Özlem Ertan
Adı Leon’du. Leon Zaven Surmelian. 1915’i, katliamın o
acımasız günlerini yaşayan Anadolu Ermenilerinden biriydi. Hayatının en güzel
günlerini geçirdiği Trabzon’dan ayrılıp sürgün yollarına düştüğünde
yaşayacağını, büyüyüp iyi bir yazar olacağını ve gördüğü, duyduğu her ne varsa
yazacağını bilmiyordu. Ancak sanki bunu daha o zamandan öngörmüş gibi her şeyi
hafızasında muhafaza etti. Annesinden ayrıldığı günü, akrabalarının kaçınılmaz
sona sürüklendiğini idrak ettiği anları zihnine yazdı. Ne kan rengi nehirlerde
yüzen, katledilmiş Ermenilerin çıplak bedenlerini sildi aklından ne de ebediyen
kaybettiği evinin görüntüsünü... Bir gün geldi ve Leon Zaven Surmelian, güzel
çocukluğunu, onu nasıl kaybettiğini ve yaşamını yazdı. Otobiyografik romanı I
Ask You Ladies and Gentleman/ Soruyorum Size Hanımlar ve Beyler, sadece
Surmelian’ın yaşam öyküsünü içeren bir kitap değil, bir dönemi ayrıntılarıyla
gösteren devasa bir tablo.
***
HAYALHANE 16.12.2013
Yazarın kelimeleri, dünyanın en büyük acılarını,
yıkımlarını, sevinçlerini anlatmaya muktedir bir ressamın fırça darbeleri gibi.
Onun sözcüklerinde gerçeğin can acıtan çıplaklığı, çocukluktan kaynaklanan
masumiyetin aydınlığı, ölüme tüm gücüyle direnen bir insanın kararlılığı ve
intikam duygusuna teslim olmamış bir kalbin ışığı var.
Tam da bu yüzden kelimelerin biraraya gelip yarattığı
tabloya bakarken siz de karşınızdaki resmin bir parçası gibi hissediyorsunuz
kendinizi. Çünkü yazar aslında romanının başkahramanı. Yazdığı her ne varsa
hepsini bizzat görmüş, yaşamıştı. 1905’te Trabzon’da doğmuş, çoğunlukla
Rumların ikâmet ettiği bir mahallede büyümüş, Karadeniz yağmurlarının altında
ıslanan ağaçlarla çepeçevre sarılı bahçelerde koşturmuş, oyun oynamıştı. Tüm
çocuklar gibiydi: Güven duygusunun sıcak kollarında mutlu ve tasasız...
ÖLÜMLE TANIŞMAK
Sekiz yaşına gelinceye kadar ölüm nedir bilmemişti; nice
insanı hayatın toprağından söken o karanlık fırtınayla yüz yüze gelmemişti. İlk
kez şair dayısı Harutyun, genç yaşta ölümün peşine takılıp dünyayı ebediyen
terk ettiğinde, onun ne kadar tehlikeli olduğunu anladı. “Hepimiz bir gün
öleceğiz” diyen ağabeyi Onnik’e “Gözlerimi hiç kapatmayacağım, hep açık
tutacağım. Söyle bakalım, eğer gözlerimi hep açık tutarsam nasıl ölebilirim”
dedi.
Zaman geçti, kötülüğün kadim Anadolu toprağında dörtnala
koştuğu zamanlar geldi. Geleceğin yazarı, hâlâ çocuktu. Ölümün, gözlerini her daim
açık tutanlara yaklaşamayacağını zanneden bir çocuk... Onunla bu kadar kolay
başa çıkamayacağını 10 yaşına geldiğinde fark etti. Kadın, erkek, çocuk demeden
tüm Ermenilerin Suriye çöllerine sürüleceğini duyduğunda... Hatta birçok insan
için geri dönüşü olmayan o karanlık yolculuğa çıktığında...
LEON ZAVEN SURMELİAN
Adı Leon’du. Leon Zaven Surmelian. 1915’i, katliamın o
acımasız günlerini yaşayan Anadolu Ermenilerinden biriydi. Hayatının en güzel
günlerini geçirdiği Trabzon’dan ayrılıp sürgün yollarına düştüğünde
yaşayacağını, büyüyüp iyi bir yazar olacağını ve gördüğü, duyduğu her ne varsa
yazacağını bilmiyordu. Ancak sanki bunu daha o zamandan öngörmüş gibi her şeyi
hafızasında muhafaza etti. Annesinden ayrıldığı günü, akrabalarının kaçınılmaz
sona sürüklendiğini idrak ettiği anları zihnine yazdı.
Ne kan rengi nehirlerde yüzen, katledilmiş Ermenilerin
çıplak bedenlerini sildi aklından ne de ebediyen kaybettiği evinin
görüntüsünü... Bir gün geldi ve Leon Zaven Surmelian, güzel çocukluğunu, onu
nasıl kaybettiğini ve yaşamını yazdı. Otobiyografik romanı I Ask You Ladies and
Gentleman/ Soruyorum Size Hanımlar ve Beyler, sadece Surmelian’ın yaşam
öyküsünü içeren bir kitap değil, bir dönemi ayrıntılarıyla gösteren devasa bir
tablo.
YAŞADI VE YAZDI
Leon Zaven Surmelian ile kardeşleri, Ermeni Soykırımı’nda
yaşamlarını kaybetmediler ama dünyaları, çocuklukları ellerinden alındı.
Ağabeyi Onnik, Rum komşularından birinin yardımıyla Sümela Manastırı’nda
gizlenerek kaçabildi soykırımdan. Kız kardeşlerini Türk ailelerden biri evlat
edindi. Geleceğin yazarı ise Anadolu’nun acılı düzlüklerinde, Trabzon
kıyılarına dalga dalga vuran denizin özlemiyle sürüklendi. Önce bir Türk
köylüsü onu evlat edindi. Ancak kendisine “Cemal” adını veren yeni ailesine
ısınamadı. Ondan bekleneni yapamadı. Ne Ermeni olduğunu unuttu ne ailesini, ne
de lekesiz çocukluğunu... Yakalanırsa vahşice öldürüleceğini bildiği hâlde
kaçtı. Türlü çeşit tehlikeyi alt edip kendini civardaki Rum köylerinden birine
attı. Trabzon’daki evleri Rum mahallesinde olduğu için iyi Yunanca konuşuyordu
ve kimse onun gerçekte Ermeni olduğunu bilmiyordu.
Rusların Trabzon’u ele geçirmesinden sonra doğduğu kente
döndü. Issız bir harabeye dönen, talan edilmiş evini buldu. Bir zamanlar
annesinin dokunduğu kapıları, duvarları okşadı. Ağlamadı, gözyaşlarını içine
akıtmayı uzun zaman önce öğrenmişti. Bu arada kız kardeşleri kendilerini evlat
edinen Türk aileden kaçmış, ağabeyi Onnik sığındığı manastırdan ayrılmış ve
dört kardeş yeniden buluşmuştu. Anneleri ve babaları hakkında konuşmuyorlardı.
Onlardan bahsederlerse acının pençesine düşeceklerinden ve bir daha asla ondan
kurtulamayacaklarından korkuyorlardı.
BATUM, ERMENİSTAN, İSTANBUL
Leon sonra gemiye gidip Batum’daki akrabalarının yanına
gitti. Orada eğitim gördü, Rusça öğrendi. Bu esnada kız kardeşleri başka bir
akrabalarının yanındaydı. Kafkasya’da, yeni kurulan Ermenistan’da uzun yıllar
geçirdi. Savaşın, kıtlığın korkutucu yüzüyle defalarca karşı karşıya geldi. Her
şeye rağmen yaşadı ve direndi.
Derken hayat onu İstanbul’a, Karaköy’deki Getronagan
Ermeni Lisesi’ne getirdi. Kitap okumayı seven, birçok dil bilen Leon’un
edebiyat konusunda ne kadar yetenekli olduğunu oradaki öğretmenleri keşfetti.
Dönemin Ermenice edebiyat dergilerinden birinde yayımlanan ilk şiiri Papak/ Arzu
’yu da Getronagan Lisesi’nde öğrenci olduğu yıllarda kaleme aldı Surmelian.
Öğretmenleri, ileride iyi bir şair ve yazar olabileceğini düşündükleri Leon’u
daha çok yazması için teşvik ediyorlardı. Ancak o yeni dünyaya, Amerika
Birleşik Devletleri’ne gidip ziraat eğitimi almaya kararlıydı. Ne de olsa kadim
yurtlarından sürülüp Kafkasya’da, dört tarafı dağlarla çevrili yeni ülkelerinde
yaşamaya mahkûm edilen halkının sefalet içinde olduğunu bizzat görmüştü. Ziraat
okuyacak ve yaralı milletinin verimli bahçelerle çevrili güzel evlerde yeni bir
yaşam kurmasına yardım edecekti.
AMERİKA’YA YOLCULUK
Dediğini yaptı; arkadaşlarının, öğretmenlerinin,
yardımsever Ermenilerin desteğiyle gittiği Amerika’da tarım okudu, yeni bir
yaşam kurdu. Ancak ne okumayı ne de yazmayı bıraktı. Anadolu’da yaşadıklarını
da unutmadı. 1945’te tamamladığı otobiyografik romanı Soruyorum Size Hanımlar
ve Beyler, onun en büyük eseriydi. Bu kitap, yazıldıktan uzun seneler sonra
Türkçe yayımlandı. Türkiyeli okur için Ermeni edebiyatına açılan bir pencere
olan Aras Yayıncılık tarafından ve Zülal Kılıç’ın çevirisiyle...
Leon Zaven Surmelian, hem kendi öyküsünü hem de
milyonlarca insanı ölüme sürükleyen, kötülüğün hâkim olduğu bir dönemi
anlatıyor. Bu otobiyografik roman, gerçeklerden, sade ve ama sanatlı dilinden,
samimiyetinden, ve yaşadığı onca felakete rağmen kalbinde nefrete yer açmayan
yazarının bilgeliğinden alıyor gücünü.
Gözlerim, bir solukta ve içim acıyarak okuduğum Soruyorum
Size Hanımlar ve Beyler’in kapak fotoğrafına takılıyor. Soykırımdan iki sene
önce, 1913’te, Trabzon’da çekilen fotoğrafa... Levon Zaven Surmelian, henüz
sekiz yaşında. Babaannesi, annesi, hizmetçileri ve kardeşleri iki sene sonra
nelerle karşılaşacaklarından habersiz objektife bakıyor ve kimbilir
akıllarından neler geçiyor o sırada.
Yazara annesinden kalan tek hâtıra birkaç soluk fotoğraf
karesi. Babası ise ne yazık ki yok bu fotoğraflarda. Soruyorum Size Hanımlar ve
Beyler, Leon Zaven Surmelian gibi “Büyük Felaket”ten sağ ama yaralı çıkan
binlerce çocuğu da anımsatıyor okuyucuya. O çocuklar kimbilir iç dünyalarında
neler yaşadılar ve nasıl tutundular hayata?
operatik@gmail.com
twitter:@ozlemertan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.