Mustafa Sütlaş
24 nisan 2015’e bir yıl kala, şapkamızı önümüze koyup,
gelecek bir yıl içinde hem bireysel, hem de hep birlikte neler yapacağımızı
belirlemeliyiz... bu topraklarda ermenilerin de yaşadığını, ancak 1915’den
başlayarak “bilinçli” politikalar doğrultusunda, soykırım dahil pek çok
yöntemle sayılarının çok azaltıldığını hepimiz biliyoruz.
bunu bilincimize çıkaran da, bu konudaki mücadelesi
sırasında, yaşamını ‘kör’ değil, iki ‘gören ve bilen’ kurşuna teslim eden
sevgili hrant dink oldu.
onun ölümünden sonra hiçbir şey eskisi gibi değil!
olmamalı da...
keşke onu yitirmeden önce tüm olan bitenin ve bu gerçeğin
farkına varabilseydik...
ama olanı geri çevirmek artık olanaksız.
yine de gelecek ellerimizde, her şeyi değiştirebilir ve
“birlikte bir yaşamı” kurgulayabiliriz.
gelecek yıl 2015!
daha doğru bir deyimle 1915’in “100. yılı”.
22 ekim 2013’de sevgili ragıp zarakolu’nun evrensel’de
yazdığı bir yazıyı posta kutumda saklıyor, zaman zaman yeniden okuyor, sorduğu
soruya yanıt arıyorum kendi adıma, o tarihten bu yana...
ragıp zarakolu bana ve herkese soruyor:
“umarım bir gün, türkiyeli akademisyenler, suikastlerde
yaşamını yitiren ve katilleri asla bulun(a)mayan tütengil, aksoy, cömert,
kışlalı, üçok, karafakioğlu gibi bilim insanlarının listesine ırk ve din ayrımı
yapmadan, 1915’de katledilen akademisyenleri de eklerler.
1915 yılında katledilen 2 ermeni gazeteciye basın
müzesinde yer vererek, tgc önemli bir ilk adıma imzasını atmıştır. dileriz
ileride doktorlar, matbaacılar, eczacılar, yayıncılar, tüccarlar, sendikalar,
akademisyenler vb. de 1915’te yaşamını yitiren meslektaşlarını anar ve onlara
yayınlarında yer verirler.
en başta, katledilen milletvekillerine ayrımsız bir yer
vermek, anıt yapmak, tbmm’nin üstüne düşen vicdani bir görevdir.
peki ya sosyalistler, anarşistler, sendikacılar, bu
coğrafyadaki farklı soy ve dinden öncülerini ne zaman anmaya başlayacaklar,
araştıracaklar. bu yıl, türkiyeli ve ermeni sosyalistlerin 16 haziran 1915’de
beyazıd meydanında asılan ermeni sosyal demokratları birlikte anmaları, geç ve
mütevâzı olsa bile önemli bir başlangıçtır.
ya resmi, müziği, tiyatrosu, mimarisi vb. ile sanat
erbabı, 100. yıl için ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?
ya din adamları?
neyse o bahsi şimdilik açmayalım.
ama inanıyorum ki, bu coğrafya nasıl antikapitalist
müslümanları doğurduysa, tehcir türkülerinde anıldığı gibi, ‘dini uğruna’ ölüme
yürüyen ruhanileri anma vicdanının da önünü açacaktır...”
aslında sevgili zarakolu çok fazla bir şey beklemiyor.
yalnızca “dileriz ileride doktorlar, matbaacılar, eczacılar, yayıncılar, tüccarlar,
sendikalar, akademisyenler vb. de 1915’te yaşamını yitiren meslektaşlarını anar
ve onlara yayınlarında yer verirler” diyor.
bunlar yapılmalı, yapmak da mümkün ama bana göre yetmez.
gezi’den sonra, 30 mart’tan sonra
gezi’den sonraki dünya da hrant’ın vurulduğu günden sonra
dünya gibi artık başka bir dünya. kimse bunu kabul etmese, çok dillendirmese de
bu böyle. hatta 30 mart seçimlerinden sonraki dünya da ondan önceki dünyayla
aynı değil. değişti! hem de çok şey değişti!
bu coğrafyanın bir bölümü bir anlamda bir referandum
yaparak, önceki gibi yaşamak istemediğini açıkça ortaya koydu. tıpkı gezi
direnişi’ni yapanlar ve bir tarih olarak yazanlar gibi.
altmış yıla yaklaşan yaşamımın son on yılında, önceki
elli yılda yaşadıklarıma baktığımda, her şeyin değiştiğini, birey olarak,
toplum olarak, coğrafya olarak, hatta dünya olarak çok daha fazla değişimin
yaşandığını görüyorum.
en azından “bir başka dünya mümkün” sözü o zamanlar bir
dilek ya da bir slogandı.
bugün ise bunun artık yaşamın en önde gelen
gerçeklerinden birisi olduğunu hepimiz biliyor, fark ediyor ve o dünyanın nasıl
olacağı konusunu tartışıyoruz.
evet: “bir başka dünya mümkün”
hiçbir kişi ve kesime yönelik ayrımcılığın olmadığı,
herkesin gerçekten eşit ve özgür olduğu, geleceğe dair tüm kararların birlikte
alındığı, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün herkesçe kabul edildiği, insan
haklarına saygılı bir dünya mümkün. hem de bunların tam zıddını en yoğun
yaşadığımız tarihin bu evresinde. gecenin son karanlığı ve şafağın alacası
birlikte yaşanıyor artık dünyanın her yerinde. en çok ve en yoğun yaşanan
yerlerden birisi de bu coğrafya. ama böyle bir dünyanın birden ortaya
çıkmayacağını, ancak şimdi ve hemen başlayarak, ilmik ilmik örülebileceğini
biliyorum.
Zarakolu’nun sorusunun yanıtlarını daha önce başka
nedenlerle tartıştığım yazılarımda dile getirdim. bu değişimlerin başkalarınca,
özellikle de idare tarafından yapılabileceğini düşünürdüm hep. şimdi onları
talep etmenin ötesinde bir ekleme yapmak ve o zaman önerdiklerimi; “kendi
yapabileceklerimizi” önceleyerek yeniden önermek istiyorum.
1915 için ne yapacağım?
daha doğrusu ne yapıyorum?
o yazıyı okuduktan bu yana “merhaba” dediğim herkese önce
zarakolu’nun sorusunu sormaya başladım! “1915’de n’oldu ki” diyenlere
tartışmadan öğrendiklerimi bildiklerimi anlatıyorum bir bir:
bu ülkede ermenilerin olduğunu, 1915’de bilinçli bir
şekilde yok edildiğini anlatıyorum.
ermenilerin bu ülkenin eşit vatandaşları ve bireyleri
olduklarını, onların gerçekten ve tüm haklarıyla birlikte var olmaları için,
öncelikle bir “özür borçlu” olduğumuzu, bu özrü dilemeleri gerektiğini
söylüyorum. sonra da birlikte neler yapabileceğimizi konuşuyoruz.
1915’e kadar yazılarımda bu konuyu işlemeyi sürdüreceğim.
yıl boyu sitemde bu konuya dair bir şeyler hep yer alacak. sosyal ağlarda hem
bu yazdıklarımı hem bildiklerimi, hem de yeni
öğrendiklerimi paylaşacağım.
bu konuda kitaplar okuyacağım, insanların ve
yaşanmışlıkların olduğu olayları anlatacağım. çünkü insan hikâyeleri önce fark
etmeyi sağlar.
bu ülkede ermenilerin olduğunu ve halen bu topraklarda
yaşadıklarını, herkesle eşit haklara sahip olduklarını dile getireceğim. temel
haklarını onlar için onlardan önce savunacağım.
daha önce tabip odasına önerdiğim bir çalışmayı yeniden
gündeme getirdim ve eğer kabul edilirse ona katılacağım.
ermeni hekimlere oy vereceğim
iki yılda bir nisan-haziran ayları arasında tabip
odalarının olağan genel kurulları var ve odaların kurulları için seçimler
yapılıyor. bu yıl da genel kurul tarihi belirlenip, duyurulunca, aday olan
arkadaşlarıma ve aday gösteren gruplara da bundan söz ettim.
“aday listelerinizde ‘ermeni’ hekimlere de yer verin”
dedim.
hrant’a, anısına ve mücadelesine sahip çıkmanın yalnızca
sözle olmayacağını, yaşamın içinde de onun yaptıklarını yapmanın gerekli
olduğunu söyledim.
artık aktif hekimlik yapmadığım için bu yıl seçime
katılmayı düşünmüyordum; ama sadece bu görev nedeniyle belki de son kez, bir
daha bunu yapacağım.
oyumu kime vereceğimi de şimdiden duyuruyorum:
listesinde ermeni hekimlerden aday gösteren grupları
destekleyeceğim.
adayların arasında öyle bir grup yoksa tanıdığım,
bildiğim ermeni hekimlerin adlarını yazacağım atacağım oy listelerine.
seçilmeseler de bir yerlerde “daha kayda geçsin”,
“kayıtları olsun” diye yapacağım bunu.
ermenilerden özür dileyecek tüm hekim arkadaşlarıma,
dahası bu tür seçimlerin olduğu her örgüt ve kuruma ve üyelerine sürekli olarak
bunu yapmalarını öneriyorum.
çünkü en azından daha çoğunu yapmak için güzel bir
başlangıç olacak, özür sözde kalmayacak, “bu topraklarda ermeniler yaşıyor”
demiş ve birlikte yaşamak istediğimizi belirtmiş olacağız! (ms/hk)
http://www.bianet.org/biamag/insan-haklari/154893-1915-icin-sen-ne-yapacaksin?bia_source=rss

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.