... Bugün bile, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri 90 yılın
geride kalmasına rağmen ders kitaplarında Kürtler, Ermeniler nasıl geçmeye
devam ediyor, biliyor musunuz? Kürt sorunu... Aleviler, Alevi sorunu... 1915...
Dersim 1938... Sadece bu konularda Türkiye üniversitelerinde ne kadar bilimsel
araştırma yapıldı? Ya da bu konuların araştırılması, Cumhuriyet’in kuruluşundan
itibaren nasıl, hangi yasaklara tabi tutuldu? Örneğin, 1915-1916 sürecinde
Ermenilerin mal ve mülklerine el konulmasının Türkiye’de sermaye birikimine ya
da ‘Türk burjuvazisinin oluşumu’na yaptığı katkı niye üniversitelerde
araştırılmadı? İktisat tarihçileri bu konuya ne kadar eğildiler, yoksa
genellikle es mi geçtiler?
****
İlk sorum:
Cumhuriyet’i 90 yılda ne kadar demokratikleştirebildik?..
Her yıl 29 Ekim’de Cumhuriyet bayrağını övünçle
sallarken, demokrasi ve hukuk devletini ne kadar umursadık?
İkinci sorum:
Bu ülkede demokrasi ve hukuk devleti 90 yıldır birinci
sınıf olabildi mi?
Olamadıysa neden?
Bu açıdan, 90 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti kurulurken
yapılan hataların payı nedir?
Bu konuyu ne kadar önemsedik?
Ne kadar düşündük?
Üçüncü sorum:
Kürt sorunu diyoruz; bu sorunun temelleri 90 yıl önce
Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken atılmadı mı?
“Kürt yok, Türk var!” derken atılmadı mı?
Bırakın Kürtçenin öğrenilmesi, konuşulması bile yasaklanırken
atılmadı mı?
Anadolu’da ne kadar Müslüman varsa, hepsini Türkleştirme
politikalarıyla atılmadı mı Kürt sorununun temelleri?
Ve bugüne kadar 29’uncusu halen devam eden Kürt isyanları
neden çıktı?..
Ve en başta Kürt sorunu değil mi, bu ülkede Cumhuriyet’in
kuruluşundan itibaren 90 yıl boyunca demokrasi ve hukuk devletinin birinci
sınıflığa terfi etmesini önleyen?
Dördüncü sorum:
90 yıl önce Cumhuriyet rejimi kurulurken yapılan temel
yanlışlardan biri de, dinde devlet kontrolü değil mi?
Bir başka deyişle:
Dinin ‘devletleştirilmesi’ değil mi?
Veyahut otoriter laiklik anlayışı değil mi?
Dine saygılı olmayan laiklik uygulamaları değil mi?
Tarikatları, tekkeleri kapatarak onları yeraltına itmek
değil mi?
Sünni olsun, Alevi olsun insanların din ve inançlarını
serbestçe yaşamalarını engelleyen devlet uygulamaları, baskılar değil mi?
Ya İskilipli Atıf Hoca’yı 1930’larda ‘Şapka Devrimi’nden
dolayı idam sehpasına gönderen de aynı zihniyet değil mi?
Bu konularda, 90 yıl önce Cumhuriyet kurulurken yapılan
yanlışlar değil mi, bugün hâlâ birinci sınıf demokrasi ve hukuk devletinin
yollarını tıkayan?
Sünnilerin yakınmaları tam olarak bitti mi?
Alevilerin yakınmaları bitti mi?
Hâlâ cemevi demiyor mu Aleviler?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kabul gören bazı
istekleri hâlâ Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından görmezlikten gelinmiyor
mu Alevilerin?
Söyler misiniz?
90 yıl önce Cumhuriyet kurulurken benimsenmiş olan
‘otoriter laiklik anlayışı’ değil mi, bir yandan bu ülkeyi yıllar boyu gerdikçe
geren, diğer yandan demokrasi ve hukuk devletinin birinci sınıf olmasını
engelleyen?
Beşinci sorum:
Cumhuriyet 90 yıl önce kurulurken, bu toprakların
Müslüman olmayan insanlarına, daha klasik deyişle, ‘gayrimüslimler’e karşı
yapılmış olan yanlışlık ve haksızlıklar bugüne kadar devam etmedi mi?
Ne kadar hatırlıyorsunuz ya da biliyorsunuz, 1930’lu
yılların Trakya’sında Yahudileri hedef almış olan pogrom benzeri şiddet,
yağmalama ve sürgün olaylarını?..
1942’nin Varlık Vergisi’ni?..
1955’in 6-7 Eylül’ünü?..
Bu yanlışlık ve haksızlıklar bu ülkede 90 yıl sonra hâlâ
varlığını korurken, aynı zamanda demokrasi ve hukuk çıtasının yükselmesini
engellemiyor mu, geçmişte engellemedi mi?
Altıncı sorum:
90 yıl önce Cumhuriyet kurulurken, kendinden önceki
İttihat ve Terakki zihniyetini benimsemek bir başka temel hata değil mi?
Adını ister kıyım, ister Ermeni soykırımı, ister tehcir,
ister trajedi koyun, Osmanlı tarihinin en kanlı, en kepaze sayfası olan 1915’in
hesabını İttihat ve Terakki’den sormak yerine onu üstlenmek, 90 yıl önce
Cumhuriyet’i kuranların bir başka vahim hatası değil mi?
Bu İttihat ve Terakki zihniyetinden kaynaklanan
hortlaklar değil mi, 90 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca peşimizi bırakmayan?
Dersim 1937 ve 1938’de hortlayan o zihniyet değil mi?
Said Nursi’nin mezarını yok eden aynı hortlaklar değil
mi?
O İttihat ve Terakki zihniyeti değil mi 27 Mayıs’tan 28
Şubat’a tüm askeri darbeleri yapan?
Her darbeyle demokrasi ve hukuk devletini çektiği kırmızı
çizgiler ile ikinci sınıflığa mahkûm eden?
Ya Susurluk, Ergenekon?..
Hrant Dink cinayeti?..
Bir kez daha soruyorum:
90 yıl önce Cumhuriyet devleti kurulurken İttihat ve
Terakki bütün günahlarıyla birlikte reddedilseydi, 1915 gibi insanlığa karşı
işlenmiş büyük bir suçun hesabı İttihatçılar’dan adalet önünde sorulsaydı,
demokrasi ve hukuk devleti açısından, barış ve iç huzur açısından bugün çok
daha iyi bir yerde olmaz mıydı Türkiye Cumhuriyeti?
Yedinci sorum:
90 yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan
itibaren bu ülkedeki tarih yazımı bir başka büyük hata değil mi?
Bugünlere kadar gelen bu resmi tarih yazımı, gerçeklerden
çok icat edilmiş bir tarih yazımı değil mi? Gerçeklerden çok ‘güzellemeler’den
oluşan bir tarih yazımı değil mi?
Kurtuluş Savaşı tüm boyutlarıyla var mı bu tarih
yazımında?
1915 nasıl var?
İstiklal Mahkemeleri ne kadar var?
Kürtler var mı; varsa, nasıl var?
Aleviler ne kadar, nasıl var?
Liste uzatılabilir ama gerekmiyor.
Yoksa bizdeki resmi tarihin gerçek hedefi, Cumhuriyet
kuşaklarını daha çok yalanda yaşatmak mıydı?
Sekizinci sorum:
Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren eğitim sisteminde ilk
basamağından son basamağına kadar tepeden dikte edilmiş olan anlayış değil mi,
yine bu ülkede demokrasi ve hukuk devletini birinci sınıflıktan yoksun kılan?
Bu topraklardaki dinsel olsun, mezhepsel olsun, etnik
olsun tüm renkleri ve farklılıkları yok sayarak, tek tip milliyetçi anlayışa,
Kemalist-Türk milliyetçiliğine indirgeyen eğitim sistemi, 90 yıl öncesinden
başlayarak bir ‘deli gömleği’ni Türkiye’nin sırtında tutmaya çalışmadı mı?
Bu gömlek orasından burasından patlamaya başladıkça, Türkiye’de
yalnız ‘Türkler’in yaşamadığı ortaya çıktıkça, bu toprakların tarihinin hiç de
okullarda, üniversitelerde okutulduğu gibi tekdüze ve basit olmadığı anlaşıldıkça, kafalarımızla
birlikte Türkiye de her geçen gün karışmadı mı?..
Bugün bile, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri 90 yılın
geride kalmasına rağmen ders kitaplarında Kürtler, Ermeniler nasıl geçmeye
devam ediyor, biliyor musunuz?
Kürtler, Kürt sorunu... Aleviler, Alevi sorunu... 1915...
Dersim 1938... Sadece bu konularda Türkiye üniversitelerinde ne kadar bilimsel
araştırma yapıldı? Ya da bu konuların araştırılması, Cumhuriyet’in kuruluşundan
itibaren nasıl, hangi yasaklara tabi tutuldu?
Örneğin, 1915-1916 sürecinde Ermenilerin mal ve
mülklerine el konulmasının Türkiye’de sermaye birikimine ya da ‘Türk
burjuvazisinin oluşumu’na yaptığı katkı niye üniversitelerde araştırılmadı?
İktisat tarihçileri bu konuya ne kadar eğildiler, yoksa genellikle es mi
geçtiler?
Dokuzuncu sorum:
Cumhuriyet’in kuruluşundan beri 90 yıl geçti ama Atatürk
neden hâlâ eleştirilemiyor, neden hâlâ sorgulanamıyor, neden hâlâ kanunla
korunuyor?
Neden hâlâ tabu Atatürk?..
Ayıp değil mi?
Birinci sınıf demokrasilerde bu olabilir mi?
Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte bazı temel tercihlerde
büyük yanlışlar yapıldığına, bu yanlışların bugün bile Türkiye’yi paçalarından
çekmeye devam ettiğine ve 90 yıl öncesinin bu yanlışları yüzünden Türkiye’de
demokrasi ve hukuk devleti bir türlü birinci sınıf olamadığına göre, bütün
bunlardan dolayı Atatürk’ün de eleştirilmesi ve bir tabu olmaktan çıkarılması
gerekmez mi?
Onuncu sorum:
90 yıl ama henüz geçmiş değil!
Yani geçmiş, geçmiş değil.
Çünkü bugün hâlâ o geçmiş, 90 yıl önceki kuruluşta,
başlangıçta yapılan ve hâlâ devam eden o hatalar paçalarımızdan çekiyor.
Çünkü o ‘prangalar’dan hâlâ tam olarak kurtulabilmiş
değiliz.
Çünkü bugün hâlâ o geçmişle yüzleşebilmiş ve o geçmişten
gereken dersleri çıkarabilmiş değiliz.
Bunu başaramadığımız için de, birinci sınıf demokrasi ve
hukuk devletinin taşlarını 90 yıl geçmesine rağmen bir türlü yerli yerine
oturtamıyoruz.
Oturtamadığımız için de barış ve huzuru, gerçek istikrarı
yakalayamıyoruz bu ülkede...
Onuncu sorumu unutmadım:
Elbette başarıları da var Cumhuriyet’in ama, 90 yıl
geçmiş olmasına rağmen daha hâlâ tam olarak demokratikleştiremediğimiz
Cumhuriyet’i sadece sevapları ile değil, büyük günahları ile de anacağımız
yıllar hiç gelmeyecek mi?..
Twitter: @HSNCML





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.