Nadire Mater
Zabel Yesayan ''Yıkıntılar Arasında'' kitabında Gilikya
Ermeni Kıyımı sonrası Patrikhane heyetiyle yetimhane kurmak üzere gittiği
Adana'daki tanıklıklarını paylaşıyor; kitap 103 yıl sonra Türkçe'de. ‘’Çocukları ve torunları toprakla uğraşırken gelinleriyle
kızları da ev işlerini paylaşmışlardı; kendi de evlerinin kapısı önünde, tahta
sekide bağdaş kurup oturur, dut ağacının gölgesinde eğirirdi. Gününü böyle
geçirirdi...
‘’Saatler geçer, oğullarının, torunlarının tarladan
dönüşünü bekleyerek eğirir, eğirirdi. Şimdi çocukları, torunları yoklar, ev
harabe oldu, dut ağacını alaşağı ettiler, sekisi yok, pamuğu yok, ama yaşlı
kadın yine de eğiriyor, öylece boşlukta eğiriyor. ‘’
Fotoğraf: Adana civarında Ermeni felaketzedelerin
çadırları
Yaşlı kadının tüm sevdikleri 105 yıl önce, 1909’da 1-2-3
Nisan günleri Adana ve çevresinde yaşanan kıyımda katledilen 25 bin Ermeni
arasındaydı.
Osmanlı Ermenilerinin öncü kadınlarından Zabel Yesayan Patrikhane’nin kıyımı izleyen
günlerde Ermeni toplumunun gözetiminde yetimhane kurmak üzere Gilikya’ya
gönderdiği ikinci heyetteydi. Üç ay
orada kaldı, görevini tamamlayamadan
İstanbul’a döndü.
Yesayan İstanbul’a döndüğünde Gilikya Kıyımı ile ilgili ilk izlenim ve tepkilerini Azadamard gazetesinde
yayımladı. Marc Nichanian Yıkıntılar Arasında’daki Önsöz’de kitabın 1910’da yazıldığını, ancak 1911’de
yayımlandığını söylüyor.
Nichanian, Yesayan’ın Mersin’e ayak bastığı andan
itibaren eşine mektuplar yolladığını, mektuplarda ‘’bu mektupları sakla! Günü
gününe izlenimleri aktarıyorum, lazım olabilir...’’ notunu düştüğünden söz
ediyor. Dolayısıyla, ‘’yazılacak kitap
baştan kestirilmişti’’.
''Utanç, karamsarlık ve tiksinti''
Yesayan, Yıkıntılar Arasında'daki kısa önsözünde
kayıtlarını nasıl düştüğünü şöyle anlatıyor:
‘’İnsani yüreğim alabildiğine sitem yüklü olarak
çarptıysa, katillerin görüntüsü bende utanç, karamsarlık ve tiksinti
uyandırdıysa, yerle bir olmuş Ermeni köylerinin yanı başında hiç zarar görmemiş
Türk mahallelerinin kibrini hissettiysem ve cezasız kalan katillerin
bakışlarındaki arsızlığı fark ettiysem, bunların hepsini üslup
şartlanmışlıklarımıza itibar etmeden, sadakatle kaydettim; çünkü gerçek
duygularımızı daha uzun süre bu şekilde gizlemeye devam edersek eminin diğer
yurttaşlarla karşılıklı güvensizliği ebedileştirmiş oluruz.’’
Fotoğraf: Hıristiyanköy (Gavurköy) 200 kişiden
kurtulanların sayısı 36
Bu arada Gilikya
Ermeni Kıyımı'nın 1908 İkinci Meşrutiyetinin ilanından sekiz ay sonra
gerçekleştiği notunu düşmek gerekiyor. Yesayan'ın cümleleriyle ''bir kez daha
ırkımızın damarları yarılmış ve bir kez daha, ufukta yeni beliren hürriyetin
coşkusuyla kaynayan kanımız, alınterimizle bereketlenen topraklara
akıtılmıştı''.
Yesayan, Sonsöz'de de şöyle diyordu: Üyeleri arasında
bulunan katil zanlıları partinin böğründen sökülüp atılmadığı ve hak ettikleri
cezayı çekmedikleri sürece İttihat ve Terakki'ye yüklenen suçlar tekzip
edilemeyecektir.''
Cesaretle ve dosdoğru...
Fotoğraf: ''Boşaldı eyvah görkemli Adana, Küle döndü
bütün Giligya'' [Adana ağıtından]
Devamındaki paragrafla kitap bitiyor.
''Hükümetin, deyim yerindeyse, tamamıyla bizim partinin
elinde olduğu şu saatte, kurbanlara derhal yardım ulaştırabilir, istisnasız tüm
suçluları kanunların olanca katılığıyla cezalandırıp benzer felaketlerin
tekrarını engelleyen doğru tedbirlerle partinin ve hükümetin itibarını yeniden
inşa edebilir ve vatanı kurtarabiliriz.''
Yıkıntılar Arasında okura 105 yıl öncesinin Gilikya
yollarından Pazar ayinine, yetimler arasından bir yardım gününe, mahpus
görüşlerine idam sehpalarına ilerlemesi
çok zor bir yolculuk sunuyor. Zorlu, utanç yaşatan, çok çok acı bir yolculuk bu.
Ne var ki, tam da Yesayan’ın sözleriyle,
"hepimiz kana bulanmış ülkemizin
gerçek resmini bilmeli, ona cesaretle ve dosdoğru bakabilmeliyiz".
Kadınlar, çocuklar, mahpuslar
Fotoğraf: Katolik Ermenilerin okulu
Kıyımdan geriye kalabilenler kadınlar ve çocuklardı;
erkeklerse öldürülmüşler, öldürmüşler ya
da hapisteler. "Binlerce
hikaye..."
Kalanlar...
Müslüman olursanız, kurtulursunuz, yoksa
öldürüleceksiniz.
Müslümanlığı kabul ederseeniz...
Artık din kardeşi oldunuz...
Basit bir muamele; nikah... Kızları verin, mesela
onsekizinde ve mesela on ikisinde...
Sünnete götürüyorlar...
Kabul etmezseniz... "Allah'ın inayeti büyüktür, çok
acı çekmedi."
Kadınlar? ''Kadınları öldürmeye müsaade yok, sen öteye
kaybol!''
Zabel Yesayan
1878'de Üsküdar'da doğdu. Paris, Sorbonne'da edebiyat ve felsefe
okudu. 1900'da ressam Dikran Yesayan ile evlendi. 1908'de Meşrutiyet ilan
edilince İstanbul'a döndü. Öykü, deneme ve romanlarında kadınların toplumsal
yaşamdaki konumlarına geniş yer verdi. Yazıları ve çevirileri Fransızca süreli
yayınların yanı sıra önde gelen Ermenice dergi ve gazetelerinde yayımlandı.
24 Nisan 1915'te Ermeni aydınlarının çıkarıldığı ölüm
yolculuğundan bir hastanede saklanarak kurtuldu. Bulgaristan ve 'de bir süre
kaldıktan sonra Paris'e döndü.
1933'te Yerevan'a göç etti. 1937'de Stalin kovuşturmaları
sırasında casuslukla suçlanıp tutuklandı ve Sibirya'ya sürüldü. Ölüm tarihi ve
yeri bilinmiyor.
Zabel Yesayan ve çalışmalarıyla ilgili ayrıntılar Aras
Yayınları'ndan çıkan Lerna Ekemekçioğlu
ve Melissa Bilal'in Bir Adalet Feryadı/
Osmanlı'dan Türkiye'ye Beş Ermeni Feminist Yazar (1862-1933) çalışmasında yer
alıyor.
*Zabel Yesayan'ın kısa hayat hikayesini Yıkıntılar
Arasında'da yer alan portresinden özetledik.
Seslerini İstanbul’a duyurmaya çalıştılar, şikayetnameler
yazdılar.
Tehdit edildiler; "Olan olmuş, hangi birini
cezalandıracağız? Yeterince kan döküldü zaten. Unutun geçmişi!".
Yesayan Adana’daki üç ayında en zorun hapishane
ziyaretleri olduğunu söylüyor; "Türk mahpuslar arasında da masumlar
olduğunu öğrenmiştik. Bu durum bizi onlarla da ilgilenmeye, maddi durumlarına
çare bulmaya mecbur kıldı. Ve onların serbest bırakılması için de aynı
şekilde başvurularda bulunmaya
başladık".
320 sayfalık kitabın son 80 sayfasında Yesayan’ın
"Giligya Yetimhaneleri: Kişisel İzlenimleri ve Hatıralar"
makalesi, Osmanlı Meclisi Edirne mebusu
Hagop Babigyan’ın "Kurbanların sayısı ve maddi zararın ciddiyeti",
"Karışıklığın sebepleri: Nasıl başladı ve gidişatı ne oldu’’, "Hükümetin olayların önce ve sonrasında
tavrı", "Divanıharp" başlıklı bölümleriyle Gilikya raporu, Sonsöz, "Geçmişe
Doğru..." başlıklı Giligya Felaketinin Kronolojik özeti, Fotoğrafların
tanıklığında ve dizin bölümleri yer alıyor.
Bu arada, kitabı Türkçeleştiren, Halkların Demokratik
Partisi'nden (HDP) İstanbul Adalar ilçesi belediye başkan adayı Kayuş Çalıkman
Gavrilof'a da Ermenice orijinalinden okuyormuş rahatlığı ve kolaylığı sağlayan
özenli çevirisi için teşekkür etmek gerekiyor, tabii Aras'a da.
2014'ün 8 Mart günlerinde bir özel feministin, bir ermeni
öncü kadının 103 yıl önce tarihe düştüğü halen güncel kayıtları okumanın çok
gecikerek de olsa ne yazık ki tam zamanı özetle! (NM)
* Zabel Yesayan, Yıkıntılar Arasında, çeviren: Kayuş
Çalıkman Gavrilof, Aras Yayıncılık, 2014, İstanbul, 320 sayfa.
http://www.bianet.org/biamag/diger/154007-gilikya-ermeni-kiyiminin-uc-ayi?bia_source=rss






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.