Ayfer
Tuzcu Ünsal
Anneannesi
ve dedesi; Babaannesi Antepli, ismini aldığı dedesi Cibinli Ermeni olan
Amerikalı Armen Aroyan Antep’e ilk kez 1987 yılında geldi. Tantıştığımız o
tarihten itibaren de hiç bağımızı koparmadık. Kendisi master yapmış bir elektronik mühendisiydi. Dünyanın birçok
ülkesini görmüştü. Türkiye’ye gelince gezmek, tanımak ve geçmişini keşfetmek
istemişti. 1988 yılında davetlim olarak
bir arkadaşıyla geldiğinde, kendisini Cibin’e götürmemi istemişti, Halfeti’nin
bir köyü olan Cibin’in ismini ilk kez Armen’den duymuştum! Bana Antep’le ilgili
“A brifier history of Aintab” kitabının ilgimi çekeceğini düşündüğü
bölümlerinin fotokopisini gönderdiğinde çok sevinmiş, kitabın bazı kısımlarını
Türkçeye çevirip, Sabah Gazetesinde yayınlamıştım.
Hatırlıyorum, o çeviriyi
yaparken, kendi kültürümü keşfetmenin heyecanını ve keyfini yaşamıştım. O
sırada, iş adamı bazı Sabah okurları beni aramış bu yazıları mutlaka kitaba
dönüştürmemi istemişlerdi.
1990 larda Armen’in çalıştığı
uçak fabrikası Boing firmasına satıldı. 25 bin kişi ile birlikte Armen’de işsiz
kaldı. Önce, pek üzüldü. Sonra, “yaaa bu benim hakkıma hayırlı oldu. Firmamım
ürettiği bir helikopterin üzerinde yer alan, dağların ötesinde ki hedefleri
belirliyen elektronik aletin bir hatasını bulmak benim altı ayımı alıyor. Ve,
hayatımı kazandığım bu işi sevmiyorum. Ben, gezmek, keşfetmek ve yeni
insanlarla tanışmaktan büyük keyif alıyorum. Bana yardım eder misin? Türkiye’ye
Ermenileri getireceğim. Gelip, havayı solusunlar, yemekleri yesinler, insanları
tanısınlar...” dedi. Kabul ettim ve bugüne kadar yaklaşık 1500 Ermeni,
Amerika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, Avusturalya’dan, Lübnan’dan ve hatta
Ermenistan’dan Armenle birlikte gelip ülkemizi gezdiler.
Benim, iki satırda yazdığım bu
olay aslında bir tarihin başlangıcı oldu. Ve Armen Aroyan, 9 Şubat 2014’te
Kaliforniya’da ileri gelen Ermenilerin oluşturduğu bir topluluktan, Eskijiyan
Müzesinde ödül aldı. Ödül törenini ve orada konuşulanları ayrıca yazacağım,
ancak bu yazıda Armen’in Türkiye/Antep tarihini anlatmak istedim.
Armen’in dedesi Armenag Aroyan,
Antepdeki Merkezi Türkiye Kolejinden mezundu. Bir süre Cibin’de, Hacın’da
öğretmenlik yaptıktan sonra Kahire’de bir İngiliz firmasında iş buldu ve oraya
yerleşti. 1895’te ki Balta harbinden müthiş tedirgin olan bazı Ermeni aileler
Antep’i terk ettiler. Bunların içinde ilerde Armenag Aroyan’ın karısı olacak
Gülenya Güzelimyan’ da vardı. Gülenya, bugün Amerikan Hastanesi’nin bir bölümü
olarak kullanılan binada yer alan Kızlar Kolej’inde okumuştu. Gülenya-Armenag
Aroyan Kahire’de evlendiler. Bu evlilikten, Armen’in babası Albert Aroyan
doğdu. Albert Aroyan, oğlu Armen onu Amerika’ya götürünceye kadar Kahire’de
yaşadı.
Evet... hikaye çok uzun ve
acıklı... Şunu yazmak istiyorum: Amerika’da ve dünyanın diğer yerlerinde
yaşayan Ermenileri, doğduklarından beri düşman bildikleri, hınç duydukları ve
hatta nefret ettikleri bir ülkeye gitmek için ikna edip: “gelin nenenizin,
dedenizin yaşadıkları, suyunu içtikleri toprakları görün, insanlarını tanıyın”
demek, Armen’den önce neredeyse hayaldi... Armen onu gerçek yaptı.
Armen’in ödül aldığı törene
yaşlılığı nedeni ile katılamayan, ancak ona bir e-posta gönderen Jack
Bournazian, benim bilmem kaç parağraf yazıp anlatmaya çalıştığım olayı gayet
güzel özetlemiş. Bakın Bournazian ne diyor:
Sevgili Armen,
Sen, Ermeni bir çilingir
gibisin. Barış yapmaktaki yeteneklerini hiç bıkıp usanmadan, kapalı kapıları
açmak için kullandın. Bu, bizim için kapalı olan kapıların ardında kişisel
tarihimiz, hatta kimliklerimiz vardı. Her birimiz eski memleketimiz hakkında
hikayeler işitmiştik, ama onlar bizim için masaldı. Gerçekten oradaki meyveler
çok lezzetli miydi? Gerçekten havası çok mu güzeldi? Gerçekten sularını içince
insan mest mi olurdu? Ailelerimizin bize anlattıkları efsaneydi, bize zaman ve
mesafe olarak çok uzaktı. Bize uzak olan, konuşulmayan bu geçmiş, aynı zamanda
çok zalimdi. Biz, her zaman kapalı kapının ardındaki gerçeği özledik. Bu özlem,
kendimizi, nereden geldiğimizi bilmek içindi aynı zamanda. Bu adımı atarken
atalarımızın bir tehdit olarak algıladığı düşünceyi de bozuyorduk eş zamanlı...
Elimizi kapının koluna koyduğumuz halde kapının kilidini açamamıştık. Derken,
hayatımıza sen girdin ve herbirimize hayatımızı etkileyecek bir anahtar verdin.
Bu anahtar, açmaya cesaret edemediğimiz, hiç açılmayacağını düşündüğümüz
kişisel geçmişimizin kapısını açtı. Bu yasaklı kapılar seninle ardına kadar
açıldı. Biz de, eşikten atlayıp, yeni bir başlangıç yaptık ve derin bir nefes
aldık.
Armen Aroyan’ın ödül almasıyla
ilgili, Aykut Tuzcu, Murad Uçaner ve Sarkis Seropyan’la konuştum.
Aykut Tuzcu: “Armen’i
tanıdıktan sonra bize çok uzakta olan, bilmediğimiz Ermeni olaylarının
bilincine vardım. Doğru, yalın bilgiye ulaştım.
Armen’le aynı kökten,
Mezopotamyalı olmaktan keyif aldım. Geçmişte yaşanan onca acı olaya karşı, onun
barışcıl girişimleri ve olaylara pozitif bakması beni çok etkiledi. Özellikle,
memleketi olarak benimsediği Gaziantep’e her sene en az dört defa gelmesi beni
hep mutlu etmiştir. Armen, bizim ailemizden birisi artık... İki toplum arasında
barış yapmaya da ömrü müsade ettiği sürede devam edecek herhalde.”
Murad Uçaner: “Ben, Antep
tarihini Armen’den öğrendim. O, benim ustam, hocam, rehberim oldu. Sıkıştığım
noktada Armen’e hiç çekinmeden başvurabiliyordum. Kaynak bulmada, kitap temin
etmekte çok yardım etti. Armen olmasaydı Antep tarihini bugün ki bildiğim kadar
bilemezdim. Kişisel görüşüm, barışa gerçekten inanan Armen’in Türkiye’yi ve
Antep’i Ermeniler’e çok iyi tanıttığıdır. Onun sayesinde, çok kıymetli Ermeni
arkadaşlarımı oldu. Dostluklarımız gün geçtikçe perçinleniyor.”
Sarkis Seropyan: Armen,
paylaşmaktan müthiş keyif alan ve barışa gerçekten inanan iyi bir insan.
Beraber Çankırı’ya gittik. Ben, bir şey bulamayacağımızı düşünerek, gitmek
istememiştim. O da bana: “olsun gidelim, birşey olmadığını görmek de bir
bilgidir” demişti.
Senede dört defa gelir. Her
seferinde bana uğrar, “bak, şurada şöyle bir kiliseye rastladım veya şöyle bir
bina gördüm” der. Yani, hiçbir ulaştığı bilgiyi, çektiği fotoğrafı kendisine
saklamaz, paylaşır. Öğrenmekten, bilmekten zevk alan bir insandır.”
http://www.gaziantepsabah.com/yazi.php?id=1378
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.