Haydi şimdi barış zamanı. Tüm halkların kardeşliği için, barış ve kardeşlik zamanı. Kalplerimizin vicdanını görünür kılma zamanı. Bu toprakların ne dinci gençliğe ihtiyacı var. Ne de eli silahlı ülkücülere. İnsan olma zamanı, insanlık zamanı. Önemli olan, ne ölmek, ne de öldürmek. Yaşama, yaşatma ve yaşatmak zamanı. Halkların demokrat olma zamanı. Başkalaştırmadan, ötekileştirmeden, halkının yaşam standını yükseltme. Fikir ve düşünce hürriyetini, vicdanımızı insanların kalbine yerleştirme zamanı. Bu dünya hepimize yeter. Yeter ki o kardeşliği yakalayalım. Yaşayalım ve yaşatalım.
***
'Bana sağcılar cinayet
işliyor dedirtemezsiniz'
dedi.
'İti ite kırdıracaksın'
dedi.
'Vur de vuralım,
öl de ölelim'
dediler.
'Dinci gençlik
yetiştireceğiz'
dedi.
'Demokrasi bizim için,
bir araçtır'
dedi.
Bu topraklarda çok cinayetler işlendi, suikastler
yapıldı, sağcılar, solcular öldüler, öldürdüler. Aynı silahtan çıkan kurşunla,
sağcısı da öldü, solcusu da öldü, teröristi de öldü. Eline silah alıp öldürmek
için kullanan her kişi terörist değil midir?
Tüm bu insanlık dışı eylemler olurken, başbakanlık
koltuğunda oturup ülkeyi yöneten kişinin, tüm önlemleri alarak, bu ölümleri,
faili meçhul cinayetleri, askeri, polisi, jandarması, MİT'iyle durdurması
beklenirken niçin göz kapatılarak, kulaklarının üstüne yattılar, Adeta ülkede
kaos ortamı yaratarak darbeye davet çıkardılar. Acaba onlarında istedikleri bu
muydu?
Tüm bu ölümlere seyirci kalan, kışkırtan, darbeye giden
yollara çakıllar döşendi ve yolları açmak için niçin seyirci kaldılar. Veya
istedikleri buydu. Kimbilir...
Tüm bunları daha önce hisseden yazan gazeteciler,
yazarlar ise, darbe yapıldığı halde,
darbeye çağrı yapıyor diye mahkemelerde süründürdüler, bizzat darbeciler
tarafından.
Özel timler kuruldu, faili meçhul cinayetler işlendi.
Ülkenin demokrat insanları ile halk işkenceye tabi tutuldu. Failleri 33 sene
geçtiği halde bulunamadılar. Cumartesi anneleri her hafta Cumartesi günleri
Galatasaray'da nöbet tuttu, eşleri, babaları, oğulları, kızları için.
Öldürülenlerin mezarları bile yok, işkenceyle öldürüp hangi kör kuyuya attılar.
Aradan bunca sene geçmiş olmasına rağmen, darbecilerden kurtulun ülke, gelen
hükümetler tarafından da ortaya çıkarılmadı, çıkarılmak istenmedi. Bu
topraklara çok pahalıya mal oldu 1980 darbesi, zaten en kötü hükümetlerden bile
daha kötüsü yapılan darbelerdir.
Şeriat getirecek dediler, kaç kere kapandı bir dinci
parti ve kaç kez yeniden kuruldu, başka
isimlerle dinci parti. İçlerinden bir kısmı ayrılarak başka bir parti kurdu,
değiştim dedi, bu ülkeyi değiştireceğiz dedi, AB'ye yakınlaştı ve AB'yle işleri
yürütsün diye, bakanlık bile kurdular, ilk seneler çok iyi geçti, halkına umut
verdi, güçlendikçe AB'den adım adım uzaklaştı, halkına karşı, kendisini
eleştirenlere karşı, yazarlara, yayınevlerine karşı, Köşe yazarlarına karşı,
gazetecilere karşı, gazete patronlarına karşı adeta savaş açtı, kendisinden
taraf olmayanlara karşı acımasızca vergi getirdiler. İstemediği gazetecileri
gazetesinden kovdurdu.
Kaç kere kapandı bir Kürt partisi ve kaç kere tekrar
başka isimlerle açıldı. Ne ülkeye hükümet olanlar, ne de halk, ne dinci bir
partiyi anladılar, ne de bir Kürt partisinin isteklerini, dinlemediler,
anlamadılar, anlamak için çaba göstermediler.
Bu zamana gelene kadar kaç kişi öldü, öldürdüler, faili
meçhul kaldı hepsinin de.
Niçin ortaya çıkarmak için, devlet görevlileri,
görevlerini yerine getirmediler. Savcılar harekete geçmedi.
Haydi şimdi barış zamanı. Tüm halkların kardeşliği için,
barış ve kardeşlik zamanı. Kalplerimizin vicdanını görünür kılma zamanı.
Bu toprakların ne dinci gençliğe ihtiyacı var. Ne de eli
silahlı ülkücülere. İnsan olma zamanı, insanlık zamanı. Önemli olan, ne ölmek,
ne de öldürmek. Yaşama, yaşatma ve yaşatmak zamanı. Halkların demokrat olma
zamanı. Başkalaştırmadan, ötekileştirmeden, halkının yaşam standını yükseltme. Fikir
ve düşünce hürriyetini, vicdanımızı insanların kalbine yerleştirme zamanı.
Bu dünya hepimize yeter. Yeter ki o kardeşliği
yakalayalım. Yaşayalım ve yaşatalım.
Ohannes Conkar / Resim : Kendi objektifimden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.