Basın özgürlüğü meselesi Türkiye için çok önemli…Eski
militarist-Kemalist rejimini başarıyla tasfiye eden Türkiye’nin yeni yolu
liberal demokratik bir rejim olmak zorunda.Basın özgürlüğü de liberal
demokrasinin olmazsa olmazlarından biri.Öte yandan Al Monitor’daki ilk yazımda
vurguladığım gibi şu an Türkiye Post-Kemalist bir geçiş rejimini yaşıyor.Her şey
birbirine karışmış halde şekilsiz ve tuhaf bir siyasi düzen var…
***
By : Rasim Ozan Kutahyali for Al-Monitor Turkey Pulse Posted
on Ağustos 27.
Basın özgürlüğü meselesi Türkiye için çok önemli…Eski
militarist-Kemalist rejimini başarıyla tasfiye eden Türkiye’nin yeni yolu
liberal demokratik bir rejim olmak zorunda.Basın özgürlüğü de liberal
demokrasinin olmazsa olmazlarından biri.Öte yandan Al Monitor’daki ilk yazımda
vurguladığım gibi şu an Türkiye Post-Kemalist bir geçiş rejimini yaşıyor.Her şey
birbirine karışmış halde şekilsiz ve tuhaf bir siyasi düzen var…
Elbette bu Türk medya hayatına da yansıyor.Eski rejim
döneminde ana akım medya Türk ordusunu hiç eleştiremezdi.Tanınmış Türk
gazetecileri orduyu överek,demokratik olarak seçilmiş sivil hükümetleri
döverdi.Ana akım medyanın demokratik siyaset kurumunu itibarsızlaştırma
çabaları Türk ordusu tarafından desteklenirdi.Çünkü Kemalist rejim döneminde
siyasi partiler iktidar olabilmek için birbiriyle değil orduyla
yarışırlardı.Ana akım Türk medyası ve gazetecileri de her zaman ordu-yandaşı
konumdaydı.Adnan Menderes ve Turgut Özal gibi seçilmiş sivil siyasi liderleri
değil darbeci generalleri desteklediler.1960’da ordu Menderes’i devirdi ve idam
etti.1993’te de Özal şüpheli bir şekilde öldü.Geçen yazımda belirttiğim gibi şu
an Özal’ın öldürüldüğüne dair bir dava sürüyor.Ankara savcılığı yaptığı
araştırma sonucu Özal’ın ordu içindeki bir cunta tarafından zehirlendiğine
karar verdi…Türkiye’nin bu kirli siyasi geçmişi sebebiyle Türkiye’nin çoğunluk
nüfusu şu an “Menderes’i astınız,Özal’ı zehirlediniz,Erdoğan’ı yedirmeyiz”
sloganıyla başlayan kampanyayı destekliyor.Gezi olaylarından sonraki anketlerde
Erdoğan’a verilen destek %50’nin üzerinde…
Öte yandan kimi yorumlara göre eski rejimde Türk medyası
Türk ordusundan daha da önemli bir güçtü.Medya sahibi Türk sermaye grupları
orduyla işbirliği içinde sivil hükümetlere siyasi baskı yapardı.Halkın seçtiği
sivil hükümetler İslam,Kürt,Kıbrıs,Ermeni gibi tabu konularda demokratik
adımlar atmak istediğinde ana akım medya hükümetlere doğrudan saldırıya
geçerdi.Askeri istihbarattan medyaya verilen “gizli dosyalar”la Kemalizmden
farklı düşünen politikacılara karakter suikasti yapılırdı.Hükümetler de
medyanın manşetlerinden korkar ve demokratik reformlardan geri adım atardı...
1988’de Başbakan Özal ile o dönemin en büyük Türk medya
patronu Erol Simavi arasındaki polemik yukarıda yazdıklarımıza iyi bir
örnektir.Simavi en önemli ana akım Türk gazetesi Hürriyet’in patronuydu ve 19
Nisan 1988’de Başbakan Özal’a gazetesinin ilk sayfasından açık mektup
yazmıştı...Simavi Özal’a bugün Erdoğan’a dendiği gibi “Diktatör”
diyordu.Simavi'nin satırları şöyle...
“Kuvvetler ayrılığı düzeninde üçlü bir düzen
vardır.Yasama...Yürütme...Yargı…Zatıdevletliniz bu ilkeyi tekliye dönüştürdünüz:Şimdi,varsa
da, yoksa da ÖZAL...”
Ardından da Özal’a “uyarılar”ını sıralıyor Simavi…
“Benim kuvvetler ayrılığı kitabımda Türkiye’de 1.KUVVET
faslında bilir misiniz ne yazar Sayın Başbakan?BASIN…Ya ikinci? “
Türk medya imparatoru Erol Simavi “ikinci kuvvet” derken
neyi kastediyordu? 3 Mayıs 1988 tarihli Hürriyet de Erol Simavi “ikinci
kuvvet”in ne olduğunu açıklıyor…
“Basın için dünyada dördüncü kuvvettir derler.Bu söz
Türkiye için geçerli değil...Birinci kuvvet Türkiye’de ordu mu? Hayır...
Basındır... İkincisi,ordudur... Çünkü orduyu,darbelere basın hazırlar...”
İşte Türk medya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük
patronunun medya-ordu ilişkileri ve “basın özgürlüğü”ne bakış açısı buydu.Türk
ana akım medyası için basın özgürlüğü “ordu için darbe ortamı hazırlama
özgürlüğü” idi.Orduyla beraber seçilmiş sivil hükümetlere saldırmak Türk ana
akım medyasının temel özelliğiydi.Ana akım medya her zaman “gerçek iktidar”
olan orduyu savunmuş “sözde iktidar” olan siyasi liderlere yüklenmişti.Bunun
karşılığında da ordu,büyük devlet ihalelerini hep Türk medya patronlarına
verdirdi.Medya patronları zenginliğine zenginlik kattı.Medya patronları ve
hatta kimi ordu yandaşı genel yayın yönetmenleri Türk Başbakanlarından daha güçlüydü.Türk
siyasi liderleri bu medya düzenini eleştirdiği anda da atılan manşetler hep
aynıydı: “Diktatör,basın özgürlüğüne savaş açtı”
Türkiye’deki “basın özgürlüğü” tartışmaları bu tarihsel
arkaplan bilinmeden anlaşılamaz.Basın özgürlüğü gibi çok değerli bir kavram
Türk ana akım medya elitleri tarafından istismar edilmiştir. Nitekim bu
tarihsel arkaplan sebebiyle Türkiye halkının büyük çoğunluğu Türk medya
patronlarını ve gazetecilerini güvenilir bulmaz.Tüm bilimsel araştırmalarda
çıkan sonuç budur…
Gelelim bugünkü Türkiye’nin basın özgürlüğü
tartışmalarına…Bu tarihsel arkaplanı kavramış bir siyasi lider olan Recep
Tayyip Erdoğan Başbakan olduğu andan itibaren Menderes ve Özal’ın yaptığından
farklı bir yolu tercih etti.Geçmişin iki Türk Başbakanı militarist düzenin
uzantısı olan ana akım medya patronları ile pazarlık yolunu tercih etmişti.Özal
ve Menderes ana akım medyaya istediği işleri ve ihaleleri verdikleri halde yine
militarist medya düzeni değişmemişti.Erdoğan ise doğrudan kendi medyasını kurmayı
tercih etti.Kimi kendine yakın işadamlarını medya patronu olmaya teşvik
etti.Erdoğan da o işadamlarına imkanlar sağladı.Kemalizme karşı olan liberal ve
muhafazakar yazarların bir kısmını o medya organlarında topladı.O gazetelerin
ve TV’lerin kontrolü Başbakan Erdoğan ve çevresindeydi.Aynı şekilde ana akım
Kemalist Türk medyasının çok saldırdığı isimlerden biri olan Türk imam ve vaiz
Fethullah Gülen de kendi medyasını kurmaya yöneldi.Kemalist askeri rejimin
yıkılması yönünde kararlı bir tutum sahibi olan Gülen de kendine bağlı
işadamlarını gazete ve TV almaya teşvik etti.Gülen’in ordu-karşıtı medyası da
liberallerin önemli bir kısmını transfer etti…Öte yandan eski rejimden kalma
ana akım Türk medyası da varlığını sürdürüyor ama eski gücünde değil.Militarizmin
çöküşünden sonra bu eski medya da önemini büyük oranda kaybetti…Yine çoğu
Erdoğan’ın Başbakanlığı sırasında kurulan Erdoğan-karşıtı çok sayıda gazete
var.Bunlardan Sözcü inanılmaz bir tiraja ulaştı.Şu an en çok satan üçüncü
gazete konumunda.Hemen hergün “Tayyip diktatörlüğü” gibi manşetler atıyor…
Gülen ve Erdoğan-karşıtı medya
Yakın zamanda Türk medyasında Sözcü ile ilgili ilginç bir
tartışma da yaşandı.Hükümet yandaşı gazete Star’ın kıdemli yazarı Fehmi Koru,
Sözcü’nün sahibi Burak Akbay’ın yıllarca Gülen yurtlarında kalmış biri olduğunu
ve Gülen cemaatiyle bağlantısının devam ettiğini yazdı.Koru’ya göre Akbay’ın
Sözcü gazetesinde Erdoğan’a her türlü hakaret ediliyor ama Fethullah Gülen ile
ilgili hiç eleştiri yapılmıyordu.Yapılıyorsa da önemsiz konularda yapılıyor ve
geçiştiriliyordu.Bu iddiaya Erdoğan-karşıtı sert Kemalist gazete Aydınlık’ın
yazarı Sabahattin Önkibar da destek verdi ve “Sözcü Gülen’in gizli
gazetesidir.Gülen’in devletteki örgütlenmesi konusunda tek manşet atamazlar”
diye yazdı.Önkibar daha önce de Erdoğan-karşıtı aşırı ulusalcı gazete
Yeniçağ’dan “Erdoğan'a her türlü vuruyoruz ama Fethullah Gülen’i eleştiren
yazılarım sansürleniyor” diyerek ayrılmıştı.Aynı şekilde Türkiye sosyalistleri
arasında da Gülen meselesi ile ilgili bir tartışma yaşandı.Birgün ve Sol gibi
Erdoğan-karşıtı sosyalist gazetelere göre solcu ana akım Radikal gazetesi de
dolaylı olarak Gülen'in kontrolündeydi.Radikal'in genel yayın yönetmeni Gülen
okullarından yetişmiş bir Gülenist olan Eyüp Can'dı.Böylece Radikal’de de
Erdoğan'a ağır eleştiriler yapılıyor ama Gülen-karşıtı manşet atılamıyordu.Eyüp
Can bu solcu görünümlü gazetede Gülen cemaati aleyhine sert yazılar çıkmasını
engelliyordu…
Mithat Sancar olayı
Türk medyasındaki son gelişmelerden biri de Kandil Dağı’na
çıkarak PKK liderleriyle söyleşi yapan liberal profesör Mithat Sancar’ın ana
akım gazete Milliyet’ten kovulması oldu.Profesör Sancar Başbakan Erdoğan’ın da
çok değer verdiği bir akademisyen ve bizzat Erdoğan tarafından barış sürecinde
akil insan olarak seçilmişti.Sancar kovulunca hiç kimse “Erdoğan Sancar’ı
kovdurdu” diyemedi.Oysa Erdoğan-yandaşı olmayan Türk medya analisti Memduh
Bayraktaroğlu’na göre daha önce Milliyet’ten kovulanların da Erdoğan’la bir
ilgisi yoktu.PKK’ya yakın olduğu düşünülen yazarlar kovulmuştu.Oysa Erdoğan PKK
ile masaya oturan ve barış sürecini başlatan liderdi.Nitekim Erdoğan-yandaşı
Yeni Şafak kovulur kovulmaz kıdemli Türk gazeteci Hasan Cemal’e yazarlık teklif
etmişti…
Türkiye’de basın özgürlüğü meselesi karmaşık bir
mesele.Kim kimin yandaşı? Kim kime muhalif? Kim “gerçek iktidar” kim “sözde
iktidar”? Hangi muhalif görünen yazarlar hangi “gizli iktidar”ın kontrolünde
demokratik siyaset mekanizmasına saldırıyor? Al Monitor'da çıkan basın
özgürlüğüyle ilgili kimi yazıları da bu perspektifle okumakta yarar var...
Read more:
http://www.al-monitor.com/pulse/tr/contents/articles/opinion/2013/08/press-freedom-new-turkey.html#ixzz2dM7TsDV9

1 yorum:
1980 öncesi teröristleri, topluma, Kalaşnikof veya Sten makineli-tüfek tutan ellerine Sony video-kamera verilmek suretiyle kazandırılmışlardır. ERDOĞAN-karşıtı gibi görünen muhafazakar İngiliz dergisi The Economist, ATATÜRKÇÜ eylemcilerin “bozuk düzen” ile olan ihtilaflarının (ing. “irreconcilable contradictions”) “savaşım”ını medya zemininde sürdürmekte olduklarını çıtlatmaktan geri kalmamış! Bu yazıyı okuma ihtiyacı duyan ecnebi, ülkemizi, bu “irreconcilable contradictions” lafının cahiliye devrinde sivri dillere pelesenk olmuş olduğunu bilecek kadar tanır. Kapitalist üst akıl Sn.ERDOĞAN'ın arkasındadır, TUSiAD'ın değil [bkz: “Absurdity in power”, The Economist dergisi, ©2017 The Economist Newspaper Limited, (ISSN) 9 7700 1306-1220, Volume 424 Number 9051, July 29th-August 4th 2017, Printed by Roularta Printing Roeselare Belgium, s.21].
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.