Yıldıray Oğur /
Türkiye Öcalan’ın “Mahir Çayan’ın emanetini teslim ettiğini” söylediği HDP kuruldu. Partinin başına da Çayan’ın yol arkadaşı Ertuğrul Kürkçü getirildi. Çayan,“Milli Mesele” diye kodlanan Kürt meselesinin çözümünde halkların kendi istikballerini tayin hakkı gibi klasik sosyalist çözümü, özerkliği destekleyen bir sosyalistti. Ama aynı zamanda savunmasında“Milli Kurtuluşçu bir tutum yansıtması açısından bizler sapına kadar Atatürkçüyüz. Onun Milli Kurtuluşçuluk bayrağını, hayatımız da dahil, her şeyimizi ortaya koyarak biz dalgalandırıyoruz” diyecek kadar da bir Kemalist... Kemalizm sadece bir devlet ideolojisi, siyasi bir fikir de değildi. O aynı zamanda Müslüman bir ülkede Batılı ve laik bir hayat sürenlerin o kalabalık dindar kitleyle ilişkilerini, onlar hakkında kurdukları dili tanzim eden bir hayat tarzı ideojisiydi, yol gösteren bir rehber, İslam ülkesinde laikler için hayatta kalma kılavuzu, insani ilişkilere kadar sirayet edebilmiş bir politik adab-ı muaşeret bilgisiydi. Başörtülüler üniversitelere girsin orada zaten aydınlanırlar” diyen liberallerin de, Kürtleri feodalizmden ve gericilikten kurtarmaya çalışan PKK’lıların da, AKP’li seçmenle “Hüloooğ” diye dalga geçen Gezicilerin de hısım olduğu işte bu Kemalizm’di.
***
"Kemalizmin ana düşmanı Kürtler, Ermeniler, Rumlar
değil, gerici, çağ dışı dindar, Müslüman halk yığınları ve onların temsil
ettikleriydi." Yıldıray Oğur, bugünkü köşesinde “Başörtülüler
üniversitelere girsin orada zaten aydınlanırlar” diyen liberallerin de Kürtleri
feodalizmden ve gericilikten kurtarmaya çalışan PKK’lıların da AKP’li seçmenle
“Hüloooğ” diye dalga geçen Gezicilerin de hısım olduğu “Kemalizm”i
yazdı:
Kemalizm 4S
Yıldıray Oğur / Türkiye Öcalan’ın “Mahir Çayan’ın
emanetini teslim ettiğini” söylediği HDP kuruldu. Partinin başına da Çayan’ın
yol arkadaşı Ertuğrul Kürkçü getirildi. Çayan,“Milli Mesele” diye kodlanan Kürt
meselesinin çözümünde halkların kendi istikballerini tayin hakkı gibi klasik sosyalist
çözümü, özerkliği destekleyen bir sosyalistti. Ama aynı zamanda
savunmasında“Milli Kurtuluşçu bir tutum yansıtması açısından bizler sapına
kadar Atatürkçüyüz. Onun Milli Kurtuluşçuluk bayrağını, hayatımız da dahil, her şeyimizi ortaya koyarak biz
dalgalandırıyoruz” diyecek kadar da bir Kemalist. Deniz Gezmiş idama giderken
“Türk ve Kürt halklarının kardeşliğinden” bahsetmişti. Ama aynı zamanda Şeyh
Said’i savunan bir Kürd'e kızıp dolap yumruklamıştı. Zaten en ses getiren
eylemi de Samsun’dan Anıtkabir’e yürümekti.
Türkiye İşçi Partisi’nin bile Doğu Sorunu diyebildiği
günlerde meselenin adını koyup Kürt meselesi diyen ilk kişi Doğan
Avcıoğlu’ydu. Kemalist devrimi tamamlamak için Baas tipi darbesi 9 Mart’ta son
anda engellenen Avcıoğlu. PKK’yla ilk ittifak kuran Perinçek’in Aydınlık
hareketi oldu. 28 Şubat günlerinde Öcalan, “Batı Çalışma grubuna destek
için Doğu Çalışma Grubu kuralım” derken yanında Yalçın Küçük vardı. Bugün
bir partinin BDP
ile seçimlerde ittifak yapması söz konusu bile değilken
1991 seçimlerinde HEP’i Meclis’e taşımaya cesaret edebilen İsmet Paşa’nın
oğlunun lideri olduğu CHP’nin devamı SHP oldu. En ileri Kürt raporunu d
a onlar açıkladı.
Dersim’i bombalayan Cumhuriyet, Kürtleri değil, oradaki
ilkel, geri feodalizmi bombaladığını düşünüyordu, Tunceli Planı’nın amacı
Kürtleri Türk yapmak değil, “medenileştirmek”ti.
Şeyh Said’i tehlikeli yapan da bölücülüğü değil
gericiliğiydi. Bu arada 1934’te Atatürk’ün emriyle 60 kafatası Türklerin en üstün
millet olduğunu ispat için değil, Batılı birincil ırklardan olduğunu ispat için
ölçüldü. Hiçbirinde çelişki yok. Kemalizmin en büyük derdi, esas motivasyonu
milliyetçilik değildi. Varlığına kastetmiş, en korktuğu düşmanı da
Kürtler değildi. Kemalizm milliyetçiliği denedi ve bu başarısız deneme Atatürk
ölünce batan Güneş Dil Teorisi kadar kısa ömürlü oldu. Türkiye’de bir
laik sadece milliyetçiliğe
karşı çıkarak, Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların haklarını
savunarak Kemalizm’den kurtulup, demokrat olamaz.. Onu bekleyen daha büyük bir sınav
var. Daha kazık, geçilmesi zor bir engel bu. Çaktırmadan üzerine geçirilmiş, genelde
ancak kral çıplak diyen çocuğun görebildiği, zaman zaman ancak kuru
temizlemeciye göndermek üzere çıkarılan Kemalizm gömleğini çıkarıp üstünden
atmak…
Ama bu Kemalizm o bildiğiniz hatta belki de karşı
olduğunuz Kemalizm değil. Kemalizm en başta bir iktidarda kalma ideolojisi.
Kitapsız, kaygan, esnek, pragmatik, hatta makyevelist o yüzden. O yüzden
savaşta önce Hitler’e yanaştı, Varlık Vergisi çıkardı, savaş biterken ise bir
gecede Almanya ve Japonya’ya savaş ilan edip kazanan cepheye göz kırpmak için çok partili hayata geçti.
1946’dan sonra DP’ye karşı İlahiyatçı Başbakan atayıp, İmam Hatip açtı, 1961
Anayasası’nda demokrasi, hürriyet, insan hakları kılığına girdi, Milli Şef’in
talimatıyla ortanın soluna geçti, Ecevit’le Atatürk’ü bile eleştirdi, 12
Eylül’de Türk-İslam sentezine sarıldı, 28 Şubat’ta Batı Çalışma Grubu’nu kurdu,
2000’lerde Batı düşmanlığı yaptı. 90’larda Mollalar İran’a bağırdı, 2010’larda
İran’la aynı cepheye geçti. Başına gelen bütün felaketleri Amerika’dan bildi, sonra Erdoğan’ı Amerika’ya şikayet
etti. Kemalizmin bilinenin aksine 1881’de doğup, 1938’de vefat eden Mustafa
Kemal’lede bir alakası yok. Kemalizm, Türk modernleşmesinin dili ve
siyasetiydi. Ve o dil self oryantalist bir dildi. Kemalizmin kurucu dışarısı,
radikal ötekisi, karşısında kurulduğu ana düşmanı Kürtler, Ermeniler, Rumlar değil gerici, çağ dışı dindar,
Müslüman halk yığınları ve onların temsil ettikleriydi.
Kemalizm sadece bir devlet ideolojisi, siyasi bir fikir
de değildi. O aynı zamanda Müslüman bir ülkede Batılı ve laik bir hayat sürenlerin o
kalabalık dindar kitleyle ilişkilerini, onlar hakkında kurdukları dili tanzim
eden bir hayat tarzı ideojisiydi, yol gösteren bir rehber, İslam ülkesinde
laikler için hayatta kalma kılavuzu, insani ilişkilere kadar sirayet edebilmiş
bir politik adab-ı muaşeret bilgisiydi.
“Başörtülüler üniversitelere girsin orada zaten
aydınlanırlar” diyen liberallerin de, Kürtleri feodalizmden ve gericilikten kurtarmaya
çalışan PKK’lıların da, AKP’li seçmenle “Hüloooğ” diye dalga geçen Gezicilerin de
hısım olduğu işte bu Kemalizm’di. Türkiye’de laikleri bekleyen büyük sınav da
hep bu oldu. Rejimi, Ankara’daki iktidarı değiştirme, yıkma potansiyeli Rumlarda,
Ermenilerde, Kürtlerde değildi, onların haklarını savunmak işin kolay kısmıydı.
Esas büyük iktidarı değiştirme potansiyeli sadece dindar halk yığınlardaydı.
O büyük kalabalığa rağmen laik yaşamı borçlu olduğumuz Kemalizmin kurucu
dışarısı olan halk
yığınları. Demokratlığı esas belirleyecek olan, o dindar
halkın siyaseti karşısında ne denileceğiydi. Kemalistlerin dediğinden farklı ne
denebileceği?
Gezi Ayaklanması’nda da farklı bir şey söylenemedi. Esas
tehlike, başat meseleye karşı laikler kesrette vahdeti Gezi parantezinde
yakaladılar. O yüzden bir gün devrim oldu ve o devrimi Halk TV ve Ulusal Kanal
gösterdi. 'Duran Adam’ı bile dururken içinden Ey Türk Gençliği’ni geçiren
Gezi’deki kesrette vahdetin en iyi temsil edildiği an kapağında Atatürk imzalı
piyanoyla Taksim’de direnildiği andı. Gezi’nin alamet-i farikası CNN’e çıkmaktı. New York Times’e ilan
vermekti. Polisi aydınlatmak için kitap okumak, gitar çalmak, orantısız
zekâyla bir centilmen olmayan Erdoğan’ın üslubuna kızıp barikat kurmak ve onun
az zekâlı seçmenleriyle dalga geçmekti. Gezinin çok kültürlülüğüne
delil yapılan müttefiki de ancak antisi yanlış yerde olan,
kapitalistleri değil Müslüman kapitalistleri eleştiren Anti-Kapitalist Müslümanlar
olabildi. Ancak cipli türbanlı nefretleriyle Kemalist damaklarda lezzet bırakabildiler.
Onların verdiği Nutella lezzetini bir de AKP’ye “yeni Kemalizm” diyen çok
pişman ve itirafçı liberaller verebildi. O yüzden romanları,
kitapları artık Hürriyet sayfalarından tanıtılmaya başlandı. 27 Mayıs’a giden
gençlik eylemleri ahizeli telefonsa, Cumhuriyet Mitingleri Nokia 8110’sa, Gezi
Ayaklanması da i-phone 4S’ti. Ama özünde çalan aynı telefondu. Numara
aynı numaraydı.
Telefonu açan ses de aynı ses. Ve o telefonu açtığınızda
Kemalist Matrix dünyasının ileri bir versiyonuna geçiş yapılıyor. Gezi
Ayaklanması’ndan bu yana etrafta Kemalist, ulusalcı kalmaması tesadüf değil.
Her yer direniş ve herkes artık direnişçi. Marşın o sözü değiştirilse yeri:
"90 yılda 15 milyon direnişçi yarattık her yaştan." Esed’e boyun eğme
diyenlerden Sözcü gazetesine, TGB’den Yılmaz Özdil’e kadar pek muteber bir tarafı
kalmayan Kemalizm’in sesi artık en itibarlı son kılıfının içinden
çıkıyor. Yediğiniz biftek
gerçek biftek değildi, ama Matrix ağzınıza gerçek bir
biftek yeme lezzeti bahşetti..
Gerçeğin çölüne hoş geldiniz.
kızılbas sakine [kizilbasdergisi@kizilbas.biz]
kızılbaş dergisi sayı 32 kasım 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.