Fadime Özkan'la yaptığı röportajda demokratikleşme
paketini değerlendiren Prof.Dr. Aras Yumul, militarizmin toplumsal hayatın her
alanına andımız ile sızdığını söyledi. Prof. Yumul: Asıl sorun eşitlik sorunu. Kimliğimizin bizi
‘özel’ kılmadığını öğrenmemiz gerek. Sadece bir kesimin haklarının tanınması
toplumda huzursuzluk yaratmanın yanı sıra millet-i hakime anlayışını da devam
ettiriyor.
Başbakan Erdoğan’ın geçen pazartesi günü açıkladığı 5.
demokratikleşme paketi çoklukla doğrudan siyaseti ilgilendiren alanlar
üzerinden değerlendirildi. Halbuki toplumsal karşılığı olan düzenlemeler
eksiklerine rağmen tarihi öneme sahipti. Farklı toplum kesimlerinin
taleplerini, eksikler için ısrarın toplum açısından önemini ve toplumsal
karşılığını İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Arus
Yumul ile konuştuk. Etnik kimlik, gündelik hayat, beden, ırkçılık,
milliyetçilik üzerine çalışan, bu alanlarda eserleri bulunan Prof. Yumul, geçen
yıl Hrant Dink Vakfı’nca düzenlenen ayrımcılık konulu panelin de moderatörü idi.
5. Demokratikleşme paketi sizce nasıl?
Demokratikleşme yolunda atılan her türlü adıma, yeterli
veya yetersiz, geç veya erken, sahip çıkmak gerekiyor. Ancak Türkiye hem daha
fazlasını hak ediyordu, hem de buna hazırdı. Beklentiler de bu yöndeydi.
Terörle Mücadele Kanunu’ndan vicdani redde kadar pek çok sorun hala çözüm
bekliyor. Şayet paketteki önemli eksikliklerin nedeni çeşitli kesimlerin
tepkileri ise bu tepkiler zaten veriliyor, bir de üstüne üstlük hükümet
eksiklikler nedeniyle eleştiriliyor.
Baskıcı ideoloji bozguna uğrayacak
Yaşam tarzına müdahale ve ayrımcılık son asrın özeti
aslında, epeydir de tartışılıyor. Buna rağmen ancak 2013 Türkiye’sinde
yasalaştı. Gecikmeye dair yorumunuz nedir?
Paketin birçok maddesi ulus devlet kurulurken heterojen kitlelerden
homojen bir yapı, ‘muhayyel bir cemaat’ yaratma yolunda getirilen kısıtlamalar,
gasp edilen haklarla ilgili. Özellikle siyasi cemaatin kimlerden oluşacağına,
hangi grupların hangi şartlarda bu cemaatin meşru ve eşit üyesi sayılacağına
işaret eden ve farklı grupların birbirlerine ve devletin bu gruplara karşı
tutum ve davranışlarını içeren yatay meşruiyet konusuyla ilgili. Gruplar
arasındaki ilişki eşitliğe dayanmıyor, bir grup kendisini üstün veya kurucu
unsur görüp kendi sembol ve mitlerini, kimliğini, dilini, inancını, yaşam
tarzını, cinsel kimliğini diğerlerine dayatıyorsa yatay meşruiyet zayıflar.
Paket bir yönüyle yatay meşruiyeti güçlendirmeyi amaçlıyor. Önemli göstergesi
aidiyetiniz ne olursa olsun size her sabah Türküm dedirten ve varlığınızı Türk
kimliğine armağan ettiren andımızın kaldırılması. Ne üzerine olursa olsun
çocuklara her gün ant içirmek sağlıklı bir şey değil.
Düzenlemelerin uygulanmasının toplumsal sonuçları ne
olur, öngörünüz ne?
Öncelikle kamu kurumlarından başörtüsü yasağının
kalkmasıyla birlikte örneğin okullarda başörtülü öğretmenler de ders verecek.
Bu şekilde kurucu ideolojinin öngördüğü egemen görsel rejim tam da bu
ideolojinin taşıyıcısı ve aktarıcısı olarak kurgulanan eğitim kurumlarında
bozguna uğrayacak. Farklı yaşam tarzlarının korunacağına dair verilen teminat
geçerliliğini koruduğu sürece okullar yeknesaklık ve resmiyetin değil
çeşitliliğin alanı olacaktır. Ancak paket bu yönüyle bile eksik. Çeşitli meslek
grupları düzenlemenin dışında tutulmuş. Yine erkeklerin beden süsleme
teknikleri üzerindeki kısıtlamanın kaldırılması olumlu, keşke kravat
zorunluluğu da kalksaydı.
Nefret suçu yasası toplumu değiştirir
Sorun devletin tanımlaması galiba...
Aslında kılık kıyafet konusunda devletin, hükümetin ya da
toplumun karar verme hakkı olmamalı. İşlevsellik, rahatlık ve sağlık
kriterlerinin dışında başka kriterler getirilmemeli. Bedenleri öykünülen milli,
ahlaki veya başka toplumsal değer ve pratiklerin cisimleşmiş hali olarak
kurgulanmaktan, bu değerlerin kaydedildiği metinlere, siyasi mücadelelerin
verildiği yüzeylere dönüştürülmekten artık vazgeçilmeli. Toplumu proje olarak
kurgulayıp bireyleri de projenin taşıyıcıları olarak kurgulamaktan ve buna
uymayanları da “ehlileştirmek” çabasından vazgeçmek gerekiyor.
Paket daha çok, doğrudan siyaseti ilgilendiren alanlar
üzerinden değerlendirildi. Toplum kesimlerinin taleplerini ve toplum genelini
ilgilendiren yanlar azımsandı. Ama nefret suçlarıyla ilgili madde az şey midir?
Nefret suçları yasası önemli. Bu yasa yokken de TCK’de bu
konuda çeşitli düzenlemeler mevcuttu. Ancak uygulamada amacının tersine
işletildi. Zayıfı, güçsüzü, dışlananı korumak yerine egemen kimliği, milli
değer ve hassasiyetleri koruyup kollamak için kullanıldı. Bariz hakaret ve
hatta tehdit içeren sözler eğer egemen kimliğin dışındakilere yöneltilmişse
ifade özgürlüğü, eleştiri hakkı kapsamında değerlendirildi. Oysa bu tip
yasaların asıl amacı baskı gören, ezilen egemen kimliğin dışında kalan
kimlikleri korumaktır. Bu yasa hakkıyla uygulanırsa toplumsal yaşamımızda çok
şey değişecek. Kendi değerini kendisine benzemeyenleri ‘makbul kimliğin’
dışında kalanları küçümsemekle inşa eden kişiler nerdeyse dilsiz kalacaklar.
Sosyal medya kullanıcılarının bir bölümü söyleyecek söz bulamayacak. Ancak
burada da hem en fazla nefret söylemine hem de en fazla nefret suçuna maruz
kalan LBGT üyelerinin paketin dışında bırakılmış olması paketin en önemli ve
can yakıcı eksikliklerinden biri.
Devletin bireyleri tanımlaması sorunlu
Mor Gabriel Manastır arazisi Mor Gabriel’e iade edilirken
Heybeliada Ruhban Okulu için vize çıkmadı. Bu size nasıl görünüyor?
Mor Gabriel Manastırı’nın iadesi ve Süryanilere okul açma
hakkının verilmesi gerçekten önemli adımlar. Ancak Heybeliada Ruhban Okulu’nun
açılmaması ve bunun mütekabiliyete bağlanması Gayrimüslimlerin hala bu ülkede
vatandaş sayılmadığının göstergesi. Ulus devlet kurulurken amaç Müslümanları
asimile etmekken kimlikleri itibarıyla “muhayyel cemaat”in dışına itilen
Gayrimüslimleri disimile etmekti. Onların vatandaşlığı haklar değil ancak
görevler söz konusu olduğunda geçerliydi. Ruhban Okulu Lozan Antlaşması’na
rağmen yani hukuka aykırı şekilde kapatıldı. Mevcut Anayasanın 90. md.nin son
fıkrasına göre Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler yasa hükmünde
‘iç hukuk kuralı’ olmasına ve bu sözleşmeler mevcut kanunlarla çatışsa dahi
uygulamada bu sözleşmelerin esas alınacağı sarih hükmüne rağmen, Lozan
Antlaşması’nın azınlıklara verdiği hakların defalarca açıkça ihlal edildiğini
biliyoruz. Anadilde eğitim hakkı -özel okullarla sınırlı kalsa dahi- takdir
edilecek bir adım. Bu hakkı mutlaka genişletilmeli, devlet okullarında da bu
eğitim sağlanmalı.
Aleviler için paketten sadece jest çıktı?
Alevilerin haklarının verilmemesi, konunun sürekli
ertelenmesi, Alevileri, dinlerini, inançlarını, ibadet yerlerini tanımlama
hakkının kendilerinde değil başkalarında olması oldukça sorunlu.
Ötekilerin hakkı lütuf veya jest değildir
Kişilerin, toplum kesimlerin hakları genişletilirken
diğerlerininki daralıyor değil, bilakis. Ortak hava sahasına taze oksijen demek
bu. Sorum şu: Mesela Alevilerin taleplerinin karşılanmamasının Sünnilerde
yarattığı bir huzursuzluk da yok mu? Veya Ruhban okulu açılmayıp mütekabiliyet
dolayısıyla TC’nin Ermeni vatandaşları “esir” pozisyonunda tutulurken diğer TC
vatandaşları hiç mi rahatsız olmuyor bundan? Toplum buna ne diyor?
Burada asıl sorun eşitlik sorunu. Kendimizi başkalarıyla
eşit görüp görmeme, kendimize kimliğimizden dolayı üstünlük atfetme sorunu.
Kimliğimizin bizi ‘özel’ kılmadığını öğrenmemiz gerek. Alevilere verilecek
hakların Sünnileri rahatsız etmesini gerektirecek hiçbir neden yok. Sadece bir
kesimin haklarını tanımak toplumda huzursuzluk, yoksunluk duygusu yaratmakla
kalmıyor, hakları tanınmayan kişileri yabancılaştırıyor. Unutmayın 19. yüzyıldaki
reformlarla Gayrimüslimlere çeşitli haklar tanınınca ‘artık gavura gavur
diyemeyecek miyiz?’ diye homurdanmalar olmuştu. Millet-i hakime anlayışının
tezahürüydü. Kendisini devletin sahibi gören bir anlayışın yansıması topluma
‘her şey benim hakkım’ şeklinde yansıyor. Ötekilerin hakları ancak lütuf, jest
veya mütekabiliyet bağlamında değerlendiriliyor. Oysa haklara sahip olmak
herkesin meşru hakkı. Bu ülkenin hepimizin olduğunu kabul etmeden, kendimiz
için istediğimizi diğerleri için de istemeden fazla ilerlememiz mümkün
gözükmüyor.
Militarizm toplumsal hayatın her alanına Andımız ile
sızdı
Çocukları her gün hazır ola geçirip tek ağızdan yemin
ettirmenin onlara verdiği zarar tarif edilemez. Sanırım bu militarist formun
askeri vesayet düzeniyle de yakından ilişkisi vardı?
Çok haklısınız. Militarizm bildiğiniz gibi sadece askeri
alanla sınırlı bir şey değil. Aynı zamanda toplumu militarize etmeyi amaçlayan,
toplumsal yaşamın her kesimine sızan bir olgu. Bu anlayış ne kadar erken
yerleştirilirse o kadar iyi olur diye düşünmüşler ki ufacık çocuklara askeri
düzende her sabah ant içirmişler.Konu Kürtçe olunca nerdeyse üç harfliler
muamelesi gören harfler üzerindeki resmi yasağın kalkması da olumlu. Ancak eş
başkanlık gibi bu konuda da yasak pratik olarak aşılmıştı. Ama unutmayalım ki
bazen zaman zaman yasalar toplumu takip eder, var olan bir uygulamayı
yasallaştırır, de facto olanı de jure hale getirir. Özel TV’lerde de durum
böyle olmuştu.
Ötekilerin hukukunu korumak için zihniyetler de değişmeli
Yasaların yapamadığı şeyler var, zihniyet değişimi gibi..
Evet, nefret söylemini yasaklamak yetmiyor. Bu söylemin
üzerinde rahatça gelişip serpileceği ortamı hazırlayan şartları ortadan
kaldırmak gerekiyor ki bu da önemli bir zihniyet değişikliği gerektiriyor. Unutmayın
ki nefret söylemi sadece nefretle, duygularla ilgili bir şey değil, toplumsal
ve siyasal kaynaktan beslenen, eşitsizliği pekiştiren, üstünlük duygusunu
besleyen bir olgu. Ötekileştirilen kimliklerin hak arayışlarına yapılan
itirazların altında da bu üstünlük duygusuna yönelik tehdit algısı yatıyor.
Tüm paketin sadece başörtüsüne kısmi serbestlik verilmesi
için numaradan yapıldığını iddia edenler var. Sizce nasıl?
Sanıyorum paketteki eksiklikler bu yorumlara neden
oluyor. Bildiğim kadarıyla bu düzenleme için zaten pakete ihtiyaç yoktu.
Başörtülü kadınlar da ülke gerçeğidir Süryaniler de
Yaşam tarzına saygının TCK güvencesi altına alınması Gezi
muhalefetinin taleplerini karşılayacak düzeyde midir?
Aleviler hala haklarından mahrum, Rumlar ki bu toprakların
en eski haklarından biri hala tam anlamıyla vatandaş sayılmıyor. Ancak
Süryanilerin gerçekliği kabul edilmiş. Okul açmalarına izin verilmiş.
Başörtüsünün bu ülkenin somut gerçeği olduğu yine kabul edilmiş. Eğitim
kurumlarında çocukların sokaktaki hayattaki çeşitlilikle karşılaşmasına olanak
sağlanmış. Aynı şekilde halkın gündelik dilde kullana geldiği yer adlarının
iadesine olanak tanınmış ancak yerel yönetim konusunda adım atılmamış, anadil
hakkı ancak kısıtlı şekilde tanınmış. Velhâsıl toplumun öznelliklerini yok
sayıp “yüksek” bir ideal uğruna değiştirilmek istenen, değişmeyi reddedeni yok
sayan anlayış hem değiştirilmiş hem de korunmuş.
(Star)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.