***
AİHM yakınlarını 24- 26 Mart 1994 tarihinde uçak
bombardımanında kaybetmiş olan Kuşkonar
ve Koçağı köylülerinin başvurusunu sonuçlandırdı. Yaşam hakkının ihlal
edildiğine karar verdi.
O yıllarda AİHM’ye başvuran avukatlar ve başvurucular
üzerinde baskılar yoğunlaştırılırdı. AİHM bu davada devletin bilgi gizlemesini
de değerlendirdi.
Türkiye toplumu acılı bir toplum. Çeşitli kesimlerin
yaşadıkları da katmerli oluyor.
Kürtler, Aleviler, bütün azınlıklar…
‘90’lı yıllar, cumhuriyet tarihinin en kanlı yılları.
Özellikle 1992-1996 dönemi, en çok faili meçhul siyasi cinayetlerin, zorla
kaybetmelerin, zorla yerinden etme uygulamalarının ve silahlı çatışmalarda en
fazla insan kaybının yaşandığı yıllar. İHD İnternet sitesinde yer alan
bilançolarda bunu görmek olanaklı.
İHD 1994 başından itibaren aylık raporlar yayınlamaya
başlamıştı. Sayın Akın Birdal her ay basın toplantılarında bu aylık raporları
açıklıyordu.
İHD’ye aynı
tarihlerde 5 köyün bombalanması bilgisi gelmişti. 1 Nisan 1994 tarihinde İHD
Genel Sekreteri olarak “Şırnak’ta 5 köyün bombalanması ve 48 yurttaşımızın
yaşamını yitirmesine ilişkin basın açıklaması” başlığı altında şöyle demişiz: “Şırnak’ta 5 köyün
bombalanması sonucu 48 yurttaşımızın yaşamını yitirmesi, en vahşi ‘toplu infaz’
uygulamalarından biridir. Devlet yetkilileri suskunluk içerisindedir. Hangi
askeri-sivil yetkili emri vermiştir? Hangi pilot yerleşim alanlarını,
konutları, bebekleri, kadınları, yaşlıları, sivil, silahsız, savunmasız
insanları katletmiştir?
Hükümet derhal açıklama yapmalıdır. Katiller
korunmamalıdır! Katiller görevden alınmalı ve cezalandırılmalıdır!”
O zaman da suskunluk vardı bugün olduğu gibi…
O zaman da katliam yapan keyfi olarak insanları öldüren
işkence yapan kamu görevlileri korunuyordu, bugün de korunuyor.
Buna insan hakları hukukunda “cezasızlık” deniyor. AİHM
de ilk kez bu kavramı Yasa/Türkiye davasında 2 Eylül 1998 tarihli kararında
104. paragrafta kullanmıştı.
Yüzleşme ve hesaplaşma olmayınca tekrarlanıyor ihlaller.
O nedenle insan hakları savunucularının temel birkaç
görevlerinden birisi cezasızlık kültürü ile mücadele oluyor. Bilindiği gibi,
insan hakları savunucuları,
1) İhlalleri belgelendirirler
2) Mağdurlara hukuksal, tıbbi, psikolojik ve diğer
destekleri sunarlar,
3) İhlallerin üstünü örten cezasızlık kültürü ile mücadele ederler
4) İnsan hakları kültürünün ve insan haklarına dair
bilginin yaygınlaşmasına hizmet ederler.
Türkiye’de de bunu yapmaya çalışıyordu hak savunucuları.
Bu işleri yapanlara da devlet bedel ödetiyordu. O nedenle İHD’nin 22 yöneticisi
ve üyesi devletle bağlantılı güç odaklarınca katledilmişti. Gözaltılar,
tehditler, itibarsızlaştırma girişimleri, tutuklamalar ve cezalandırmalar
yaşandı.
Tarih, İHD’nin o yıllardaki çabalarını; hakikat ve adalet
arayışını kaydetmiştir.
‘90’lı yıllar, daha önceki yıllarda yapılanlarla; 1915
Ermeni Soykırımı, Dersim soykırımı, 6-7 Eylül katliam ve yağmaları, ‘70’li ve
‘80’li yıllar katliamları ile (Sivas, Maraş, Çorum vb.) yüzleşilemediği ve hesaplaşılamadığı için
yaşanıyordu.
‘90’lı yıllarla yüzleşilemediği ve hesaplaşılamadığı için de bugün Roboskî’ler
yaşanıyor. Roboskî’nin örtüsü kalkmalı ki bir daha katliamlar yaşanmasın.
Biz bu köşeden siyasilere bir hatırlatmada bulunalım:
Mağdurların adalet beklentisine cevap verilmeli; insan onuruna saygı temel
olmalı!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.