Vahap
Işık / bawernezan@gmail.com
KCK Eş Başkanı Besê Hozat.. Yaşar Kemal eşkıya derdi, modern zamanlarda gerilla diyoruz, evet dağdan ovaya haber indi. Besê kadındır, eşkiyadır, eşkiyaların rêberlerinden sadece bir tanesidir. Dediklerinin ta nerelere kadar uzatılacağını kestiremediği çok talihsiz bir açıklama yaptı. Ovalarda yaşayan bazı arkadaşlar, sanki bugünü fırsat bilerek kılıçlarını ta ortaçağdan çekip bilediler, her şeyin bir haddi ve sınırı yok mudur, antik köprüler Azrailler ile doluyken, köprünün iki yakası da birbirine yabancılaşmış, bir taraf Ermeni diğer taraf da Kürd, hakarete varacak söylemlerin bir an önce durması lazım. Biraz nefes alıp birbirimizin gözlerinde asırlarca ve de yine birimizin bir diğerinin avlusuna koşması gerekmez mi, anlamanın ve de anlaşılmanın en elzem olduğu dönemlerden birini yaşıyoruz, 1915'in 100. yılına çok az bir zaman kaldı. Nisan Ayları Anadolu'da ölümün en nûfuslu adıdır.. Eğer böyle devam ederse, bu karşılıklı atışmalar büyük bir kin savaşının başlangıç meşalesini yakar diye korkuyorum. Kin ise sadece sömürgecilerin ekmeğindeki yağdır..
***
Zaman
delirmiş bir şekilde ilerliyor, 2015 Nisan'ında 100. yıl olacak. Yaşar Kemal
gibi nice Kürd'ün bilmedikleri diyarlara savrulmaları gibi, eşini yurdunu kaybetmiş
Ermeniler de kaderlerine bıçak yedi. Bu topraklar kayıp yurtlardır ey efendim,
kara kutusu mu? Ta bir asır ötede, oraya yürümeliyiz, şayet oraya gidebilirsek
kaybolmuş topraklarımızda kendimizi bulacağız.
Ermeniler;
canımızdır, kirvemizdir. Noel günleri avlularında aş beklediğimiz en kadim
komşumuzdur. Bugünlerde çok üzücü, olmasını hiç arzu etmediğimiz diyaloglar
gerçekleşiyor. Gündelik siyasetin anlarında yaşayacak kadar iyi bir yüzücü
değilim, her an boğulabilirim. Ama demesem, bir şeyler de ben demesem yüreğim
de 1915'ini yaşar ve birbirimizi kaybedeceğiz. Konuşmalıyım, her şey biraz
eksiktir ve biz eksikliğimizi tamamlamadan öleceğiz, ama asıl ölmek tamamlamak
için kıpırdamayanlarındır ve ben bir Dengbêjin olmasa da, bir Dîrokwan'ın
torunuyum, dedem Hûseynî kurê Ûsif için bile olsa yazmalıyım.. Dilin ayarı
yoktur ve hesapsız dilimizle, özellikle de iki kadim komşunun torunları
arasında, antik köprüleri yıkmaya teşebbüs ediyoruz: Serhata baktığımda; bir
gözüm Kürd ise, diğeri Ermeni ağlıyor..
KCK
Eş Başkanı Besê Hozat.. Yaşar Kemal eşkıya derdi, modern zamanlarda gerilla
diyoruz, evet dağdan ovaya haber indi. Besê kadındır, eşkiyadır, eşkiyaların
rêberlerinden sadece bir tanesidir. Dediklerinin ta nerelere kadar
uzatılacağını kestiremediği çok talihsiz bir açıklama yaptı. Ovalarda yaşayan
bazı arkadaşlar, sanki bugünü fırsat bilerek kılıçlarını ta ortaçağdan çekip
bilediler, her şeyin bir haddi ve sınırı yok mudur, antik köprüler Azrailler
ile doluyken, köprünün iki yakası da birbirine yabacılaşmış, bir taraf Ermeni
diğer taraf da Kürd, hakarete varacak söylemlerin bir an önce durması lazım.
Biraz nefes alıp birbirimizin gözlerinde asırlarca ve de yine birimizin bir
diğerinin avlusuna koşması gerekmez mi, anlamanın ve de anlaşılmanın en elzem
olduğu dönemlerden birini yaşıyoruz, 1915'in 100. yılına çok az bir zaman
kaldı. Nisan Ayları Anadolu'da ölümün en nûfuslu adıdır.. Eğer böyle devam
ederse, bu karşılıklı atışmalar büyük bir kin savaşının başlangıç meşalesini
yakar diye korkuyorum. Kin ise sadece sömürgecilerin ekmeğindeki yağdır..
Ermeniler..
Hazreti Muhammedin ümmetinde erkek çocukların sünneti farzdır ve Ortodoks
Ermeniler Müslüman Kürdler'in kirveleridir.. Ermeniler ile Kürdler arasındaki
ilişki bütün din kitaplarına, bütün ulu sözlere sığacak kadar eskidir.
Diyarbakır yangında kül olmuş kütüphanenin insanlaşmış şeklidir, bir dengbêj'in
öldükten sonra söylemeye devam ettiği bitmez bir türküdür..
Ermeniler;
Pontuslar, Rumlar, Kürdler, Süryaniler ve sonradan yerleşmiş Arap, Türkmen ve
diğer Halklar arasında, Anadolu'nun en eski birkaç yerlisinden biridir. Hatta
bazı bölgelerin ilk yerlileridir. Ermeni Halkının gerçekliğini inkâr etmek,
onlardan çalınanlarla yüzleşmemek; namussuzluktur, riyakârlıktır, haram arazide
sevgilinin mezarını kurmaktır. Ve bugün, dağlarda onlarca yıldır devam eden çok
boyutlu bir savaş var, her savaş gibi bu savaş da acımasızdır, imansızdır,
anlamsızdır, bitmelidir. Sürgünler, ölümler, katliamlar çoğaldıkça çoğaldı.
Hangi yürek bu kadar acıyı içine sığdırabilecek? Ermeni Halkının büyük
çoğunluğu da bu kadim topraklardaki çatışmanın bitmesini istiyor, bizim
kültürümüzde babadan sonra Kirveler Sanik'lerini kollar ve Ermeniler de Kürdler
var oldukça onların kirvesidir, onlar için içi yanandır, öyleydi, öyle de
olmalı.. Dağlara bırakılan ağır metallerin şarapnelleri yamaçlara kadar
saçılsın istenmez, kanın akmasını değil, dağlarda bombalarla soykırıma uğramış
nice çiçek ve de hercai çeşit hayvan türünün tekrardan çoğalmasını isterler.
Ermenin özlemi Kürd'e huzurdur. Bu huzur, Ermeniler ile tekrar kapı komşusu
olmayı isteyen Kürdün özlemidir.. Noel olsun, Wan'da Noel olsun, Diyarbakır'da
Noel olsun, sözün gücü ve görkemi var demişti büyük yazar, sözlerimiz
bayramlıklarını giysin, Taksim Meydanındaki üç entelin kast ettiği çılgınlıklar
Noel değil, Noel Kirvelerimizin avlularındaki tebessümlerimizdi. Aynen bir
Ermeni'nin, Kürd'ün Ramazan Sofrasına bağdaş kurup oturması, sofradaki ekmek ve
suya ortak olması gibi..
Dağlar
bundan gayrı ölmek istemiyor, dağlar ölümle değil, hayatla anılsın, dağların
dili olsa 'Hayat' diye inleyecek. Ama bunu herkes temenni etmiyor, dağların
gelinliğini giymesi Bekoyê Ewan'larca hoş karşılanmıyor. Ehmedê Xanî'nin Zîn'i,
Mem'ine kavuşsun istemiyorlar. Peki Ermeniler'in içinde de hala çatışmanın
bitmesini, ölümlerin durmasını istemeyen bir kesim olabilir mi? Kirvem, bu
benim halımdır, senin köyünde ölmemi isteyenler var ise, şayet var ise, bu da
benim sana şikayetimdir.. Kürd'lerin içinde bile hala İsrafil'ler varken, hala
dağlarda ölünsün diye nara atanlar var ve bu naracılar halaya ekip çağırıyor
iken... Zaten bu savaşın devam etmesi, milliyetçi Türkler'in bir bütün olarak
duası bu iken... Ermeniler'in içinde de ölümü savunanların olmadığını
söylememiz inkâr olur. Bu, en başta Kirvelerimize eksik halımız olur..
KCK
Eşbaşkanı Besê Hosat açıklama yaptı, barışı istemeyen Ermeni Lobileri var diye
'eksik' bir açıklama yaptı. Bu söylem kırk bin tarafa çekildi. Bazıları bütün
Ermenileri Lobiciliğe indirgedi, velev ki Ermeni Lobisi diye bir oluşum yoktur
ve yine velev ki Lobi var da savaşın devam etmesini değil de barış olsun
istiyor, ê peki, Kirveyiz, ekmeklerimiz kurudu, sularımız döküldü, ama
sofralarımız hala ayaktayken Kürdler'e bu hınç niye, 1915'in bütün günahları
neden Kürdler'e yüklendi? Kimse masum değil, bütün denizler kirlidir, bütün
bedenlerde ölümün darbesi var, kâh fazla, kâh da az..
Ortaçağın
bütün kılıçları kalem olmuş, insanlar kalemlerle birbirini öldürüyor, oysa Xalê
Memo ne demişti, kalem tutunca dünyayı güzelleştireceğimizi söylemişti, Xalê
Memo mu yanıldı yoksa yanıltanlar mı var? Bazı Ermeni Arkadaşlar hızlarını
alamıyor. Kürdler'in gelmişinden başlayıp geçmişine kadar dört nala koşturuyor.
İşte burada durmak lazım, durup da bu suali düşünmek lazım: Acaba bu elleri
gündelik kalem tutan, yüreğinden komşuluğu günah çukurlarına sürmüş olan birkaç
yazar, neden Ermeniler içinde de her kesimde olduğu gibi militarist bir kesimin
olacağı üzerinde hiç durmuyor da sürekli ve de sürekli Anadolu'nun birkaç esas
yerlisi olan '''Bütün Ermeni Halkının''' Baro Tarafından görevlendirilmiş
avukatı gibi davranıyor? Kalemler, kadim duvarları da dile getirebilir, idam
edilecek yiğitlerin adlarını çetele de edebilir. Siz birkaç yazar, bütün
Ermeniler Adına konuşuyorsunuz da, hepsinin yazarı olduğunuza inanıyor musunuz?
1915
olaylarına tek bir gözle bakmak, ikinci bir gözümüzü inkâr etmektir. Ermeni Halkına
karşı katliamlar, yer yer soykırımlar gerçekleşti, bu kabulümüzdür, hepimizin
ayıbıdır, tarihlerimizin ayrıldığı, bahçelerimizin birbirinden koptuğu korkunç
bir tarihtir. Ancak o dönemde Dünya Paylaşım Savaşları sürüyordu, bana
1900'lerde, dünya üstünde canı yanmayan tek bir coğrafya bile gösterebilir
misiniz?
Tamam,
biz Kürdler'in bir kısmı kullanıldı, bizlerden Hamidiye Alayları yapıldı, peki
Ermeniler'in hiç mi hatası olmadı, onlar da kullanılmış olabilirler mi? 1915
öncesinde onlar da bir silahlı örgütlenmeye girişmediler mi? Ermeni Halkıyla
aramdaki en sevgili köprülerden sadece bir tanesi sevgili Arzeva'dır, kendisini
tanımayanlar necisin diye sorduklarında, Ermeni'yim, diye bağıracak kadar
Ermeni'leri seviyor, oysa o bir Kürd, bizde Kirvenin adıyla anılmak ölümsüz bir
adettir ve Arzeva birçok Kürd gibi bir Kürd'tür.. Arzeva'nın cevabını aradığı
bazı aykırı soruları var, bu sorular her ne kadar bazı arkadaşları kızdırsa da,
onları cevap vermekten kaçırtsa da, inanın vereceğimiz her gerçekçi cevap iki
Kadim Halk arasındaki köprüleri ciddi ellerle onaracaktır, Ermeniler mimar bir
Halktır, Kürdler ise dağdan taş söküp getirecek kadar çalışkandır, el ele
vermenin zamanıdır, bu köprüler için birbirimize fazlayız, ancak az değiliz:
-1915'te geniş bir coğrafyada yaşayan
Ermeniler katliama karşı direniş gösterdiler mi?
-Ermeniler,
1915 öncesi nasıl bir ordulaşma yaşadılar?
-Osmanlı'ya
karşı yerel ittifaklar kuruldu mu, Hamidiye Alaylarına katılanlar haricinde,
geri kalan Kürdler'le ortak hareketleri oldu mu?
-Tarih
boyunca, Mezopotamya Halkalarıyla ittifak kurup da ortak isyan, birleşik
direnişlere kalkıştılar mı? 1915'te yaşananlar öncesi, Bizans Döneminde
Ermeniler'in tarihi ve Kürdler'le ilişkileri nasıldı? Ermeniler, Selçuklu ve
Osmanlı'nın özellikle de büyük bir döneminde önemli devlet adamları yetiştirdi
ve Kürdler dağlarda yaşayan, göçebe oldukları için de bürokratik olarak arka
planda olan bir Halktı, bu dönemde Kürdler'le nasıl ilişkiler kurdular? Bunlara
dair kaynaklarınız varsa bizlerle de paylaşabilir misiniz?
Hiç
mi hatası olmadı Ermenilerin? Taşnak ve Hınçak örgütlenmeleri neden oluşmuştu,
kültürel bir sanatçı girişimi miydi bunlar? Peki ya Bolşevikler Rusya'da
iktidarı zorlamasaydı, Lenin başa gelmeseydi ve Ruslar Ermeniler'den desteğini
çekmeseydi ne olacaktı? Ruslar, Anadolu'dayken Ermeniler'in eli güçlüydü, o
dönemde, yani 1915 olaylarından kısa bir süre, yani daha Ruslar Ermeniler'le
beraber Anadolu'dayken, biçok Kürd başka kentlere göç ediyor, Romanları
hatıramızdan ayrılmayan, İnce Memed'iyle büyüdüğümüz Yaşar Kemal Vanlı bir
Kürd'dür, Kemal'in ailesi de birçok Kürd Aile gibi Adana gibi uzak ve de
bilmedikleri diyarlara doğru nasıl ve neden göç etmiştir, ya da ettirilmiştir
desek daha doğru olur? Peki bu göçler neden yapıldı, Ruslar Anadolu'dan
çekilmeden önce göç eden Kürdler romatizmaları olduğu için turistik seyahatler
mi gerçekleştirdiler?
O
zaman Bölgede Ruslar etkiliydi, daha sonra Ruslar çekilince Osmanlı etkili
oldu. Bu kez de Kürdler'in büyük çoğunluğu geri döndü ve Osmanlı'da bölgede
yeniden hakimiyet kurunca, işte o zaman da bugün tartıştığımız 1915 vûcut
buldu.
Ermenilerin tekrardan ana yurtlarına
yerleşmesi için çalışmalıyız, bir çiçek saksıda değil toprağında çiçektir.
Ermeniler en Kadim komşularımızdır ve İhtiraslı Devletlerin Paylaşım Savaşları
sırasında ayrıldık, kötü de ayrıldık.. Karşılıklı olarak birçok hata yaptık,
ancak her iki taraf da Ortadoğu'ya has ajistasyon ve dert yanmalardan
vazgeçmeli, geçmişlerine beraber koşup güçlü bir şekilde, yarının uzanabileceği
en son yere kadar el ele verip asırlarca yaşamalılar.
Bu
tartışmalar, azğı var ama kulak yok tartışmaları delirmiş bir sandalda
fırtınalı denizlere doğru açılmışken, bir Ermeni arkadaşımız da birçoğu gibi
hızını alamayıp açıklamasının bir yerinde şöyle yazmış: ''..Sağ olsun Rusyayaki
ermeniyi yaliniz birakmadii..'' Peki ya sonra(1915'te), sonra yalnız mı
bıraktı? Daha sonra yalnız bıraktığını ve bu yüzden de Ermeniler'in büyük
katliamlara maruz kaldıklarını biliyoruz. Ve Bolşevik'ten önceki Rus anlayışı da
İttihat Terraki anlayışından farklı değildi, kendisinin sıcak denizlerle
bağlantısı güçlü olsun istiyordu. Bu yüzden ''Ortodoksluk'' üzerinden Ermeniler
ile ittifak kurdu. Peki ya hiç yalnız bırakmasaydı? Tam tersine Osmanlı,
İttihat ve Terraki denilen Faşizan duruş bölgeden geri dönmemek üzere komple
çekilseydi, işte o zaman ne olurdu, biraz da bunu düşünelim?
İttihat
Terraki; Ruslar nasıl ki Ermenilere yanaştılarsa, bunlar da aynen o şekilde
dini kullanarak Kürdler ile ittifak kurmuş bir devlet politikasıdır. İttihat
Terraki'nin temel amacında ''Kızıl Elma Anlayışının'' olduğunu bilmeyen hiç
kimse yoktur, onlar da Orta Asya'ya açılmak için Ermeniler'in Batı Ermenistan,
Kürdler'in ise Kuzey Kürdistan'ın Serhat Bölgesi dedikleri bölgeye ihtiyaç
duyuyordu. Ve o dönem Ruslar İtilafçı Paylaşım Grubundayken, Enver Paşacı
İttihat ve Terrakiciler de Almanların yanında, yani İttifakçı Gruptaydı.
Anlayacağınız Osmanlı ile Rusya karşı karşıyaydılar, çıkarları çatışıyordu..
Dinleri kullanılarak Kürdler ve Ermeniler karşı karşıya getirildi. 1915
olaylarını ne zaman incelesem, gerek ORTODOKS inancının ve gerekse de SUNNİ
İSLAM inancının bu halkların kandırılmasında kullanılmış TRUVA ATLARI olarak
görürüm.
Ve
konuştukça söz akıp Hrant Abiye kadar geldi.. Hrant Dink öldürüldü, ülkeyi
satmakla itham ediliyordu ama ayakkabısı bile delikti. Hepimizin kardeşiydi. O
Ermeniler'in ya da başka bir zümrenin tekelinde olan biri değildi, uçsuz
bucaksız yüreğine neler sığmazdı ki, nasıl ki Yılmaz Güney Kürdler'in tekelinde
değil ve bütün dünyaya mal olmuşsa, Hrant da öyledir. Hrant'ın arkasına
saklanıp arabesk çalıp rock saldıranları gördükçe üzülüyorum. Hrant Abi
olaylara körükle, kinle, kanla gitmiyordu. Bazı arkadaşlar günlerdir
ellerindeki körüklerle yangınları büyütmeye çalışıyor. Besê Hozat'ın söyleminin
uzatıldığı yer yanlıştı, öyle kabul ediyorum, peki bazı arkadaşların günlerdir
yüzlerce beğen ve paylaş yapmak için yazdıkları bizi çok mu aydınlatıyor?
Kalabalık duygulara değil, yalnızlık dolu bir çölde ölmek zorunda kalsak bile,
her durumda olduğu gibi özellikle de böylesi hayati durumlarda tarafsız durmaya
çalışmalıyız. En fazla kalabalık alkışlar kesilir ve yalnızlıktan ölürüz..
Ölmeyi göze almadıkça yaşayabileceğimizi sanmıyorum.
Ben
Besê Hozat'ın çıkıp da söyleminin uzandığı yerlerde bir paradoks yarattığı için
özür dilemesini ve oldukça geniş çaplı bir 1915 açıklaması yapmasını
bekliyorum, bu benim Kirvelerime karşı dedem Hûseynî Kurê Ûsif'in ricasıdır.
Ama Kürdler'e karşı yapılmış bu körükleme halayını da doğru bulmuyorum. Bu
konuda yeterince bilgisi olmayan insanlar var, 1915 olaylarına vakıf olmayan o
kadar çok insan var ki, bir asırdır beyinlerimizden tarihlerimiz sökülüp
atılıyor, bu topraklarda bir asırdır neredeyse kuşlar ve çiçekler bile
asimilasyona tabii tutuldu, sadece birkaç yazardan çizerden bunu, yani 1915'i,
ilk olarak duyan insanlar var.. Dostlar, yazmak büyük bir sorumluluktur, hele
ki okunan bir kalemseniz bu konuda vicdanınız sizi öldürebilir. O zamanın
şartlarına bağlı kalınmaksızın şimdinin teknolojisinde savaş başlatmak, en
başta Anadolu'nun en eski yerlileri olan Ermenilere ihanettir. Bilge Ermenilere
ihtiyacımız var, hallarımızdan anlayacak Kirvelere, onları dinlememiz lazım.
Her gün yazacağım diye ne yazacağını kestiremeyenler var, sürekli konuşuyorlar,
sığ ve sık tekrar yapanlar ister Kürd olsun, isterseniz de Ermeni olsun fark
etmez, bunlar bir şekilde ölümü azdırır, ölümü öldürmeye çıkmak varken, ölümü
çoğaltmak neden?
Bazılarının
Besê Hozat'ın açıklaması için yaptığı yorumlarda ''Kemalist Bir Kendini
Beğenmişlik'' görüyorum. Onlara diyeceğim şudur: ''Kürdler'i küçümseyici kronik
davranışlarınızdan yıkanmalısınız.'' Ayıptır, biz hala Kirveyiz, Sanîkiz..
Mesela biri şunu yazmıştı, okuyunca çok kırıldım, bu donmuş bir kinden başka
nedir, bu yaklaşım bize ne getirecek: ''... kendini bilmez kurt kadinin...''
diye başlıyordu... O yorumda özellikle ''Kürd'' kelimesi kullanılmış ve fırsat
buldukça bu kelimeyi aşağılamak için kullandığı çok aşikardır.. Kadını da
aşağılama vardır ve bunu yazan da bir kadındı, demek ki o arkadaşın
literatüründe bir kadın Kürd olunca aşağılanabiliyormuş.. Bu aşağılayıcı
başlangıcın devamında ne dediğini, neyi bağırdığını söylememe gerek var mı?
Besê Hozat diye yazmaya da başlayabilirdi.. Ben bir Kürd olarak nasıl ki Ermeni
katliamlarını ve yer yer soykırımı kabul ediyor ve Ermeni Halkının tekrar ana
yurtlarına geleceği günlere özlem duyuyorsam, keşke bazı fanatikler de Kemalizm
tipi düşünce sistemlerinden arınıp, Kürdler'i sürekli aşağılayan asırlık
bağımlılıktan kurtulsalar da Ruslar ve Ermenilerin silahlı örgütlerinden kaçıp;
Ege'ye, İç Anadolu'ya, Akdeniz Bölgesine, Mezopotamya'nın alt kesimlerine
yerleşen ve giderken artlarında bıraktıkları yarım aşklar ve yanmış köyleri
olanları araştırsa, onlar için kurumuş bir yaş dökebilse. Slogan atmayı sevmem,
zira sürekli gazete köşesi dolsun diye kalemi eline alıp da kişilere ve
olaylara laf yetiştirmenin zaman kaybı olduğuna inanıyorum, sloganlara sığınmak
onların işidir, kitleleri heleyana getirmenin ev adresidir.. Ama yine de şunu yazmak
istiyorum: ''Yaşasın Ermeni ve Kürd Halkının kardeşliği, kahrolsun Kemalist
kafalar ve ilkel gözler!''
Susacağım, duygularımın esaretinden tekrar
kurtulduğum ana kadar susacağım. Susmamak için susacağım, dedem Hûseynî kurê
Ûsif ve Kirvelerimi anlatmaya değer olacağım bir zamana kadar susacağım. Dolmak
için susmak elzemdir, ortaçağın kılıçları da sussunlar, karşılıklı susalım.
Einstein sağ olsaydı, uzaydaki küçücük bir delikten dünyadaki küçük bir taş
hakkında korkunç bilgiler gördükleri için körükleyicilere gülüp geçerdi. Bu
topraklarda sadece Ermeniler yoktu, başka halklar da vardı. Onların başlarına
da felaketler geldi, uzaktan buralara bakmak noksandır. Neyse, var sayalım ki
ellerine fırsat geçti diye Kürdler'e karşı bu kadar açık saldırabiliyorlar,
demek ki saklı ve asırlardır kalıplaşmış bir hissin mirasçıları bunlar ve yine
var sayalım ki dediklerinin çoğunda da haklılar. Peki de aması var bu durumun..
Ama her şey gibi sizin de bildikleriniz eksik sevgili '''birkaç''' Kirvemiz..
Oysa siz öyle kabul etmiyorsunuz, size göre bütün söylemleriniz Hazreti İsa'nın
elindeki Şarap kadar gerçek ve de kutsal..
Hiç
kimse masum değildir, Ermeni katliamları gerçekleştirilmiştir, bir an önce
Ermenilerden alınan köyleri geri verilmelidir. Ancak bu şu anlama da gelmez:
''Ermeniler hiç katliam yapmamıştır..'' Çok samimi söylüyorum, benimle bağlantı
kurun, misafirimiz olun, kirvelerimizi alıp herhangi ihtiyar bir Kürdün yanına
gidelim, karşılıklı kırgınlıkların, kırılmaların olduğunu siz de göreceksin.
Erivan'da Kürdler ile ilgili söylenilenleri tahmin edebiliyorum,
Diyarbakır'dakini de siz gördükten sonra kendi gerçeklerinizi doğurun. Lütfen
olaylara duygusal değil, o dönemin şartlarıyla gerçekçi yaklaşalım.
Sanîk'ten
Kirvelerine Arzu Halidir.. Zaman savaşın değil, anlatmanın ve anlamanın;
anlaşmanın zamanıdır. Sizleri Özlüyoruz, Gelin Artık, Helallaşalım..
1 yorum:
Ortaligin bir kadinin sozleriyle karisdigi sirada neden Ermenilerin bu protestolari yapmaya mecbur kalmadan evvel aydin ve ileri dusunen Kurdler /liderler bu kadinin soylevinin kabul edilemez yanlisligini dile getirip protesto etmediler?
Burada sozlu duello ile ileri geri atismak icin degil gerceklerin dile getirilmesinden yana olunmali.
Kurd siyasileri ve aydinlari firsatdan istifade 1915 soykiriminda aldiklari rolden sonra Biz Ermenilerden talan edilen ve gasp edilmis Bati Ermenistan topragindan bahsedilmesinden neden tuyleri diken diken olarak kose bucak kacarak meseleyi dile getirmeyi istemeyip ustunkoru bir itirafla 20.ci yuzyilin islenmis ilk soykiriminda bu inkari adaletsiz sayilacak bir seviyede devam ettirme cabasindadirlar?
Kopruler elbette kurulmalidir ,yanliz bu kopruler kurulurken efendim Diasporadan Ermeniler donsunler ,onlara koylerini geri verelimin anlamini anlamadigimizi sanmasinlar lutfen ,,Biz eger munasip bulsaydik geri donmeyi nasil ne hangi sartlarda donecegimize de kendimiz karar verirdik ve yeri geldiginde de bu vuku bulacakdir gunun birinde.
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.