Taner Akçam
Asırlardır Müslüman pratiği olarak yaşanmış ve İslam’la
özdeşleştirilmiş Osmanlı hukuk ve kültürel geleneği olan Millet-i Hâkime
zihniyeti ile hesaplaşmadan, Alevi- Sünni ve Hıristiyan- Müslüman eşitliği
sağlanamaz.Millet-i Hâkime zihniyeti bir tek Sünni- Laik Türklerin sorunu
değildir. Kürtlerde de bu zihniyetin egemen olduğunu söylemek yanlış olmaz. Öcalan’ın
Diyarbakır- Nevroz mesajı buna verilecek birinci örnektir. Öcalan, sağlanacak
Türk- Kürt eşitliğinin temelini, “bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak
yaşam” ile açıklamaktadır. Öcalan’a göre, bu bayrak ve ortak yaşam, “kardeşlik
ve dayanışma hukukuna” dayanır ve “bu kardeşlik hukukunda; fetih, inkâr, ret,
zorla asimilasyon ve imha yoktur”.
İçeriği tamamıyla yanlış bu demecin “taktik bir açılım”
olduğu ve ciddiye alınmaması gerektiği söylenebilir.
Bana bir not düşmek kalır: Öcalan ile Beşir Atalay
arasında Türk- Kürt eşitliğinin hangi kültürel arka plan üzerine inşa edileceği
konusunda fazla bir fark yok. Her ikisi de “İslam bayrağı” altında kökleşmiş
Millet-i Hâkime zihniyetini esas alıyor.
Sorun bir tek Öcalan’ın sözleri ile sınırlı değil.
Özellikle Süryanilere ait arazilere el konulması ile ilgili BDP pratiğinde de
bu zihniyetin izlerini bulabilirsiniz.
Mardin bölgesinde Süryanilere ait birçok manastır var.
Bunlardan birisi Mor Gabriel. Bilindiği gibi, bu manastırın toprakları önce
zorla alındı sonra da büyük bir lütufmuş gibi reform paketi ile geri verildi.
Daha önce geri veril(e)miyor olmasının bir nedeni araziye
el koyanların AKP milletvekili Çelebi’nin aşireti olması idi.
Bir de ismi pek duyulmayan Mor Augin Manastırı var. Bu
manastırın arazisi de dört yıldan beri işgal altında. İşgalciler arasında
BDP’li Girmeli Belediye Başkanı ve akrabaları olduğu söyleniyor.
Süryaniler BDP’ye hürmeten olayı kamuoyuna yansıtmamış ve
Ahmet Türk gibi isimlerin devreye girerek sorunun barışçı bir şekilde
çözülmesini beklemişler. Ama dört yıldır bir sonuç yok.
Bölgedeki sorun aslında bir tek manastır arazisi ile
sınırlı değil. 1980 sonrası boşal(tıl)an binlerce köyün içinde yüze yakın
Süryani köyü de var. Aradan bir süre geçtikten sonra köylerine dönmek isteyen
Süryaniler, topraklarına Kürt köylülerin yerleştiğini görürler.
Birçok durumda işgalciler, zaten Süryanilere ait
toprakları büyük paralarla asıl sahiplerine geri satmışlar. Midyat’ın Sare köyü
buna bir örnek.
Diğer köylerdeki durum bundan farklı değil. Birçok köyün
toprağı, ‘sürülmediği’ gerekçesiyle devlet hazinesine devredilmiş. Şimdi
Süryanilerden ‘kendi sahip oldukları’ toprakları devletten parayla satın
almaları isteniyor.
Konu her BDP kongresinden önce gündeme gelmiş ve BDP
çözüm için bir komisyon kurma sözü vermiş. Ama bu komisyon hiç kurulmamış.
İnsanın aklına 1908 sonrası, Kürtler tarafından işgal
edilen Ermeni toprakları sorununu halletmek için İttihatçılar ve Taşnaklar
arasında kurulan komisyon geliyor.
Komisyon bölgeye de gidiyor ama hiçbir sonuç alamıyor ve
dağılıyor. Cemal Paşa anılarında, toprak sorununu çözmek istediklerini ve ama
Kürt ağalar nedeniyle çözemediklerini aktarır. Aradan yıllar geçmiş ama değişen
çok bir şey yok.
BDP elbette hükümette değil ve hukuken sorumlu tutulamaz.
Ama, içlerinde üyelerinin de bulunduğu bir grubun Süryani topraklarını işgal
etmesini, politik bir sorun hâline bile getirmemeleri ve yok saymaları bize çok
şey anlatıyor.
Öyle görülüyor ki, Millet-i Hâkime zihniyeti, Hıristiyan
topraklarına el koymayı doğal bir uygulama hâline sokmuş. AKP veya BDP çok fark
etmiyor.
Reform ve eşitlikler sorunu, ne AKP aşkı ne de AKP
nefreti ile halledilebilecek gibi. Ortada çok ciddi bir zihniyet problemi var.
tanerakcam@gmail.com
http://www.taraf.com.tr/taner-akcam/makale-bdp-ve-millet-i-hakime.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.