Evrim Kepenek / evrimkepenek@gmail.com
Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Konferansı için
Türkiye’ye gelen Helen Anahit: “1915’i ‘Ermeni Meselesi’ olarak adlandıran bir
sistemden bahsediyoruz. 1915, Türkiye’de yaşayanların karşı karşıya bırakıldığı
bir enkazdır.”... 1915’i “Ermeni Meselesi” olarak adlandıran bir sistemden
bahsediyoruz. Zira 1915, Türkiye’de
yaşayanların karşı karşıya bırakıldığı bir enkazdır. Somut bir örnek olarak,
Anadolu’nun kadim halklarından olan Ermeniler’den boşaltılmasının, Birinci
Dünya savaşı sonrası kurulan Cumhuriyet’in ertesinde yol açtığı sosyo-ekonomik
çöküntüyü gösterebilirim. Dolayısıyla, 1915 ve onun ardından oluşup, devam eden
süreç Türkiyeli herkese aittir.
***
Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Konferansı için
Türkiye’ye gelen Helen Anahit: “1915’i ‘Ermeni Meselesi’ olarak adlandıran bir
sistemden bahsediyoruz. 1915, Türkiye’de yaşayanların karşı karşıya bırakıldığı
bir enkazdır.”
Evrim Kepenek / evrimkepenek@gmail.com
İstanbul - BİA Haber Merkezi 16 Kasım 2013, Cumartesi
00:00
Helin Anahit, Londra'da yaşayan Türkiyeli Ermeni bir
sanatçı. Akademik alanı transkültürel çalışmalar ve kavramsal güncel sanat.
Yani, teori ve sanat arasındaki ilişki ve bu ilişkinin günlük hayat ile güncel
kültürel ve sosyo-politik zemine bağdaştırılması ilgi odaklarının başında
geliyor.
Türkiyeli Ermeniler üzerine uzun zamandır çalışmalar
yapan Anahit, 2005 ile 2011 yılları arasında İstanbul, Diyarbakır, Batman,
Bitlis, Muş, Bingöl, Dersim ve Erzincan'da 500'ü aşkın kişiyle görüştü. Sadece
Türkiyeli Ermeniler'le görüşmekle yetinmeyen Anahit, Londra, Michigan ve
Boston'da da çok sayıda kişiyle konuştu. Saha çalışmalarının bulgularındaki
gözlemlerini de, 2010'da Tütün Depo'sunda "Açık açık konuşmak"
sergisinde paylaştı. Anahit, Hrant Dink Vakfı'nın düzenlediği
Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler Konferansı için Türkiye'deydi. Anahit'le 1915
soykırımı, Ermüs kavramı üzerine söyleştik.
Konferansa katılanlar, “Müslümanlaştırılmış Ermenilerin
Sesi Üzerinden Kolektif Hafıza ve Kültürel Varsayımların Peşinden Gitmek”
sunumunuzu ilgiyle dinledi. Gözleri yaşaranlar oldu ve bittiğinde çok yoğun
alkış aldınız. Dinlemeyenler için, sunumunuzun içeriğinden söz eder misiniz?
Sunumuma benim kişisel hikayemden, yani hem kendi
ailemden, hem de çocukluk ve öğrencilik yıllarımdaki sosyal iletişimlerimin
etkileşimlerinden yola çıkarak başladım. 2005-2011 arası saha çalışmalarımdan
derlediğim arşivlerin, psikanalitik metodolojiyle tahlillerinden edindiğim
izlenimlerimi, politik teorist Hannah Arendt’in tecrit edilme ve
ötekileştirilme kavramlarını, filozof Hegel’in korku ve endişe kavramları
bitişiğinde, psikanalist filozof Franz Fanon’la karşılaştırmalı bir eksende
tahayyül etmeye çalıştım.
Amacım gerek devlet, gerek sivil toplum nazarında var olmaması
gerekiyormuş gibi algılananların seslerine bir araç olmaktı. Sunumumun
başlığındaki “ırmaklar”ı, sivil toplum çerçevesinde sosyo-etnik ve
sosyo-politik alanda işaret ettiği akıcı ve çok katmanlı doku kavramını,
süregelen bir metafor olarak resmettim. Ayrıca, Türkiye’de toplumsal
değerlerin, uygarlıkları ilerleten kültürel öğeler yerine, baskın ırk, din ve
mezhep öğeleriyle temelleştirilmişliğine dikkat çekmek istedim.
1915'in kuşaklar boyunca birbirlerine aktarıldığını ve
bunun bir trawmaya dönüştürüldüğünü söyleyebilir miyiz?
1915, dünyada değişik toplumlarda tarihteki tüm diger
travmalar gibi etkilerini zincirleme olarak hala günümüze kadar göstermektedir.
Zira bu zincirlerin inkar ve ört bas edilme politikaları, reaktif dış etkenler
teşkil edip durumu süregelen kilitleyici bir senteze dönüştürmüştür.
"İsmim bir zamanlar yasaklıydı"
İsmim Helin, taşıdığım güzel bir miras. Bu estetik bir
güzellikten ziyade, bir zamanlar yasaklanan değerlerin yaşayan amblemi
olmasından. Anlamındaki değeri, öğrencilik yıllarımda sonradan öğrenmiştim.
Anadolu'da nineler ismimi duyunca gözleri hem sevinç, hem hüzünlü bir
nostaljiyle ışıldıyor. Birçok bebek Helin'le fotografımı çektiler. Tabii hoşuma
giden, ismim aracılığıyla kültürel paylaşım ve kaymalara bir şekilde yol açmam.
Artık Ermeni Helinler de var. Tanıdığım bazı arkadaşlarım kızlarına Helin
ismini koydular.
Daha somut örnekle anlatırsak, atalarının (dedelerinin,
babannenelerinin) 1915'de katledildiğini öğrenen torunlar, ne hissediyorlar,
hissedecekler? Karşılaştıkları durumla nasıl başedilebilirler?
1915 ertesi süreçte -şayet paranteze alarak bir genelleme
yapacak olursak- Ermeni toplumunda, aile ve bireyler arası duygusal kopukluklar
yaşanmış olduğunu kavrayabiliyoruz. Bu 1915-16’da yaşanılmış şok ertesinde, yerinden
yurdundan koparılıp atılma, sevdiklerini kaybetme, vahşete maruz kalma ve/veya
tanık olmanın yol açtığı acının, gerçek anlamda paylaşılmasının imkansızlığına
işaret eder. Ayrıca kurtulmuş olmanın verdiği psikolojik erozyon, sağ kalanları
susmaya yöneltmiştir. İkinci dünya savaşı ertesinde kurtulanlarla beraber
yapılan sözlü tarih anlatımlı, psikoterapik atölye çalışmaların, 1915 sonrası
mevcut olmadığını göze alırsak, bunu anlamamız daha netleşebiliyor. Geçmişteki
travmaların açık açık konuşulamayıp, inkar edildiği bir toplumda, uzun bir
zaman geçtikten sonra atalarının katledilmiş olduğunu öğrenenlerin bu konuyu
özümseyebilmesi etaplar halinde olur.
Sunumunda Er-Müs / Ermeni-Müslüman terimine yer verdin.
Bunu biraz açıklar mısın?
Toplumun bir takım kitleleri arasında, özellikle
Anadolu’da, Ermenilik bir ırk yerine, bir din olarak görülmekte. Bunun esasta
eğitimdeki yetersizliğe ve ufak yaşta edinilen çarpıtılmış bilgilere dayanan
bir sorunsaldan geldiği söylenebilir. Zira Osmanlı döneminde Ermeniler din
üzerinden ötekileştirilmiş ve ayrıca din değişimi bir asimilasyon tekniği
olarak 1915’te ve sonrasında kullanılmış.
Saha çalışmalarımda beraber çalıştığım kişiler ve
sunumumda da belirttiğim gibi bazı çocukluk arkadaşlarım arasında kendilerini
Er-Müs olarak görenler var. Bu bir yerde kendilerini Müslümanlaş(tırıl)mış
atalarından psikolojik olarak sıyırıp bir özne olarak toplumda yer almalarının
bir işareti. Yani ırksal açıdan Ermeniliklerini tamamıyla içselleştirmiş,
kültürel açıdan Ermeniliği de kapsayan Türkiyeli ve dinsel açıdan Müslüman veya
kimlik kartı üzerinde Müslüman olup aslen Ateist olan ve kendilerini
Hıristiyanlıkla özdeştirmeyenler. Hiçbir şekilde Ermeni veya Türk olarak
benimsenmiş etnik değerler ekseninde “tek tip” modeline uymayıp, güncel anlamda
“kaygan kimlik” tabirine bir soru işareti yerine, bir ışık tutanlar.
Bu unsuru melezlik veya katmanlı kimlik pekiştirmeleri
üzerinde okumak isteyenler olabilir. Oysa bu, kimlik ekseninde dinin, dil gibi,
değişen ve değişebilen unsurlarından biri olması. Ayrıca bu ikilemede Ermeninin
ilk Müslümanın ikinci sıfat oluşu, vurgunun baskın kültüre verilmesinin işareti
olabilir. Beraber çalıştığım kişiler
arasında Hıristiyanlığa geri dönmüş olup kendini hala arafta kalmış hissedenler
olduğu gibi, genel toplumun dokusunda milliyetçi, faşizan veya koyu Müslüman
bazı öznelerin ataları üzerinden gizlenmiş Ermeni kimliği taşıdığına dikkat
çekebilirim.
"Kendisine benzemeyen ötekileştirildi"
Peki sistem bu anlamda nasıl şekillendi sizce?
Sünni-Müslüman ve Türk asıllı birey modeli üzerine inşa
edilmiş bir sistemden bahsediyoruz. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, bu modele
uymayan ötekiler’e verilmiş toleransa dayanan millet sisteminin, halklar
arasında tecritleşmeye yol açmış olduğunu biliyoruz. Cumhuriyet sonrası, bu
model üzerinden sistematik taktik ve işlemlerle tek tip yaratma
politikalarının, Türkiye’nin çok katmanlı ve çok kültürlü özünü her açıdan
cılızlaştırdığı da âşikâr. Dolayısıyla baskın kültürün kendine benzemeyeni
ötekileştirdiği Türkiye’nin, kendi özünden uzak yapay bir yapıya dönüştürülmeye
maruz bırakıldığını gözlemleyebiliriz.
1915 sadece Ermeniler için değil, Türkiye'deki Türk
olmayan başka halklar için de devam ediyor mu sizce?
1915’i “Ermeni Meselesi” olarak adlandıran bir sistemden
bahsediyoruz. Zira 1915, Türkiye’de
yaşayanların karşı karşıya bırakıldığı bir enkazdır. Somut bir örnek olarak,
Anadolu’nun kadim halklarından olan Ermeniler’den boşaltılmasının, Birinci
Dünya savaşı sonrası kurulan Cumhuriyet’in ertesinde yol açtığı sosyo-ekonomik
çöküntüyü gösterebilirim. Dolayısıyla, 1915 ve onun ardından oluşup, devam eden
süreç Türkiyeli herkese aittir.
Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?
Saha çalışmalarımda tanıklara yönelttiğim soru
“kendilerini bir Ermeni olarak Türkiye’de nasıl hissettiklerine” dair.
Dolayısıyla paylaşımlar hikayelerden ziyade ruhsal durumlarını öne alıp ortaya
seren nitelikte. Bir başka deyişle, bir yüzleşme: kişinin kendi kendisiyle
yüzleşmesi anlamında. Geçmişin veya daha doğrusu geçmişin bıraktığı iz ve
yaraların kronolojik anlatımı değil.
Şimdiki zamanın geçmişten taşıdığı yük ve bu yükün artık
taşınılamazlığı neticesiyle yarıklardan sızıp akması. Kaydettiğim tanıklıklar
bunu yansıtan bir aynası. Bunların bir kısmına DEPO’da 2010’da Açık Açık
Konuşmak başlıklı sergimde yer vermiştim. (EK/AS)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.