Zeynep Tozduman
Malta belgeleri sadece bir halkın değil, halkların
trajedisinin öyküsüdür. Kan ve gözyaşının hiç eksik olmadığı coğrafyada, tek
tipçi anlayışların emperyal çıkarlarla buluşup, insan haklarının kurban
edilmesinin elim öyküsüdür. Aslında, Malta
Belgeleri'ni araştırmak, bir anlamda cumhuriyetin köklerinde var olan
gerçeklikleri ortaya çıkarmaktır.
Malta Belgeleri’nde adı geçen kişilerin
izlerine baktığımızda, günümüze kadar uzanan yönetim zincirinde hep yer
aldığını görürüz. Tehcir adı altında uygulanan katliamlarda, bazı bölgelerde
görevli personelden vicdan sahibi olanların, tehciri ( soykırımı )
onaylamamaları yaşamlarına mal olmuştur. Bu erdemli insanlar Ermeni soykırım
tarihinde her zaman beyaz sayfada anılmıştır. Örnek verecek olursak, Mardin / Derik kaymakamı, Diyarbakır Lice
kaymakamı Nesim Bey, Beşiri'de kaymakam yardımcısı Ali Sabit Es-Süveydi, tehciri onaylamamasının bedelini yaşamları
pahasına ödemiştir. Şanslı olan bazı görevliler ise sadece görevlerinden
alınmışlardır. Konya valisi Celal, Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali Bey
azledilenler arasındadır.
Ege'de Rum kökenli
yurttaşların Midilli'ye geçmelerine yardımcı olup yaşamlarını kurtaran
Foça Kaymakamı Ahmet Ferit'in Rum'lara yardımdan dolayı azledildiği sicilinde
kayıtlıdır. Mardin Mutasarrıfı , Mustafa Hilmi, Akşehir'de Muhacırın ve İskan
Müdürlüğü'nde Sevkiyat Komisyon Üyesi Ali Fehmi Bey'in sicillerinde öldürülme
nedeninin ve öldürülenlerin bulunmadığı kayıtlıdır.
Bu bölgelerde
çalışıp soykırıma bulaşanlar/arananlar, milli mücadeleye ilk katılanlar
arasında yer almıştır. Üzerlerindeki kanı, başka bir kanla yıkamanın telaşıyla
milli mücadeleye katılmışlardır.
Bitlis valisi
Mazhar Müfit (Kansu ) ve Van Valisi Haydar Hilmi (Vaner ), Halis Turgut, Deli
Halit paşa, General Pertev Demirhan, Sarı Edip Efe, Ardahan Mebusu Hilmi v.b
gibiler soykırımdan ötürü ödüllendirilenlerden sadece bazılarıdır. İlginçtir ki
bu kişilerle ilgili kayıtlar bir tarihten sonra yoktur.
1934’de çıkan Soyadı Yasası, bu gibilerin gizlenebilmesi
için büyük bir kolaylık sağlamıştır.
Eczacı Mehmet'in de (Bu günün
Eczacıbaşı Holdingi) bir iş
adamına dönüşmesi gayrımüslimlerin servetlerine el konularak zenginleşmesinin
sadece bir örneğidir. Soykırımdan suçlananların ödüllendirilmelerinin
örneklerini vatana hizmet tertibinden maaş alanları gösteren bütçenin Ç
cetvelinde de görebiliyoruz.
1955 yılı
cetvelinde bütçede yer alan isimlerden bazıları şunlardır, General Bahriye
Nazırı Ahmet Cemal, Talat, Eski Diyarbekir Valisi Reşit, Ziya Gökalp, Gaziantep
milletvekili Ali Cenani, İstanbul
Milletvekili Numan Ustalar, Muş milletvekili İlyas Sami, Bitlis Valisi Mazhar
Müfit Kansu, Van Valisi ve Milletvekili Haydar Vaner, Fevzi Pirinçcioğlu,
Süleyman Sırrı İçöz, Rauf Orbay, Hacı Bedir soykırım zanlıları ve Malta
sürgünlerindendir.
Tarihçi Murat Bardakçı'ya göre; Soykırımın baş
mimarlarından olan Talat Paşa’nin karısı en yüksek maaş alanlardan ve vatana
hizmet aylığı ile ödüllendirilendir.
Merkezi Umumi Üyeleri’nin eşleri ve Teşkilat-ı
Mahsusa'nın önemli mensuplarının hanımları da vatana hizmet aylığı bağlanarak
sadece kendileri değil aile boyu yani eşler ve çocuklar da ödüllendirilmiştir.
En yüksek maaşı da Enver Paşanın kızı Mahpeyker Hanım alıyordu.
Malta
Sürgünleri’nin ödülleri ise katliamın çokluğuna, azlığına ve hangi kariyerde
olduğuna bağlı olarak çeşitlendirilmiştir.
Kimine başvekillilik, kimine mebusluk, kimine genel kurmay başkanlığı,
kimine valilik, kimine de başka yöneticilik v.s paylarına düşmüştür. Bu
tablodan anlaşılacağı üzere en çok katliam yapan en çok ödül almıştır.
Malta
sürgünlerinden Fethi Okyar ve Rauf Orbay gibi Başbakanlar, Fevzi Pirinçcioğlu, Şükrü Kaya, Abdülhalik
Renda, M.Şeref Aykut, Ali Seyit, Ali Cenani, Ali Çetinkaya gibi Bakanlar,
valiler, generaller, eğitimciler çıkmıştır. Soykırıma bulaşmış eli kanlı
çetelerin ortak yönleri, çok ilginçtir ki, ya okul arkadaşı, ya akraba, ya
hemşehrilik bağı ile birbiriyle ilişkilenmişlerdir. Diyarbakır'da Aksu’larla,
Göksular akrabadır. Hacı Bedir Ağa'nın torunu bu günkü meclistedir.
Enver Paşa'nın kuzeni Hasan Tahsin Uzer'in oğlu
Celalettin Uzer; 1960 darbesi sonrası 28. Hükümet’te İmar ve İskân Bakanı
olmuştur. Enver Paşanın eniştesi Kazım Bey ( Orbay ) 1944-46 yıllarında Genel
Kurmay Başkanı, ( 1942-1944 Ekonomik ve
Kültürel soykırım uygulandığında Genel Kurmay Başkanı, 1960 darbe sonrası
meclis başkanıdır) Teşkilat-ı Mahsusa komutanı Fuat Bulca'nın yardımcısı
General Fahri Özdilek, 27 Mayıs
darbecilerinden olup ve senatörlüğe getirilen biridir.
Cumhuriyetin kuruluşunda, Malta sürgünlerinin harcı bulunduğu gibi bunların uzantıları günümüze değin uzanmaktadır.
Talat Paşa, Sadrazamlıktan, Enver Paşa
ise Savaş Bakanlığı'ndan 13 Ekim'de istifa edince yerine geçen İzzet Paşa Başbakan ve Savaş Bakanı oldu ve
mütareke (30 Ekim 1918 Mondoros Mütarekesi) müzarekeleri için bir komisyon
görevlendirdi. 1919 Şubat'ında Savaş Bakanlığına danışan İngiliz Dışişleri
Bakanlığından alınan talimatlar uyarınca, İstanbul'daki İngiliz komiseri aşağıdaki kategorilere giren
ihlallerden suçlu Türklerin teslimini talep etti.
1-Mütareke koşullarına uymamak.
2- Bu koşulların yerine getirilmesini engellemek.
3-İngiliz komutanlarına ve subaylarına saygısızca davranmak.
4-Esirlere kötü muamelede bulunmak.
5-Türkiye'de ve Transkafkasya'daki Ermenilere ve diğer
uyruklara zulüm yapmak.
6-Yağmaya katılmak, mülkiyete zarar vermek v.b gibi.
7-Savaş, kanun ve kurallarını başka herhangi bir şekilde
ihlal etmek.
Bunun üzerine
Fransız yetkilileri İngiliz Yüksek Komiserliğine şöyle der: Bu suçluların yargılanıp
cezalandırılmasının müttefik askeri kuvvetlerinin gözetim ve denetimi altında
olmak kaydıyla Türk yetkililerine ait bir mesele olduğunu savundular. Bunun
üzerine İngilizler, sadece suçluların tutuklanması talebiyle sınırlı tuttu.
Onların kendisine teslim konusunda hiç baskı yapmadı.
Türk hükümeti ise
müttefiklerin işgali altındaki bölgelerin dışındaki yerlerde suç işlemiş
görevlileri tutuklayıp İstanbul'da gözaltında tutuyordu. Türk cezaevi
yetkilileri, TC. baskıları sonucu Başvezirin bilgisi dışında 41 tutukluyu
serbest bıraktılar. Mayıs 1919’da tutuklular müttefik nezareti altında
alındılar ve bir kısmı İngiliz askeri gözetimine teslim edildi. 12'si aynı
yılın Eylül ayında oradan Malta'ya nakledildi. Mondoros'a yollandı, 55'i ise
doğrudan Malta'ya gönderildi.
Haziran 1919'da
İstanbul'da hala genel siyasi suçlardan, Ermenilere zalimce muameleden ve toplu
katliamlardan tutuklu olarak hapiste bulunan yüzden fazla Türk vardı. Ocak
1920'de İngiltere Dışişleri Bakanı İstanbul’daki İngiliz yüksek komiserinden
tutuklanması gereken başka Türklere ait ek bir liste hazırlanmasını talep etti.
Bu listede 173 isim vardı ve itham edildikleri suçlara göre ayrılmışlardı.
Suçlar;
1- İngiliz
esirlere zalimce muamele- 18 isim
2- Yerli
Hıristiyanlara zalimce muamele- 147 isim
3- Mütarekeyi
ihlal’den - 8 isim
1920’nin sonuna
kadar Malta'da hapsedilmiş 150 Türk savaş esiri bulunmaktaydı. İngiliz
hükümeti, İngilizler tarafından Malta'da tutulan Türk mahpuslarla Türklerin
elindeki İngiliz mahpusların takas edilmesi konusunda Kemalist rejimle
çoktan pazarlığı başlatmıştır.4 Ağustos 1921’de Türklerin
elinde olduğu, liste 29 İngiliz mahpuslara aittir. Majestelerinin serbest
bırakmaya hazırlandığı 64 Türk mahpusunun listesi ile Türk milliyetçilerini
temsil eden Bekir Sami arasında savaş esirlerinin takas edilmesine dair bir
antlaşma imzalanmıştır.13.04.1921'de Malta'daki başkomutana İngiltere savaş
bakanlığı tarafından 40 Türk'ün derhal İtalya'ya yollanması işini halletme emri
verdirildi.14.06.1921'de tüm milliyetçi gazeteler İngiliz mahpusların tümünün
serbest bırakılacağını ilişkin duyuruyu yayınlayınca, Bolşevikler, Sovyet –
Kemalist antlaşmaya aykırı olduğunu savunarak Ankara'yı şiddetle protesto
ettiler.
Savaş esirlerinin
değişimiyle ilgili antlaşma İstanbul'daki Sadrazamla değil, temsilcileri Bekir
Sami Bey aracılığında Ankara hükümeti ile sonuca bağlanmıştı. 30 Ağustos
1921'de şartlı tahliye kurallarına uymayan 16 Türk tutuklu Malta'dan kaçtı.
Kaçan 16 kişi çıktığında, elde takas ve yargılama için sadece 59 kişi kalmıştı.
1921 yılının Eylül
sonunda İngilizler, tüm İngiliz esirlerinin tüm Türk esirleriyle takasını kabul
etti. 31 Ekim 1921 günü Malta'dan gelen onaltı Türk savaş suçlusunu taşıyan
gemi ile 32 Türk savaş suçlusunu taşıyan gemiler aynı anda İnebolu'ya vardılar.
Tutuklular böylece transfer edildi.
Türkiye savaş
suçluları dosyasında 1- Ali İhsan Paşa (
Sabis ), suçlandığı bölge Musul, Van, İran'dır.12.3.1921'de Bağdat'dan Albay
Wilson, Urmiye'deki Asuri Ordusu Başkomutanı Aga Petros'un Ali İhsan Paşa'nın Urmiye'de ve diğer
yerlerdeki Asurilere yaptığı mezalime dair uzun bir rapor göndermiştir. Bu
raporda savaş sırasında Asurilere ve Ruslara yapılan çok sayıda gaddarlığı ayrıntılarıyla
vermektedir. 31.07.1918'de Urmiye'de, 600 kişiyle ( Nasturiler ) birlikte, köy
ile Seyn Kale arasında 10.000 Urmiyeli’nin toplu katliamı, hastanelerde yaralı
Hıristiyanların öldürülmesi, Seyn Kale'de esir alınan İngiliz subay Yüzbaşı
Nickel'in öldürülmesi v.b. gibi olaylar.
Ali İhsan Paşa, aynı zamanda İngiliz ve Hıristiyan
karşıtı olup Van'daki toplu katliamı düzenleyen kişidir. Enver'in amcası Halil
Bey ile birlikte Ali İhsan, 51 ve 52. bölükte tüm Ermenileri, doktorları,
eczacıları, subayları ve diğerlerini katlettiler. Ali İhsan Paşa, ''işgal
edilmiş tüm toprakların‘‘ diktatörü'dür. Katil Hacı İbrahim'i Albaylığa terfi
ettiren de Ali İhsan paşadır. 1918 Nisan'da Dilman Savaşı’nın ardından orduya
hitaben bir emir çıkararak Ermeni kadınlarının, yaşlı erkeklerin ve çocukların
bile sağ bırakılmaması emrini verendir. Vl. Ordunun komutanı olarak Musul'a
yerleştiğinde, Musul bölge kumandanı Divas Bey
(Nevzade Bey) ile birlikte, 14 yaşından 70 yaşına kadar bütün erkek
Ermeni sürgünlerini topladı ve onlardan bir amele taburu oluşturmuştur.18 ve 19
Haziran'da Hoy'dan kaçarak Urmiye'ye ulaşan Hıristiyan mülteciler 1200 kişiydi.
Hoy'dan çıktıklarında 3300 kişilerdi. 2100'ü ortadan yok olmuştu, seçilen 287
genç adam kanun kaçağı İsmail Ağa ( Sımko ) tarafından öldürüldü, kalan Kuzeybatı İran, Ali İhsan paşa'nın
kuvvetleri işgal ettiği zaman Türkler ve İranlılarca katledilmiştir.
Katledilenler dağlı Süryani’ler'di. Savaşın ikinci yılında Türkiye'den kaçmış
olan patrik Mor Şamun'nun adamıydılar.
1915, Ermeni- Süryani- Pontus Rumlar için insanlık felaketinin başlangıcı olmasa da
etnik temizliğin nihayetidir. İnsanlık suçlarında zaman aşımı yoktur. İnsanlık
suçu işleyenler yargılanana dek bu ülkeye ne barış gelir ne de demokrasi. 98
yıldır bu ülkeyi yöneten, geçmişini sorgulamayan bir yönetim, insanlık
suçlarında devamlılık esastır demektedir. Soykırım suçlarının cezasızlıkla
ödüllendirilmesi, yeni soykırım suçlarına çıkarılan kanlı bir davetiyedir.
1915’den günümüze değin özellikle Ortadoğu ve Mezopotamya coğrafyasındaki (
Mısır- Suriye- Tunus v.b. gibi ) paylaşım savaşlarında, emperyalizmin
çıkarları, ne yazık ki halkların acılarının önüne geçmiştir. Talihsiz Ermeni
halkı ise 1915’de bir yandan Alman emperyalizmin teşviki ve kışkırtmasıyla
soykırıma uğrarken, diğer yandan emperyalistlerin çıkarları gereği, soykırım
faillerinin ödüllendirilmesi gibi çifte acılar yaşamıştır
Yaklaşık 2
milyon insanın kaderini değiştiren,
bu ülkedeki savaş suçluları ( Malta
Sürgünleri) emperyallerin Türkiye
üzerindeki çıkarları uğruna bırakınız
adil yargılanmayı, bilakis ödüllendirilerek daha sonraki katliamlara öncülük
etmişlerdir.
ZEYNEP
TOZDUMAN
Kaynakça : Vahakn
N. Dadrian, Ermeni Soykırımında Kurumsal Roller, Toplu Makaleler, Kitap 1,
Çeviren: Atilla Tuygan, Belge Yayınları, 2004, Vartkes Yeghiayan, Malta
Belgeleri, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Türk Savaş Suçluları Dosyası,
(Türkçeye Çeviren: Jülide Değirmenciler), Belge Yayınları,Ağustos 2007,
zeynoege [zeynoege@mynet.com]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.