Özdemir İnce
20 yıl önce bir apartman dairesinde yaşıyorduk. Beşinci
katta biz oturuyorduk. Dördüncü katta erkek Ermeni, kadın Rum bir karma aile
vardı. Haçik ve Meri iki harika insandı. Üçüncü katta, bir Bulgar aile
yaşıyordu. Petre (Bedri) Bey müthiş yardımsever ve çok iyi bir ustaydı. İkinci
katta oğluyla birlikte bir Yahudi hanım oturmakta idi. Çocuğa Ülker çocuk
kitapları verirdi. Okumaya meraklıydı. Birinci kattaki tipik Türk-Müslüman aile
dışında geriye kalanlar tam bir uyum içinde yaşamaktaydı. Birinci kattaki aile
Türk ve Müslüman olduğu için kendini 2, 3 ve 4 katta yaşayan ailelerden üstün
görüyordu. Oyunu biz bozuyorduk. Çünkü biz "Tipik Türk ve Müslüman"
bir aile değildik. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarıydık.
Bodrum katında ise, kiracı olarak bir çiçekçi vardı. Tam
anlamıyla, Anadolu'dan göç etmiş bir pirinhaydı. Bir belediyenin bütün çiçek ve
çelenk siparişleri buradan giderdi. Belediyeyle arası bozulunca iflas edip
gitti.
***
Toprağı bol olsun, Haçik'le bazen rakı içerdik. Biraz
içince içlenir, "Adım Haçik değil de Osman olsaydı, ......'daki arsalarıma
el koyup stadyum yapamazlardı!" derdi. Haklıydı. Meri Hanım, şair ve
yazarlığıma önem verirdi. Oğulları bir Türk kızıyla evlenmişti. Birinci kattaki
Türkler yüzünden evi satıp Cihangir'e taşınmamıza çok üzülmüşlerdi. Arada
telefon ederlerdi. "Ne güzel komşuyduk!" derlerdi. Meri de Haçik'ten
sonra uzun yaşamadı.
Bulgar ailenin kızları her Paskalya'da çörek ve yumurta
getirirdi bize. Ben de bunları alırken "Hristos anesti (İsa
Yaşıyor!)" derdim.
***
Birinci kattaki Müslüman Türkleri ve çiçekçiyi bir yana
bırakalım, bizler (2, 3, 4 ve 5. kat) tam bir uyum halinde, işbirliği içinde
yaşıyorduk. Birbirimize üstünlük taslamıyorduk. Yaşadığımız apartman daireleri
ortamında tam bir eşitlik içinde yaşıyorduk. Petre Bey her resmi bayramda,
giriş kapısının yanındaki boruya Türk bayrağı takıyordu. 1950-60'lara kadar
yapılan evlerde ve apartmanlarda bu borulardan mutlaka vardır. Özellikle
Şişli'de ve Sıracevizler Caddesi'nde. Bayrak asmak için. Çünkü bu bayramlar
Yahudilerin, Ermenilerin, Rumların ve Ortodoks Bulgarların da bayramıydı.
Ramazan ve Kurban'da bizim bayramımızı kutlarlardı.
Eski İstanbul nostaljisi yapmıyorum. Eski ve yeni
İstanbul'u "pirinha" olduğu için sevmem. Azınlık dediğimiz
vatandaşlar, ne zaman sona ereceği bilinmez "Osmanlı hoşgörüsü"
altında değil de, Cumhuriyet'in laik yasalarına göre eşit olarak yaşadıkları
için kendilerini (geçmişin anıları yüzünden) yüzde yüz olmasa bile vatandaş
olarak hissediyorlardı.
Bizim apartman tam anlamıyla bir Türkiye idi. Ermeni
iddia ve olayları, Kıbrıs ve Yunanistan gerginliği, Türklerin Bulgaristan'dan
göçmek zorunda kalmaları bizler için sorun olmuyordu. Uyumsuzluklar ve
çekişmeler devletler arasında idi.
Bu barış ve sükûn ortamını apartmanda ne sağlıyordu?
Bizlerin bireyler ve aileler olarak çok yüksek insani değer ve erdemlere sahip
olmamızdan mı yoksa Cumhuriyet'in vatandaş olarak bizlere sağladığı eşitlik ve
özgürlük ortamından mı?
Elbette ikincisi sayesinde!
***
Sözü dünkü yazıma getirmek istiyorum: AKP tarikatı
hükümetinin, uyguladığı hikmeti kendinden menkul siyaset yüzünden, çevremizdeki
ülkelerin hiçbiriyle arası iyi değil. İran'la, Ermenistan'la, Irak'la, Suriye
ile, Lübnan ile, Yunanisan'la (Türkiye'nin değil, Türk halkının değil) AKP
hükümetinin bir sorunu var. Azarbeycan'la, Rusya ile, hatta Bulgaristan'la
arası bozuk. Başbakan'ın Kosova'yla ilgili sözlerinden dolayı Sırbistan'la da
arasına kara kedi girdi. Sırp hükümeti resmi özür bekliyor. Müslüman Kardeşler
yüzünden, Mısır'ı, Tunus'u, Cezayir ve Fas'ı da karşısına aldı.
Neden mi? Bu ülkelere karşı eşitlik ölçüsünü kaçırdığı ve
onlara Sünni-İslam penceresinden baktığı, Sünni-İslamın ideolojisinin terazisi
ile tarttığı için.
***
Türkiye'nin içine gelince: Kürt sorununu AKP hükümeti
çıkarmadı. Ama yarayı kangrene çevirdi. Çünkü, Kürt sorununa uluslararası hukuk
bağlamında bakmayı beceremedi. Cumhuriyet rejimini değiştirmek için Kürt
sorununu kullanmak istedi ve kullanıyor. Sorunun kangrenleşmesinde Kürtleri
temsil ettiğini ileri süren kadroların da epeyce yüklü kabahati var.
Şu anda neden silahlı ayaklanma çıkardıklarını kendileri
bile açık seçik bilmiyor, biliyorsa tasvir edip açıklayamıyor. "Bu sorunu
şimdilik zamana bırakalım" diye yazacaktım ki Diyarbakır'daki ortaoyunu
sahnelendi. "Ortaoyunu"nun önüne isteyen bir sıfat kondurabilir, ama
ben sadece şunu yazacağım: Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'da, tek başına,
metazori (de facto) bir Anayasa ve yasa değişikliği yaptı ve de TBMM'de
onaylanmamış bir siyaset izledi. Mahşer gününden önce hesabı sorulur bunun.
***
Aynı şekilde, türban, imam-hatip okulları, devlet
yapısının AKP hükümeti tarafından İslamileştirilmesi sorunu, 24 saat bile
ertelenemez. AKP hükümeti, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinin
cumhuriyetini kabul etmediği için ülke (silahsız) bir iç savaş halinde. Siyasal
partiler, bütün dünyada, ülkenin kurulu düzeni içinde hükümet etmek için
iktidara gelirler. Ama AKP, öyle anlaşılıyor ki, hükümet etmek için değil,
cumhuriyet devletinin rejimini değiştirmek için iktidara gelmiş.
Laik düzen bozulduğu zaman, ülkenin özgürlük ortamı yok
olur ve vatandaşlar arasındaki eşitlik sona erer. Bunun sonucu olarak Kürtler
de aralarında olmak üzere Müslümanlar ayrıcalıklı ve üstün vatandaş, birinci
sınıf vatandaş durumuna gelirler ve herkesin olan (kimsenin olmayan) kamusal
alana egemen olurlar.
Ülkenin huzuru bozulur; Aleviler, laikler, Müslüman
olmayanlar, Başbakan Erdoğan'ın şahsi koruma (!) altına aldığı ateistler,
ikinci sınıf vatandaş durumuna düşerler. Ve elbette böyle bir eşitsizliği kabul
etmezler ve buna boyun eğmezler.
***
Simgesel sonuç olarak: Milletvekili kadınların hacca
gidip "Hâcce" olmaları bireysel ve özel bir durumdur.
"Hâcce" oldukları için Cumhuriyet düzenini bozarak, TBMM'ye
giremezler.
1 yorum:
Cumhurityet döneminde Hristiyanlar, Museviler toplama kamplarına gonderilmediler mi? Varlık Vergisi rezaleti Cumhuriyet döneminde yaşanmadlı mı? 6/ 7 Eylül olayları hangi yıldı peki,,, Ozdemir İnce komşu Haçik'le rakı içermiş. Sevsinler.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.