Yetvart Danzikyan
/ yetvartd@ttmail.com
Evet azınlık
vakıflarına mülkler iade ediliyor ancak ülkenin dört bir yanından sonuçsuz
dava, "fethedilen" kilise, kentsel dönüşüm kurbanı tarihi miras haberleri
geliyor. “Azınlık vakıflarına şu ana kadar 2,5 milyar
dolarlık gayrimenkul iade ettik..” Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde
iftar konuşmalarından birinde söylediği bir cümleydi bu. Sizi bilmem ama
duyunca biraz huzursuz oluyor insan doğrusu. Evet elbette ki AKP döneminde,
cumhuriyet dönemine kıyasla azınlık vakıfları konusunda hayli olumlu gelişmeler
olmuştur ancak doğrusunu isterseniz “2,5 milyar dolarlık mülk iade ettik”
cümlesi de pek uygun kaçmamıştır. Öncelikle davalar hiç de sanıldığı kadar
pürüzsüz ilerlemiyor, vakıf avukatları el konulan mülklerin cemaate ait
olduğunu ispatlamak için bin bir dereden belge bulup getirmek mecburiyetinde
bırakılıyorlar. Ve bütün bunlara rağmen çoğu zaman yine de görünmez, ya da
aslında pekala görünür bir duvara çarpıyorlar.
Beri yandan rakam telaffuz
etmenin pek olgunca kaçmadığı da ortada. “Şu kadarlık malınızı iade ettik”
cümlesinde, takdir edersiniz ki sanki mal bağışlanıyormuş gibi bir eda var.
Neyse hadi bu son söylediğim diyelim ki subjektif bir algı olsun. Gerçekte ne
yaşanmakta vakıf malları konusunda? Neyse ki Agos’tan Rober Koptaş hızla bir
döküm yaptı bu haftaki gazetede ve yaşananları madde madde sıraladı. İznine
sığınarak yazısından bir bölümü buraya aktarıyorum:
“-İşin teknik
boyutunda ilk vurgulamamız gereken, bugüne kadar azınlık mülklerinin iadesiyle
ilgili yasal düzenlemelerin, bazı çok büyük sorun alanlarına hiç dokunmamış
olması. Bu sorun alanlarını, kabaca, İstanbul dışındaki binlerce okul ve kilise
ile bunlara bağlı ortak cemaat mülklerinin yanı sıra 1915 ve sonrasında
yurdundan ayrılmak zorunda kalan Hıristiyanların özel mülkleri olarak
tanımlayabiliriz.
-Yani mevcut
düzenlemeler, Anadolu’daki sayıları binleri bulan Ermeni, Rum, Süryani, Keldani
ve diğer gruplara ait okul ve kiliselerin iadesiyle ilgili hiçbir söz
söylemiyor. Ayrıca, yine yasa ve uygulamalar, gerçek şahısların sahip olduğu,
ev, bağ, bahçe, işyeri gibi mülklerin gaspına dair de hiçbir iade koşulu
öngörmüyor. Meseleyi buradan ele alırsak, hangi hesaba dayanarak ‘2,5 milyar
dolarlık gayrimenkulü iade ettik’ dediğini bilemediğimiz Başbakan’ın verdiği
rakamın devede kulak olduğunu anlarız.
-Buna paralel
olarak, AK Parti döneminde gerçekleştirilen ve sürekli propagandası yapılan
düzenlemeler çok sınırlı bir alanı kapsıyor. Mesela, bir Ermeni vakfına ait
olan, ancak daha sonra adil olmayan mahkeme kararlarıyla üçüncü şahıslara geçen
mülklere dair hiçbir telafi adımı atılmıyor. (...)
-Yasal
düzenlemelerin kapsamı çok sınırlı olmasına rağmen, azınlık vakıfların
hazırladığı dosyaların önemli bir kısmı reddediliyor. En iyi ihtimalle,
başvuruların yüzde 25’ine olumlu cevap verileceği tahmin ediliyor. Yargı yoluna
gidilen mülklerin akıbeti ise belirsiz.
-2011’den
sonra azınlık vakıflarının yaptığı 1542 iade başvurusuna verilen yanıtlar
şöyle: 253 iade, 829 ret, 460 değerlendiriliyor, 18 tazminat. Yani, Kararname
ilk yayımlandığında Agos’un ‘Vakıf talanına eksik telafi’ manşetiyle
duyurduğunu doğrular şekilde, gaspın sadece yüzde 16’sı telafi ediliyor.
-Vakıf
yöneticileri, yaptıkları başvuruları hazırlarken, bürokrasinin koridorlarında
hâlâ türlü zorluklarla, ayrımcı uygulamalarla karşılaşıyor.”
Rober
Koptaş'ın yazısının en çarpıcı kısımları böyle. Tabii meselemiz burada
bitmiyor. (Bu konuda detaylı bir döküm için yine Agos’tan Uygar Gültekin’in şu
haberine bakılabilir: “Çok afedersiniz yanlış hesap”
http://www.agos.com.tr/haber.php?seo=cok-affedersiniz-yanlis-hesap&haberid=5428)
Zira Erdoğan bunları söylerken ülkenin dört bir yanından ilginç haberler
geliyordu. Onları da bir sıralayalım isterseniz.
Geçtiğimiz
günlerde Trabzon’daki Aya Sofya müzesi ibadete açıldı mesela. 1200’lü yıllarda
inşa edilen ve Bizans mimarisinin önemli eserlerinden biri olan kilise, müze
olarak yurtdışından epeyce turist de çekmekteydi. Bu kilise/müzenin ibadete
açılması şart mıydı sorusu var öncelikle zihnimizde. Tam da burada geçtiğimiz
günlerde olup biteni yerinde görmek için Trabzon’a giden Taraf yazarı Amberin
Zaman’ın gözlemlerine yer verelim:
“Geniş bir
alanı kaplayan halı, kilisenin en önemli özellikleri arasında anılan yer
mozaiklerini gizliyor. (...) Ana kubbedeki fresklerin üzerine çadır
gerilmesiyle birlikte yabancı turistleri getiren acenteler iptallere başlamış
bile. (...) Kilisenin müze sıfatını yitirmesiyle birlikte artık bekçi de
kalmamış. Bahçede bulunan envaiçeşit antik heykel, mezar taşını çalmak artık
gayet kolay olsa gerek. Turistler de artık fresklerin fotoğraflarını çekerken
fresklerin en büyük düşmanı sayılan flaşlarını patlatabiliyorlar. Aya Sofya’nın
Vakıflar’a iadesini onaylayan mahkeme kararını bozmak üzere geçtiğimiz günlerde
bir dizi STK ve vatandaş karşı dava açtı. Bunlardan biri de kilisenin bulunduğu
Fatih Mahallesi muhtarı Zeki Bakar. ‘Trabzon’da bu kadar cami varken bu karara
ne lüzum vardı”’diye soruyor. Ve ekliyor: ‘Bizim mahallede iki tane cami var,
onlar dahi doğru dürüst cemaat toplayamıyor. Anlamak mümkün değil.”
Amberin
Zaman’ın gözlemleri böyle. Evet anlamak mümkün değil. Bir yandan da aslında
mümkün. Belli ki işte bir kilise daha camileştirildi, fetih ruhu devam etti.
Dolayısıyla –ve maalesef- anlamayacak çok bir şey yok.
Yine tam da
bu günlerde gelen haberlere kulak kabartmayı sürdürelim. Sirkeci’deki
Sanasaryan Han mesela. Han cemaatin itirazlarına rağmen Vakıflar Genel
Müdürlüğü tarafından 20 yıllığına kiraya verildi. Ermeni Patrikhanesi
avukatlarından Ali Eybeloğlu Sanasaryan Han’ın kuruluş amacının fakir ve yetim
Ermeni çocukların eğitim, barınma ve beslenme ihtiyaçlarının giderilmesi
olduğuna dikkat çekiyor. Eybeloğlu taşınmazın 1935 yılında Patrikhane’nin
elinden alındığını ve amacı dışında kullanılmaya başlandığı söylüyor.
Patrikhane avukatarının açıklamasında şöyle deniyor:
“İnanıyoruz
ki, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, yasal dayanağı olmayan, kanun tanımaz
işlemleri yargı kararları ile ortadan kalkacaktır. Genel Müdürlüğün, hayır
amacıyla vakfedilen bir hanı ticari amaçla kiraya verme teşebbüsü vicdanları
sızlatmıştır. Adalete ve hukukun üstünlüğüne olan inanç ve bağlılığımız
ışığında, kamuoyuna saygı ile duyurulur.”
Son dönemin
vakaları bunlarla da bitmiyor. Şöyle bir hafızamızı yokladığımızda Muş’ta TOKİ
inşaatı için yıkınan tarihi Ermeni evleri, Tekirdağ Malkara’da eğlence
kompleksine çevrilen eski Ermeni mezarlığı ilk akla gelenlerden. Son olarak dün
gazetelere düşen bir haberle bitirelim isterseniz. Bu sefer davanın konusu
Süryaniler.1979’da kamulaştırılan Mardin’deki Süryani Patrikhanesi’ne ait
binaya ilişkin davayı Anayasa Mahkemesi reddetmiş. Radikal’den Mesut Hasan
Benli’nin haberine kulak verelim.
“Mardin
Süryani Katolik Kilisesi’nin, ‘kamulaştırılarak müze olarak kullanılan bölümü’
için verdiği hukuk savaşı sonuçsuz kaldı. Süryaniler, ‘din adamlarının inzivaya
çekildiği, kilise korosunun bulunduğu’ bölümün kendilerine verilmesi için
açtığı davalarda sonuç alamayınca, son olarak Anayasa Mahkemesi’ne (AYM)
başvurmuştu. AYM de başvuruyu reddetti.”
Yerimiz dar o
yüzden örnekleri sınırlı tutuyorum. Evet bir yandan bir lütufmuşcasına iade
edilen mülkler, bir yandan sonuçsuz kalan davalar, bir yandan sesini
çıkaramayan cemaatlerin kültürel varlıklarının yeniden fethedilmesi, bir yandan
da gözü kültürel-tarihi miras dahil hiçbir şey görmeyen inşaat-rant hamlesi
birarada yürüyor. Dolayısıyla “nankörsünüz, nankör” eleştirilerine –ki, oldu
bu- kulak asmadan, ve bunun da aslında bir “hiyerarşi”ye işaret ettiğini akılda
tutarak, perdenin sadece önüne değil arkasına da bakmak mecburiyetindeyiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.