Müzenin
amacı, 1915′den önce çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı güneydoğuda, Diyarbakır’da
Ermeni yaşamını kaydetmek. Aynı yıl Osmanlı birlikleri ve Kürt yardakçıları,
bir milyondan fazla Ermeni’yi ve Hırıstiyan’ı katletmeye başladı. Pek çok tarihçiye
göre; bu, 20. yüzyılın ilk soykırımıydı.
Türkiye, Ermenilerin Suriye çöllerine zorla göç
ettirilmeleri sırasında açlıktan ve hastalıktan kırıldıklarınında ısrar ederek,
toplu cinayetleri inkar ediyor. (Osmanlı hükümeti, imparatorluk çökerken sözde
kendi güvenlikleri için Ermenileri sınır dışı etti. Fakat, binlercesi
yürüyüşleri sırasında katledildi; sayısız kişi de yola çıkmadan öldürüldü.)
Ders kitapları, bu miti sürekli kılıyor.
Surp Giragos’un restore edilmesine izin verilmesi,
soykırımı tanımaları için dünyanın dört bir yanında hükümetlerle lobi faaliyeti
yürüten diyaspora Ermenilerini yatıştırmak için yapılan hükümetin daha büyük
bir planının bir parçası olarak görülüyor. Surp Giragos, 20 yıldan uzun süre
yıkıntı halinde kaldıktan sonra 2011′de yeniden açılınca Türkiye’nin kalıcı
ibadet yeri olarak tekrar hayata döndürülen ilk kilisesi oldu.
Kiliseyi yöneten Surp Giragos Vakfı’nın kurucusu Ergün
Ayık, “Müze, binlerce Ermeninin şehrin refahına ve kültürüne katkıda
bulunduğunu göstermenin bir yoludur.” diye açıklıyor. “İnsanlar fotoğraflara,
eşyalara bakıp bu insanların hepsi nereye gitti diye merak edecekler.”
Soykırımdan önce Türkiye’de iki milyondan fazla
Ermeni’nin yaşadığına inanılıyor. Şimdi ise sayıları yaklaşık 70,000. Hayatta
kalanlar Ortadoğu, Avrupa, Amerika ve Avustralya’ya dağılmış. Pek çoğu
varlıklarını sürdürebilmek için İslam’ı seçmek zorunda kalmış, fakat sayıları
hala bilinmiyor. Türk tarihçi Osman Koker, eskiden Diyarbakır nüfusunun yarıdan
fazlasının gayriMüslüm, ağırlıklı olarak Ermeni Ortodoks, ama Katolik, Suriye
Ortodoksu ve Yahudi de, olduğunu tahmin ediyor. “Şimdi,” diyor Koker, “hemen
hemen hiçbiri yok.”
Ama gitgide daha fazla Türk Ermenisi, mirasını geri
istiyor. 2010′da binlerce kişi, yeniden restore edilen Kutsal Haç Kilisesi’nde
açılış ayinine katılmak için Van’ın doğusundaki Akdamar adasına akın etti.
(Kilise, şimdi müze haline geldi ama dini bayramlarda ayin düzenliyor.)
Türk-Ermeni uzlaşmasını teşvik etmeye yardımcı olan Türk toplumsever Osman
Kavala, Türkiye kültür bakanlığının restore etmeyi planladığı diğer antik
kiliselerin listesini hazırladığını söylüyor. Geçen yıldan beri Diyarbakır’ın
tarihi Sur bölgesinde mevcut olan Ermenice dersleri Türkiye’nin hayatta kalmak
için kültürlerini terketmek zorunda kalan sözde “görünmez Ermenileri” arasında
giderek yayılıyor. Bölge valisi Abdullah Demirbaş, Kürtlerin de soykırıma
yataklıkları için özür dilemeleri gerektiğini savunuyor.
Ermeniler, gayri Müslüm azınlığı suçlu olarak gören Türk
ulusalcılığının inatçı özelliğini kaydederlerken bile bu çabaları
alkışlıyorlar. Hükümetin çekincesiz İslam retoriğini bemimsemesi ile birlikte
bazı Ortodoks kiliselerini camiye dönüştürmesi, Ermenilerin gönlünü alma
çabalarının kuşkulu ve basiretsiz olduğu konusunda endişe uyandırıyor.
Neyseki Surp Giragos’taki geçtiğimiz akşamüzeri turistler
onarılan mihrapa ve (etraftaki minareleri küçük gösterdiği için 1916′da Osmanlı
tarafından yıkılan) soğan kubbeli çan kulesine
bakarken bu endişeler yoktu. Kiliseye her gün yüzlerce insan geliyor.
Surp Giragos Vakfı’ndan Gafur Türkay, “Çoğu, benim gibi Müslümanlaşmış
Ermeniler,” diyor gülerek. Ayık’ın kızı Pelin, “1915 hakkındaki gerçek
saklanamaz,” diyor. “Ama genç bir Ermeni olarak kurban olmama rağmen bana
acımalarını istemiyorum. Ben yalnızca hayatta kalmayıp zenginleşmeye devam eden
zengin bir medeniyetin onurlu bir üyesiyim.”
Bu yazı ilk olarak economist.com/ da yayınlanmıştır.
Çeviren: Özde Çakmak
(Yeşil Gazete, Economist)
URL: http://www.yesilgazete.org/?p=90617

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.