Yenişafak Gazetesi Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi
İnternethaber'e konuştu... "Artık bir tekke ve zaviyeler kanununun çıkarılıp,
cemaatlerin daha çok şeffaflaşması ve önlerinin açılması lazım. Hem yönetim
kademeleri olarak hem para ilişkileri olarak, hem karar mekanizmaları olarak
Türkiye'deki islami cemaatlerden Alevi-Bektaşi derneklerine gayrimüslim cemaatlerine kadar yasal
kısıtlama nedeniyle başka bir dünya var, başka hareketleri var, başka karar
alma mekanizmaları var. Bunların da artık şeffaflaşması gerekiyor, yoksa artık
bu sürdürülebilir bir durum değil."
***
Yenişafak Gazetesi'nin keskin kalemlerinden, her yazdığı,
her söylediği olay olan Abdülkadir Selvi son günlerin en önemli gündem
maddelerini İNTERNETHABER'e yorumladı.
MİT krizinde Cumhurbaşkanı'nın başından beri içinde
olduğunu belirten Selvi, "Sayın Cumhurbaşkanı Hakan Fidan'ı Türk
bürokrasisine kazandıran isimlerden birisidir." dedi.
Geçen yıl ziyaret ettiği Fethullah Gülen'le fotoğrafları
basına sızan Selvi hem oraya neden gittiğini hem de Gülen'le ne konuştuğunu ilk
kez açıkladı.
Cemaatin maneviyatın derinliklerine inmek yerine devletin
derinliklerine indiğini söyleyen yazar, "Bir cemaatin finali porno
kasetler üzerinden olmamalıydı" dedi.
abdülkadir-selvi.jpg
MİT krizinin içerisinde biz Cumhurbaşkanı'nın da olduğunu
bilmiyorduk, iki gün önce öğrendik, neden şimdi öğrendik ve neden Hakan Fidan
Cumhurbaşkanı'nı aradı?
CUMHURBAŞKANI HAKAN FİDAN'I TÜRK BÜROKRASİSİNE KAZANDIRAN
İSİMDİR
"Cumhurbaşkanı aslında başından beri içindeydi ve
biz onu biliyorduk aslında o daha sonraki süreçlere de yansımıştı.
Hatırlarsanız MİT müsteşarı o günlerde hem Başbakan'la hem aynı gün içerisinde
Cumhurbaşkanı ile görüştü ve Türkiye'de çok önemli bir bürokrat için aynı
zamanda hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan devreye girdi diye o günlerde yazmıştım.
Ama orada bilgi olarak maddi bir hata yapılmış, çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Hakan
Fidan'ı Türk bürokrasisine kazandıran isimlerden birisidir. Aynen Ahmet
Davutoğlu'nu kazandırdığı gibi. O nedenle, Sayın Cumhurbaşkanı'nın Hakan
Fidan'la hukuku çok daha eskiye dayanır."
SELVİ GÜLEN İLE NE KONUŞTUĞUNU İLK KEZ AÇIKLADI
Pensilvanya'da Gülen ile çekilmiş fotoğrafı ortaya çıkan
Abdülkadir Selvi, bu konuda ilk kez açıklama yaptı. İşte hiçbir yerde okuyamayacağınız
çok özel ayrıntı (TIKLA OKU)
HEM CUMHURBAŞKANI HEM DE BÜYÜĞÜ OLARAK ARADI
"İkincisi, MİT müsteşarı elbetteki Başbakan'a bağlı
ama böylesine önemli bir süreçte, hem Başbakan'ı, hem Cumhurbaşkanı'nı arayarak
bilgilendiriyor, aynı zamanda da onlardan direktif almak istiyor, bu da çok
doğal. Hakan Fidan Sayın Başbakan'la da TİKA Başkanı olarak çalıştı, Abdullah
Gül'le de çalıştı. Onu, hem bir Cumhurbaşkanı olarak hem de bir büyüğü olarak
aramıştır ama Sayın Cumhurbaşkanı başından beri bu sürecin içerisindeydi çok
kritik roller üstlendi ben de, 7 Şubat'tan sonraki günlerde "Hakan Fidan
bu süreçten güçlenerek çıktı hem bir yasal düzenleme yapıldı hem de Türkiye'de
bir bürokrat için Cumhurbaşkanı ve Başbakan aynı zamanda ağırlıklarını ortaya
koydu" diye yazmıştım."
Başbakan neden bu kadar önem veriyor Hakan Fidan'a, neden
hep kanatlarının altında Hakan Fidan?
HAKAN FİDAN DEVLETİN KANATLARI ALTINDA
"Hakan Fidan aslında sadece Başbakan'ın değil,
devletin kanatları altında. Sayın Cumhurbaşkanı da aynı şekilde özen
gösteriyor. Çünkü Hakan Fidan'ın şahsında Türkiye'nin bu bölgede oynamak
istediği role yönelik bir saldırı var. Yeni Türkiye'nin dışişlerindeki
parametreleri çok çok farklı, Yeni Türkiye'nin gündeminde Ortadoğu da var,
Avrupa Birliği de var, Afrika da var, dünyadaki olaylar da var. Diplomaside bu
hedefleri koyduğunuzda sahada istihbaratın bunu tamamlaması gerekiyor, Yeni
Türkiye'nin ekonomiye, özgürlükler konusuna bakış açısı farklı."
HAKAN FİDAN'I YIKMAK İSTEYENLERİN ASIL HEDEFİ BAŞBAKAN
"Burada Hakan Fidan şu açıdan büyük bir anlam ifade
ediyor; Hakan Fidan'ın temsil ettiği istihbarat yapılanması özellikle
bölgemizde, Ortadoğu'da, sahada olan Türkiye'nin gücü. Buna yönelik olarak
yapılan saldırı, Türkiye'nin istihbarat savaşlarının çok yoğun geçtiği, kanlı
olduğu bu Ortadoğu coğrafyasında Hakan Fidan üzerinden yeni Türkiye'yi inşa
edecek olan yapıya yönelik bir saldırı. Ama şunu da çok net görmek lazım; Hakan
Fidan'ı yıkmak isteyenlerin asıl hedefi elbette ki Hakan Fidan değil, onun
üzerinden Sayın Başbakan'a ulaşarak Başbakan'ı tasfiye etmek istiyorlar. Bu
yüzden Hakan Fidan sadece Başbakan'ın değil devletin de kanatları
altında."
Krizin başlangıcı bu olay diyebilir miyiz o zaman?
MİT HER ZAMAN ASKERİN GÜDÜMÜNDE OLDU
"Değil. Bizde istihbarat çok önemlidir.
Hatırlarsanız, Süleyman Demirel, "ihtilalleri MİT bana haber vermedi"
demişti. 12 Mart muhtırası öncesinde MİT müsteşarı Fuat Doğu Süleyman Demirel'e
ihtilali haber vermiyor ama arayıp istifasını istemiştir. MİT, ihtilali Başbakan'a
haber vermiyor ama o dönemin İran Şahı, yine o dönemin Dışişleri Bakanı İhsan
Sabri Çağlayangil'i arayıp "sizde darbe olacak" diyor. Yani,
İran'daki o günkü adıyla SAVAK, Tükiye'de ihtilal olacağını bilgisini alıyor
ama MİT kendi bağlı olduğu Başbakanı'na bu bilgiyi vermiyor. Çünkü MİT her
zaman askerin güdümünde oldu, uzun süre de askerden MİT müsteşarları atandı. 12
Eylül darbe planları, MİT'in uçağında, Kunta Kinte lakaplı MİT'teki bir görevli
tarafından askeri birliklere ulaştırıldı ama aynı MİT bağlı olduğu Başbakan'a
bilgi vermedi. Bu yüzden MİT rejim açısından da, demokrasinin güvenliğ
açısından da çok önemli bir fonksiyon icra ediyor."
AK PARTİ UZUN SÜRE MİT'TEN YARARLANAMADI
AK Parti iktidar olduğunda MİT'ten uzunca bir süre
yararlanamadı, uzunca bir süre, polis istihbarattan aldığı bilgilerle
tamamlamaya çalıştı. Ancak daha sonra Emre Taner'in müsteşarlığı dönemi ve
ardından Hakan Fidan'la devam eden süreçte, MİT ve hükumet ilişkiler olması
gereken noktaya geldi. Bu ilişki sağlandıktan sonra iktidar da MİT'in
imkanlarını güçlendirmeye çalıştı."
İLK KAVGA MİT
YÜZÜNDEN
"İlk kavga şuradan çıktı; GES Komutanlığı askerden
alındı ve MİT'e bağlandı, o sırada polis istihbarat GES'in kendilerine
verilmesi için bir mücadele veriyordu ama siyasi irade MİT'i tercih etti.
İstihbarat birimleri arasında bir koordinasyon kurulu oluşturuldu, Jandarma
İstihbarat, Polis İstihbarat, MİT İstihbarat. Bunun Başkanlığı'na da Hakan
Fidan getirildi. İkinci kavga da buradan başladı. Hükumetin istihbarat alanında
MİT'le çalışacak olması kavganın bir nedeni oldu. İkincisi MİT o klasik
şablonun dışına çıktı, özellikle bölge ülkelerinde, sahada artık bir oyuncu
kurucu olarak istihbarat dünyasında yerini aldı. Ortadoğu, istihbarat
örgütlerinin cirit attığı bir yer ve dünyanın en iddialı istihbarat
örgütlerinin, İngiliz, İsrail, Amerikan istihbaratı, içerisine yeni bir
istihbarat daha dahil oldu, hem de oyuncu kurucu olarak dahil olmuş oldu.
MİT'in bölge istihbaratına yönelmesi de diğer istihbarat örgütlerini rahatsız
etti, oradan MİT'e karşı Kontr Espiyonaj "karşı casusluk" faaliyeti
başladı. İşte çatışma oralardan başladı ve bugünlere geldi."
MİT'in içerisinde de cemaaten biriler olabilir mi, yani
"paralel yapıdan"?
CEMAAT MANEVİYATIN DERİNLİKLERİNE İNMEK YERİNE DEVLETİN
DERİNLİKLERİNE İNMİŞ
"Cemaatin çok stratejik hedeflere yönelik özel bir
çalışma içerisinde olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Bizdeki mevcut klasik
yapılanmaları dışında bir yapılanma olduğu ortaya çıkıyor. Bizdeki klasik
cemaat yapılanmaları, insanlara iman Kuran hizmeti verirler, İmam Hatip
okulları gibi okullar açarlar, tefsirler yayınlarlar, maneviyatın
derinliklerine girmeye çalışırlar. Paralel yapı ise, maneviyatın derinliklerine
girmek yerine devletin derinliklerine girmeyi hedeflemiş."
BİR CEMAATİN FİŞLEME, TAKİP, KASET SAVAŞI OLABİLİR Mİ?
Bir cemaatin istihbarat savaşı olur mu, bir cemaatin Özel
Yetkili Mahkemeler savaşı olur mu, bir cemaatin savcılar savaşı, adliye savaşı,
fişlemeler, takipler, kasetler savaşı olur mu. Demek ki bu cemaat bir strateji
yapmış, polis istihbaratta hakimiyetini kurmuş orayı ele geçirmiş, yeterli
olmamış MİT'i ele geçirmek istemişler. Benzer bir kavgayı, Kamu Güvenliği
Müsteşarlığı için vermişlerdi, orayı da ele geçirmek istemişlerdi. Bu cemaatin
istihbarat gibi çok stratejik, yargı gibi çok önemli vesayet kurumlarını ele
geçirme stratejisi varmış. MİT'i ele geçirmek için de çok önemli bir savaş
verdikleri 7 Şubat'tan bugüne yaşananlarla çok net şekilde ortaya çıkıyor. Kamu
Güvenliği Müsteşarlığı'nı ele geçirmek için verdikleri mücadele çok ön plana
çıkmadı, çünkü kuruluş aşamasında orada daha özenli hareket edildi."
Çok tartışılan MİT yasaına neden ihtiyaç duyuldu,
neredeyse "her şeyimiz" gözetlenecek, insanların özelinin bu kadar
ortada olmasına gerek var mı gerçekten?
BAŞBAKAN OLMASAYDI HAKAN FİDAN'I KİMSE KURTARAMAZDI
"MİT Yasası'nı bir kaç açıdan irdelemekte fayda var.
Bir, MİT'e çözüm süreci ile ilgili görev verilmiş ve ağzını her açan devlet
yetkilisi, "Devletin istihbarat birimi bu tür şeyler yapar" diyor. O
zaman bunların bir yasal güvenceye kavuşturulması lazım. Bunun ne anlama
geldiğini biz Oslo sürecinde gördük. Eğer, tek başına iktidar olan AK Parti ve
Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü bir Başbakan olmasaydı Oslo sürecinde
yaşananlardan sonra Hakan Fidan'ı kimse kurtaramazdı. Bunun bir yasal güvenceye
kavuşması gerekiyordu."
MİT'E YURTDIŞI OPERASYON YETKİSİ VERİLMESİ GEREKİYOR
"İkincisi, çözüm süreci ve İmralı ile görüşmelerin
bir sigortaya kavuşması gerekiyor. Bugün bu siyasi iktidar ya da konjonktür
değiştiğinde bu görüşmeleri yapan insanlar faklı muamelelere tabii
tutulabilirler, bu yüzden güvenceye kavuşması gerekiyor. Üçüncüsü, Bizim
gazeteci arkadaşımız Bünyamin, biliyorsunuz Suriye'de kaçırıldı, MİT gitti bir
operasyonla onu aldı getirdi. MİT'in yasal güvence olarak yurt dışına operasyon
yapma yetkisinin verilmesi gerekiyor ve bizim MİT yasamız 27 Mayıs darbesi
döneminde çıktı, ikinci kapsamlı yasal düzenleme 1983 yılında yani 12 Eylül
döneminde yapıldı. Yani, hep darbe dönemlerinde MİT'in yasayı yapıldı ve darbe
dönemlerinde MİT'e, askeri vesayetin istihbarat kurumu görevi verildi. Zaten
Genelkurmay'daki MİT'in karşılığı da Korgeneral seviyesidir. MİT, MGK'ya karşı
sorumlu, Başbakan'a bağlı ve hükumete karşı sorumlu hale getirilmesi
gerekiyordu. MİT'in de istihbaratın da sivil hükumete bağlı olmasının bir
anlamı olacaksa, şimdi yapılan düzenlemenin doğru olan taraflarından birisi de
bu."
GÜVENLİKLE ÖZGÜRLÜK DENGESİNİ KURMAK GEREKİR
"Tabi, bu yasada üzerinde tartışılması gereken bir
nokta var. Güvenlikle özgürlük dengesini çok dikkatli kurulması lazım. AK
Parti, şu anda biz tek başına iktidarız diye düşünebilir, Hakan Fidan demokrasiye
bağlı, güvendiğimiz bir bürokrat diye düşünebilir ama kurumları yapılandırıken
bu tür düşüncelerle hareket edilemez. Burada ben biraz problemli bir nokta
olarak insanların kişisel verilerine bu kadar kolay bir şekilde ulaşılmasını
özel hayatın gizliliği açısından ciddi bir problem olarak görüyorum. Bu konuda
bir hukuki mekanizma bu yasl düzenlemenin içerisine yerleştirilebilir. Burada
bir açık kapı görüyorum, yasal düzenleme yapılması ihtiyacı ortada
duruyor."
Başbakan'ın ofisinde 2 yıl önce böcek bulundu, böceği
koyanlar yurt dışına kaçtı diyorlar. 2 yıl neden bulunamadı bu kişiler, neden
şimdi "paralel devlet" işaret ediliyor?
CEMAAT BAŞBAKAN'I DİNLİYOR, BU ÇOK VAHİM
"Evet, bu soruyu sormak hepimizin hakkı. Ama
Başbakan'ın da "Ben böyle düşünebilirim, hissedebilirim ama bundan
kuşkulanmam yeterli değil, bunun soruşturma sürecinde kanıtlanması
gerekiyor" deme hakkı var. Önemli olan şu, bu tartışmada bu özü
kaybetmemek gerkiyor; bu ülkenin Başbakan'ı ofisine konulan böceklerle
dinleniyor ve bunu yapan şimdi ortaya çıkıyor ki, bir cemaat Başbakan'ı
dinlemeye çalışıyor. Bu çok vahim bir durum, bir cemaat neden Başbakan'ı
dinliyor, kim adına dinliyor ve bu dinlemeler üzerinden neler yapıldı, bunların
ortaya konulması lazım. Önceden, Ergenekon sürecinde de Ergenekoncuların
Başbakan'ı yatak odasına kadar dinlediği ortaya çıkmıştı, bu özü kaçırmamak
lazım bence bu çok önemli."
CUMHURBAŞKANI'NI DA DİNLEDİLER
"İkincisi, bu dinlemelerin Başbakan'la sınırlı
olmadığını da gördük. Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Meclis Başkanı da bunu inkar
etmedi. Demek ki, bir yapılanma var ve bu yapılanma polis istihbaratta çok
etkili, bu yapılanma MİT'e hakim olmak istiyor, ÖYM'ye, yargıya, HSYK'ya hakim
olma çabası var ve bu yapılanma bir taraftan da Başbakan'ı, Cumhurbaşkanı'nı,
Bakanları, Meclis Başkan'nı dinletiyorsa ortada çok vahim bir durum var
demektir."
HIRSIZ EVİN İÇİNDEN OLUNCA KAPIYA KİLİT VURULMAZ
"Sayın Başbakan çok ön plana çıkmadı ama geçenlerde
yurt dışı dönüşünde "Şimdiye kadar yeterince ilerleme sağlanamadı ancak
teftiş kurulunda yaptığımız değişikliklerden sonra, bu konudaki tanıklar bilgi
vermeye başladılar" dedi. Çünkü, burayı soruşturan iki teftiş kurulu var,
birinci Başbakanlık Teftiş Kurulu, diğeri Emniyet Teftiş Kurulu. Oradaki
görevliler, teftiş kurulundaki paralel yapılanmanın, kendilerine verecekleri
bilgiler doğrultusunda neler yapabileceğini çok iyi görüyorlar. Bu yapılanma,
elindeki gücü çok iyi kullanan, bürokrasiyi, iş dünyasını sindirdi, bu şimdi
yeni yeni ortaya çıkıyor. Eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un bir sözü
vardır; "Hırsız evin içinden olunca kapıya kilit vurulmaz." Şimdi
evin içerisindeki hırsız çıkarılıp kapı kontrol edilmeye çalışılıyor. Bence
asıl bundan sonra daha önemli bilgilere ulaşabileceğiz. Çünkü Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı'nda da bu konuda bir soruşturma yürütülüyor ve tanıklar
dinleniyor. Bu olay, cemaatin hükumete yöneli olarak bir Watergate olayıdır.
Bunun o dönem içerisinde bazı kritik bakanlıkları da dinlemeye çalıştıkları, bu
böceğin içerisinde yeni bir böcek olarak çıkarsa kimse için şaşırtıcı
olmasın."
Neden bu kadar yavaş ilerledi peki, yurt dışına
kaçmalarına imkan mı tanındı?
ÇOK CİDDİ KUŞKULARIM VAR
"Kesinlikle! Aynen öyle! Bu soruşturmadan benim çok
ciddi kuşkularım var. Eğer bu olay üstü örtülmek üzere yapılmasa da gerçek
kişilere ulaşmak için yapılsaydı eğr kaçtılarsa hem bu kişilerin kaçması
önlenirdi hem de deliller yeniyken, insanlar buradayken başka dinlemelere de
ulaşabilirlerdi."
Soruşturmayı yapanlar da mı "paralel
yapı"dandı?
BİLAKİS ÜSTÜ ÖRTÜLÜYOR
"Onu bilemiyorum. Ama bu soruşturmanın bu konuyu
aydınlatmak için yapılmadığı (teftiş kurulundaki soruşturmalar) bilakis üstünü
örtmek için yapıldığı ortaya çıkıyor. Örneğin ÖSYM'de soruların çalındığı
iddiaları ortaya çıktı, orada da görüyoruz ki aydınlatılmadı ve üstü
kapatıldı."
Cumhurbaşkanı'nın dinlenmesi ve Başbakan'ın dinlenmesi
aynı zamanlarda mı? Cumhurbaşkanı'nı kim, ne zaman dinledi?
BELKİ SAYIN CUMHURBAŞKANI AÇIKLAYABİLİR
"Onu bilemiyorum. Bu ancak soruşturma biraz daha
ilerledikten sonra ortaya çıkabilir, belki Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda
elindeki bilgileri açıkaldıkça ortaya çıkabilir."
Kavga kızıştıkça ortaya daha çok ses kaydı, kasetler
çıkacağı söyleniyor, bekleniyor mu?
BU SAVAŞ ÇOK KİRLİ BİR SAVAŞ, KİRLİ ARŞİVLERİN OLDUĞU
BELLİ
"Paralel yapılanmanın dershanelerle ilgili ve MGK
belgesini yayınladıkları dönem kendileri açısından bir savaşın düğmesine
bastıkları belli oluyor. Bu savaş çok kirli bir savaş. Paralel yapı, bu savaşı
istihbaratı ve mahkemeleri kullanarak yapmayı planlamış, buradaki hedefin de
hükumeti düşürmek olduğu çok net şekilde belli oldu. Onların arşivlerinde
saklananların neler olduğunu bilmiyoruz, bu yapılanma uzun bir süre Baykal
kasetinde, MHP'lilerin kasetlerinde ve bu süreç içerisinde bazı siyasilerin
kasetlerinde ortaya sürüldüğü gibi kirli bir arşivi olduğu belli. Önemli olan,
insanlar onların elinde ne olduğundan ziyade bunun siyasi bir hedefe yönelik
bir operasyon olduğunu gördüler."
BUNCA YILLIK CEMAATİN FİNALİ PORNO KASETLER ÜZERİNDEN
OLMAMALIYDI
"Bizim insanımız sağduyuludur, bunu farkettikten
sonra ne çıkarırsa çıkarsınlar onlara prim vermez. Bence, 40 yıllık eğitim
hizmeti yapan, iman Kuran hizmeti yaptığını söyleyen iddialı bir cemaat in
finali böyle olmamalıydı. Bu cemaatin finali, istihbarat savaşları üzerinden,
porno kasetler üzerinden, fişlemeler, savcılar üzerinden olmamalıydı. Ben işin
bu tarafını önemsiyorum. Asıl büyük bomba bence, bir cemaatin çok dramatik bir
şekilde kendisini tasfiye etmesine tanıklık etmektir. Ben tabandaki samimi
insanların tasfiye olacağını düşünmüyorum."
Başbakan "çok safmışız" dedi. Saflıkla
geçiştirelebilir mi bu durum, aynı Başbakan daha önce ne istedilerse
verdik" de demişti. Neden şimdi bir özeleştiri yapmıyor, "ben izin
verdim tüm bunlara" demiyor?
ASIL ÖZELEŞTİRİ YAPMASI GEREKENLER DİNİ CEMAATLER
"Aslında bunları söylemek bir özeleştiri. Herkesin
burada bir özeleştiri yapması gerekir ama Türkiye'de asıl özeleştiri yapması
gerekenler de dini cemaatler. Dini cemaatler insanların kalbine, maneviyatının
derinliklerine mi talip olacaklar yoksa devletin derinliklerine mi, bu konuda
netleşmeleri lazım. Şunu görüyoruz ki, cemaatlerin de bir tarihi var, bizde
cemaatler asli işlevleri olan, ahlaklı imanlı insan yetiştirmek, görevlerini
bırakıp da siyasete, devlete talip oluyorlar, işte o zaman kaybediyorlar. Şöyle
bir geçmişe bakın, Nakşibendilerin, Nurcuların, Süleymancıların, Kadirilerin
geçmişinde hep bu vardır, cemaatler siyasetle ve devletle ilişkilerini yeniden
tartışıp dizayn etmedikleri sürece kaybolacaklar, zarar görecekler."
TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU ÇIKARILMALI
"Artık bir tekke ve zaviyeler kanununun çıkarılıp,
cemaatlerin daha çok şeffaflaşması ve önlerinin açılması lazım. Hem yönetim
kademeleri olarak hem para ilişkileri olarak, hem karar mekanizmaları olarak
Türkiye'deki islami cemaatlerden Alevi-Bektaşi derneklerine gayrimüslim
cemaatlerine kadar yasal kısıtlama nedeniyle başka bir dünya var, başka
hareketleri var, başka karar alma mekanizmaları var. Bunların da artık
şeffaflaşması gerekiyor, yoksa artık bu sürdürülebilir bir durum değil."
"Peki, AK Parti nasıl temizleyecek "paralel
yapıyı" ya da temizleyebilir mi?
CEMAATLERİ İKTİDAR GÜCÜYLE YOK ETMEK MÜMKÜN DEĞİL
"Cemaatleri iktidar gücüyle yok etmek mümkün değil.
Çünkü bunlar inanca, intisaba, gönül bağına dayalı olan şeyler. Bu cemaatler
buharlaşıp gidecek değil tam tersine bu cemaatlerin züerine gidildikçe daha çok
bağlılıklar artar, dışa karşı kendisini savunma psikolojisyle daha da
radikalleşir. Burada yapılacak olan şu; bir, devlet içerisinde vesayet
kurumları olmaz. Bunlar için yapacağınız düzenlemeler de sadece bir cemaate
karşı yapılacak yasal düzenlemelerle de olmaz. Bunu mümkün olduğu sürece şeffaf
ve özgürlük temeline dayalı hale getirmek gerekiyor. Bu ülkede devletin
bürokrasisinde her inanç siteminden her siyasi düşüncedeki insanların temsil
edilmesi lazım ki buna çoklu sistem diyoruz. Eğer çoklu sistem bırakılır da
tekli sisteme geçilirse orada vesayet kurumu ortaya çıkar. Bir vesayet kurumu
tasfiye edilirken yeni vesayet kurumlarının ihdas edilmemesi gerekiyor, bunun
dışında yapılacak birilerinin operasyonel şekilde tasfiye edilmesi bir vesayet
kurumunu ortadan kaldırsa bile yenileri ortaya çıkar"
KİMSE BİR YAPIYI HEDEF ALAN MÜCADELE DOĞRU OLMAZ
"Kimse AK Parti'nin Milli Güvenli Kurulu'ndan
cemaatle ilgili "devlet için tehdittir" kararı çıkarıp, bir devlet
olarak buna karşı mücadeleye geçilmesi gibi bir durum açığa çıkarmasını beklemesin.
Bu doğru bir şey de değil. 28 Şubat sürecinde Nuh Mete Yüksel'in yüklendiği
işleri kendisini özgürlüklere adayan bir iktidarın yapmaması gerekir, zaten
böyle bir tercihi de yoktur. Ama devletin içerisinde bazı birimlerde örgütlü
yapılar oluştuysa bu örgütlü yapılarla yine hukuk içerisinde kalmak suretiyle
mücadele edilmesi gerekiyor. Örneğin, Adana'da bir savcı jandarmayla işbirliği
yaparak, devletin diğer birimlerini tasfiye edip devre dışı bırakıp bir
operasyon yaptıysa ve orada bunun sivil bağlantılarının da olduğu bir örgüt
ortaya çıktıysa, o örgüte yönelik, o suça yönelik mücadele olması lazım. Eğer
yüksek yargıda bazı dosyalar yargı imamına gidiyor ve ondan onay alınıyorsa, o
hangi dosyaysa, hangi olaysa bire bir vakaların üzerine gidilip onların ortaya
çıkarılması lazım. Yoksa, toptan, genellemesi bir yapıyı hedef alan bir
mücadele doğru olmaz."
Peki, biz yolsuzluğu hiç konuşmayalım mı? "Bir Bakan
oğlunun evinin yatak odasında içi boş bile olsa 6 tane kasanın ne işi var"
diye sormayalım mı, iktidar bunu mu istiyor?
BU İŞLERE BULAŞAN
KİŞİLER HESAP VERMEDİĞİ SÜRECE ARINMA SAĞLANMAZ
"Biz bunları konuşalım, hatta fazlasıyla konuşalım
ama şunu da konuşalım; Yasalarda dinleme ve takiple ilgili tesadüfi dinleme
denilen bir yasal düzenleme var. Tesadüfi dinlemelerde eğer bir suç oluşacağı
dinleme sırasında tespit edilirse hemen önleminin alınması gerekir. Bu dinleme
sırasında oraya takılan birisi rüşvet olayı yapacak, hemen ona yönelik önlemin
alınması gerekiyor. Benim burada eleştirdiğim nokta şu; Eğer siz bir bakan
oğlunun da içinde olduğu bir rüşvet ilişkisini tespit ettiyseniz ve bu ilişkiyi
belgelediyseniz, o gün bunun üzerine gitmeniz gerekiyordu. Bunu yapmayarak siz
suç işlediniz. Bunu tespit ettğiniz anda kim olursa olsun hemen git yakala ben
de seinin elini öpeyim. Sen bunları biriktir sonra gel bana yönelik bir algı
operasyonu yap. Ama şunu da görmek gerekiyor, bu tür imtiyazlı kişiler bu
işlere bulaştılarsa bunlar hesap vermediği sürece biz bir arınmayı,
yolsuzluklarla yüzleşmeyi sağlayamayız."
Siz bir yazınızda "Gülen hareketi AK Parti
hükümetini düşürme, Erdoğan'ı devirme ihalesini neye karşılık olarak
aldı?" diye sormuştunuz, buldunuz mu cevabını?
FETHULLAH GÜLEN BU YAZI YÜZÜNDEN BANA 50 BİN LİRALIK DAVA
AÇTI
"Bu yazıdan dolayı Fethullah Gülen Hoca bana 50 bin
liralık tazminat davası açtı, yargıda hesaplaşacağız. Türkiye'nin dış
politikada bir takım girdiği mücadeleler, kuyruğuna bastığı ülkeler var,
bunlardan dolayı mı siz bu ihaleyi aldınız diye de sordum. Çünkü Erdoğan'ı
devirdiğiniz zaman Çankaya hesabını görmüş olacaksınız, Erdoğan'sız AK Parti
hesabını görmüş olacaksınız, Eroğansız 2015 sonrası Türkiye hesabını görmüş
olacaksınız, Erdoğan'ı devirdiğiniz zaman Ortadoğu'da düzen kurucu olmaya
çalışan Türkiye'nin hesabını görmüş olacaksınız. Ben o yazıda, "hangi
parametrelerle siz bu ihaleyi üstlendiniz" diye sordum. Çünkü bu,
Türkiye'nin kendi iç dinamikleriyle izah edilecek bir şey değil. Yani, siz 12
yıldır AK Parti ile çok iyisiniz ama son 3 ayda öyle bir savaş açıyorsunuz ki
bu akıl alır bir şey değil. Bunun izah edilmesi gerekiyor, ben bu soruyu sordum
buna cevap vermek yerine yargıya vermeyi tercih ettiler. Çok da iyi oldu, belki
yargılamalar sırasında bu sorunun da cevabını almış oluruz."
Kabataş olayında beyan esastır diyorsunuz, ortaya
görüntüler çıkıyor, Başbakan her konuşmasında "benim başörtülü bacıma
saldırdılar" diyor. Bu ülkede bir çocuk sokak ortasında dövülerek
öldürüldü, görünütleri de var. Başbakan bir kere bile "benim evladıma saldırdılar"
demedi. Neden söylemiyor bunu?
ALİ İSMAİL KORKMAZ OLAYINDA DOĞRU BİR SINAV VERİLMEDİ
"Ali İsmail Korkmaz ve Gezi sürecinde katledilen
Alevi gençlerle ilgili olarak doğru bir sınav verilmedi. Kartal'da Alevilerin
evine çarpı işareti konuldu ve sonra bunun Alevileri provoke etmek isteyen bir
örgüt işi olduğu ortaya çıktı. Adıyaman'da aynı şeyler yapıldı, ben o zaman da
yüksek sesle " Bakın, birileri aynen 80 öncesinde Sivas'ta, Çorum'da,
Maraş'ta olduğu gibi Alevi kitleyi tahrik etmeye çalışıyor" söyledim, çok
dikakte alınmadı, bunu dikkate alınması gerekiyordu. İnsaların maruz kaldığı
zulümler konusunda başörtülü ya da açık diye bi ayrım yapılamaz. Ali İsmail
Korkmaz ya da Zehra Develioğlu hiç farketmez."
BEN BİR ANNEYİ SAVUNDUM
"Kabataş olayı ile ilgili olarak ise, ben hayatımın
en doğru yazılarından birini yazdığımı inanıyorum. O gün orada Zehra Develioğlu
değil de başka bir kadın olabilirdi, bu konuda ben bir anneyi, bir kadını ve
mağdur olduğunu söyleyen başörtülü bir kadını savundum. Ortada sadece beyan
değil adli tıp raporu da var. Biz, bu görüntüler üzerinden geçmişte çok algı
operasyonlarına mağdur kaldık. Geçenlerde çok değerli gazeteci Alican Değer'in
bir röportajı vardı, Orada şöyle diyordu: "28 Şubat sürecinde Müslüm
Gündüz'le Fadime Şahin'i yarı çıplak görüntülerini alabilmek için o operasyon
geciktirildi." Yine 28 Şubat sürecinde Uğur Dündar'ın programında
Şerafettin Yardımedici'nin gizli kamera görüntüleri yayınlanmıştı. Tacizle
suçlanmıştı, iki gün sonra seccadesini başına koyarak kafasına kurşun sıktı ve
intihar etti, daha sonra bunların doğru olmadığı ortaya çıktı."
BAŞKA GÖRÜNTÜLERİN ÇIKMAYACAĞINI KİM GARANTİE DEBİLİR?
"Ben meslek yaşamımda şunu öğrendim; eğer birileri
size bazı tapeleri ve bazı görüntüleri ısrarla sunuyorsa algı operasyonudur.
Olayın savcısı Kabataş olayı için "asıl olay görüntülerden sonra
başlıyor" diyor. Tek bir görüntü üzerinden bir kadının beyanını, adli tıp
raporlarını yok saymak, onu bir kişilik katliamına maruz bırakmak çok yanlış.
Biz bunu geçmişte çok yaşadık, çok dilimiz yandı. Bunun için bu konularda
dikkatli olmak gerekiyor. Yarın başka görüntülerin çıkmayacağını kim garanti
edebilir?
Başbakan "görüntüleri cuma günü açıklayacağız"
demişti zaten, varsa neden açıklanmıyor?
GÖRÜNTÜLER VARSA BENCE DE ORTAYA ÇIKSIN
"Bence de varsa çıkması lazım. Yol boyunca MOBESE
kameralarının tahrip edilmiş olması da çok manidar. Bu devletin filin
kulağından adam bulup çıkaran istihbarat birimleri niye bunları ortaya
çıkarmıyor. Neden bazı polisler görevden alındıktan sonra bu görüntüler servis
ediliyor? Bu soruştırma yine hak ettiği şekilde yürütülmemeiş bir soruşturma.
Ben, devlet içerisindeki paralelci yapı tasfiye edildikten sonra, başka
belgelere, başka tanıklara ve başka görüntülere de ulaşılacağını düşünüyorum."
Başbakan'ın konuşmaları da ortaya çıkınca "medya
baskı altında" söylemleri ayyuka çıktı. Fatih Altaylı yaşadığı baskıyı
anlattı, Cüneyt Özdemir "tehdit edildim" dedi. Sizce de medya baskı
altında mı?
MEDYANIN CEMAAT BASKISI ALTINDA OLDUĞUNU GÖRÜYORUM
"Evet medyanın bir cemaat baskısı altında olduğunu,
iktidarla ilişkilerinde de problemli olduğunu görüyorum. Bu konularda ilkeli ve
dürüst olmak gerekiyor. Ve ben tehdit edildiğini söyleyen Cüneyt Özdemir ve
Adem Yavuz Aslan'a da, CNN Türk ekranlarından bir çağrı yaptım, sizin
aracılığınızla da çağrımı yinelemek istiyorum. Adem Yavuz Aslan'a tehdit için
kurşun gönderildiğinde gazetesinden çok onu Yenişafak olarak biz savunduk. Eğer
bu arkadaşlar tehdit edenlerin isimlerini verirlerse aynı duruşu sergileriz."
DELİKANLI İNSAN BUNU GÖREVDEYKEN YAPAR
Ben geçen hafta Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı'na
giderek, twitter üzerinden benimle ilgili tehdit mesajları gönderenlerle ilgili
suç duyurusunda bulundum, bu arkadaşlarımızın da bunu yapması gerekiyor. Yeni
ve eski Genel Yayın yönetmenlerinde bir furya başladı, göreve gelirken ya da
görevdeyken her türlü sansürü yapıyorlar, basınla uymayan her türlü ilişkilerin
içerisine giriyorlar, anket sonuçlarıyla kendilerince oynamaya kalkışıyorlar.
Siz Hasan Cemal'i susturun daha sonra çıkın "Bu konuda baskılar oldu"
deyin." Delikanlı insan bunu görevdeyken yapar."
HOCA EFENDİ ALEYHİNDE YAZMAMA PAZARLIĞI İLE GELEN YAYIN
YÖNETMENLERİ
"Bu konuda ilişkiler sağlıklı mı derseniz buna evet
diyemem. Mesela bu dinlemelerde ortaya çıktı; Turgay Ciner "hiçbir yazar
benim gazetemde Hoca Efendi aleyhinde yazamaz" dedi. Bu hiç tartışılmadı.
Pensilvanya'ya gidip Hoca Efendi ile görüşen bazı Genel Yayın Yönetmenlerinin
Hoca Efendi aleyhinde yazmamak kaydı ile, pazarlıkla, bu tür görevlere
geldiğini biliyoruz, keşke bunları da çıkıp söyleseler. Ama medyanın hem cemaat
hem de hükumetle ilişkileri açısından çok sağlıklı olduğunu söylemek mümkün
değil."
Ortaya çıkan ses kayıtlarında Başbakan'ın medyayı dizayn
ettiğini görüyoruz. Bu konuda da eleştirmeyelim mi Başbakan'ı?
HERKES ELEŞTİRİLEBİLİR
"Herkes eleştirilir.Özellikle seçilmiş olanların
daha çok eleştirilmesi gerekiyor. Tabi bizde şimdiye kadar meclis, seçilmişler
kıyasıya eleştirilir, yerden yere vurulur da askere, iş dünyasına sadece
saygılar sunulur, onlar eleştirilemez. Burada da ben işin aslında etik ve ilke
boyutuyla ilgiliyim. Bir yapılanma başını ve sonunu bilmediğimiz bir konuşmayı
özellikle servis ediyorsa bir algı oluşturmak istiyor demektir. Bu dinlemeler
yasal mı değil mi, Fethullah Hoca'nın da konuşmaları çıkıyor, yasal olmayan bir
dinleme üzerinden dinleme yapmak doğru değil. Burada da Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu'na göre bu dinleme, suçluyla ilgili bir konuşmaysa bu yapılır ama o
sırada ağa takılan başka konuşmalar varsa yasa gereği bu konuşmaların
Cumhuriyet Savcıları denetiminde imha edilmesi gerkir. Bu imha edilmesi gereken
konuşmaları algı operasyonunda kullanmak üzere servis edilen savcıların mutlaka
yargılanması gerkiyor, bunun tespit edilmesi gerekiyor."
MEDYA GAZETECİLİK YAPSIN İKTİDARLAR DA ÜLKEYİ YÖNETSİN
"İkincisi, medya sahiplerinin devlet ihalelerine
girme konusunun düzenlenmesi lazım. Yasayla da mutlaka düzenlenmesi lazım ama
her şey de yasa ve Anayasa ile olmaz. Diğer taraftan da etik kuralı olarak
siyasilerin basınla olan basının da siyasilerle olan ilişkilerine bir çekidüzen
vermesi lazım. Medya ülkeye hükumetler ve Başbakanlar çıkarmak, hükumetleri
düşürmek gibi bir çaba içerisine girmesin gazetecilik yapsın, iktidarlar da
ülkeyi yönetsin."
Sizin Fethullah Gülen'le çekilmiş bir fotografınız
geçtiğimiz hafta gündemdeydi? Siz CNN Türk ekranlarında bu konuya açıklık
getirdiniz ama, neden gittiniz oraya ve ne konuştunuz Fethullah Gülen'le?
BEN HİÇBİR ZAMAN
İLKESİZ VE ONURSUZ BİR ADAM OLMADIM
"Evet o fotoğrafı yayınladılar ve o fotograf üzerine
"o zaman güç cemaatteydi oraya gittin, şimdi güç hükumette, oradasın"
diye yorum yaptılar. Ben hiçbir zaman ilkesiz ve onursuz bir adam olmadım.
Yaptığım her şeyin de bedelini ödedim, Ben daha çok genç bir muhabirken
yaptığım bir haber yüzünden DGM'de yargılandım. Zaten ben güçlere göre hareket
etseydim Ankara'nın en uzun süre muhabirlik yapan idarecisi olmazdım. Ben 4 yıl
Yenişafak'ta temsilci vekilliği yaptım, bir gün bile temsilcinin koltuğuna
gidip oturmadım, temsilcinin makam odasını bile kullanmadım, makam merakım
yoktur."
HOCA EFENDİYİ ZİYARET ETMENİN SUÇ OLDUĞUNU ÖĞRENMİŞ OLDUM
O fotografın başka karelerine bakarlarsa orada 5 tane
Ankara temsilcisi olduğunu görürler. Ben o arkadaşlarımdan izin almadığım için
orada onlarla ilgili bir beyanda bulunmadım. Beni oraya, Zaman Gazetesi Ankara
Temsilcisi Mustafa Ünal davet etti, "Ekrem Dumanlı özellikle senin de
olmanı istiyor" dedi. Washington'da Amerika'lı İşadamlarının Türkiye ile
ilgili bir paneli vardı, onu takip ettik, ardından "Hoca Efendi'yi ziyaret
etmek ister misiniz" diye bizi davet ettiler. Biz ev sahibinin davetine
uyarak oraya gittik. Deme ki cemaat oraya götürdükleri insanları aynı zaman da
fotoğraflayarak cürmü meşhut gibi yayınlıyorlar. Ben, iman ve Kuran işleriyle
uğraşan bir hoca efendiyi ziyaret etmenin suç olduğunu cemaat bu fotografımı
yayınlayınca öğrendim."
BEN DAVET EDİLMEDEN ÖNCE CEMAATİ ELEŞTİRİYORDUM
"Biz oraya geçen yıl gittik. Yani 7 Şubat olayından
sonra. 7 Şubat olayında ben cemaat karşısında çok keskin ve çok net bir tavır
sergiledim, ciddi eleştiriler yaptım, bu eleştirileri de kendilerine söyledim.
"Bir cemaat istihbarat savaşına girmez, bir cemaat iktidara talip olmaz,
bunlar olursa siz hizmetinizi ve cemaatinizi ateşin ortasına atmış olursunuz,
cemaatler tarihinde bu tür savaşlara girip de kazanan yoktur" dedim.
Bunları söyledikten sonra ben oraya davet edildim. Cemaatin başka davetleri de
olmuştu onlara katılamamıştım. Bir cemaat, kendi lideri olan Hoca Efendi ile
çekilmiş bir fotoğrafı bir suç delili gibi sunmak suretiyle aslında bence Hoca
Efendi'ye çok büyük zarar verdi. Şimdi, onu ziyarete gidenlerin aklında
"fotoğrafımız çekilip hangi gün aleyhimizde kullanılacak" sorusu
olacak. Ben yaptığımdan hiç yüksünmüyorum."
HOCA EFENDİYE DEDİM Kİ...
"Sizin aracılığınızla burada ilk kez açıklıyorum;
Ben orada Hoca Efendi'ye "Efendim, Türkiye'de bir çözüm süreci başladı,
özellikle dindarların ve cemaatin bu konuda kafası karışıktı, ilk başta karşı
çıkanlar oldu, ancak siz ne zaman ki sulhta hayır var dedniz bu kafa
karışıklığı giderildi, bu konuda çok önemli bir hizmet oldu, Allah razı olsun
sizden" dedim. O da çözüm süreci ile ilgili düşüncelerini söyledi,
kendisine kitaplarımı hediye ettim, ve kitaplarıma tek tek baktı, "Ben
sizi takip ediyorum" dedi. Orada konuşulan budur. Diğer temsilci
arkadaşlarımızın da soruları oldu, güzel bir sohbet gerçekleşti. Bize hediye
ettikleri torbanın içerisinde de Nazlı Ilıcak'ın söylediği gibi ananas yoktu,
bir tesbih vardı, o da duruyor hala bende."
Bu kavga sebebiyle cemaatten olan gazeteci
arkadaşlarınızla aranız açıldı mı, bu olaylar etkiledi mi dostluğunuzu?
BU OLAYLAR GAZETECİ ARKADAŞLARIMIZLA İLİŞKİMİZİ ETKİLEDİ
"Elbetteki etkiledi. Ama ben onların şahsına,
ailelerine, kişiliklerine yönelik hiçbir söz etmem. Hatta, Mustafa Ünal'la Ülke
TV'de birlikte yaptığımız programdan onun zor durumda kalmaması için ayrıldım,
program da daha sonra yayından kaldırıldı. Devam etseydi incitici olabilirdi.
Zaten tüm bu olanlar bu ilişkileri etkilemezse tüm yazdıkalrımız bir tiyatrodan
ibaret olur. Ben yazdıklarımla her zaman yüreğimi ve inançlarımı ortaya koyan
bir insanım, inanarak bunları yazdıktan sonra hiçbir şey yokmuş gibi hareket
edersem kendi kişiliğime tutarsız davranmış olurum."
twitter.com/nsrnylmz
http://www.internethaber.com/abdulkadir-selviden-bomba-aciklamalar-644563h.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.