Erzurum Üniversitesi, İslamî İlimler Fakültesi
Kütüphanesinin İslam Tarihi bölümünde bulunan Arapça belge Prof. Dr. İhsan
Süreyya Sırma tarafından bulundu ve Hindistanlı ünlü alim Muhammed Hamidullah
tarafından “El-Vesâiku’s Siyâsiyye” kitabında yayımlandı. Vesikanın üstüne daha
sonra Osmanlı döneminde, Âmid (Diyarbakır) şehri yargıcı Molla Çelebi diye
tanınan Muhammed bin Ali ile Ruha (Urfa) yargıcı Nakî Fazlızâde’nin mühürleri
basılmıştır.
İşte o tarihi vesika;
Esirgeyen bağışlayan ALLAH adıyla.
ALLAH bize bereketlerinden bolca versin. Bu, mübarek bir
yazıdır. ALLAH’ın emriyle, bizimle zimmet akdi yapmalarından ve İslam’ın
koruması altına girdikten sonra Ermenilerden bir grubun talebi üzerine
yazılmasına izin verdim: ALLAH, İslam’ın adını yüce kılsın. Bütün ehli milleti
İslamı (müslümanları), bunun gereğine göre hareket etmeye, mantık ve medlulüne
(sözüne ve özüne) bağlanmaya mecbur ettim. Bu, dindaşım müslümanların,
kendilerine ALLAH’ın ahdini, misakını ve zimmetini, peygamberlerinin, elçilerinin,
seçtiklerinin, önceki ve sonraki müslümanlar arasındaki velilerin zimmetini
istemelerinden hemen sonra olmuştur. Benim bu zimmetimi ve misakımı, ALLAH,
peygamberlerden ve mukarrebûn meleklerden itaat konusunda almıştır.
ALLAH’ın ahdine vefa, sınırlarda ve bölgelerinde kıyamet
gününe dek, doğu ve batının her yöresinde yanımdaki yardımcılarım ve
taraftarlarımla, ister uzakta, isterse yakında olsunlar, ister barış yoluyla,
isterse savaş sonucunda itaat etsinler, nerede olurlarsa olsunlar onları korumam,
güvenliğini sağlamam, kendilerine, kiliselerine, manastırlarına, ruhbanlık
merkezlerine, ister dağda, vadide ve mağarada, isterse yerleşim yerinde ve
ovada olsunlar ibadet ve taat merkezlerine gelecek zararları önlemem, ister
karada ve denizde, isterse batıda ve doğuda olsunlar dinlerini ve mülklerini,
kendimi, yakın çevremi ve dindaşım mü’min ve müslümanları koruduğum biçimde
korumam, onlardan her türlü eziyet ve kötülüğü gidermem, benim ve benimle
birlikte İslam yurdunu savunanların yanlarında yer almaları gayesiyle başlarına
kötülük gelmemesi için koruma ve gözetleme görevinin gereği olarak her türlü
düşmana karşı savunarak arkalarında olmam sonucunda gerçekleşir.
Aynca, ahid ehlinin harâc türünden yüklendikleri ölüm
derecesindeki ezayı onlardan uzaklaştırmalıyım; ancak hiçbir baskı ve zorlama
olmaksızın gönüllü olarak vermeleri hariç. İslam’a zorlanmazlar. Hiçbir
piskopos görevinden alınmaz, Hıristiyan biri dininden vazgeçirilmez, rahip
ruhbanlıktan, gezgin gezisinden alıkonmaz. Eski kiliselerinden hiçbiri
yıkılmaz. Ne kiliseleri, ne de evleri cami veya Müslümanların evine
döndürülmez. Ruhbanlık ve piskoposluk engellenmez, yün giymek ve satış yapa
geldikleri yerlerde at pazarı kurmaları yasaklanmaz. Müslümanlara yardım ve
beytülmale (devlete) destek olarak verilen cizyeleri, her yıl için dört dirhem
ve bir Herat işi giysinin üzerine çıkarılmaz. Giysi vermeleri kolay değilse,
bedelini vermeye zorlanmazlar, ancak gönüllüce verebilirler. Karada ve denizde,
mücevher çıkarmak için dalış yapan, altın ve gümüş ticareti yapanlar gibi büyük
ticaret yapan kişilerden bile olsalar, mukim olan her birinin ödeyeceği bütün
cizye budur. Yolculara ve yeri bilinmeyenlere, elinde miras olması dışında
hiçbir şey gerekmez, bu durumda benzerinin ödediğini öder. Karada ve denizde
kimseye elkonmaz, zulüm yapılmaz, haksızlığa uğratılmaz.
Müslümanlarla birlikte savaşa çıkmaya ve keşif gücü olarak
düşmanla karşılaşmaya zorlanmazlar. Çünkü onların savaşma yükümlülüğü yoktur.
İslam’ın korumasında olmaları için onlara zimmet verilmiştir. Ancak gönüllü
olarak savaşa katılabilirler. Onlara ancak en iyi şekilde davranılır, rahmet kanatlan
gerilir, her zaman ve her yerde eza ve kötülük görmeleri engellenir, bir zalim
onlara zulmederse, Müslümanlar onlara yardımcı olmak zorundadır. Başlarına bir
iş gelir veya hatta cinayet olursa, bu fiille düşmanları arasına sulh (barış)
yoluyla girilir. Sulh, kuralların temelidir. Yardımsız bırakılmazlar,
reddedilmezler ve ihmal edilmezler.
Onlar, Müslümanlarla aynı hak ve yükümlülüklere sahiptir.
Nikâh yapmaya zorlanmazlar. Onlardan hiçbir aile, kızını bir müslümanla
evlendirmeye zorlanamaz. Nişan yapmak istemezler ve evlendirmeye karşı
çıkarlarsa, bu konuda zarara uğratılmazlar. Çünkü bu, ancak onların gönül
hoşluğuyla ve rızasıyla olur. Bir Hıristiyan kadın Müslüman erkekle evliyse,
ALLAH onu doğruya erdirinceye kadar dini konusundaki arzularını yerine
getirmekte rızasına uygun davranmalıdır, onu Müslüman olmaya zorlayamaz. Ona
İslam’ın güzelliğini, diğerinin kötülüğünü anlatır. ALLAH katında din,
İslamdır.
Kilise ve manastırlarının saygınlığı ve dini çıkarları için
harcama yapmaya ihtiyaç duyarlarsa, zimmetlerine borç olarak yüklenmez, bilakis
İslam toplumundan onlara bir ihsan ve lütuf olarak beytülmalden yardım edilir.
Onlardan biri, Müslümanlara düşman olduğu halde, Müslümanlar arasında duramaz.
Kendilerine düşman olarak, Müslümanların arasında bulunması ise engellenemez.
Kim bunlardan bir şeyde sınırı aşarsa, ALLAH’ın elçisi Muhammed’in (s.a.)
onlarla yaptığı andlaşmaya aykırı davranmış olur.
Dinleri konusunda onlara zimmetlerinde bazı şartlar
belirlemiştir: Bu şartlara bağlılık ve onlara belirlediklerine vefa göstermek.
Buna göre onlardan biri, gizli ve açıkta müslümanlardan biri aleyhine düşman
(ehli harb) birine casusluk yapamaz. Onların evlerinde ve ibadethanelerinde,
müslümanların düşmanı oturamaz. Silah vermek suretiyle, düşmandan birine Müslümanlar
aleyhine yardım edemez. Kalelerinde onlara bir mal emanet edilmez. (?) Ancak
evleri yakın olursa, bununla kendilerini savunurlar ve canlarını korurlar.
Müslümanlardan hiç kimse onları gece ve gündüz kitaplarını
okumaktan alıkoyamaz. Yedikleri azığı sağlamaları engellenemez. Kendisi ve
ailesi için bir yıllık azık biriktirmeleri (saklamaları) da engellenemez.
Onlardan biri mazlum olarak, Müslümanlardan biri yanında saklanmaya ihtiyaç
duyarsa, Müslümanlar bu konuda ona yardımcı olmalıdır, umduğunda onu düş
kırıklığına uğratmamalıdır.
Müslümanlardan biri, onların gizlerini öğrenirse, onlara
eziyet veren her türlü kötülükten, uğradıkları veya başlarına gelen zarardan
koruma ve gözetme sözü verilmiş olanları için gizlemek ve saklamak zorundadır.
Ruhban ve piskoposlardan hiçbiri ve diğer müminler, dinlerini öğretmekle meşgul
oldukları sürece, haraç vergisi ödemekle yükümlü tutulmaz. Hiç kimseye gücünün
üstünde yüklenmez. (ALLAH, herkese gücüne göre yükler). Bu yazı, kıyamete ve
dünyanın sonuna dek, uyulacak ve bağlanacak bir belge olmalıdır. Taraflardan
hangisi bu şartlardan birini çiğnerse, ALLAH’a, elçisine ve Müslüman topluma
aykırı davranmış olur.
Bu andlaşma, sahabenin (r. anhüm) huzurunda yazıldı.
Tanıklar şunlardır: Ebu Bekir es-Sıddîk, Ömer bin el-Hattab, Osman bin Affan,
Ali bin Ebî Talib, Muaviye bin Süfyan, Ebu’d-Derdâ, Ebu Zer, Ebu Hureyre,
Abdullah bin Şem’un, Abdullah bin Abbas, Hamza bin Abdilmut-talib, Ebu’1-Fadl
Abbas, Talha, Sa’d bin Hâd, Sa’d bin Iyâd, Abdullah bin Şem’un, Sabit bin Kays,
Zeyd bin Sabit, Zeyd bin Erkam, Üsâme bin Zeyd, Osman bin Maz’un, Ebu’d-Dâliye,
Abdullah bin Amr bin el-Âs, Ammâr bin Yâsir, Ensel bin Malik, Mes’ud bin Ebî
Talib.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.