Erivan’daki tepelerden birinde yer alan Soykırım Anıtı’nda
Ermenice bir şarkının hüzünlü ezgileri yankılanıyor. Yeni bölümlerle
genişleyecek olan müze ise 2015’e hazırlanıyor. Tepeye çıktıkça hava soğuyor.
Isınmak için mantomun düğmelerini ilikliyorum. Ya, Erivan merkeziyle Soykırım
Anıtı’nın bulunduğu tepe arasında hatırı sayılır bir sıcaklık farkı var, ya da
ben öyle hissediyorum. Müzenin ve Ermenicede “Tsitsernakaberd” denen Soykırım
Anıtı’nın bulunduğu tepeye varır varmaz bir kadın sesi duyuyoruz. Hüzünlü,
bilindik bir Ermeni türküsünü, Dle Yaman’ı söylüyor kadın. Güzel ve duygulu
sesi, tepede kırlangıçlar gibi kanat çırpıyor.
Ermeni halkının soykırımdan sonra yeniden doğuşunu
simgeleyen ince, uzun bir stel ve 1915’ten evvel Anadolu’da Ermenilerin
yaşadığı 12 vilayeti simgeleyen taş bloklardan müteşekkil Soykırım Anıtı tam
karşımızda. Ama önce müzeye giriyor ve görevlilerden burada sergilenen objeler,
belgeler hakkında bilgi alıyoruz.
ACILI GEÇMİŞİN TANIKLARI
Soykırım Müzesi, 98 yıl öncesinin derin karanlığını yansıtan
bir ayna gibi. 1915’te yaşananları gösteren fotoğraf, obje ve belgelerin
yanından sıradan bir müzeyi ziyaret eden turist rahatlığıyla geçip gitmek
mümkün değil. Duygulanıyorsunuz, hüzünleniyorsunuz, fotoğraf karelerindeki
yüzlere baktıkça canınız acıyor.
İlk bölümde, Batı yani Anadolu Ermenilerinin 1915’ten önceki
yaşamları anlatılıyor: Eski gazeteler, nüfus kayıtları, Avrupalı gezginlerin
Batı Ermenilerinin günlük hayatına dair notları ve diğer ayrıntılar...
Müzenin ana salonu ise Ermeni Soykırımı’na ayrılmış.
1911’DE “HOLOKOST” DEMİŞTİ
İlk olarak II. Abdülhamit döneminde, 1800’lü yılların
sonunda başlayan katliamlar hakkında Avrupa ve ABD basınında çıkan haberlere
göz atıyoruz. Geçmişin hüzünlü gölgeleriyle yan yana yürürken müze görevlisi
hanımın söyledikleri dikkatimizi çekiyor. Parmağıyla müzede sergilenen bir
kitabı işaret eden görevli, “1911’de bir İngiliz yazarın kaleme aldığı bu
kitapta ilk kez holokost ifadesi kullanıldı” diyor. Holokost’un Yahudi
Soykırımı’ndan seneler evvel Ermenilere yönelik katliamları anlatmak için
başvurulan bir kelime olduğunu böylece öğreniyoruz.
ÖLÜM YOLCULUĞU
Ermeni Soykırımı’nın yıldönümü olarak kabul edilen 24 Nisan
1915’te 235 Ermeni aydın tutuklanmış ve sonu ölümle biten bir yolculuğa
gönderilmişti. Müzede onların fotoğraflarına bakıyorum. İlk başta yazar Krikor
Zohrab var. Sonra şair Taniel Varujan, besteci - rahip Gomidas ve diğerleri...
Anadolu Ermeni toplumunun birkaç gün içinde yok edilen entellektüelleri...
KATLİAM KENTİ ELAZIĞ
1915’te Elazığ’da görevli olan ABD elçisi, hem Ermeni
Soykırımı’na ilişkin notlar tutmuş, hem de fotoğraflar çekmiş. Onun müzede
sergilenen notlarına göre, Anadolu’nun çeşitli kentlerinden alınan Ermeni
erkekler Elazığ’da toplanıp katledilmiş. ABD elçisinin tam da bu yüzden Elazığ
için “Katliam kenti” dediğini öğreniyoruz müze görevlisinden.
Sonra laf ister istemez Ermeni Soykırımı’nın
planlayıcılarından, dönemin Dahiliye Nazırı Talat Paşa’ya geliyor. Görevli,
“1919’da, Ermeni Soykırımı’ndan sorumlu olan ittihatçıların idam edilmesine
karar verildi. Ancak bu çok samimi bir karar değildi, bu yüzden de uygulanmadı.
Zira karar verildiğinde bu kişiler Türkiye’den ayrılmıştı. Talat Paşa da
biliyorsunuz Almanya’da Soğomon Tehleryan adında bir Ermeni tarafından
öldürülmüştü” diyor.
ACININ DÖVMELERİ
Ardından yakılan, bombalanan Ermeni kiliselerinin
fotoğraflarına bakıyoruz. 2 binden fazla kilise yok edilmiş o dönemde. Sadece
insanlar değil, onların izleri de silinmiş.
Bir de dövmeli kadınlar var. Aileleri öldürülen, zorla
Müslümanlaştırılan, Türkleştirilen, Kürtleştirilen Ermeni kadınlar... Müzenin
son bölümünde onların fotoğraflarına yer verilmiş. Hepsinin alınlarında aynı
dövme var. Yaşadıkları acının, utancın simgesi olan dövmeleriyle tarihin
karanlık bir noktasında durmuş bize bakıyorlar.
Her hafta Türkler geliyor
Soykırım Müzesi’nde hummalı bir inşa çalışması var. İç
kısımlara doğru gittikçe çekiç ve matkap seslerinin şiddeti artıyor. Müze,
2015’te yani soykırımın yüzüncü yıldönünümünde yeni bilgi ve belgelerle
genişletilmiş olacak. Tüm bu hazırlıklar o yüzden. Müze müdürü Hayk Demoyan,
soykırıma karşı çıkan ve Ermenileri ölümden kurtarmaya çalışan Türklerle ilgili
bir bölüm de açacaklarını söylüyor. Burada onlarla ilgili bilgiler, metinler
yer alacak. Çalışmalar tamamlandığında, müze şimdikinden iki buçuk kat daha
geniş olacak. Müze görevlilerinin dediğine göre, sık sık Türkler de anıt ile
müzeyi ziyarete geliyor ve konuklar için ayrılan deftere duygularını
yazıyorlarmış. “Hemen hemen her hafta müzeye Türkiye’den birileri geliyor”
diyor görevliler.
Anadolu’nun 12 vilayeti ve hiç sönmeyen ateş
MÜZEDEN çıkıp Soykırım Anıtı’na doğru yürüyoruz. “Dle Yaman”
diyen o hüzünlü kadın sesi hâlâ tepede yankılanıyor. Bizi anıta götürecek olan
yolda Türkçe konuşan bir çiftle karşılaşıyoruz. İstanbul’dan Erivan’ı görmek
için gelmişler. Şehri gezdiklerini ve beğendiklerini söylüyorlar. Selamlaşıp
ayrılıyor ve Ermenicede Tsitsernakaberd denen anıta doğru yürümeye devam
ediyoruz. Anadolu’nun geçmişte Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı 12 vilayetini
simgeleyen taş bloklardan müteşekkil anıtın ortasında hiç sönmeyen bir ateş
yanıyor. 12 taş bloğun yanında ise Ermeni halkının soykırımın ardından yeniden
doğuşunu simgeleyen uzun bir stel buluyor. Ateş ölümsüz, soykırım kurbanları
anısına inşa edilen anıta bırakılan karanfiller ise her daim taze.
SON

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.