Ahmet
Bilgi
Harran
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet
Emin Üner, İdris-i Bitlisi ve Said Nursi’nin Türk ve Kürt birlikteliği için
çalıştıklarını söyledi ...Gerçek Türklüğün İslamiyet içinde eriyen Türklük
olduğunu ifade eden Said Nursî, Türkler hakkında şu ilginç teşhisini beyan
etmektedir: “Türk milleti, anâsır-ı İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde;
dünyanın her tarafında olan Türkler ise, Müslümandır. Sair unsurlar gibi Müslim
ve gayr-i Müslim olarak iki kısma inkısam etmemiştir; nerede Türk taifesi
varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan çıkan veya Müslüman olmayan Türkler,
Türklükten dahi çıkmışlardır-Macarlar gibi. Halbuki küçük unsurlarda dahi, hem
Müslim ve hem de gayr-i Müslim var.”
***
RİSALEHABER-Harran
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet
Emin Üner, İdris-i Bitlisi ve Said Nursi’nin Türk ve Kürt birlikteliği için çalıştıklarını
söyledi.
Türk
Tarih Kurumu’nun düzenlediği “Tarihte Türkler ve Kürtler” sempozyumunda “Kur’an
ve koruyan iki hemşehri: İdris-i Bitlisi, Bediüzzaman Said Nursi” başlıklı bir
tebliğ sunan Üner, Kürtlerin Osmanlı Devleti’ne bağlanmalarını sağlayan ünlü
tarihçi İdris-i Bitlisi ile onun mirasının devamı ve bu toplulukların imanları
uğruna ömrünü vakfeden hemşehrisi Bediüzzaman Said Nursi’nin millet için
ömürlerinin sonuna kadar birlikte yaşamalarını sağlamaya çalıştıklarını
söyledi.
İki
şahsiyetin Kürt-Türk birlikteliğini sağlamak için büyük çaba
harcadıklarını ifade eden Üner, bazı
ortak noktalarına dikkat çekti:
“Her
şeyden önce her ikisi ulema sınıfındandır, ancak yeri geldiğinde fiilen savaşa
da katılmaktan geri kalmamışlardır. İdris-i Bitlisi Diyarbekir’in Safevilerden
alınmasında bölgede topladığı gönüllülerle bizzat katılmıştır. Aynı şekilde
Said Nursi de Birinci Dünya Savaşı’nda talebeleri ile birlikte Ruslara karşı
savaşmıştır. Yine her ikisi de genelde Müslümanların birliği, özelde de Kürtler
ile Türklerin beraber yaşamaları için gayret etmişlerdir.
Birlikte
yaşama adına İdris-i Bitlisi’nin Yavuz Sultan Selim dönemindeki hizmetlerini
anlatan Üner, her iki ismin ittihadı-ı İslam için çalıştıklarını söyledi.
Üner’in
sunumundan notlar şöyle:
“Said
Nursi bir tarafta fikri ve kültürel alt yapısını oluştururken, diğer taraftan
da bölgede Kürtler arasında dolaşmak suretiyle onlarla yüz yüze görüşerek,
onları hem bilgilendirmiş hem de muhtemel olumsuz olayları önlemiştir. II.
Meşrutiyetin ilanından sonra Doğu Anadolu’ya giderek oradaki insanlara
meşrutiyet ve hürriyetin faziletlerini anlatmış, onların kafa karışıklıklarını
gidermiştir.
Yirminci
yüzyılın başında batılı devletlerin Müslümanlar arasında yaydıkları
ırkçı-ayrılıkçı propagandalarına boşa çıkarmak için özellikle bu konu fazla
mesai harcamıştır. Yukarıda bahsedildiği gibi, meşrutiyetin ilanından sonra
doğuda aşiretler arasında bizzat gezmek suretiyle onlara karşı yapılan
ayrılıkçı propagandaları boşa çıkarmaya çalışırken, daha sonraki hayatında bu
konularda eserler yayınlamak suretiyle yapmıştır.
Said
Nursi, devletin birliğini koruma anlayışında ve ittihad-ı İslâm görüşünde
Sultan Selim’e biat ettiğini belirtmiştir.
Onun
milliyet anlayışı üzerinde açık ve kesin bir ölçü koyduğunu da zikretmek
gerekir. Said Nursi, 31 Mart 1909 Hadisesi dolayısıyla sevk edildiği ve
beraetle sonuçlanan Divan-ı Harb-i
Örfî’deki (Sıkıyönetim Mahkemesi) müdafaasında bir münasebetle bu konuya temas
etmiş ve “Ben talebeyim. Onun için, her şeyi mizan-ı şeriatla muvazene
ediyorum. Ben, milliyetimizi yalnız İslamiyet biliyorum. Onun için, her şeyi de
İslamiyet nokta-i nazarından muhakeme ediyorum” demiştir. Böylece dinin
milliyetten ayrı düşünülemeyeceği şeklindeki görüş, kesin bir ifadeyle onda
yerini bulmuş olmaktadır.
Said
Nursi, ırkların varlık sebebini ve İslamiyetin bu ırkları nasıl bir potada
erittiğini de Kur’an’daki ayetlerle izah etmiştir.
Gerçek
Türklüğün İslamiyet içinde eriyen Türklük olduğunu ifade eden Said Nursî,
Türkler hakkında şu ilginç teşhisini beyan etmektedir: “Türk milleti, anâsır-ı
İslâmiye içinde en kesretli olduğu halde; dünyanın her tarafında olan Türkler
ise, Müslümandır. Sair unsurlar gibi Müslim ve gayr-i Müslim olarak iki kısma
inkısam etmemiştir; nerede Türk taifesi varsa, Müslümandır. Müslümanlıktan
çıkan veya Müslüman olmayan Türkler, Türklükten dahi çıkmışlardır-Macarlar
gibi. Halbuki küçük unsurlarda dahi, hem Müslim ve hem de gayr-i Müslim var.”
Said
Nursi’ye Göre Irkçılığın Önlenmesi ve Tedbir Yolları
Irkçılık
ve kavmiyetçilik düşüncelerinin getirdiği her türlü münakaşa ve ihtilafı
ortadan kaldırmak, Said Nursi’nin başta gelen gayeleri arasında yer almıştır.
O, İslam toplumlarının birbirlerine karşı düşmanca tavır takınmalarını, “bütün
mü’minler kardeştir” ayeti gereğince İslam kardeşliğine yakışmayan bir anlayış
olarak karşılamış ve kavmiyetçi-ırkçı görüşlerin terk edilmesini istemiştir.
Kavmiyetçilik ve ırkçılığı tenkit ederken, farklı kavim ve ırkların bir arada
nasıl anlaşıp yaşayabileceği üzerinde durmuş, İslâm’ın bu noktadaki ve tedbir
niteliğindeki değer ölçülerini nazara vermiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.