Murat Aksoy
Protokoller iki ülkenin görünür olmayan önşartlarının
devreye girmesiyle akut hale geldi. Ermenistan’ın soykırım, Türkiye’nin Karabağ
hassasiyeti iktidarların sığındıkları birer “gerekçe” oldu. Her iki ülke de
protokollerin dondurulmasını iradi olarak tercih ediyor. Oysa Türkiye’nin 1915
ve sonrası ile yüzleşmesi kaçınılmazdır. 24 Nisan 1915'de Ermenilerin
yaşadıkları yerlerden tehcir edilmeleri bir insanlık trajedisi olarak tarihe
geçmiştir. Yaşanan trajedinin izlerini Ermenistan'daki müzede en açık biçimde
görüyorsunuz. Yaşanan sadece suçsuz yüz binlerce insanın ölümü değil, bir
zihniyetin ‘öteki’/‘tehlikeli’ varsaydığını sistematik bir yok etme ve kamusal
alanda görünmez kılma stratejisidir... Türkiye 1915 ile yüzleşmeden kaçtıkça,
devleti bu yüzleşmeye davet eden girişimlerin, aydınların ve kanaat
önderlerinin, STK’ların sayısı artıyor. Siyasi iktidarların sorunlarla yüzleşme
ve çözüm iradesinden kaçındığı noktada devreye, çözüme inanmış siviller
giriyor.
***
Türkiye'nin iç siyasetindeki yoğunluk, her yılın Nisan
ayının kaçınılmaz gündemi olan ‘Ermeni soykırımı’ iddialarını ikinci plana
attı. Nisan'ın ortasına geldiğimiz halde ortalık sakindi.
Ta ki, Cuma gecesi ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nde
Ermeni Soykırımı karar tasarısı 5'e karşı 12 oyla kabul edilene kadar. Tasarı
29 Nisan’da tatile çıkacak olan senatonun gündemine alınmadı. Bu anlamda
tehlikelerden biri atlatılmış oldu.
Bir yıl daha atlattık
Gelenek olduğu üzere her Nisan ayı geldiğinde başta ABD
olmak üzere kimi Batılı ülkelerde 24 Nisan’ı ‘Ermeni Soykırımı’ ilan etme
girişimlerine karşı Türkiye çeşitli karşı girişimlerde bulunarak ‘bir yılı
daha’ kazasız atlatmayı başarı sayardı.
Çoğu kez gözünü ABD Başkanına çevirir ve onun 24 Nisan'ı
‘soykırım mı’ yoksa ‘büyük felaket’ olarak mı anacağını beklerdi. Başkan
soykırım demediyse bir anlamda ‘yırtardık’.
1915 ve sonrasında yaşanan acı sürecin izlerini taşıyan
iki toplumun yani Türkler ve Ermenilerin acılarını sağaltacak olan Türkiye ve
Ermenistan halklarıdır. İki ülke halkı dışında 3. ülkelerin alacakları hiç bir
resmi karar bu acıyı onarmaya yetmeyecektir.
3. ülkelerin yapacakları ve bugüne kadar yaptıkları esas
şey, konuyu, kendi ulusal çıkarlarına göre Türkiye'ye karşı kullanmaktır.
İlişkiler iyiyse konu, geçiştirilmiş; gerginlik halinde ise konu mutlaka
pazarlık unsuru olarak kullanılmıştır. Bulundukları ülkelerde Ermeni
diasporaları ise konuyu kamuoyunda tutarak sorunun çözülmesine değil kendi
ontolojik varlıklarını sürdürmektedirler.
Özeti, iki ülke arasındaki ilişkileri 3. ülkelerin
alacağı hiçbir karar onaramaz.
Çözüm iki ülkenin elinde
Eğer 24 Nisan 1915 ve sonrasında yaşananları
normalleştirip, olanlarla yüzleşeceksek bunu ancak iki ülke insanları
yapabilir.
Bunu da, normalleşmeye inanmış, farklı olanla dost olarak
yaşamayı içselleştirmiş, geçmişi ile barışmış, çoğulculuğu zenginlik gören,
demokrasiye ve demokratik evrensel hukuk kurallarına uyan bir siyasal irade, bu
değerleri savunan STK’lar ve kanaat önderlerinin, aydınların karşılıklı geçmişi
sağaltma istekleri sağlayacaktır.
İki ülke, iki halk böyle bir iradeyi ortaya koyabilirse
sonrası zamanın işidir. Zaman her türlü acıyı da yarayı da iyileştirecektir.
Hayata geçmeyen protokoller
Ancak görüyoruz ki, iki ülke iktidarında böyle bir siyasi
irade yok. Komşularla sıfır sorun politikası çerçevesinde Ermenistan'la olan
ilişkileri normalleştirmek için 9 Kasım 2009’da Zürih’te imzalanan protokoller
ne yazık ki hayata geçirilemedi.
Protokoller iki ülkenin görünür olmayan önşartlarının
devreye girmesiyle akut hale geldi. Ermenistan’ın soykırım, Türkiye’nin Karabağ
hassasiyeti iktidarların sığındıkları birer “gerekçe” oldu. Her iki ülke de
protokollerin dondurulmasını iradi olarak tercih ediyor.
Oysa Türkiye’nin 1915 ve sonrası ile yüzleşmesi
kaçınılmazdır. 24 Nisan 1915'de Ermenilerin yaşadıkları yerlerden tehcir
edilmeleri bir insanlık trajedisi olarak tarihe geçmiştir. Yaşanan trajedinin
izlerini Ermenistan'daki müzede en açık biçimde görüyorsunuz. Yaşanan sadece
suçsuz yüzbinlerce insanın ölümü değil, bir zihniyetin ‘öteki’/‘tehlikeli’
varsaydığını sistematik bir yok etme ve kamusal alanda görünmez kılma
stratejisidir.
Bu açıdan aynı zihinsel süreklilik, ilan ettiği öteki,
tehlikeli olan her türlü toplumsal kesime bakışını bugüne kadar devam
etmektedir.
Dönem dönem devletin ötekisi, tehlikeli olanı değişmiş
ama onlara bakış ve ideolojik tavır alış değişmemiştir.
Bugün de aynıdır. Devletin kendilerine reva gördüğünü;
şimdi devleti ele geçirdiğini düşünenler, yeni ötekiler ve tehlikeliler
yaratarak sürdürüyor.
Çözümün adresi sivil toplum arayışları
Türkiye 1915 ile yüzleşmeden kaçtıkça, devleti bu
yüzleşmeye davet eden girişimlerin, aydınların ve kanaat önderlerinin,
STK’ların sayısı artıyor. Siyasi iktidarların sorunlarla yüzleşme ve çözüm
iradesinden kaçındığı noktada devreye, çözüme inanmış siviller giriyor.
Bu konuda Türkiye’de ciddi bir sivil irade oluşuyor.
Nitekim, Türkiye'de Ermeni meselesini geçmişe oranla daha yüksek sesle
konuşulur, tartışılır ve en önemlisi de kamusal alanlarda anılır olmuştur.
Ölümünden önce yazıları, konuşmalarıyla; ölümünden sonra
da yarattığı sahicilik etkisiyle ile Hrant Dink, Türkiye'de sivil toplumun bu
yolda büyük mesafe almasını sağladı. Son 5-6 yıldır 24 Nisan'da başta Taksim
olmak üzere ülkenin farklı yerlerinde insanlar toplanarak; 1915'de yaşananların
bir daha yaşanmamasını, devletin bunla yüzleşmesini istiyorlar. Ermenilerden
özür diliyorlar. Laikinden Müslümanı'na farklı kesiminden insanlar, bunları
yaparken sadece risk almıyorlar devlete, iktidara ve kendilerine mesafe
alabilme cesaret ve başarısı gösteriyorlar. Türkiye'yi 1915'te yaşananlarla
yüzleşmeye götürecek olan bu insanların yani demokratların basireti olacaktır.
Bu süreci hızlandıracak olan başka adımlara ihtiyaç var.
İki ülke arasında barış köprüleri kuran az sayıda STK ve aydının dışında galiba
önemli bir çaba da Ermenistan’daki demokratlara düşüyor.
İki ülkenin demokratlarının STK’lar aracılığıyla
karşılıklı buluşmaları, konuşmaları yaşanan acıların siyasetin, ulus-devletin
çıkarlarına kurban edilmeyip ‘insanileşmesine’ katkı sağlayacaktır. İhtiyaç
duyulan budur. Çünkü iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirecek olan
devletleri idare eden siyasiler ve onların uzantıları değil tek tek demokrat
Türkler ve demokrat Ermeniler olacaktır.
@murataksoy
http://t24.com.tr/yazi/99-yildir-yuzlesilemeyen-aci-24-nisan-1915/9027
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.