Demokratik İslam Kongresi adı altında toplanan bizler
“Her kim bir insanı yaşatırsa bütün insanlığı yaşatmış gibi olur” (Maide/32)
ayetinden hareketle barış için çalışanları, barış için mücadele edenleri
Allah’ın selamı ile selamlıyoruz. Gittikçe yaygınlaşan şiddet sarmalı,
bölünmüşlük ve çatışmanın İslam coğrafyasını kaosun içine sürüklediği açıktır.
Oysa İslam, taşıdığı mesajla, adalet, barış ve insanlık adına söylenebilecek en
son evrensel ilkeleri temsil etmektedir. Kalıcı ve kabul edilebilir bir barışın
inşasında İslami ve insani duyarlılığı olan tüm toplumsal kesimlerin ne tür
katkılar yapabileceği ve nasıl bir çalışma yöntemi geliştirilmesi gerektiğine
yönelik değerlendirmelerde Medine Sözleşmesi referans olarak kabul edildi.
(Merak ettim bizim partili Ermeniler ile Müslüman Ermeniler bu kongrenin neresinde?)
***
Kongremiz günümüzde yaşanan sorunların çözümünde diyalog,
müzakere, istişare ve anayasal düzenlemeler çerçevesinde Medine Sözleşmesi’ni
model olarak önermektedir:
DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ Sonuç Bildirgesi
Demokratik İslam Kongresi adı altında toplanan bizler
“Her kim bir insanı yaşatırsa bütün insanlığı yaşatmış gibi olur” (Maide/32)
ayetinden hareketle barış için çalışanları, barış için mücadele edenleri
Allah’ın selamı ile selamlıyoruz. Gittikçe yaygınlaşan şiddet sarmalı,
bölünmüşlük ve çatışmanın İslam coğrafyasını kaosun içine sürüklediği açıktır.
Oysa İslam, taşıdığı mesajla, adalet, barış ve insanlık adına söylenebilecek en
son evrensel ilkeleri temsil etmektedir. Kalıcı ve kabul edilebilir bir barışın
inşasında İslami ve insani duyarlılığı olan tüm toplumsal kesimlerin ne tür katkılar
yapabileceği ve nasıl bir çalışma yöntemi geliştirilmesi gerektiğine yönelik
değerlendirmelerde Medine Sözleşmesi referans olarak kabul edildi. Sözleşme’nin
Medine’de yaşayan tüm toplumsal grupların müzakereler sonucunda hak ve
hürriyetini yazılı garanti altına aldığı açıktır. Kongremiz günümüzde yaşanan
sorunların çözümünde diyalog, müzakere, istişare ve anayasal düzenlemeler
çerçevesinde Medine Sözleşmesi’ni model olarak önermektedir:
Toplumları birbirine düşman eden, telafisi zor hasarlara
yol açan cahiliye dönemine ait uygulama, düşünce ve iktidar anlayışları, farklı
toplumsal kesimlerin barış içinde ve özgür iradeleriyle bir arada yaşaması
önünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Bugün coğrafyamız, taşıyamayacağı ağır
bir krizle karşı karşıyadır. Bu durum
Medine Sözleşmesi referansı çerçevesinde Ümmetin yeniden inşasını zorunlu
kılmaktadır.
2. Medine Sözleşmesi’nin birinci maddesinde “Ümmet”, çok
kimlikli, çok dilli ve çok inançlı bir anlama sahiptir. Siyasi ve itikadi
yaklaşımlar, Ümmetin farklı din, mezhep, inanç, etnik ve diğer tüm toplumsal
gruplardan oluştuğunu dikkate almalıdır. Temel hak ve hürriyetlerin
kullanımında, toplumların ve bireylerin kendilerini ifade etmelerinde adaletli,
eşitlikçi ve özgür bir anlayışı kurumsallaştırmaları ve hukuki güvenceye
kavuşturmaları İslami bir zorunluluktur.
3.“Dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu, Allah’ın
ayetlerindendir” (Rum/22) ifadesi, farklı toplulukların başta anadilin
kullanılması olmak üzere, temel hak ve hürriyetlerini garanti altına almıştır.
Halkların dillerini, kültürlerini, farklılıklarını özgürce yaşaması Yüce
Allah’ın vermiş olduğu bir haktır; hiçbir siyasi otorite ve dini yorumun
toplumları bundan mahrum bırakması kabul edilemez.
4. Kürtler, yaşadığı topraklarda tarih boyunca din ve
Ümmet adına üzerine düşen her türlü sorumluluğu ve fedakarlığı yerine getiren
kadim halklardan biridir. Şimdi ise Kürtlerin karşı karşıya kaldığı otoriter
laikçi, ulus devletçi, mezhepçi ve ırkçı saldırılar karşısında Ümmet’in de
sorumluluk ve fedakarlık göstermesi gerekmektedir.
5. Toplumun yarısını oluşturan ve diğer yarısını da
doğuran kadınlar sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik alanlardan
uzaklaştırılmışlardır. Genel yaşamın içerisinde ve özellikle savaşlarda
kadınlar ve çocuklar üzerinden yürütülen çirkin bir saldırının olduğu
aşikardır. Kongremiz, özelde eril zihniyetler ve iktidarlar tarafından kadına
yönelik şiddet, taciz, tecavüz, cinayet,
çocuk evlilikleri ve her türlü egemen yaklaşımı reddetmektedir.
6. Kur’an’da idareci vasıfları övülürken, hem de bir
kadın yönetici üzerinden adil olma ve istişare önerilmektedir. Dolayısı ile
kadının topluma eşit katılımı tüm toplumsal sorunların çözümü için vaz
geçilmezdir. Kongremiz bu bilinç ve anlayışla
kadınların tüm alan ve konumlarda
özgün, özerk ve eşit temsili yetini kabul etmekte ve tanımaktadır.
7. Halkların İslam’ın kendilerine tanıdığı meşru, tabii
ve siyasi hakları kullanmalarında yaşadıkları zorluklar, baskılar, zulümler ve
idamlar kabul edilemez. Bu bağlamda İran’da yaşanan idamlar, Mısır’daki idam
kararları, Bahreyn ve Suudi Arabistan’daki mezhepçi siyaset anlayışının
doğurduğu haksızlıklar ve zulümler, Yemen ve Libya’daki dar aşiretçi
yaklaşımlar, toplumların kalbine vurulmuş büyük bir hançerdir. Siyasi aktörler
halkların talepleri karşısında şiddet kullanmaktan vazgeçmelidir.
8. Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümüne dönük
tarafların ortaya koymuş olduğu irade herkes tarafından önemsenmelidir. Barışın
kalıcı hale gelmesi için ivedilikle yasal düzenlemelerin, Medine Sözleşmesi’nin
müzakere yöntemleri de dikkate alınarak hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu
vesileyle Kongre katılımcıları, İslami çevreleri de sorumluluklarının farkına
vararak, barış sürecine aktif katılmaya davet etmektedir. Başta Türkiye ve
Suriye olmak üzere İran ve Irak’ta da Kürt sorununun haklar ve adalet temelinde
çözümü Müslümanların sorumluğundadır. Tüm toplumsal kesimlerin, cemaatlerin
yanı sıra İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği gibi kurumların da sürece
daha aktif katılması gerekmektedir.
9. Suriye ve Rojava’da yaşanan çatışmalar halkların
birlikte yaşama iradesini tehdit etmektedir. Kongremiz, aldıkları fetvalarla
uyguladıkları şiddete İslam’ı referans gösteren örgütlerin saldırılarının ve
bunları destekleyen iktidarların politikalarının İslam’ın özüyle asla
bağdaşmadığı görüşündedir.
10. Kongremiz, bölge devletlerini ve yönetimlerini Rojava
ve Suriye’de yaşayan tüm kesimlere insani yardımların ulaştırılması noktasında
sınırlarını açmaya davet etmektedir.
11.
Başta bölgemiz olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan etnik ve
mezhep temelli çatışmalar büyük bir endişe ve kaygı uyandırmaktadır. Bu durum
İslam’ın evrensel barış ve adalet değerlerinden sapma anlamına gelmektedir.
Halkların barışı ve birlikteliğine zarar veren siyasetlerden derhal
vazgeçilmelidir.
12. İslam’ın temel öğretisi ve siyaset tecrübesi farklı
etnik gruplara, inançlara, dinlere ve kültürlere eşit yaklaşma üzerine
kuruludur. Bu kapsamda Türkiye’de başta Aleviler, Ermeniler, Süryaniler,
Ezdiler olmak üzere tüm grupların hassasiyetleri gözetilerek; temel hak ve
hürriyetleri Anayasal düzeyde de garanti altına alınmalıdır.
13. Kongremiz iktidar ve devleti önceleyen Diyanet
anlayışı yerine toplumu önceleyen sivil ve çoğulcu İslam anlayışını
önemsemektedir. Diyanet’in din ve inançlar üzerindeki tekelini kabul
etmemektedir. Dini eğitim ve öğretim, başta medreseler olmak üzere sivil
topluma bırakılmalı, bunun önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Kongremiz
Melle Abdullah Timoki, Şeyh Said ve Said-i Kurdi şahsında gerçek İslam’ın
öğrenilmesinde emeği geçen tüm medrese
mensuplarına atfedilmiştir.
14. Kongremiz çağımızda egemen kapitalist moderniteye
alternatif olarak adil, demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü İslam anlayışını
önemsemektedir.
15.Kongremizin toplanmasına öncülük eden Sayın Abdullah
Öcalan tarafından gönderilen mesaj önemli ve değerli bulunmuştur. Barış
sürecine daha etkin katılımı için özgürlüğünü dualarımızla destekliyor ve
istiyoruz.
10-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Diyarbakır’da gerçekleşen
Demokratik İslam Kongresine Türkiye’den, İran’dan Kürdistan’dan, Arap
coğrafyasından ve Avrupa’dan İslam alimleri, kanaat önderleri, akademisyenler,
siyasetçiler, kadınlar, gençler ve sivil toplum kuruluşları yoğun bir ilgi
göstermişlerdir. Yaklaşık 350 delegenin katılımı ile toplanan Demokratik İslam
Kongresi çalışmalarını yoğunlaştırarak devam ettirme kararı almıştır.
Sürekliliği olan bir yapılanmaya gidilmesi ve çalışmaların daha yaygın,
kapsayıcı ve sistematik hale getirilmesi için yönetimsel düzeyde bir heyet
görevlendirilmiştir.
DEMOKRATİK İSLAM KONGRESİ
http://www.haberdiyarbakir.com/demokratik-islam-kongresi-sonuc-bildirgesi-63271h/
Öcalan: İslamiyette sadece Allah 'tek'tir
Demokratik İslam Konferansı'na mesaj gönderen PKK Lideri
Abdullah Öcalan, “İslami ümmet anlayışı öz itibariyle ulus devletçilikle asla
bağdaşmaz” dedi. Öcalan, “Küresel kapitalizmin türevleri olmaktan öteye
gidemeyen, sulta kökenli Şia, Selefi ve İhvan’i kökenli cemaatleri aşmak, yeni kurumsallaşma
için gereklidir” tespitinde bulundu. PKK lideri Abdullah Öcalan, Demokratik
İslam Kongresi’ne bir mesaj gönderdi. Öcalan, “Mümin kardeşlerim” diye başlayan
mesajında, “Mekan, halk ve demokrasi merkezli kavramlarla mücadele bayrağı
açmayı, aynı dinin özündeki doğruya sadakatle bağlı olmanın gereği saymaktayım”
dedi. Öcalan’ın mesajını, HDP Grup Başkanvekili ve İmralı adasına giden HDP-BDP
heyetinden İdris Baluken okudu.
Öcalan, mesajında, “İslam’ın ana merkezlerinde büyük bir
savrulmayı, ihanet ve isyanı yaşarken, ‘Kürdistan’ ve ‘Demokratik’
kavramlarını, eksik ve yanlış anlamada yol açabileceğinin bilincinde olarak
yine de daha büyük yanlışları önlemek ve özdeki doğrulara yol açmak açısından
kullanmaktan çekinmedim” dedi.
İslam’ın iki büyük merkezi olan iktidarcı Arabi, Selefi
akımlarla İrani Şia akımların devletçilik bağlamında büyük tahribatlara yol
açtığını kaydeden Öcalan, bunlara karşı “Mekan, halk ve demokrasi merkezli
kavramlarla mücadele bayrağı açmayı, aynı dinin özündeki doğruya sadakatle
bağlı olmanın gereği saymaktayım. İki iktidarcı devletçi merkeze karşı
demokratik ve mekan merkezli karşı çıkışların en büyük toplumcu ahlaki ve
politik ifadesi olarak İslami yanıt aramayı bulmayı ve iradeleştirmeyi
kongrenizin en temel görevi saymakta ve selamlamaktayım” dedi.
İSLAM ULUS DEVLETÇİLİKLE BAĞDAŞMAZ
Her iki merkezin de milliyetçilik mikrobunu İslam’ın
özüne karşı sonuna kadar kullandığını belirten Öcalan, “Kendi ulus devletlerini
doğuşunda kapitalist emperyalizmin ana zor kavram ve uygulaması olan ulus
devletçi sistemi en zorba tarzda kendi halklarına zalimce dayatmaktan asla
tereddüt etmemişlerdir. Halbuki İslami ümmet anlayışı öz itibariyle ulus
devletçilikle asla bağdaşmaz” dedi.
İslam’ın gerçekten din adına söylenebilecek en son
evrenselliği temsil ettiğini belirten Öcalan, “Ama çok önemli bulduğum bu aynı
felsefenin dini yeni İslam’ın bir de ‘tekil’ kavramı itibariyle ifade ettikleri
ve yaşamsallaştırdıkları gerçekliği vardır. Evrensel yan kendini ‘Allah'ın
birliği’ olarak güçlü ifade ederken, muazzam bir külliyata kavuştururken, bunun
üzerinden inşa edildiği ‘tekiller’ üzerinde aynı önemle durulmamış çok sayıda
eksik, yanlış, çatışmacı yorum ve uygulamalara tabi kılınmış, oluruna
bırakılmıştır” dedi. Öcalan, ekledi: “Genelde tüm canlılara özelde insana özgü
topluluklara İslam evrenselliğinin özünde yatan adil ve özgürce yaklaşımları
uygulamalıyız. Kul hakkı yememek ve karıncayı ezmemekle dile getirilen budur.”
'ÜMMETİN BAŞINDA BELA GÜNCEL FAŞİZM'
Hizbullah ve El Kaide’ni, “kapitalist hiçleştirmenin
İslam ümmetinin başına bela ettikleri güncel faşizm” olarak tanımlayan Öcalan,
şöyle devam etti:
“Kürdistan’daki özgürlük hareketi asla ne bu otoriter
laikçi milliyetçi ne de radikal dinci geçinen iki ana merkezli sapkınlığa
düşmeyecek ve fırsat tanımayacaktır. İnanıyorum ki temsil ettiğiniz özgürlük
hareketi her türlü milliyetçi, dinci, cinsiyetçi bilimci geçinen kapitalist
ataerkil iktidarcı anlayış ve uygulamalara karşı radikal demokrasinin ve özgür
mekanı kendisi olacaktır. Çağdaş İslami ümmetin ‘millet birliğini’ anlamlı
buluyorum. Ama bu asla ‘Tek devlet, tek millet, tek bayrak’ zırvalamaları
anlamına gelmemektedir. Tersine ilgili ayetteki ‘birbirinizi tanıyasınız diye
sizi farklı kavimler halinde yarattık’ hükmü gereğince çoğulcu demokratik eşit
ve özgür bir İslami ve birliğinde olan diğer kavimlerin ‘milletler birliğini’
ifade etmektedir. Kongrenizin hem İslam’ın evrenselliği hem tekilliği
bağlamında gerek İslami Milletler Birliği gerekse bağrındaki çoğulculuğun
ifadesi olan her mezhebi tekiller sorununa doğru yaklaşımlar ve uygulama
esaslarını gerçekleştireceğine dair inanç ve umudumu ifade etmek isterim.”
'İSLAMİYET BATILI MOTİFLERE SIKIŞTIRILAMAZ'
“Hareketimizin batının ideolojik hegomonyasının bir
sonucu olan dini-laik ikilemine boğmamak esastır. İslamın kendisini dini laik
bağlamına sıkıştırmak da bence yanlıştır. İslam’daki yaşam bütünlüğünü
bozmaktır” diyen Öcalan, “Ayrıca sanki modaymışcasına İslami kriterleri kılık
kıyafetler üzerine tanımlama dar pozitivist yaklaşımlardan öte bir anlam ifade
etmez. Eğer illa genel bir güncel İslami tanımlamada bulunma gereği varsa bunu
kültürel İslam olarak belirlemek kanımca herkesi içermesi nedeniyle doğruya
daha yakındır. Kültürel İslamla kast edilen hem gerçekleşmiş hem de anlamını
sürdüren İslam toplumu olmaktadır” değerlendirmesinde bulundu. Öcalan, şunları
kaydetti:
“Günümüz için İslamın anlamı dolayısıyla tanımı tarihi
toplumsal bir gerçeklik olan İslam toplumlarında adil demokratik özgür
kriterleri geçerli kılma ve bunun için cihadi ekber ve cihadı şurayı yani
sürekli eleştirel ve özeleştirel yaşamaktır. Diğer bir deyişle nefis ile
mücadeleyi dıştan gelen şer güçlerine karşı daimi kılmaktır.”
'KONGRENİN SÜREKLİLİGİ ÖNEMLİ'
“Saygı değer mümin kardeşlerim kongrenizin genel
hatlarıyla ifade etmeye çalıştığım anlamı kader sürekliliği ve bundan sonraki
kurumsallaşması daha da önemli bir görev olarak önümüz de, önünüzde
durmaktadır” diyen Öcalan, mesajında şunları kaydetti:
“İslami diyarların genelinde olduğu gibi, Kürdistan’da
sürekli yeni bir İslami kurumlaşmaya şiddetle ihtiyaç vardır. Küresel
kapitalizmin türevleri olmaktan öteye gidemeyen, sulta kökenli Şia, Selefi ve
İhvan’i kökenli cemaatleri aşmak, yeni kurumsallaşma için gereklidir. Çare
elbette resmi Diyanet İslam’ı değildir. Resmi Diyanet İslam İğdiş edilmiş”
İslam olup gayri resmi İslam’dan daha anlamsız, zıddına hizmet eden bir İslam
karikatürüdür. Faşizmden liberalizme kadar geniş hizmet sahaları vardır. Bun
anlam da karşı İslam rölü oynarlar. Gerek resmi, gerek “gayri siyasi” cemaat,
İslam’ın son Türkiye’de denenen pratikleri, kapitalizmin en talancı, en çevre
düşmanı, en iktidarcı örneğiyle toplumu karşı-karşıya bırakmıştır. Adil, özgür
ve demokratik İslam bu gerçeğin alternatifi olarak, kendini anlamlandırmak ve
sürekli bir kurumsallaşmaya tabi kılmak durumundadır. Yeni kurumsallaşmanın
adını, örgütlenme esaslarını ve amel biçimlerini derin bir vûkuf ve iradeyle
oluşturacağınıza dair inancımı belirtmek isterim.”
Öcalan, “Bazıları, hareketimizi, ateist, komünisti
materyalist gibi batılı kavramlarla tanımlamak istemektedirler. Bunlara 'kavram
kölesi' demek daha uygun düşer. Yalnız şu kadarını söylemeliyim ki ; eğer
İslami toplum doğası bir gerçekse, İslam’ın dindârı ve ateisti olmaz. Bunlar
kavramsallaştırmalardır” dedi.
Abdullah Öcalan, mesajında şu ifadelere yer verdi: “En
zor koşullarda, tüm küresel kapitalist zorbaların kuşatması altında en gelişmiş
savaş teknikleriyle, saldırı altında bulunan, her şeyi sömürülen bir halkın,
Kürt halkının, sahte İslam’ın zulmüne, sömürüsüne en çok maruz kalmış bir
toplumum savaşçılarına ancak Hz. Ali timsalinde kahramanlık yakıştırılabilir,
eş kılınabilir. İslam’ın (mazlumlar tarihinin) en adil, özgür ve demokratik
geleneğini temsil ettiğimize dair en ufak bir şüphem yoktur. Bu gerçekliği
dünyanın diğer tüm mazlum halklarıyla güncel olarak paylaşan öncülüğe layık
olmak kadar, günün ve geleceğin gerekli kıldığı yeniliğe ilişkin olarak da en
ideal hareketi olduğumuza dair kuşkum yoktur.”
PKK Lideri Öcalan, mesajını, “Çağdaş bir Hüseyni, çağdaş
bir Selahaddini hareketin sentezi olmak, en önemli mutluluk, dolayısıyla iman
kaynağımdır. Hepinizi paylaşamaya, iradeleşmeye, eyleme çağırıyorum. Toplumsal
esinin adil, özgür adı olan Allan’ın birliğine davetle birlikte güven olmanızı
diliyor ve kongresini tekrardan selamlıyorum” sözleriyle tamamladı.
http://www.etha.com.tr/Haber/2014/05/10/guncel/ocalan-islamiyette-sadece-allah-tektir/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.