Cem Murat Sofuoğlu
1 Ağustos 2013 tarihli Taraf gazetesinde yayımlanan
habere göre, hükümet çözüm sürecine ilişkin demokratikleşme paketinde, 42
yıldır kapalı tutulan Heybeliada Ruhban Okulu (HRO)’nun da açılmasının
bulunduğunu, Adalet Bakanı vasıtasıyla kamuoyuna bildirdi. HRO, Sultan Abdülmecit’in
iradesiyle teoloji okulu olarak 1 Ekim 1844 tarihinde açılmıştır. 1971 yılında
Anayasa Mahkemesi’nin, Özel Öğretim Kurumları Yasası’nın bazı maddelerini iptal
etmesi neticesinde HRO’nun yüksek kısmı kapatılmıştır.
Rum Patrikhanesi’ne bağlı olan HRO’nun kapatılma amacı
aslında, o günkü dış politik etkenlere --özellikle Kıbrıs’a-- bağlı olarak,
çöken Doğu Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na, buradan da Türkiye
Cumhuriyeti’ne intikal eden; tarihimizin en eski ve belki de, insanlık tarihinin
Vatikan Katolik Kilisesi ile birlikte en eski ikinci yaşayan kurumu olan
Patrikhane’nin din adamı ihtiyacının önünün kesilerek, faaliyetinin defacto
durdurulmak istenmesidir.
İstanbul’daki ilk kilise MS 37 yılında 12 Havari’den biri
olan Aziz Andreas tarafından kurulmuştur (o yüzden her yıl 30 kasım günü
Patrikhane tarafından Aziz Andreas Günü adıyla kuruluş yıldönümü olarak
kutlanmaktadır). Ortodoks Patrikhanesi MS 330 yılında, bağımsız bir
başpiskoposluk olmuş ve Hıristiyan konsilleri kararıyla “ekümenik” (üzerinde
insan yaşayan her yer) olarak adlandırılmıştır.
9. yüzyıldan itibaren Patrikhane, Katolik Papalık ile
çatışmaya başlamıştır. 1054 yılında, her iki kilise karşılıklı olarak
birbirlerini aforoz etmişlerdir. 1204 yılında 4. Haçlı Seferi sırasında
İstanbul’un Katolikler tarafından işgal edilip, yağmalanması sonucunda ilişki
tamamen kesilmiştir.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmed, II. Gennadios’u Patrik
olarak seçmiş ve Rum Milleti’nin başı tayin etmiştir.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından, Ankara Hükümeti’ni temsil
eden Türk heyeti Lozan’da müttefiklerle yapılan müzakerelerde, savaş sırasında
izlediği düşmanca tutum nedeniyle Patrikhane’nin Türkiye dışına çıkarılmasını
talep etmiştir.
Başta İngiltere olmak üzere müttefiklerin bu talebe karşı
çıkmaları ve neticede bu nedenle müzkerelerin kilitlenmesi üzerine Türkiye,
Patrikhane’ye Osmanlı padişahları tarafından verilmiş bulunan geleneksel
siyasi, idari, hukuki hak ve imtiyazların elinden alınıp, faaliyetinin sadece
dinî işlerle sınırlı kalması kaydıyla ülkede kalmasına razı olmuştur. Daha
sonraları İsmet İnönü, bir Yunanlı gazeteciyle 1972 yılında yaptığı bir
söyleşide Patrikhane konusunun Venizelos’un Lozan’daki tek zaferi olduğunu
söylemiştir. Bu arada “ekümenik” sıfatı Hıristiyan konsili tarafından verilmiş
olduğu için bu sıfatı geri almak mümkün olmamıştır.
Her ne kadar Patrikhane konusu Lozan Barış Antlaşması
(resmî adı Yakın Doğu Sorunları Üzerine Lozan Konferansı)’nda yazılı olarak
geçmese de, Türkiye tarafından imzalanan tutanaklarla bu konu resmen kabul
edilmiş bulunmaktadır. Ayrıca Lozan Antlaşması’nın 42/3 maddesi uyarınca
Türkiye, Müslüman olmayan azınlıklara ait kiliselere, mezarlıklara, sinagoglara
ve diğer din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı taahhüt etmiştir.
Lozan’dan sonra, Patrikhane’nin, yaklaşık 400 yıldır
oturmakta olduğu Fener’de ikametine izin verilmiş ve yine, yaklaşık 1700 yıldır
(ab antique) yani eski zamanlardan bu yana sahip olduğu ruhani yetkilere
dokunulmamış, hatta Lozan Antlaşması’yla bu yetkiler teminat altına alınmıştır.
Lozan Antlaşması’ndan bu yana Türkiye, başta İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi olmak üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve
Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi gibi din özgürlüğünü korumayı
da temel alan ve sözkonusu koruma ve teminatı, Anayasamızın 90. maddesine göre
iç hukukumuzun üzerinde sayan birçok sözleşmeye imza atmıştır. Bu arada Türkiye
ve Yunanistan’ın 1995 tarihli, Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve
Sözleşme’yi halen imzalamadıklarını da bir eleştiri olarak burada belirtelim.
1950 seçimlerinden sonra iktidara gelen Demokrat
Parti’nin Patrikhane’ye yaklaşımı olumlu olmuştur. Seçimden hemen sonra,
dönemin başbakanı Adnan Menderes 6 Haziran 1952’de Patrikhane’ye gelmiş ve
Patrik Atenagoras’ı makamında ziyaret etmiştir. Bundan 52 yıl sonra, yine
merkez sağ bir partinin, AKP’nin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç, 3 Ocak 2011’de Patrikhane’yi ziyaret etmiştir. Bize göre, bu
ziyaretlerden şu sonuç çıkmaktadır: Komplo teorilerine değil, kendilerine
güvenen, vizyon sahibi merkez sağ iktidarlar benzer siyasi adımları atabilmekte
ve risk alabilmektedirler. Bu arada Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Patrikhane’nin
ekümenik olmasıyla ilgili bir soruya vermiş olduğu yanıt bu özgüveni
göstermektedir: “Ekümenik sözcüğünden ecdat korkmamış, ben neden korkayım ki?”
AKP’nin son açıklamalarından, yakın geçmişteki askerî-
bürokratik oligarşinin karabasanı olan HRO’nun yakında açılacağını anlıyoruz.
Bu ülkemiz için hem insan hakları, hem de demokrasi açısındam son derece olumla
bir adım olacaktır. Ancak sorun okulun nasıl açılacağında düğümlenmektedir.
Okula yurtdışından öğrenci kabul edilecek mi? Yoksa sadece sayıları 2.000
civarında, çoğu yaşlı Rum azınlık arasından mı öğrenci kabul edilecek?
Umarız bugüne kadar azınlıklar konusunda cesur adımlar
atan hükümet 1.700 senelik Patrikhane’nin tarihine ve ruhani kişiliğine yaraşır
bir karar alır ve dağ fare doğurmaz.
avcem@superonline.com
1 yorum:
Ne yani bizden tebrik mi bekliyorlar. İftar ile başladı bayram yemeği de sevgi yemeği oldu..
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.