Şeyhmus Diken / seyhmusdiken@gmail.com
Dîyarbekirliydi, Ermeniydi ve Hazin Sesli biriydi. Daşçı
Zıfqar ile Enna’nın oğlu Sami Baba. O mukallit ve neşeli, şişe gibi parlak ve
hep kıpırdak gözlerin ardında hüzünkâr bir bakış bırakarak göçtü öte yakaya.
Ölüm yıl dönümünde ruhu şad olsun.
Şeyhmus DİKEN seyhmusdiken@gmail.com
Diyarbakır - BİA Haber Merkezi 24 Ağustos 2013, Cumartesi
00:00
"Bir Gül gibi kıvraktır
Bülbül gibi şakraktır
Aşk bana ızdıraptır
Yeter ağlatma beni"
2002 yılında ölümünden hemen sonra yazdığım yazının son
paragrafında demiştim ki; “Diyarbekirliydi, Ermeniydi, hazin sesliydi ve
Samoydu. Belki de ardından söylenecek şarkısını yıllar evvel mezar taşına
kendisi kazımıştı.
"Duyan ağlar, gören ağlar, böyle bahtı karalıya.”
Eski Dîyarbekir’in Pîran (Dicle) İlçesinin Herêdan
(Kırkpınar) köyündendir ve Gâvur Mahallesinin yazarı Mıgırdiç Margosyan’ın da
köylüsüdür, baba Mıgırdiç ve ana Enna’nın oğlu Samuel Uluçyan (Sami Hazinses -
(d. 1925 - ö. 23 Ağustos 2002). 1915 Soykırımından sonra kurtulan Mıgırdiç,
Dîyarbekirlilerin tabiriyle ‘Maraşal’ namı diğer ‘Daşçı Zifqar’ın oğludur Samo.
Film artisti olmadan önce de 1927 yılında Pîran’dan sökün
edip Dîyarbekir’in Xançepek Mahallesine yerleştikten sonra çocukluk ve gençlik
yıllarında mukallitliği, espri yeteneği, şakacılığı ile arkadaş ve mahalleli
çevresinde ünlenmiş biridir.
1940’lı yılların sonuna doğru bir yandan Diyarbakır’ın
musiki ekolu Celal Güzelses’in Başkanlığını yaptığı Diyarbakır Musiki
Cemiyeti’nin icra heyetindedir Sami Hazinses. Diğer yandan da şehrin eski ve
usta Ermeni sanatkârları gibi puşicilik sanatını sürdürmektedir.
Evleri; şehrin Ermeni tebaasının katliamdan sonra
sığındığı Surp Giragos Ermeni Kilisesinin bulunduğu Hasırlı Mahallesi, namı
diğer Xançepek, namı en bakî Gâvur Mahallesi’ndedir.
Akşam saatlerinde ya da günün fırsat bulduğu saatlerinde
mahallenin bir sokağına birilerinden gizlenerek kaçamak yapmaktadır Sami.
İşte yine görünmüştür sokağın başında Sami! Dayamış
ağzını ahşap kapının şakşakosunun altındaki Miteloğlu Anahtarı ile açılan
kilidinin derin oyuğuna, kendisinin ve sevdiğinin duyacağı kısık sesle ve
ismiyle çağırmaktadır sevgilisini: “Güüül, Güül, Gül…” diye.
Sese, örtülü kapının avlu yakasından yanıt gelmiştir.
“Efendim”, diye.
“Nefesini, sesini, soluğunu üfle Gül. Ciğerlerim Bayram
etsin. Bak ağzımı dayamışım kilidin deliğine, hadi” demektedir Sami.
Sevdiğinin, Gül’ünün nefesini doyunca ciğerine çeken Sami kısa ve dingin
sohbetten sonra o günkü gıdasını almış vaziyette ayrılır sevdiğinin evinin
olduğu sokaktan.
Bilenler derler ki; sesinin tılsımından ve yanıklığından
bir de halkının çektiği acılardan almıştır Hazinses soyadını. Ve şehrini,
Dîyarbekir’i, öyle sanıldığı gibi “iş gailesi” ile değil! “Bir Sevgili Gül”
için terki diyar etmiştir. Olmayacak bir aşkın duasına âmin demenin zor
olacağının farkındadır Sami.
“Bir Gül için terk ettim
Ben Dîyarbekir’i
Yeter bu cilve, naz
Yeter ağlatma beni” diyerek.
Sadece bir şarkı sözüyle mi yetinmiştir Sami. Değil
elbet.
Dîyarbekirliler kenti çepeçevre kuşatan şehrin binler yıllık
kadim surlarına “Beden” derler.
Kutsal kitaplarda yer alan ve kutsiyetine bütün dinlerin
biat ettiği nehirleri Dicle’ye de “Çay” derler.
Çayönüne gidelim, Çay Karpuzu yetiştirelim sözleri bu
manadadır. Yine kendine has bir kulaç atma tekniği olan “Çay Yüzgeci” denilen
bir yüzme tarzı da “çay” vurgusunun bir başka göstergesidir.
İşte bu baptan hareketle Sami’nin yine hazin ve hüzünkâr
sesiyle yazıp bestelediği “Çaya İner Ağlarım” şarkısının sözleri Gül’e, Gül’üne
olan sevdasının çarpıcı örneğidir.
Mesela şimdilerde adeta unutulan ve kentin sevdalı
ihtiyarlarının belleğinde olan şarkının her dörtlüğünde Gül’ünün adının
vurgulandığı unutulmuş dizeleri şöyledir.
“Çaya iner ağlarım
Gülü deste bağlarım
Yârimi sıtma tutmuş
Gül’üm için yanarım.
Çaya iner ağlarım
Gülü deste bağlarım
Biri öz kendim için
Biri’n Gül’e yollarım
Çaya indim susuzum
Kaç gündür uykusuzum
Gitsem Gül’ün yanına
Elim durmaz huysuzum
Çaya indim Gül için
Bilmem bu aşk ne için
Gül’ümü koparmışlar
Ağlarım Gül’üm için…”
Bu sebeple yazının girişinde bir dörtlüğünü paylaştığım
ve ömrünün son demine kadar “Gül”ünün aşkıyla yazdığı şarkı sözlerinin bugüne
kalanıdır belki de Sami’nin ve ona Hazinses soyadını koydurtmaya vesile olan
katliamdan kurtulmuş bir Ermeni’nin mümkünatı olmayan sonuçsuz aşkının
hikâyesi!
"Bir gün kalırsam sensiz
Ömrüm geçer neşesiz
Sen de yaşama bensiz
Yeter ağlatma beni"
Dîyarbekirliydi, Ermeniydi ve Hazin Sesli biriydi Daşçı
Zıfqar ile Enna’nın oğlu Sami Baba. Ölünceye kadar gözlerinin feri, hep
parlaklığını korudu. O mukallit ve neşeli, şişe gibi parlak ve hep kıpırdak
gözlerin ardında hüzünkâr bir bakış bırakarak göçtü öte yakaya. Şarkıları,
sözleri, besteleri hâla belleklerde. Ölüm yıldönümünde ruhu şad olsun… (ŞD/HK)
* Kendi sesi ve görüntüsüyle şarkısı: Yeter Ağlatma Beni
Şeyhmus Diken, 23 Ağustos 2013 Dîyarbekir
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=NtleyOCXko4

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.