Atilla Dorsay
Son sözlerinden biri, “CHP ve MHP’nin ruh ikizi olduğu”
ve de “bunlara bir de Pensilvanya’nın eklendiği“ oldu. Bir an için kendi kendisine
sormaksızın: Türk yakın siyasal tarihinde genel olarak hep farklı, hatta karşıt
kamplarda olmuş bu üç değişik ideolojiyi, yani temelde sosyal demokrat ve solcu
CHP’yi, temelde ödünsüz Türk milliyetçisi MHP’yi ve temelde İslam referanslı
bir yaklaşıma dayalı Cemaat’i ve onun saygın liderini, ayni cephede, sana karşı
kurulan bir cephede biraraya getirmeyi nasıl başardın diye..Ama o sormuyorsa,
en azından o parti mensuplarının bu soruyu sormaları gerekmez mi?... Diyeceğim
şu: yaklaşan seçimlerde CHP, MHP, hatta BDP ve İP’li seçmenler pekala iş ve
güçbirliği yapabilir, yörelerinde Ak Parti’ye karşı en güçlü gözüken adayda
birleşebilir ve böylece ülkenin şu halden çıkışı için bir umut yaratabilirler.
Aklın yolu bu değil mi? (Vallahi aklın yolu buysa biz almayalım. HYETERT)
***
Başbakanımız esip gürlemeye devam ediyor. Türkiye
tarihinde, Osmanlı dahil hiçbir dönemde görülmemiş biçimde karşısına aldığı tüm
kesim, kurum ve vatandaşlara sürekli tehditler, hakaretler ve lanetler
yağdırarak, ülkeyi usta bir garsonun dev bir pastayı dilimlere ayırması gibi
adeta keskin bir bıçakla sürekli bölerek, kendisine güvenmeyen herkesi düşman
ilan ederek, ülkemize inanılmaz kötülük yapıyor. Ve arkasına aldığı koca bir
partinin önde gelenleri, inanılmaz bir gaflet içinde elpençe divan duruyor ve bu
çılgın projeyi de sineye çeker gözüküyorlar.
Son sözlerinden biri, “CHP ve MHP’nin ruh ikizi olduğu”
ve de “bunlara bir de Pensilvanya’nın eklendiği“ oldu. Bir an için kendi kendisine
sormaksızın: Türk yakın siyasal tarihinde genel olarak hep farklı, hatta karşıt
kamplarda olmuş bu üç değişik ideolojiyi, yani temelde sosyal demokrat ve solcu
CHP’yi, temelde ödünsüz Türk milliyetçisi MHP’yi ve temelde İslam referanslı
bir yaklaşıma dayalı Cemaat’i ve onun saygın liderini, ayni cephede, sana karşı
kurulan bir cephede biraraya getirmeyi nasıl başardın diye..Ama o sormuyorsa,
en azından o parti mensuplarının bu soruyu sormaları gerekmez mi?
Geçen günlerde belediyenin davetlisi olarak Nazilli’ye
gittim. 5. kez yapılan kültür-sanat ve edebiyat festivalinin konuğu
olarak...Nazilli, Aydın yakınlarında küçük bir kasaba. Ama öylesine bakımlı ve
temiz ki...Yaz sıcakları nedeniyle asfalt değil, pembe taşlarla örülen
sokaklarına, eski Sümerbank evlerinin yerine yapılan ve yalnız Türkiye’de
değil, Avrupa’da bile eşine rastlamadığım güzellikteki görkemli parkına, çok
yakındaki Roma dönemi tiyatrosuna bayıldım.
Belediye başkanı, MHP’li Haluk Alıcık. Seçim meşguliyeti
içinde karşılaşamadık, ama anlaşılan sevilen ve çok çalışkan bir başkan.
Birlikte gittiğimiz sevgili dostum, değerli yazar ve senaryocu Osman Şahin’le
bizi ağırlayan, kültür festivalinin yöneticisi Vedat Tuğrul ve de belediye
kültür müdürü Fatih Demir oldu. Bize gösterdikleri sıcak dostluğu
unutmayacağız.
Mehmet Yüzügüler Kültür Merkezi’nde hayli büyük bir salondaki
konuşmalarımızda, özellikle içinde bulunduğumuz yıl kutladığımız Türk
sinemasının 100. yılı üzerine konuşmak istiyorduk. Osman Şahin bunu başardı,
ama ben şugünlerde yaşadığımız travma içinde, konuyu yerel seçimlere ve
politikaya kaydırmaktan kaçınamadım. Zaten konuşma sonrasında imzaladığım son
iki kitabım da bu konular üzerine değil miydi?
Ve de şunu farkettim: salondaki genç-yaşlı,
öğrenci-emekçi, şu veya bu partiden insanlarla şaşılacak biçimde diyalog
kurduk, sayısız noktada birleştik. Bizi birleştiren temel nokta sanırım şuydu:
kasa veya ayakkabı kutusu doldurmaya, kazanç ve ranta değil, ülkeye hizmet
etmeye, namuslu ve dürüst politika yapmaya, hiçbir şaibenin altında kalmamaya
özenli bir siyasete ve siyasetçi tipine olan inancımız ve ihtiyacımız...Sakın
sayın başbakanın neredeyse ‘üç ikizler’ ilan ettiği kurumları ve liderlerini
de, çok farklı görüşlerine karşın tarihin şu noktasında biraraya getiren temel
öge bu olmasın?
Ama ayrıca diyelim ki azınlık sorunlarından çağdaş bir
milliyetçilik anlayışına, doğal ve tarihsel korumacılığın öneminden halkı ayrım
yapmadan kucaklama gereğine birçok konuda da birleştik. Tek bir örnek vermek
istiyorum: bir soru üzerine 1915 olaylarının gerçekten çok talihsiz ve üzücü
olduğuna, ama bir soykırım sayılmasının mümkün olmadığına olan kişisel inancımı
yineledim, ancak diyelim ki Varlık Vergisi, 6-7 Eylül olayları, 1964’deki
Rumları alel acele kovmamız gibi olayların azınlıklara karşı özür gerektiren
büyük haksızlıklar olduğuna inandığımı söyledim. Ve karşılığında tepki değil,
alkış aldım.
Hep inanmışımdır: aklın yolu birdir. Ve herşeye karşın
sağduyu, insanlar arasında en çok paylaşılmış bir erdemdir. İdeolojik inançlar
ve bağlılıklar elbette önemlidir. Ama bu insanları belli konularda anlaşmak,
ortak noktalarda buluşmak ve diyalogu hep sürdürmekten alıkoyamaz.
Diyeceğim şu: yaklaşan seçimlerde CHP, MHP, hatta BDP ve
İP’li seçmenler pekala iş ve güçbirliği yapabilir, yörelerinde Ak Parti’ye
karşı en güçlü gözüken adayda birleşebilir ve böylece ülkenin şu halden çıkışı
için bir umut yaratabilirler. Aklın yolu bu değil mi?
http://t24.com.tr/yazi/ruh-ikizleri-nazilli-deneyimim-ve-birlesme-geregi/8677
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.