İnsan hakları,demokrasi ve serbest piyasa kurumlarının
oturduğu hep özlediğimiz liberal demokratik bir rejim mi? Yoksa eski düzenin
sadece aktörlerinin yer değiştirdiği yine demokrasi-dışı bürokratik güçlerin
egemenliğini sürdürdüğü,hür ve adil seçimlerin sadece göstermelik yapıldığı
yeni bir vesayet rejimi mi? Ben de bundan böyle Al-Monitor okurlarına günümüz
Türkiyesi’nin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla her hafta anlatacağım. Bugünü
anlamak için önce düne bakalım.Dünden bugüne Türkiye’nin nereye gittiğini anlamaya
çalışalım… Dindarlara, Kürtlere, Alevilere, Hıristiyanlara ve
Yahudilere “ikinci sınıf yurttaş” gözüyle bakan ve yeri geldiğinde de bu
kesimlere zulmeden o totaliter rejimin tarihe karışması Türkiye’nin büyük
çoğunluğunu memnun etti.
Eski rejim döneminde Türk devletinin “ideal vatandaş”
tanımı madde madde sıralarsak şuydu:
1.Laik/seküler bir yaşam tarzına sahip olunacak
2.Sünni olunacak
3.Türk olunacak
ABD’deki WASP (White Anglo-Saxon Protestan) kimliğine
benzer bir LAST(Laik-Sünni-Türk) kimliğiydi
bu.Kemalist ideolojiye göre Türk vatanı bu ideal kimliğe sahip vatandaşlardan
oluşmalıydı. Eski rejimin devleti ve özellikle de ordusu bu kimliğe sahip
olmayanları LAST kimlik formuna dönüştürmek için asimilasyon politikaları
uygulayan bir yapıdaydı.Yani bu Kemalist projeye göre Sünni-dindarlar
laikleştirilecek, Aleviler Sünnileştirilecek, Müslüman-olmayanlar
Müslümanlaştırılacak ve Türk-olmayanlar da Türkleştirilecekti…
Bu kesimler kendi istekleriyle asimile olurlarsa Türk
devleti çok memnun oluyordu.Fakat “Kimliğimi değiştirmem” diyenler Kemalist
rejim tarafından dövüle dövüle yola getiriliyordu…
Haliyle insanların kimliklerini zorla dönüştürme
iddiasında olan bu rejim totaliter bir rejimdi.Türkiye’nin bugün hala çok
konuştuğumuz birçok meselesini bu korkunç rejim yarattı…
Türkiye’nin Türklerden sonra en geniş nüfusa sahip kesimi
Kürtler http://en.wikipedia.org/wiki/Kurds_in_Turkey bu baskıcı asimilasyon
politikalarına haklı olarak direndiler…Türkiye’nin Kürt meselesi buradan
doğdu.Türk devleti Kürtçe konuşmayı dahi yasakladı.Kürtçe şarkı söylemek
yasaktı.Kürtçe yazmak yasaktı.Kürtçe kitap, gazete ve dergi çıkarmak yasaktı. Kürtlerin
çoğunluk olduğu şehirlerin ve kasabaların orjinal isimleri
Türkleştirildi.Kürtlerin hafızası formatlanmak istendi.Kendi kimliğini inkar
eden,asimile olmayı kabul etmiş Kürtler devletin her kademesine
gelebilirdi.(Örn: http://en.wikipedia.org/wiki/Hikmet_Çetin) Fakat Kürt
kimliğine sahip çıkan,Kürt olmaktan utanmayanlara kamusal alan yasaktı.Böyle
tip Kürtlerin eski Kemalist rejimde gördükleri tek muamele ezilmek ve
dışlanmaktı.
Türkiye’nin hala çoğunluğunu oluşturan Sünni-dindarlar da
bu zorla laikleştirme/sekülerizasyon politikalarına direndi…Türkiye’nin İslam
meselesi buradan doğdu.Eski rejimin en nefret ettiği sembollerden biri
başörtüsüydü. (http://www.refworld.org/cgi-bin/texis/vtx/rwmain?page=country&category=&publisher=IRBC&type=&coi=TUR&rid=&docid=4885a91a8&skip=0)
Başörtülü kadınların öğrenci olması bile
yasaktı.Üniversitelerde ve devlet ofislerinde başörtüsü takmak tamamen yasaktı. (http://news.bbc.co.uk/2/hi/in_depth/world/2002/islamic_world/2144316.stm)
Türk ordusu içinde eğer bir askerin eşi yada kız kardeşi yada annesi başörtüsü
takıyorsa o an ordudan kovuluyordu. Kovulduktan sonra mahkemeye gitme hakkı
bile yoktu.Türk ordusu içinde askerlere verilen emirlerde birbirilerini ihbar
etmeleri söyleniyordu.Eğer bir Türk askeri başka bir meslektaşının gizli gizli
namaz kıldığını yada eşinin askeri karargah dışında gizlice örtündüğünü görürse
hemen bunu belgeleyip ihbar edecekti.Böyle bir şekilde meslektaşının “İslami
yaşam tarzı”na sahip olduğunu kanıtlayan Türk askeri ödüllendiriliyordu.Dindar
olduğu “kanıtlanan” o kişi ise anında ordudan atılıyordu.Dahası özellikle 28
Şubat darbesi döneminde ordudan atılan askerlerin özel sektörde ve yerel
belediyelerde bile iş bulması sakıncalı bulunuyordu.Türk ordusu,işinden ettiği
dindar askerlere iş veren belediyeleri ve firmaları sert dille uyarıyordu.Eski
rejim döneminde adeta dindarların tüm hayatı bitirilmek isteniyordu…
Türkiye’nin dinsel açıdan en büyük azınlığı Aleviler
http://en.wikipedia.org/wiki/Alevis de Türk devletinin zorla Sünnileştirme
politikalarına direndiler…Türkiye’nin Alevi meselesi buradan doğdu.Alevilerin
çoğunluğu laik bir yaşam tarzına sahipti.Dolayısıyla Türk devletinin istediği
ideal yaşam tarzı buydu.Fakat Alevilere yönelik sevgisizlik ve güvensizlik
Kemalisr rejime Osmanlı’da miras kalmıştı.Osmanlı Türkiyesi’nde de Aleviler hep
“sapkın” ve “isyankar” görüldü.
http://en.wikipedia.org/wiki/Ottoman_persecution_of_Alevis
Eğer başları ezilmezse her an devlete
başkaldırabilirlerdi.Osmanlı’dan Kemalist Cumhuriyet’e miras kalan zihniyet
buydu.Cumhuriyet de ilk olarak Alevilerin din adamlarına baskı kurdu.Alevilerin
din büyüğü anlamına gelen “Dedelik” makamını yasakladı.Ardından 1938 Dersim
katliamıyla http://en.wikipedia.org/wiki/Dersim_Massacre o bölgedeki Alevi
nüfus nerdeyse tamamen yok edilmek istendi.1960’lardan sonra Alevilerin sol
hareketlerde aktif hale gelmesi Türk devletinin “komünizm tehlikesi” paranoyasıyla
birleşti. Her Alevi yurttaşa potansiyel “komünist” gözüyle bakıldı ve
ezildiler.1970’lerde Kemalist rejimin “Stay Behind” yapılanmasının
http://en.wikipedia.org/wiki/Deep_state
organize ettiği üç Alevi katliamı yaşandı.Çorum,Malatya
ve Maraş katliamları.Aynı şekilde 1990’ların başında da iki katliam daha
yaşandı.Sivas ve Gazi katliamları…Türk derin devletinin bu katliamlarda iki
amacı vardı.Birincisi her zaman potansiyel tehdit olarak görülen Alevileri
sindirmek.İkinci olarak da bu katliamları Sünniler işliyor gibi göstererek bir
Alevi-Sünni çatışma ortamı yaratarak kendi gücünü konsolide etmek.Batı
medyasında bile o zaman yanlış biçimde bu haberler yapılmıştı.
http://www.nytimes.com/1993/07/03/world/40-killed-in-a-turkish-hotel-set-afire-by-muslim-militants.html
Çünkü Kemalist rejimin başka türlü ayakta durması mümkün
değildi…Nitekim Kemalist rejim 70’lerde “komünizm”i baş tehlike görürken ve her
Alevi yurttaşı da “Potansiyel komünist” diye damgalarken dindarları Alevilere
karşı örgütlüyordu.90’larda ise “İslamcılık” baş tehlike görüldü ve bu sefer de
özellikle 28 Şubat darbe sürecinde Alevilere Sünni-dindarlara karşı
örgütlendi…Bu Kemalist rejimin temel stratejisiydi…
Türkiye’nin Müslüman-olmayan yurttaşlarının ise bu zalim
rejime direnecek bir gücü artık kalmamıştı.Türkiye’nin son 100 yılında sistemli
bir etnik temizlik yaşandı Anadolu coğrafyasında.Kemalistlerin akıl hocası olan
İttihatçılar(İttihat ve Terakki Partisi)
http://en.wikipedia.org/wiki/İttihat_ve_Terakki
Cumhuriyetin ilanından 8 yıl önce Ermenileri topluca
katlederek bu kapsamlı etnik temizlik operasyonunu başlattı.Cumhuriyetin
ilanından sonra da Kemalist rejim bunu devam ettirdi.1934 Trakya olaylarında
Yahudiler sürüldü.1942 Varlık Vergisi olayında Müslüman-olmayanların nerdeyse tüm
mallarına el kondu.1955 6-7 Eylül olaylarında özellikle Rumlara yönelik şiddet
eylemlerine devlet izin verdi.Bu tür birçok utanç verici eylemin ardından şu an
Türkiye’de çok çok kısıtlı bir Müslüman-olmayan nüfus kaldı…Fakat Ermeni
Soykırımı
http://en.wikipedia.org/wiki/Armenian_Genocide
adı verilen 1915’deki toplu katliamlardan ötürü hala
Türkiye’nin en önemli dış meselesi Ermeni meselesidir…
Çoğunluğu eski rejimden kalma olan Türk diplomatlarının
çoğunluğunun temel işi hala budur.Eski rejimin Kemalist diplomat sınıfı hala
1915’de yaşanan iğrenç cinayetleri yani “Büyük Felaket”i inkar eden utanç
verici tutumlar içindedir.
http://www.flash-bulletin.de/2000/eSeptember17.htm
Maalesef Al-Monitor’da da sözde yeni atanacak İslamcı
diplomatları (11 yıllık AK Parti iktidarına rağmen Türkiye’de bir tane bile
İslamcı diplomat atanmamıştır.Yazar, Al-Monitor okurlarını yanlış
bilgilendirmektedir) bahane ederek bu ırkçı eğilimlere sahip Kemalist diplomat
sınıfını savunan bir yazı yayınlandı.
http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2013/07/akp-purges-foreign-ministry.html
Kadri Gürsel zaten Türkiye’de de Kemalist diplomatların
sözcüsü olarak bilinen bir dış politika gazetecisidir.
Dolayısıyla bugünkü Türkiye’de de hala süren birçok
sorunu-Kürt meselesi, Alevi meselesi, Laklik-İslam meselesi ve Ermeni meselesi-
eski rejimi anlamadan anlayamayız…Bugünkü Türkiye eski rejimi geride bıraktı
ama yeni bir liberal demokratik hukuk devleti henüz kuramadı… Tam anlamıyla
Post-Kemalist bir geçiş döneminde yaşıyoruz. Eski rejimden kalma problemler ve
alışkanlıklar sürüyor.Hala birçok baskı,yasak ve haksızlık sürüyor. Eski
rejimdeki vesayet gücü Türk ordusunun koltuğuna oturmak isteyen yeni bürokratik
güçler var. Seçimle gelen siyasetçilerden bağımsız biçimde Türkiye’yi yönetmek
isteyen bürokratik güçlerin emrinde güçlü bir medya da var. Buna karşı sivil
hükümetin doğrudan yönettiği bir medya da var.Ve şu an medyalar üzerinden
asimetrik bir gölge boksu yaşanıyor…
Son dönem Türk medyasında yaşananlar bir kamuflaj tiyatrosu
işlevi görüyor. Herkes gerçek düşüncesini ve amacını kamufle ediyor ve tamamen
sahte bir tartışma devam ediyor. Türk medyasının bugünkü durumu tıpkı eski
rejim günlerindeki gibi yine felaket… Fakat bu sefer çözümlemesi daha zor ve
karmaşık…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.