Ümit ÖZDAĞ / uozdag61@gmail.com
Ancak mesele sadece 2014’ü aşmak değil, aynı zamanda 2015’i aşmak ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına taşınması. Bu aşamada ise Ermenistan ve Ermeni diasporasını tatmin edecek bir çözümün fikrî alt yapısının hazırlandığını görüyoruz. Davutoğlu’nun son Ermenistan ziyareti sırasında tehciri eleştirmesi, 2015’te “soykırımı biz yapmadık, İttihatçılar yaptı” şeklinde ifade edilebilecek yeni tezin girişini oluşturuyor. Bu yaklaşımla, Batı’dan Nobel Barış Ödülü bile alabilecek olan Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına çıkmasının önünde büyük bir engel kalmayacağı düşünülüyor.Özetle önümüzdeki üç yıl, bir çok boyutlu geri çekilme ve tükeniş süreci olarak görülüyor. Yeni Türkiye diye propagandası yapılan Türkiye’nin Atatürk’ün kurduğundan daha küçük, daha zayıf ve daha az Türk bir Türkiye olması planlanıyor. (Şovenist ve resmi tarih temsilcisi Ümit Özdağ'ı dikkate almak gerekir. Ak parti karşıtı ve ulusalcı kesimin önderi olduğunu da unutmamak gerekir. HYETERT)
***
AKP’nin ilk iktidara geldiği günlerde en büyük korkusu
bir ordu müdahalesi ile karşı karşıya kalmaktı. TSK’dan, genç AKP iktidarına
yönelik tepkilerde AKP’nin bu korkusunu güçlendirici nitelikte idi. Bu ise
AKP’yi yine AKP’lilerin ifadesi ile
“Ankara’nın şerrinden Brüksel’in (biz buna Washington’u da ekleyelim)
şefaatine sığınmaya” itiyordu. Oysa, TSK, 1950’de Bayar’a seçimlerin hemen
ertesinde bir korgeneral yollayarak seçim sonuçlarına saygılı olacağını, hiçbir
endişelerinin olmaması gerektiğini söyleyerek, iktidarı rahatlatmıştı. 2002’de
bu yapılmayınca AKP iktidarı TSK’ya karşı ABD ve AB’yi arkasına almanın en
sağlam yaşama stratejisi olduğunu gördü. Bunun için yapacağı şey ise KKTC’den
vazgeçmekti.
Uluslararası bir komplo olan ve BM Genel Sekreteri
Annan’ın da içinde olduğu Annan Planı süreci böyle gelişti. Bu sürecin
başarısızlığa uğramasını “Rumlar Hayır
dese de AB tam üyeliği vereceğiz”
diyerek, öngörüsüz davranan AB ve Rumların aç gözlülüğü engelledi. O
günden bugüne Annan Planı’nın ne kadar hatalı olduğu bir çok kez ortaya çıktı.
Rumlar ile uzlaşma konusunda çok hevesli olan kadro KKTC’de iktidara geldi ve
çok önemli tavizler verdiler. Ancak nihai anlaşma sağlanamadı.
Görünürde Gezi Olayları ancak, aslında Suriye’de Selefi
güçleri destekleme stratejisi ve genel Orta Doğu stratejisi konusunda yolları
ayrıldığı için çatışma zeminine giren ABD-AKP ilişkileri, 17 Aralık sonrasında
daha da sertleşti. Başbakan Erdoğan, ABD Büyükelçisini nerede ise istenmeyen
kişi olarak ilan etti ve 17 Aralık operasyonundan dolayı ABD’yi suçladı. AB ile
ilişkiler de aynı zeminde büyük bir gerginlik içine girdi.
İşte bu ortamda AKP; ABD ve AB ile çatışarak, içeride
cemaat ve büyük sermaye grupları ile çatışarak iktidarını sürdürmesinin mümkün
olmadığını düşünerek, iki konuda ABD-AB’yi memnun edecek, ABD-AB-AKP
ilişkilerini yumuşatacak iki stratejik adım atmaya hazırlanıyor. Bunlardan
birisi Kıbrıs’ta Annan Planı’nı da aşan ölçüler içinde taviz vererek, KKTC’yi
tasfiye etmek, Türklerin elindeki topraklarının önemli bir bölümünü Annan
Planı’nda da verilen tavizleri aşarak Rumlara devretmek üzerine kurulu. Bu süreç
ABD’nin denetiminde hızla yürüyor. Washington, AKP Hükümetinin tutumundan çok
memnun. Bu memnunluğunu ilişkilerdeki büyük gerilime rağmen AKP’ye teşekkür
ederek ortaya koydu.
KKTC’nin tasfiyesinin Türk halkına “pazarlanabilmesi” için ise Doğu Akdeniz bölgesindeki enerji
kaynaklarının Türkiye üzerinden dünyaya eklemlenmesi gerekçesinin hazırlandığı
görünüyor. Davutoğlu nasıl Kerkük’ü sessiz sedasız Barzani’ye teslim etti ve
Türkiye’nin itirazları, Kerkük petrollerinin Türkiye üzerinden dünyaya aktarılması
gerekçesi ile anlatıldı ise aynı oyun şimdi Kıbrıs’ta oynanıyor.
Ancak mesele sadece 2014’ü aşmak değil, aynı zamanda
2015’i aşmak ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına taşınması. Bu aşamada ise
Ermenistan ve Ermeni diasporasını tatmin edecek bir çözümün fikrî alt yapısının
hazırlandığını görüyoruz. Davutoğlu’nun son Ermenistan ziyareti sırasında
tehciri eleştirmesi, 2015’te “soykırımı
biz yapmadık, İttihatçılar yaptı”
şeklinde ifade edilebilecek yeni tezin girişini oluşturuyor. Bu
yaklaşımla, Batı’dan Nobel Barış Ödülü bile alabilecek olan Erdoğan’ın
cumhurbaşkanlığına çıkmasının önünde büyük bir engel kalmayacağı düşünülüyor.
Özetle önümüzdeki üç yıl, bir çok boyutlu geri çekilme ve
tükeniş süreci olarak görülüyor. Yeni Türkiye diye propagandası yapılan Türkiye’nin
Atatürk’ün kurduğundan daha küçük, daha zayıf ve daha az Türk bir Türkiye
olması planlanıyor.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kibris-tekrar-akp-ugruna-feda-ediliyor-sirada-sozde-soykirim-var-29778yy.htm

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.