Kayuş Çalıkman Gavrilof HDP'nin Ermeni adayı. Başkan adayı Kayuş Çalıkman Gavrilof eşbaşkan uygulamasının dışında tek başına seçim yarışına girecek. Adalar'ın belediye başkan adayı Gavrilof İstanbul'u ve seçim sürecini anlattı.... Bizim için ‘renk’ diyorlar… Birileri bana, yani tüm yaşamını burada geçiren birine, dekoratif unsur muamelesi yapıyor. Oysa ben, her şeyini sahipleniyorum. Böyle sözler nedeniyle, bir vücudun habis uru gibi hissediyorum bazen. Yok sayılıyoruz. Sadece nefes alıp vermeye imkân veren bir sistem kurulmuş. Kanun, eşitlik vs. yalan aslında. Ne rengi, ne çeşnisi Allah aşkına? Ermenilerin bu şehre katkısı, kültürel katkısını gör önce, inkâr etme. Mimariyi İtalyanlaştırdın, tiyatroyu Türkleştirdin, maksat burada hiç Ermeni yaşamamış gibi bir tarih kurgulamak ve şehrin yapısını bu kurguya göre yeniden düzenleyip berbat etmek. Daha Güllü Agop’tan önce 19. yüzyılın ortalarında, Ortaköy’de, Hasköy’de evlerde tiyatro yapıyorlar. Şairler, yazarlar… Zaman içinde bu etkinlikler kurumsallaşıyor. İlk kadın tiyatrocu Fani takma adlı bir Ermeni mesela. Sonra çeşni, dekorasyon muamelesi görüyorsun.
***
Kayuş
Çalıkman Gavrilof HDP'nin Ermeni adayı. Başkan adayı Kayuş Çalıkman Gavrilof
eşbaşkan uygulamasının dışında tek başına seçim yarışına girecek. Adalar'ın
belediye başkan adayı Gavrilof İstanbul'u ve seçim sürecini anlattı.
Murat
Sevinç'in Radikal'de yer alan söyleşisi şöyle:
Sorular, bir
Ermeninin ‘şehir’ algısı üzerineydi, seçimler değil. Çok sordum ancak yazıda
hiç lafa girmeyip yanıtları birleştirerek, sözü, gönüllerin Başkan’ına
bırakayım… Şehir, merkez etrafında gelişen büyük mekân. Kültür ve sanat yaşamı,
endüstri. Olmazsa olmazlardan biri tabii sinema . Güzel şehirler ya deniz
kenarında ya da ortasından bir nehir geçiyor. Haliyle şehir, deniz demek. Deniz
uygarlık ve ‘esneklik’ ve kültürel zenginlik demek. Örneğin, özel ilgim olan
Ermeni minyatürlerine bakınca genelde soğuk renkler görürüm. Oysa Kilikya
motiflerinde renkler coşuyor ki deniz etkisi olduğunu düşünüyorum. Şehir, benim
için merkezi olan bir yer. İstanbul’da merkez var mı artık emin değilim. Varsa
eğer, orası benim için Taksim. Gezi parkını bir yana bırakalım. Beyoğlu’nda
güzel bir düzenleme yapılmıştı. Bir kere, ağaç vardı. Art Nouveau binalar,
nefis yapılar. Ama restorasyon kurallara uyulmadan yapıldı. Önce ağaçları yok
ettiler. Sonra Demirören, Emek vs. Bu işleri yapan insanların kültür ve
niyetleri de yoktu belli ki. İsteselerdi, bilen insanlardan yardım
alabilirlerdi. Taksim, Beyoğlu, Pera, Müslüman olmayan azınlıkların tarihsel
izlerini barındırıyor. Bana kalırsa, bu izleri silmek istediler. Oralarda orta
sınıf azınlıklar yaşıyordu. İnsanların hatıraları vardı. Kaçırılanların yerine
yeni yerleşimciler geldi ve insanlar birbirine düşürüldü. Semt çökertildi.
İnsanlar hızla çekilince, ‘ucuza’ mekân kapatmak mümkün oldu!
EŞİT
YURTTAŞLIK
İstanbul,
eşit yurttaşlık temelinde örgütlü bir şehre benzemiyor doğrusu. Taksim’i hiç
görmemiş ve görmeyecek çocuklar var. Şehrin halihazırdaki yapısı, o insanlara
bu fırsatı sunmuyor. Senin olmayanı, ona bir şey katmadan tüketince şehir şehir
olmaktan çıkıyor. Tabii farklılıkların görmezden gelinmesi durumu da var.
Biliyorsun, Balyan ailesi İstanbul mimarisinde çok önemli bir yere sahip.
Dolmabahçe Sarayı vs. Ama üç dört yıl öncesine dek sarayı gezdiren rehberler,
‘İtalyan Balyani ailesi’ diyerek gezdiriyordu! İnanabiliyor musun? Peki, bu
durumda bir Ermeniyi şehre bağlayan nedir? Benim için bağ, İstanbul. Anne
tarafım yedi göbek İstanbullu. Bu kadar bağım olmasa, sevmesem, beni istemeyen
bir yerde ne işim var? Bu nedenle kendimi şehirle, ‘İstanbullu’ olarak
tanımlıyorum. Babamın babası Geyveli. Babam Romanya’da doğmuş. 1929’da. Cumhuriyet
sonrası gittikleri Romanya’dan tekrar İstanbul’a, Ortaköy’e dönüyorlar babam
çocukken. Ben bu nedenle kendimi hep Boğaz çocuğu hissettim. Büyükdereliyim.
Anneannem Kartal’dan. Kadıköy çok önemli benim için. Ama Pera’nın yeri başka,
İstiklal’in. Jan ile Yeniköy’de evlenip Kurtuluş’a taşındık. Tüm bu mekânlar
önemli benim için. Ve tabii, Adalar!
DEKORATİF
UNSUR DEĞİLİM
Bizim için
‘renk’ diyorlar… Birileri bana, yani tüm yaşamını burada geçiren birine,
dekoratif unsur muamelesi yapıyor. Oysa ben, her şeyini sahipleniyorum. Böyle
sözler nedeniyle, bir vücudun habis uru gibi hissediyorum bazen. Yok
sayılıyoruz. Sadece nefes alıp vermeye imkân veren bir sistem kurulmuş. Kanun,
eşitlik vs. yalan aslında. Ne rengi, ne çeşnisi Allah aşkına? Ermenilerin bu
şehre katkısı, kültürel katkısını gör önce, inkâr etme. Mimariyi
İtalyanlaştırdın, tiyatroyu Türkleştirdin, maksat burada hiç Ermeni yaşamamış
gibi bir tarih kurgulamak ve şehrin yapısını bu kurguya göre yeniden düzenleyip
berbat etmek. Daha Güllü Agop’tan önce 19. yüzyılın ortalarında, Ortaköy’de,
Hasköy’de evlerde tiyatro yapıyorlar. Şairler, yazarlar… Zaman içinde bu
etkinlikler kurumsallaşıyor. İlk kadın tiyatrocu Fani takma adlı bir Ermeni
mesela. Sonra çeşni, dekorasyon muamelesi görüyorsun.
İSTANBUL
SEVGİLİM
Bir de dil
meselesi var. Şehirdeki dil çeşitliliğinde Ermeni ve Rumlar önemli. Dil
çeşitliliği zenginlik katan en önemli unsurlardan. Azınlıkların Batı dillerine
verdikleri önem de var. Eğitimin önemine inanmışlar. Yurtdışında eğitime de
önem veriyorlar. Örneğin adam ziraatçı, hemen çocuğunu yurtdışına gönderiyor,
şarapçılık vs. öğreniliyor. Tabii yabancı dilleri de öğreniyorlar. Buraya
eğitimli geliyorlar. İşte bunlar yok olunca koskoca bir kültür de yok oluyor.
Tabii zanaatlar da zaafa uğruyor. Giderek yok oluyor ya da el değiştiriyorlar.
El değiştirme, el emeği üzerinden değil aksine sermaye üzerinden gerçekleşiyor.
Örneğin kuyumculuk. Artık kuyumculuk şirketleri var. Ermeniler, kendi
atölyelerini kapatıp şirketlere fason iş yapmak zorunda kalıyor. Yani 6-7
Eylül’de hızla el değiştirme varken şimdi, yavaş ve kansız oluyor! Son olarak
şunu söyleyeyim. Birkaç yıl önce Arte söyleşi yapmıştı. Demiştim ki, “Benim
için Kadıköy ve Kartal, anneannem. Samatya ve Balat, dedem. Boğaz ise, kendim”
Şişhane’ye giderken Haliç görünür. Masmavi deniz. Eğer bir de güneş yansıyorsa
ve kenarından yeşil görünüyorsa kalbim pıt pıt atmaya başlar. Atmasın, İstanbul
‘benim/bizim’ olmaktan çıksın, İstanbul sevgilim olmasın diye her şeyi
yaptılar. Bazen ‘başardılar mı?’ diye düşündüğüm olur. Ama görünen o ki
başaramıyorlar!
http://www.demokrathaber.net/siyaset/hdpnin-ermeni-adayi-dekoratif-unsur-muamelesi-goruyorum-h29916.html

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.