Kürt Birlikleri sadece Pers savaş güçlerini sınır
bölgesinden sürmekle kalmayıp ayrıca Pers’lerle işbirliği yapan Tergavar’ (Çok
sayıda Hıristiyan köyünün olduğu bölge) daki Asurlulara da saldırdılar. Hayatta
kalan Asurlar ise Urmiye’ye kaçtı.
Bu gün
unutulmuş olan bu ilk katliamlar ne kadar korkunç olsa da 1. Dünya savaşı’nda
yaşananlar bunları gölgede bırakmakla kalmayıp, bu gün Türkiye’nin güney
doğusunda ihmal edilmiş tarihi kalıntılardan ibaret Apostolik Doğu Asur
Kilisesi’ne bağlı tek bir kişinin bile kalmaması sonucunu doğurmuştur. Rus
Birliklerinin 1915’te İran’ın kuzey batısından çekilmesiyle sonraki beş ay
boyunca süren Türk-Kürt işgali süresince sayısız Hıristiyan’ın kılıçtan
geçirilmesine, sürülmesine ve kaçmasına sebeb olmuştur.
Gawar’lı Asur
erkekleri, Urmiye’de her şeyden yoksun bir şekilde hapsedilip, İsmail (Simko)
Ağa’nın Qalla köyü’nde “kılıçtan geçirildiler” . Dilman’daki 12 yaşından büyük
erkek çocukları katledilip, kadınlar Müslüman olmaya zorlanıp ve zorla
müslümanlarla evlendirilmişlerdir. Travma içindeki yetim ve öksüz çocuklar ise
Kürt ailelere verilmiştir. Rusya’ya ve Tebriz’e kaçanlar ise açlık ve
hastalıktan kırıldı.
İmha
eylemleri Keldaniler’i (çok önemli bir Metropolit olan Adda-i Şer’de
öldürülenler arasındaydı.), ortodoks Süryani Hıristiyanları ve nihayetinde
katolik ve protestanları da kapsıyordu. Dağlarda yaşayan yaklaşık 70 bin
Süryani, sonunda İran’daki tarafsız Urmiye’ye kaçıp kurtuldular. Halkın bir
kısmı Ruslar tarafından Kafkaslar’a götürüldü. Patrik Şemun ise Kürt önder
Simko tarafından Kürt gelenek ve törelerine aykırı bir şekilde 140 adamıyla
birlikte arkadan vurularak hunharca katledilmiştir. Kürtler’in
gerçekleştirdikleri sürekli saldırılar nedeniyle epeyce kayıplar veren halk,
İngilizlerin bulunduğu Hamadan’a doğru çekildi ve buradan Bakuba’ya
gönderildiler. 1918’de savaşın bitiminden sonra yurtlarına dönme çabaları ise
kanlı bir şekilde sonuçlandı.
Sevr’e
katılan Asur delegeleri, Asurlu Hıristiyanların güvenliğini güvence altına
almak amacıyla bir Asur devleti talebinde bulundular.
Ancak Sevr’de
görüşmelere katılan diplomatlar, savaş sırasında Asurlularla ittifak
yaptıklarını inkar ettiler. Bunun yerine Sevr antlaşması’na gelecekte
“Asur-Kıldanilerin güvenliği için” tam garanti sunması gereken bir otonom
Kürdistan’ın kurulmasını içeren 62.madde eklendi. Süryani halkı için Sevr
kurtuluş olmadığı gibi Lozan’da tanınan haklarından da günümüze değin
yararlandırılmadılar.
T.C.
kurulduktan sonra ilk eylemlerinden biri anayurdu Hakkari olan Süryanilere ( 1-28 Eylül 1924 ) “Nasturi
Ayaklanması’’ Tedip ve Tenkil yapmıştır.
Kemalist iktidar Batı Ermenistan “Ermenisizleştirildikten” sonra ilk hedefi
Nasturileri bastırmak oldu. Resmi tarih literatüründe “Nasturi ayaklanması”
12-18 Eylül 1924’de olan olay; özünde bir ayaklanma değildir. Kemalist
cumhuriyetin, Lozan’da tescil ettirdiği Misak-ı Milli sınırında homojenleşmek
için yaptığı “iç genişleme” harekatıdır. Nasturilerin Hakkari dışına sürülmesi
operasyonu içerde yapılan bir yeniden işgal, yerli Hıristiyanları
yurtsuzlaştırma ve sürgün politikalarının bir devamıdır. Harekata katılan ordu
birlikleri içinde Kürt subaylarda vardı. 18. Alayın içinde Azadi örgüt üyesi
olan yüzbaşı İhsan Nuri (ki, daha sonra Ağrı İsyanını başlatan Hoybun örgütünün
askeri kanadının komutanı)’ de vardı. Bu harekat sırasında 3 teğmen ve 350 Kürt
asker birlikleriyle firar edip 3-4 Eylül 1924’te TC.’ye karşı, Beytülşebab
isyanını başlatmıştır. Türk ordusunun sürdürdüğü askeri harekat sonucunda 12-18
Eylül arasında Nasturiler Hakkari dışına çekilmeye zorlandılar. Ne kadar insan
hayatı kaybedildiği bilinmemekle birlikte Tiyar vadisinden onlarca köyde
yaklaşık 20 bin Nasturi, Kürt aşiretlerinin de desteğiyle, yurtlarından
koparılarak Irak ve İran içlerine sürülmüşlerdir.
Trajedi
bitmedi devam ediyor; Asurların 1925 yılında Kanada’ya göç ettirilmesi
projesinin yanı sıra, umutsuz geri dönüş ve sınır geçme çabaları, ayrıca yer
yer medeniyetden uzak Habur Nehri havzasına yerleşmeleri gibi maceracı planlar,
başka katliamlara ve en sonunda da 1933’te Irak’taki Simele katliamına yol
açtı. Asurluları öldürmek Irak ordusunun ilk icraatı oldu. 7- Ağustos 1933’ten
itibaren Katolik, Yakubi ve barışçıl Asur erkeklerini bir araya toplayıp
katlettiler.
Gabriele
Yonan (Unutulan bir Holocoust) 1915/1916
yıllarındaki sadece Hakkari dağlık kesiminde katledilenlerin sayısını 20 ile 30
bin, Musul ve Dicle bölgesindekilerin
sayısını ise 45 bin olarak vermektedir.
Asurlular
1915-1924’e kadar en az 400 bin ile 500 bin arasında kurban verdikleri
iddiasına dayanarak taleplerinin dikkate alınması için Seyfo center (Süryani
soykırım merkezi) aracılığı ile dünyaya seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Kurbanların sayısını tam olarak saptamak mümkün değil elbette. Nasıl
hesaplanırsa hesaplansın, kurban sayısı en az 200 bin ile 300 binden aşağı
değildir. Bunu da o dönemde kilise vaftiz kayıtlarından anlıyoruz.
1915’ten
günümüze değin Süryaniler; katliamlar, baskılar, sindirme ve tek tipleştirme
politikaları yüzünden bu gün anayurdu Mezopotamya’da sayıları ne yazık ki üç
bin kalmıştır. Mezopotamyanın en kadim halkı son 6 yıldır ise Mor Gabriel
manastırının işgal edilmek istenilen topraklarıyla ilgili hukuk davası ile
durmaksızın vuruluyor. Üstelik, Mor Gabriel davası, diasporada soykırım
çalışmaları pazarlık konusu edilerek vuruluyor. Bir taşta iki kuş misali. Hem
ülke içi Süryanilerin elini kolunu bağla, hem Avrupada ve ABD’de yaşayan süryanilerin dillerini...
Bu
topraklarda başka soykırımlar yaşanmaması için geçmiş tarihimizle yüzleşmek
gerek. Tüm dünyaya karşı geçmişimizle ya yüzleşeceğiz ya da yüzsüzleşeceğiz.
ZEYNEP TOZDUMAN
Kaynakçalar:
1915 Ermeni
soykırımı Recep Maraşlı
Takibat,Tehcir
ve İmha Tessa Hofmann
Unutulan bir
Holocoust Gabriele Yonan
Bu yazımı 7
Ağustos 1933’de Irak’da soykırıma uğrayan
Süryanilere ithaf ediyorum.
zeynoege
[zeynoege@mynet.com]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.