İstanbul - BİA Haber Merkezi 17 Eylül 2013, Salı 10:04
BU HABERİN UZANTILARI
HRANT’IN ARKADAŞLARI: Müsamereyi Bırakın, Asıl
Sorumluları Yargılayın
Dink Ailesi, Yargıtay’dan dönen ve bugün yeniden
görülmeye başlanacak olan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in
öldürülmesiyle ilgili davaya katılmama kararı aldı.
Dink Ailesi’nden yapılan yazılı açıklamada yargı yoluyla
kendileriyle alay edildiği belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Dink Ailesi olarak, bundan böyle, bizlerle alay eden
devlet mekanizmalarının oyununa alet olmayacak ve cinayet davasının yeniden görülmeye
başlanan duruşmalarına katılmayacağız. Daha fazla kirlenmemek adına, yalanın su
gibi içildiği, zorbalığın ekmek gibi yendiği; yaşam hakkı, insan hakkı,
doğruluk, dürüstlük, hak ve hukukun ayaklar altına alındığı o duruşma
salonlarına, artık girmeyeceğiz.
“19 Ocak 2007’de Hrant Dink’in katledildiği günden bu
yana Türkiye’de sistem, yargısıyla, kolluğuyla, asker ve sivil bürokrasisiyle,
siyasi kurumlarıyla, bizimle adeta alay etti. Adına devlet denen suç ittifakı,
adaleti arar görünürken, gün gün, celse celse, cinayeti yeniden ve yeniden
işledi. Bu ittifak, cinayeti planlayan ve sonra da üzerini örten suç örgütünün
ta kendisidir.
“Alay edildi”
“Cinayetten sonra savcılığa verdiğimiz ilk dilekçede,
bugün Ergenekon üyesi olarak mahkûm edilen pek çok kişinin adını verip
soruşturulmalarını istedik. Hiçbiri soruşturulmadı. Bu davanın hiçbir
aşamasında etkili bir soruşturma yürütülmedi. Devletin tüm kurumlarının dahil
olduğu bir cinayette kim hangi soruşturmayı etkili yürütebilirdi ki?
“Şimdiye kadar defalarca mahkemelere girdik çıktık.
Üzerimize gülündü, hakaret edildi, ‘Ya sev ya terk et’ denildi. Ama en büyük
alayı mahkeme, ‘Cinayette örgüt yoktur’ diyerek etti. Son olarak Yargıtay’ın
yerel mahkemenin kararını bozan hükmü, sinsice hazırlanmış yeni bir oyunla, var
olduğunu tespit ettiği örgütü birkaç milliyetçi gençle sınırlayarak bizlerle
bir kez daha alay etti.
“Yetmezmiş gibi, Yargıtay’ın bu kararı sanki olumlu bir
adımmış gibi yansıtılarak kamuoyu bir kez daha yanıltıldı. Bu Yargıtay, Hrant
Dink’i sağlığında, türlü hukuksuzluklarla Türklüğe hakaretten mahkum eden
Yargıtay’ın ta kendisiydi.
“Bu davada, devletin cinayet mekanizmalarının ve suç
ittifakının ortaya çıkarılması konusunda gereken tek şey siyasi iradeydi.
Siyasi iktidar, kamuoyu önündeki türlü sözlerine ve vaatlerine karşın, bu
iradeyi göstermekten ısrarla kaçındı. İrade göstermek bir yana, cinayette rol
alan veya katilleri yücelten devlet görevlilerini terfi ettirdi, emniyet
müdürü, müsteşar, vali, ombudsman olarak atadı; bazılarını da kendi bünyesine
katarak, milletvekili, bakan yaptı.
“Fail devlettir”
“Muhalefet partileri ise, kah 301. maddeye ilişkin
tutumlarıyla, kah ülkedeki milliyetçi-ulusalcı dalgalanmaları körüklemeleriyle,
kâh tetikçileri yetiştirdikleri ocaklarıyla, zaten cinayet ikliminin baş
aktörleriydi.
“İktidar, kendi döneminde işlenen bu cinayeti ‘namus’
meselesi haline getirmek yerine koz olarak kullanmayı, silah sadece kendilerine
doğrultulunca suçluları yargılamayı, Cumhuriyet tarihi boyunca yüksek sesle
insan hakları mücadelesi vermiş tek Ermeni’nin öldürülmesini yok sayıp ‘Bizim
zamanımızda faili meçhul cinayet olmamıştır’ diye böbürlenmeyi seçti.
“Cinayetin hemen ardından ‘Bu kurşun Türkiye'ye
sıkılmıştır!’ demek, ama sonra bu icraatı göstermek, onursuzluktur. Doğrudur!
Bu cinayet faili meçhul değildir: Fail, muhalefeti ve iktidarı, askeri, polisi,
istihbaratı ve yargısıyla, devlettir.
“Biz artık bu müsamerede yokuz. ‘Bu mahkemenin kararı
şundan iyiymiş’lerden, ‘bu savcı şunda daha doğru demiş’lerden, ‘bu yapmak
istiyormuş da yapamıyormuş’lardan, ‘şu yapabilirmiş de yapmıyormuş’lardan, ‘şu
aslında iyiymiş de çevresi kötüymüş’lerden sıkıldık.
“Devletin öldürdüklerinin yakınlarının yanındayız”
“Ne bekliyorduk ki. Bir tek bizim mi başımıza gelmişti?
Daha önce ne olmuştu ki şimdi ne olacaktı. Ama olsundu. Belki bu kez farklı
olurdu. Belki önceki davalara, belki sonraki cinayetlere de bir faydası olurdu.
Bir de biz deneyelim dedik. Denedik, olmadı. Acıda akraba olduklarımızın
yanındaki yerimizi çoktan aldık. Türklüğe hakarete girmesin diye Türk adaleti
demekten özenle kaçındığımız bu şey, adı her neyse, biz artık yokuz. Önünde ya
da arkasında devlet olan herhangi bir şeyden, bir beklentimiz yok.
“Hrant Dink, en yüksek yargı makamı olarak halkların
vicdanını görürdü. Bütün bu yaşananlar içinde bizlere gelecek adına hâlâ umut
veren tek şey, halkın çok geniş bir kesiminin bu cinayeti vicdanlarında mahkûm
etmesi; ona yüreklerinde yer açması oldu.
“Bu dava sadece ailemizin değil, Türkiye’de demokrasiye
inanan, ayrımcılığı ortadan kaldırmak isteyen, devletin şeffaflaşmasını arzu
eden, yüzleşmeden ve barıştan yana herkesin davasıdır. İşte bu insanlar adına
avukatlarımız davayı şeklen takip etmeyi, sahipsiz bırakmamayı sürdürecekler.
“Bizler olduğumuz ve olmamız gereken yerde olacağız. Öyle
ya da böyle, devlet eliyle, sopasıyla, copuyla, bombasıyla öldürülenlerin
yakınlarının yanında. Daha iyisinin değil, iyinin kavgasında. Salonlarda değil,
sokaklarda, caddelerde, meydanlarda... İnsanına, vicdanına inandığımız bu
toplumun içinde, onlarla birlikte, bu vicdanı temsil eden gerçek adaletin
tecellisi için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.” (EKN)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.