İbraniler, Süryaniler ve Araplar aynı kökenden geldikleri
için Sami toplumları olarak anılırlar.
(Nuh peygamberin oğullarından Sam’dan, İbrahim’e ve onun sonrasına devam eden
soyu ifade eder.) Antisemitizm bu kavimlere olan düşmanlığı ifade etsede bu tabir
daha çok Yahudiler için kullanılmıştır. Monoteizm’in ilk temsilcileri İbraniler’dir. Monoteist inanç
İbrani toplumunun kültürünü dini bir kültür haline getirmiştir. Tora’yı ilahi
kitap olarak kabul eden İbraniler süregelen dönemde Rabilerin ifade ettiği
şekliyle (İbranice: Toledot) “Teşekkür Etmek” fiilinden türeyen (İbranice:
Yehudi) Yahudi adıyla anılagelmişlerdir.
Kilise’yi bir otorite haline getiren, “İsa’nın Tanrı” olma
vasfını ortaya atan ve genel anlamda
Hristiyanlığın temelini oluşturan bu inancın sahibi Aziz Pavlus’ta
Yahudi asıllıydı. Pavlus'un mektupları İncil’de önemli bir yer tutar. Bu
mektuplar sırasıyla; Romalılar, 1. ve 2.
Korintliler, Galatyalılar, Efesliler, Filibeliler, Koloseliler, 1. ve 2.
Selanikliler, 1. ve 2. Timoteos, Titus ve Filimon'a mektuplardır. Bazı
hristiyan kesimlere göre İbraniler'e Mektup da yine Pavlus tarafından
yazılmıştır. Genel anlamda ele alırsak Hristiyanlığı şekillendirenler ve Roma
kilisesini kuranlar İbrani asıllı hristiyanlardır. İbraniler Roma kilisesini
bir otorite haline getirdiler. Katolik kilisesini şekillendirenler İbraniler
ise İsa’dan Ortaçağ’a kadar gelen sürede
Roma kilisesine hakim olanlar İbrani asıllı hristiyanlarmıdır? Araştırma konusudur…
Kilise ile İbraniler arasındaki ilişkisiyi “Yahudilik ve
Hristiyanlık” adı altında analiz eden Karl Marx
“Yahudi Sorunu” adlı makalesinde şu anlatıma yer veriyordu:
Hıristiyanlık yahudilikten çıkmadır ve yeniden ona dönmüştür. Hıristiyanlığı
baştan beri teorize eden yahudiydi, yahudi bu yüzden pratik hıristiyandır ve
pratik hıristiyan da yeniden yahudi olmuştur. Hıristiyanlık gerçek yahudiliğe
yalnızca görünüşte üstün gelmiştir. Pratik gereksinimin kabalığını, onu mavi
göklere çıkarmanın dışında bertaraf edemeyecek kadar asildi, tinseldi.
Hıristiyanlık yahudiliğin yüce fikri, yahudilik hıristiyanlığın kaba
pratik uygulanışıdır. (1)
Yahudi, Arap ve Süryaniler aynı dil ailesine mensuptur. Üç
kavminde dayandığı ortak dil Aramice’dir.
Tanah’da (Ezra ve Daniel) bölümlerinin bazı kısımları Arami diliyle,
Babil Talmudu’da Filistin Yahudi Aramicesi ile kaleme alınmıştır. İbranice ve
Arapça dilleri Arami dilinden süregelmiştir. Süryani, Arap ve İbrani
alfabeleri, Arami alfabeleriyle benzerlik gösterir. “Serta yazı stili ile
yazılan Süryani alfabesi, Arami alfabesidir. (Süryanice’de Serta, Estrangelo ve
Nesturi tarz olmak üzere üç değişik yazı
stili kullanılmaktadır.) Doğu Aramicesi’nin en büyük kolu Süryani dilidir.
Achaemenid (Antik İran’da kurulan ilk Pers devleti) dönemi Aramice el
yazısından türetilen ve çağımızın başlarında bir takım evreler geçiren
estrangelo ve sonra ondan türeyen Serta ve Nesturi el yazısı, Süryanice için kullanılan orijinal el yazısı hakkında
genel bir görüntü ortaya çıktı. Aramice’nin
Urfa lehçesinden türeyen ve M.S 2. yüzyıldan itibaren Arami alfabesinde
(Estrangelo) yazı stili ile yazılan lehçesine Süryanice adı verilir. Süryanice
Kuzey Mezopotamya'da konuşulan eski Sami dilidir. Yeni Süryanice ise Rezaiye
(Urmiye) gölü kıyılarında oturan halkların konuştuğu dildir”. (2)
Araplar 7. yüzyılda İslam dinini kabul ederek, İslam öncesi
semitik kültürün birçok etkilerindende
kurtuldular. Monoteizm hem Yahudi toplumunda dini bir kültürü beraberinde getirmiş,
hemde semitik geleneği daha etkin hale
getirmişti. Fakat İslam dini “ümmetçi” bir anlayışı beraberinde getirdiği için
Arap kültürünün gelenekçiliğine farklı bir boyut kazandırmış ve böylece İslami
kültür, İslam öncesi semitik kültürden daha baskın hale gelmiştir. Burada Sami
kökenli Arap toplumunun İslam çatısı altında, Batı’ya kazandırdığı kültürel ve
bilimsel mirası ele alalım.
Müslüman Araplar 711'de İber yarımadasını feth ettiler, 732
yılında Paris yakınlarına kadar geldiler, Franklarla giriştikleri Poiters
(Puvatya) savaşı ile geri püskürtüldüler. 711 ile 1492 yılları arasında İber
yarımadasında Arap Endülüs devleti varlığını sürdürdü. Roma ve Bizans
hakimiyetinde yaşayan Yahudiler, Arapların İber yarımadasını feth etmeden önce
de Vizigot hakimiyetinde yaşıyorlardı. Yahudiler Vizigotlara karşı Arap İslam
fetihlerini desteklediler. Yahudi toplumu Endülüs yönetimi ile İberyarımadasında 800-1100 yılları arasında
bir "Altın Çağ" dönemi yaşamıştı. Bu açıdan Endülüs’e (Arap-Yahudi)
medeniyetide diyebiliriz. (3)
Araplar 700 yılında Akdeniz’de (Sicilya’ya en yakın ada)
Pantelleria adasını hakimiyetlerine aldılar. Bundan sonraki süreçte Güney
İtalya ve Adriyatik kıyılarınada fetihler düzenlediler. Güney İtalya’da Salerno ve Napoli şehirleride Arap hakimiyetine
girdi. Sicilya’nın en büyük şehri Palermo 831 yılında fethedildi. Sicilya adası
831 ile 1091 yılları arasında Sicilya Emirliği Arap Ağlebi hanedanı tarafından
yönetildi. 1091’de Sicilya adası Normanlar tarafından işgal edilince adadaki
İslam hakimiyetide son bulmuş olsada
Araplar, 1200’lere kadar Norman
hakimiyetinde ticari ve kültürel olarak varlıklarını sürdürdüler. (4)
Amerikalı tarihçi James Carroll “Kilise ve Yahudiler” adlı kitabında
belirttiğine göre, Yahudiler Roma
İmparatorluğu'nun toplam nüfusunun %10'unu teşkil ediyordu. Bu orana göre,
şayet diğer etkenlerin müdahalesi olmasaydı bugün dünyada 13 milyon yerine 200
milyon Yahudi olacaktı. (5)
Yahudiler Avrupa'ya Roma İmparatorluğu döneminde
yerleşmiştir. Tarihçi Michael A. Meyer, 800 ve 1100 yılları arasında,
Hıristiyan Avrupa'da 1,5 milyon Yahudi’nin yaşadığını bildirmektedir. (6)
1936 yılında Harvard Üniversitesinde Bilim Tarihi doktora
programını kuran ve Bilim Tarihi'ni bir disiplin halinde düzenleyen Belçikalı
bilim tarihçisi Prof. Dr. George Sarton Rönesans’a öncülük eden “Matbaa ve
Arapça’dan Latince’ye çevrilen eserler” arasındaki bağlantıyı şöyle açıklar:
“Matbaanın icadı, sadece, fikirlerin daha önce mümkün olandan çok daha
mükemmel bir şekilde yayılması anlamına
gelmez, fakat aynı zamanda, standart metinlerin ve kısa bir süre sonra da
standart resimlerin üretilmesi anlamına da gelir. Bilginin ilerleyişi, ilk defa
gerçekleşir gerçekleşmez kaydedilebiliyor, standartlaştırılabiliyor ve medeni
dünyanın her tarafına yayılabiliyordu. Matbaanın icadı öyle verimli oldu.
Rönesans’ı, 1450 ile 1600 arasında kalan dönem olarak tanımlarsak, onun temel
vasıflarından birinin, çoğu, sadece Arapça tercümelerinden istifade edilerek
yapılmış Latince tercümelerinden tanınan Yunan klasik metinlerinin yeniden
elden geçirilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Rönesans esnasında basımevlerinin
miktarı çoğaldı ve basılmış kitapların sayısı ise sınırsız bir şekilde arttı.
Bilginin muntazaman birikmesi güvence altına alındı”.(7)
George Sarton Müslümanların
çalışmalarının, diğer bazı oryantalistler gibi, antik Yunanlıları sadece birer
taklitten ibaret olmadığını, farklı nitelikli ve orjinal kitaplar da
yazdıklarını belirtmektedir. (8)
Arap-Yahudi medeniyeti Endülüs’ün altın çağını George Sarton
şöyle açıklamaktadır: 9. yüzyıldan 11.yüzyıla
kadar bütün antik Yunan ilmi
çevirilerle Arapça’ya aktarıldı ve en yeni bilimsel eserler bu dilde yazıldı.
11. yüzyıldan sonra, hepsi Latince’ye, daha küçük bir kısmı ise İbranice’ye
çevrildi. Arapça’daki kültür, uzak batıdan, İspanya, Fas ve Hindistan’a kadar
yayılan alanda milletler arasıydı; hatta sadece Müslümanları değil fakat aynı
zamanda Yahudileri ve Hıristiyanları da kapsadığı için ırklar arası ve dinler
arasıydı. Bunların ortak özellikleri, geliştirilmesine hizmet ettikleri Arap
dili ve İslam kültürüydü. (9)
George Sarton Ortaçağ
İslam dünyasında kurulmuş olan o güne kadar ki en büyük kütüphaneler ve
kitap koleksiyonları hakkında şu bilgiyi vermektedir: “İskenderiye kütüphanesi
ilk kütüphane değildi, fakat antikçağın ilk kütüphanesiydi, İslam dünyasında,
hem doğuda Bağdat’ta ve hem de batıda Endülüs’ün başkenti (Kurtuba) Cordoba’da
çok büyük kitap koleksiyonlarının toplandığı onuncu yüzyıla kadar eşdeğer başka
bir kütüphane kurulmamıştı”. (10)
Arap ve Yahudi medeniyetlerinin Avrupa’ya ne gibi bir etkisi
oldu ?
Semitik (Arap-Yahudi) toplumları Avrupa'da tercüme
okullarını açmışlar, antik yunana ait eserleri
İbranice, Arapça ve Latince’ye çevirmişler, bilim, sanat ve mimari de
büyük etkilerde bulunmuşlardı. Semitik toplumların 16. yüzyıla kadar Avrupa
üzerinde büyük bir etkileri vardı. İber
yarımadasında ve Güney İtalya’da hristiyanlarca yapılan mimari eserler Arabesk
mimarinin etkisi altında kalmıştır. Arap-İslam mimarisi İspanya’da ilk olarak
hristiyan İspanyolların kilise geleneğini etkiledi. 9. ve 11. yüzyıllar
arasında Kuzey İspanya’daki kiliseler (Latince: Mozarabe, Arapça: Musta’rib)
Araplaşmış tarz, arabesk stil, kapı ve pencerelerde at nalı kemerlerin hakim
olduğu bir mimari anlayışla inşa edildiler.
Avrupa Rönesans mimarisinde görülen stilize bitki, hayvan ve geometrik
süs unsurlarıyla yüklü bir şekilde hazırlanmış
kompozisyonlar genellikle arabesk olarak adlandırılmaktadır. Batı
ülkelerinde bu tür girift süslemelerin Arap
tarzını ifade ettiği şeklindeki bir genelleme, bütün müslüman topluluklara ait
tezyini sanatların aynı ad altında toplanmasına yol açmış ve buna göre
Hindistan’dan İspanya’ya kadar uzanan bölgelerde görülen süsleme tarzına
arabesk denmiştir. (11)
Azulejo, Portekiz ve
İspanya'ya has bir seramik süslemesidir. Zaman içinde Portekiz kültürünün bir
parçası olmuştur. Özellikle Portekiz'de kiliselerin iç ve dış cephelerinde,
saraylarda, evlerde azulejo kullanılmaktadır. Azulejo, İber yarımadasına Arap
Endülüs'lü müslümanlar tarafından gelmiştir. Araplar ise bu sanatı Persler'den öğrenmiştir. “Kuzey İspanya’da daha çok Aragon
bölgesinde kilise ve saraylar (Latince: Mudéjar, Arapça: Müdeccen) mimari
tarzıyla inşa edilmiştir. Arap müslümanlar’ın
geliştirdikleri bu mimari tarz ve süsleme sanatına (Mudéjar) Müdeccen denilmektedir. Mudejar
mimari yapıtları 12. ve 16.ncı yüzyıl başına kadar olan dönemde Kuzey
İspanya’da gelişmeye başlamış ve diğer İspanya şehirlerinde de kullanılmıştır.
Mudejar mimari, Gotik ve Romanesk mimarinin, Endülüs İslam mimarisinin
etkileşimi ile İslami öğelerin bütününü
oluşturan bir mimari biçimi olarak ortaya çıkmıştır”. (12)
Aynı şekilde Arap mimarisi kendisini Sicilya ve Güney
İtalya’da da göstermiştir. Sicilya Arap İslam hakimiyetinden çıktıktan sonra
bile kültürel ve mimari etkileri
Normanlar, Norman hakimiyetinden sonra Sicilya’da idareyi ele alan
Kutsal Roma İmparatorluğunu yöneten Alman Hohenstaufen hanedanı
vasıtasıyla Sicilya ve diğer Avrupa ülkelerinde etkisini göstermiştir.
Arap-Norman sanatı bu etkileşime örnektir. Norman ve sivil İtalyan mimarisi
üzerinde Arabesk etkileri ilk olarak Sicilya’daki kilise ve saraylarda
görüyoruz. Daha sonraki dönemde İtalya’da bazı kilise ve saraylarda arabesk
motiflerin ve kemerlerin kullandıldığı aşikardır. Ortaçağ İtalyan kiliselerinde
minare’den esinlenerek yaygın olarak kullanılan Çan kulesi, Mağribi (Moorish)
Arap mimari kültürünün bir parçasıdır. (13)
Arap İslam Bilimleri Tarihçisi Goethe Üniversitesi
Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü Direktörü
Prof. Dr. Fuat Sezgin dünyanın en ünlü ilimler tarihi uzmanlarından.
Hatta onun kitaplarını okuyan ABD’nin Colombia Üniversitesi"ndeki bir
Arabist profesör, ülkesinde alanının bir numaralı ismi kabul ediliyor. Prof.
Dr. Fuat Sezgin bilimin serüveni için şöyle bir açıklama yapıyor: Müslümanlar
İspanya'ya ayak basmasalardı bugün dünyanın durumu böyle olmazdı.
Bastıklarından itibaren Avrupalılar 500- 600 yıl boyunca Müslümanların
geliştirdikleri bilimleri Avrupa'ya taşıdılar. Avrupalılar; Sicilya ve
Endülüs"te tercüme edilen İslam bilginlerinin eserlerini kaynak göstermeden
intihal etmişler. Bu yüzden bugün Batı uygarlık ve biliminin temeli aradaki
İslam bilimi atlanarak ondan önceki yüksek medeniyet olan Yunanlılara izafe
ediliyor. Halbuki Yunanlılar ile Avrupa bilimi arasındaki dönemde bilimde diğer
medeniyetlerle kıyaslandığında en hızlı şekilde bilimsel ilerleme dönemi mevcut
ve bu İslam dünyasına ait. Müslümanlar dünya sahnesine çıktıkları ilk on yıldan
itibaren diğer medeniyetlerde görülmedik bir hızla bilimsel gelişmelere katkıda
bulundu. Bugün bilinenin aksine çoğu modern bilimin kuruluşu bundan yüz, iki
yüzyıl öncesine değil, 9 ile 16. yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine
dayanıyor. Leonardo Da Vinci’nin resimleri: Meşhur Leonardo da Vinci"nin
resimlerini çizdiği aletler ve matematik hesapları, İslam alimlerinin
buluşuydu. Da Vinci, bu bilgileri kullanarak devrine göre inanılmaz kabul
edilen resimlerini çizebildi. Halbuki Leonardo"nun İslam bilginlerinin
buluş ve bilgilerini kullandığı kabul edilse resimlerinin çözülemeyen sırları
aydınlanmış olacaktır. (14)
Fuat Sezgin İslam bilim ve Avrupa bilim tarihleriyle ilgili
yaptıgı araştırmalar neticesinde ortaya her iki kültürün bir baska medeniyetten
bilgileri alma yöntemleriyle ilgili ve ne yazık ki Avrupalıların İslam
dünyasında çevirdiği kitapları intihal etmeleriyle ilgili su çok düşündürücü
neticelere ulaşmıştır: Müslümanların kimya, fizik, fizik, tıp, sosyoloji ve
tarih alanında ortaya koyduklarını kimse bilmiyor. Biliyorum diyenlerin de
Bundan dolayı modern bilimlerin tarihi yeniden yazılmalı. Herkes İslami
ilimlerin dünyaya kazandırdıklarını bilmelidir.
Avrupalılar; Sicilya ve Endülüs'te tercüme edilen İslam bilginlerinin
eserlerini kaynak göstermeden intihal ediyorlardı. Eserlerin isimlerini
değiştiriyorlardı. Fuat Sezgin bir örnek veriyor: 13. yüzyılda yasayan
Raymondus Lullus adındaki papaz, az Arapça bilmesine rağmen, Avrupa'da Arapça
eğitim veren veren merkezler kuruyor ve Müslümanları kendi silahları ile
vuralım diyordu. Kitaplar yazıyor ve büyük bir alim olarak geçiniyordu. Fakat
bundan 50 yıl önce ortaya çıktı ki, bu adamın 70'e yakın eserinin hepsinin
Arapçaları vardı. Yani bunların hepsi Arapça'dan tercüme edilmişti.” (15)
Fuat Sezgin’e göre bilimler öncelikle Sümer, Babil, Asur
gibi medeniyetlerden yolculuk yaparak antik Yunan medeniyetine geçmişlerdir.
Yunan bilimlerinin temellerinin eski
Mısır ve Babil bilimlerine dayandığını, bilimler tarihi yavaş yavaş
ortaya koyuyor. Yani birçok yerde ve tezde de ayrıntısıyla ele alınacağı üzere
antik Yunan medeniyetinin bilimsel anlamda başlangıcı sayılan bu medeniyetlere
bağlıdır kendileri sıfır noktası bilimlerin başlangıç noktası değillerdir.
(16)
Rönesans kelimesi on sekizinci yüzyılda ilk defa birden bire
ortaya çıktı. Bir Fransız alimi var: Mösyö Etienne Gilson, O diyor ki:
‘Rönesans tabiri profesörlerin bir kuliste düşünüp taşınıp uydurdukları bir
kelimedir. Katiyen hakikatle ilgisi olmayan, fakat hakikati bastırmak için
zorla aranmış suni bir tabirdir. Rönesans tamamıyla uydurma bir kelimedir ve
böyle bir hadise katiyen yok. Rönesansı’ı şu manada alıyorlar: Yunanlılarda
büyük bir ilim birikimi var ki bunu biz de kabul ediyoruz sonra bu sekiz-dokuz
yüzyıl devam ediyor, ondan sonra aradaki koca bir Islam medeniyetinin bilime
katkılarını hiç kabul etmeden, yok farz edip atlayarak; on üçüncü yüzyılda
aldıklarını da Yunanlıların ilmi olarak tanıtıp alıyorlar, sonra da buna
Rönesans diyorlar. Halbuki hakikat bu degil. Gerçekte ise önce İslam
dünyasından Arapça yazılmıs eserleri alarak okuyorlar, Müslümanların felsefe
kitaplarını tanıyorlar ve sonra yavaş yavaş İbn-i Sina’nın tercümeleri ile
Yunan ilimlerini, Aristoteles’in felsefe kitaplarını tanıyorlar. (17)
Fuat Sezgin’e göre Bilimler tarihinde Rönesans ismiyle tabir
edilen dönem bir kandırmacadan ibarettir ve böyle bir dönem asla var olmamıştır.
Rönesans Süreci
Rönesans İtalyanca (Rinascita) Yeniden Doğuş olarak tarif
edilir. Sanat tarihçileri ise daha çok geriye dönüş olarak nitelendirirler.
Rönesans (Geriye Dönüş) ilk olarak
İtalya Toscana’da başlamıştı. Daha sonra tüm etkileri Avrupa’ya yayıldı.
Klasik anlatımla 15 -16. Yüzyıl İtalya’sında Batı ile klasik antikite (Antik
Roma) arasında sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını
sağlayan, Antik Yunan filozof ve
bilimadamlarının çalışmalarının çeviri yoluyla alındığı, deneysel düşüncenin
canlandığı, matbaanın bulunmasıyla bilginin geniş kitlelerle paylaşımının
arttığı ve radikal değişimlerin yaşandığı dönemdir. Greko-Roman terimiyle
tanımlanan Antik Çağ, Grek (Antik Yunan) ve Roma olarak iki bölüme ayrılır.
Dönemde siyasi tarih ve sanatın gelişimi paralellik gösterir. Sanat alanında
resim, heykel, mimarlık,
müzik ve edebiyat
kollarında bir çok
eser ortaya çıkmıştır. Semitik kültürün beraberinde
getirdiği, sanat ve mimari’den kurtularak Antik Roma’ya dönüş sürecidir. Batıda
15. yüzyılda şu algı oluştu: Bizler Romalıyız bizler Antik Yunanız, bizler sami
toplumların kültürel etkilerinden kurtulmak, Antik Yunan ve Roma'nın sanatına,
siyasi düzenine ve kültürüne geri dönmek istiyoruz. Bir nevi Rönesans olarak
adlandırılan değişim: Avrupa’lı toplumların semitik kültüründen ve bilimsel etkilerinden kurtulma
hareketidir. Bu hareket kendisini hem
kültürel ve bilimsel bir yenilenme ile hemde siyasi bir oluşumla gösterdi.
Semitik etkiden kurtulma hareketi kendisini kanlı zorba bir
siyasi yapılanma ile gösterdi: Sami kavimli toplumları Avrupa’dan Afrika’ya
sürgün etmek ve mallarına el koymak. Bu dönemde Yahudi ve Arapları Avrupa'dan
tasfiye ettiler. Bu tasfiye ilk önce İspanya’da Yahudi sürgünü ile başladı.
Engizisyon mahkemeleri bir dini değil bir ırkı hedef alıyordu açıkçası
engizisyon antisemitti. Avrupa’da çeşitli ülkelerde kurulan engizisyon
mahkemeleri İslam ve Yahudi dinine karşı olmaktan daha çok Sami kavimlerini yargılamak ve sürgün etmek
için kurulmuştu. İspanyol engizisyonu bunun en açık örneğidir. İspanyol
engizisyonu sadece Yahudiler üzerne değil hristiyan olan Konverso (Dönme
Yahudiler) üzerinede bir soruşturma başlatmış, sürgün etmek için baskı
politikaları uygulamıştı. 1492’de Yahudiler ile beraber Konversolarında büyük
çoğunluğu sürgün edilmişti. Aynı uygulama 1492’den sonra Araplar üzerinde de
uygulanmıştı. Engizisyon Hristiyan olan (Morisco) kimlikli Araplara bile baskı
ve zulüm politikası uygulanmış, 1609’da birçoğu müslüman Araplar ile birlikte
sürgün gönderilmişlerdi.
Kastilya ve Aragon hakimiyetinde yaşayan Yahudiler 1391 ve
sonrası büyük baskılara maruz kaldılar, çoğu Yahudi bu dönemde yapılan baskılar
sonucu Hristiyanlığa geçti. 1492’de İber yarımadasının İspanyollarca
(reconquista) Araplardan geri alınmasıyla Güney Endülüs’deki Yahudiler içinde
zorlu günler başlamış oldu. İspanya krallığı altında yaşayan Yahudilerin ve
Hristiyanlığa geçen Dönme (Konverso) Yahudiler için 24 Kasım 1484’de başrahip Thomas Torquemada’nın
önderliğinde bir genel kurul toplandı. Alınan kararlar neticesinde Valladolid,
Sevilla, Jaen, Avila, Cordoba, Villareal ve Aragon bölgesinde Engizisyon
mahkemeleri kuruldu. Thomas de Torquemada Engizisyonun yüksek Konsey başkanı olarak atandı. 5 üyesi ile
birlikte engizisyon mahkemelerinde sorgulamalar başladı. Sorgulamalar 1391
tarihinden sonra Yahudi dininden Hristiyanlığı kabul eden (Converso) Dönme
Yahudiler üzerine yapılıyordu. Engizisyonun iddiasına göre Konversolar
içlerinde yahudi inancını yaşayan sahte hristiyanlardı. Yapılan takipler
incelemeler sonunda İspanya Krallığı bütün Yahudileri İspanya’dan kovmak için
31 Mart 1492 tarihinde Elhamra Sarayında, Elhamra Kararnamesi adında bir ferman
yayınlandı. Bu kararnameye göre Yahudi ve Yahudi dönmesi sahte hristiyanlıkla
suçlanan Konversolar, İspanya'yı terk
edecekti. Yahudilere ülkeyi terk etmeleri için 4 ay süre tanındı. 2 Ağustos
1492’de 150.000 Yahudi (birçok yahudi
tarihçiye göre bu rakam 300 bin olarak dile getirilmektedir) İspanya’dan sürgün
edildi. Yahudiler sürgünden sonrası Portekiz, Kuzey Afrika ve Osmanlı
topraklarına göç ettiler. Osmanlı ülkesine kabul edilen Yahudilerin sayıları 40
bin olarak tahmin edilmektedir. Yahudiler, Selanik olmak üzere İzmir, İstanbul,
Edirne, Şam ve Safed gibi şehirlere yerleştirildiler. (18)
1492’de son Endülüs devleti Beni Ahmer Sultanlığı
yıkıldıktan sonra Endülüslü Arap-Berberi müslüman halk İspanya Krallığı
ile yaptığı belirli anlaşmalar çerçevesinde Hristiyan hakimiyetinde
yaşamaya devam ettilersede İspanyol
engizisyonu yaptığı baskılarla
müslümanları zorla hristiyan yapmaya çalışmış zorla hristiyan olan tebaya da “Morisco”
adıyla telaffuz edilen aşağılayıcı bir kimlik kazandırmıştı. İspanyol
tarihçilerinde kabul ettiği üzere 1492
ile 1609 yılları arasında İspanya Krallığı Hristiyanlığı kabul etmeyen
müslümanlara karşı bir soykırım yapmıştır. “1609 yılına gelindiğinde Lerma
(Burgos) dükü Marquis de Denia ve Valencia başpiskopusu Juan de Ribera,
İspanya’daki tüm (Morisco) Arap müslümanları kitleler halinde İspanya’dan
sürgün edilmesi için, İspanya Kralı III. Felipe’yi ikna ettiler. İspanya Kralı
III. Felipe’nin imzasıyla 1609 yılında 600 bin Arap müslüman Valencia
limanlarından gemilerle sınırdışı edilir. Burgos dükü Marquis de Denia ise
sürgün edilen müslümanların tüm mallarına el koyar.” (19)
Arapların Ortaçağ’da Antik Yunan’dan yapmış oldukları
çeviriler ve bilime katkıları, Batı’da bilimsel çalışmaların temelini
hazırladı. Rönesans’tan Sanayi devrimine ve 19. yüzyıla kadar bilim tarihine
damga vurmuş bilim adamlarının felsefecilerin, kökenlilerini incelediğinizde
sami kökenli olduklarını göreceksiniz. Amerika’yı keşfeden Kristof Kolomb, felsefeye büyük katkıları
olan Baruch Spinoza, sosyoloji biliminin kurucularından Emile Durkheim, Komünist
ideolojinin öncüsü Karl Marx, psikanaliz biliminin öncüsü Sigmund Freud, özel
ve genel izafiyet kuramlarını açıklayan Fizikçi Albert Einstein, Radyo
dalgalarını keşfeden ünlü fizikçi Heinrich Rudolf Hertz, nükleer çalışmaların
yapıldığı Manhattan Projesinin başındaki isim Robert Oppenheimer gibi birçok
önemli bilim adamı yahudi asıllıydılar.
Batı’da pozitif bilimi geliştirenler icatlar, keşifler ve fizikçilerin
çoğu sami kökenli bilimadamlarıydı. Batılıların Rönesans’tan itibaren
geliştirdikleri deney ve gözlemler, Ortaçağ’da Arap ve Yahudilerin Antik
Yunan’dan yaptığı çeviriler ve bilime
kattığı eserler eliyle gelen bilimdi. Bugünki
Batı'yı gelişmiş Batı yapan tüm
argümanların kaynağı Doğu'dur, Doğu’dan Batı’ya gelen Sami toplumlarının
etkileridir. Semitik etkilerle ortaya
çıkan Rönesans hareketi, antisemitik etkileride beraberinde getirmiştir.
Rönesans’ı ele alırken bu etkilerinde göz önüne alınması gerektiğini
düşünüyorum…
Kaynaklar
1. Karl Marx, Yahudi Sorunu, (Çeviri: Yayın Kurulu), Sol
Yayınları, 2. Baskı, Ekim 2009, s. 27.
2. John F. Healey, Süryanca El Yazısının Tarihi, (Çeviri:
Mehmet Sait Toprak), Din Bilimleri
Akademik Araştırma Dergisi, 2005, Cilt: V, Sayı: 4, s. 315-329.
3. Mehmet Özdemir, Endülüs Müslümanları: Siyasi Tarihi 1,
TDV Yayınları, Ankara 2002, s. 7-12. (Prof. Dr. Mehmet Özdemir ülkemizde
Endülüs tarihi üzerine ilk ve detaylı araştırmayı yapan akademisyendir.)
4. İtalyan oryantalist ve İslam tarihçisi Michele Amari’nin
birinci cildini (1854)’te ikinci cildini (1858) yıllarında yayınladığı “Storia
dei Musulmani di Sicilia” (Sicilya Müslümanlarının Tarihi) adlı kitabında Güney
İtalya ve Sicilya’daki İslam hakimiyetine dair orijinal latin kaynaklara ve
Arap tarihçilerin kaynaklarına yer vermiş en önemli kaynaklardan biridir. *
Michele Amari, Storia dei Musulmani di Sicilia, Fırenze Felice Le Monnier, Vol.
I (1854), Vol. II (1858).
5. James Carroll,
Constantine's Sword: The Church and the Jews, Houghton Mifflin Harcourt 2002,
p. 601.
6. Michael Meyer, German-Jewish History in Modern Times,
Columbia University Press, New York 1996, p. 9.
7. George Sarton, Bilim Tarihinde Yöntem, 1. Baskı,
(Çeviren: Yavuz Unat & Melek Dosay & Remzi Demir & Güldeniz Can),
Doruk Yayıncılık, Şubat Ankara 1997, s.
23.
8. George Sarton, Antik Bilim Ve Modern Uygarlık, 1. Baskı,
(Çeviren: Melek Dosay & Remzi Demir ),
Gündoğan Yayınları, Ankara 1995, s. 92.
9. George Sarton,
Bilim Tarihinde Yöntem, s. 22.
10. George Sarton,
Antik Bilim Ve Modern Uygarlık, s. 36.
11. Selçuk Mülayim, Türk Süsleme Sanatında Arabesk Problemi,
Arkeoloji ve Sanat Tarihi Dergisi, II. (Izmir: Ege University Faculty of
Letters Press, 1983), s.62-85. (Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Selçuk Mülayim bu
makalesinde Arabesk kelimesinin etimolojisi, tarihi ve içeriği hakkında detaylı bir bilgiye yer veriyor.)
12. Rafael Lopez
Guzman, Arquitectura Mudéjar: Del sincretismo medieval a las alternativas
americanas, Madrid, Cátedra 2000. (Granada Üniversitesi Sanat Tarihi
akademisyenlerinden olan Rafael Lopez Guzman, Mudejar ve Endülüs mimarisi
üzerine akademik çalışmalar yapmış, bir çok kitap ve makaleler yayınlamıştır.
Eserler, öncelikli olarak incelenmesi gereken çalışmalardır.) İspanya’da Arap
İslam Mimarisine benzer eserler için Bakınız:
http://whc.unesco.org/en/list/378
13. Silvana Messina,
Siculo-Norman Art: Islamic Culture in Medieval Sicily (Islamic Art in the
Mediterranean), Museum With No Frontiers, 2002. Sicilya’da Arap İslam
Mimarisine benzer eserler için Bakınız:
http://whc.unesco.org/en/tentativelists/5565/
14. İbrahim Balta,
Batı Uygarlığı İslam Medeniyetinin Çocuğudur (Fuat Sezgin İle Röportaj),
Aksiyon Dergisi, Sayı: 489, 19 Nisan 2004.
15. Turan Kıslakçı, Prof. Dr. Fuat Sezgin: “Dünya Bilimler
Tarihi Yeniden Yazılmalı” dedi. Yeni Şafak Gazetesi, 15 Nisan 2006.
16. İrfan
Yılmaz, Yitik hazinenin kaşifi: Fuat
Sezgin, (Fuat Sezgin ile Röportajları) 1. Basım Yitik Hazine Yayınları İzmir 2009, s. 70.
17. İrfan
Yılmaz, Yitik hazinenin kaşifi: Fuat
Sezgin, s. 45.
18. Encyclopaedia
Judaica (Yahudi Ansiklopedisi), “The Expulsion of 1492”, Vol. 15, Thomsan Gale
1971,
p. 239-240.
19. Manuel Danvila y
Collado, Los Moriscos Españoles y Su Expulcion,
Libreria de Fernando, Madrid, 1889,
p. 248-256. (Manuel Danvila’nın sunduğu bu eser, İspanya Tarih Akademisi
Real Academia de la Historia tarafından 1889 yılında yayınlanan ve birinci
dereceden kronik kaynaklara dayanan bir eserdir. ) * Rodrigo de Zayas,
Endülüs’te Yüzbinlerce Müslüman Katledildi; Endülüs’ten İspanya’ya, (Çeviri:
Cemal Aydın), TDV Yayınları, Ankara
1996, s. 109-114. (Orjinali eser: Rodrido de Zayas, Les Moriques et la Racisme
d’etat, La Difference, “Les Voies du Sud” p. 756.) İspanyol tarihçi Rodrigo de
Zayas’ın engizisyon kayıtlarına dayanaraktan ele aldığı çalışmaları, İspanya’da
müslüman Araplar üzerine yapılan soykırıma ışık tutuyor.
Enis MERİÇ
enismerc@gmail.com
http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/ronesansta-semitik-ve-antisemitik-etkiler-51516
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.