Marsel Russo
perspektif@salom.com.tr
Şimdi andımızı çöpe attık. Artık kendini Türk
hissetmeyenlerin bu oyunu oynamalarına
ihtiyaç yok… Ancak yerine önerilen
gerçekten samimi bir alternatif mi, yoksa kompartımanlar arasında yine birinci sınıf olacak mı? Bir gayrimüslim siyasette yer bulabilecek mi, ya
da kamu hizmetinde – bir yargıç olarak,
bir müsteşar olarak, bir vali olarak görev alabilecek mi? Yanıtını bir kâğıda
yazalım, bunu bir zarfa koyup onu kapatalım ve on sene sonra açalım… Bakalım ne
kadar gerçekçi olabilmişiz? 2023’te Cumhuriyetin 100.yaşında bakalım Türkiye
moderniteden nasibini aldığı kadar
uygarlaşabilmiş olacak mı? Gelelim toplumsal mutabakata… Bireysel farklılıklara
özen gösterilmesi, bireysel haklara saygı ile yaklaşılması temeldeki uzlaşının
dinamitlenmesini gerektirmez
***
Uzaklardan bakıldığında içinde yaşadığımız manzaranın çok
da sağlıklı olmadığına karar veriyor
insan. Nasıl olsun ki?
Toplumsal mutabakatın bu denli çatırdadığı benzer
dönemleri uzun zamandır yaşamıyoruz. Bu tespiti yaparken kesinlikle siyasi bir
söylem geliştirmek değil amacım. Ben olayları takip etmeye çalışan, işinde
gücünde, aşırılıklardan hoşlanmayan, güzel şeyler yapmanın kişiyi
zenginleştirdiğini düşünen, nereden geldiğini bilen ve nereye gitmek istediği
hakkında Şkri olan basit vatandaş kimliğimle
durumu nasıl algıladığımı
paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz haftalarda tartışmaya başlanan demokratikleşme
paketi esas itibarı ile sosyal çeşitliliği teşvik eden bir karakter sergiliyor.
Ancak sorgulanması gereken üzerinde mutabakat aranan konuların nasıl uygulanacağı
ve bir adım ötesi bu uygulamaların nasıl ve kimler tarafından, hangi kriterler
çerçevesinde kontrol edileceği.
Türkiye’miz maalesef
bu konuda sabıkalı. Vatandaşlara bir önce önerilen ve şu anda
tartışılan paket uyarınca yırtılıp çöpe atılan andımızda hayat bulan
mutabakat hep tek yönde çalıştı gibi
görünüyor. Bırakın dini azınlıkları toplumda ötekileştiren Alevilerle Kürtler
de bu konudan muzdaripler ve bunu açıkça dile getiriyorlar…
“Ne mutlu Türküm
diyene’’deyişinde vücut bulan uzlaşı
zaman içinde heyecanını ve ne
yazık ki aynı zamanda anlamını da
yitirmiş.
Özelde Avrupa’nın ancak esas itibarı ile tüm dünyanın
yerle bir olduğu dönemde, Birinci Dünya Savaşı’nın korkunç yıkımı sürecinde
Türklük fırtınalı bir havada gemilere referans olan fener misali, güvenilir bir
ışık olarak önerilmiş. Kurtuluş Savaşı bir yanda Sevr ‘in yakıcı etkisini ortadan kaldırırken,
Osmanlı’nın ağır mirası üzerine yeni bir söylem içeren bir yaşam tarzı belirlenmiş rota olarak. Burada bana göre
koyu bir milliyetçilikten ziyade ‘mua sır medeniyetler’ seviyesine gelmek
hedeşenmiş. Bu hedef bir süre bir
ortak bir payda olarak kabul edilmiş.
Özellikle Cumhuriyet sonrası ve inkılâplar esnasında kendini bulan nesilde bu paydanın etkilerini
çok canlı bulmak mümkün.
Ancak o ilk heyecanın geçmesi ve post Atatürk dönemin de
aşılması ile girilen süreçteki uygulamalar ortak olduğu söylenen bu paydanın
yutturmaca sınırlarında yaşanmaya başlandığını gösteriyor. Burada sözünü etmek
istediğim Dersim olayları, Trakya olayları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları,
ekalliyetler yanında Alevilerin kamu görevlerinden dışlanması değil. “Ne mutlu Türküm diyene”
şeklinde özetlenebilecek mutabakatı yok
sayan, gündelik yaşamda bireylerin başlarına gelen ve muhtemelen her biri
sessiz bir isyanla geçiştirilen sayısız olaydır üzerinde durulması gereken…
Yoksa yukarıda sayılan her bir felâket için son derece mantıklı bir üslupla
üretilmiş çok sebep/ mazeret vardır.
Şimdi andımızı çöpe attık. Artık kendini Türk
hissetmeyenlerin bu oyunu oynamalarına ihtiyaç
yok… Ancak yerine önerilen gerçekten
samimi bir alternatif mi, yoksa kompartımanlar arasında yine birinci sınıf olacak mı? Bir gayrimüslim siyasette yer bulabilecek mi, ya
da kamu hizmetinde – bir yargıç olarak,
bir müsteşar olarak, bir vali olarak görev alabilecek mi?
Yanıtını bir kâğıda yazalım, bunu bir zarfa koyup onu
kapatalım ve on sene sonra açalım… Bakalım ne kadar gerçekçi olabilmişiz?
2023’te Cumhuriyetin 100.yaşında bakalım Türkiye
moderniteden nasibini aldığı kadar
uygarlaşabilmiş olacak mı?
Gelelim toplumsal mutabakata… Bireysel farklılıklara özen
gösterilmesi, bireysel haklara saygı ile yaklaşılması temeldeki uzlaşının
dinamitlenmesini gerektirmez. Batılı toplumları bizimki gibi olanlardan farklı kılan bu demokratik
bilince ulaşmış olmalarıdır. Bunu
başarabildiğimiz gün bu coğrafyada mutluluğu ve refahı yakalayabileceğimiz ve
diğer toplumlara örnek olabileceğimiz kesin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.