Raffi Bedrosyan / rb@gmail.com
Erdoğan’ın mesajında kusurlar bulmak kolay. Bu mesaj,
devlet tarafından katledilmiş kurbanlarına hitap etmek yerine, deprem veya tren
kazasında ölmüş insanlara yönelik bir mesaj gibi okunabilir. Bu mesajın niçin
şimdi verildiğine dair fikirler yürütülebilir: Gayri samimi veya Obama
‘soykırım’ sözcüğünü kullanmasın diye planlanmış bir adım olabilir. Fakat
eninde sonunda, maksat ne olursa olsun, hakkını vermek gerek, bu bir Türk
devlet adamının 1915 kurbanları hakkında 99 yıldan beri ilk defa dile getirdiği
insani bir mesaj. Mesajda kullanılan bazı söylemler gerçekten cesurca ve geri
dönüşü olamayacak ifadeler – örneğin, 24 Nisan tarihinin tüm dünyadaki
Ermeniler için önemi veya tehcirin gayri-insani sonuçlar doğurduğunun kabul
edilmesi gibi. Mesajın doğru yolda atılmış bir adım olduğunu görebilmeliyiz –
eğer bu adımın hemen arkasından elle tutulur kararlarla devletin yeni bir yola
girdiği ortaya konulabilirse.
Bir devlet adamının inkara dayalı yüzyıllık bir tutumu
aniden değiştirebilmesi beklenemez . Fakat her uzun yolculuk küçük bir adımla
başlar. Eğer gerçekten tarihle yüzleşmek
ve geçmişteki hataları düzeltmek konusunda bir iyi niyet varsa, Türkiye’nin
kısa zamanda atabileceği bir kaç adım öneririm:
Ermenistan sınırını koşulsuz açmak, hudut kapısına Hrant
Dink’in adını vermek.
Osmanlı vatandaşı Ermenilerin torunlarına vatandaşlık
vermek.
Tarih ve ders kitaplarını, Ermenilere karşı nefret
söylemlerinden, asılsız ve yalan tarih bilgilerinden ayıklamak, 1915 tarihini
gerçeklere oturtmak.
Anadolu’daki 2000’den fazla yıkık Ermeni kiliseleri
restore etmek, restorasyonlar tamamlandığında bu kiliseleri gerçek sahibi olan
Ermeni Patrikhanesine devretmek.
1915’in acılarını ve kayıplarını Ermeni halkına
unutturmak icin sembolik bir özür olarak Ani ve Ağrı Dağ’ını, Ermenistan
ile küçük bir sınır değişikliğiyle aynı
yüzölçümünde toprak karşılığında takas
etmek
Osmanlı Ermenilerinin 33 vilayetten tehciriyle ilgili,
tehcir tarihi, nüfus miktarları, geride kalan mallar gibi hayati öneme sahip
kayıt ve belgeleri içeren 33 dosyayı açmak. Genelkurmay Başkanlığınca halka
açılması yasaklanmış Osmanlı zamanından kalma tapu belgelerini açmak.
Osmanlı Ermenileri varislerinin geride kalan mallarının
tazmini konusunda Türkiye’de dava açmalarına izin vermek.
Osmanlı Ermenilerinin geçmişteki ekonomik kayıplarına
karşı kısmi bir telafi olarak Ermenistan’a Karadeniz’de Trabzon veya Rize limanlarına
serbest transit ve gümrük ayrıcalıkları tanımak.
Mesajın samimiyeti, birçok cadde, okul ve mahalleye
verilmiş olan Ittihat Teraki liderleri
Talat, Enver ve Cemal isimlerinin
kaldırılmasıyla belli olacak. Fakat maalesef
Talat Paşa Komiteleri kurmuş, azılı katil Topal Osman’ın heykelini
dikmiş ve İttihatçıları kahraman yapmış olan ‘derin devlet’ içinde yer almış
kişiler hapisten serbest bırakılmıştır.
Erdoğan’ın samimiyetine başka bir ipucu da Başbakanlığa
bağlı Türk Tarih Kurumu’nun faaliyetleri olacak. Bu kurumun en son çıkardığı
kitapta 1915 Ermeni kayıpları sadece 8.000 ve ‘hastalık’ yüzünden olduğu
açıklandı. Erdoğan’ın mesajının yayınlandığı gün, Van’daki bir konferansta 24
Nisan 1915’te İstanbul’dan alınarak Ayaş ve Çankırı’ya götürülen 235 Ermeni aydınının gayet iyi ağırlandığı ve
birkaç ay sonra ‘burunları bile kanamadan’ İstanbul’a geri yollandığı
anlatılıyordu.
Erdoğan’ın ortak tarih komisyonu konusundan da artık
vazgeçmesi gerekiyor, zira 1915’e dair gerçekler, Osmanlı ve diğer devlet
arşivlerinden belgelerle zaten tüm dünya tarihçileri tarafından ortaya
dökülmüştür. Erdoğan’ın sadece Türk tarihçilerle, Türkiye içinde bir tarih
komisyon kurması yerinde olur; zira artık
gerçekleri ifşa edebilecek sorumlu, ilkeli, objektif Türk tarihçileri de
mevcuttur. Tarih konusunda atılacak ilk adım, Osmanlı Ermenilerinin 33 ayrı
vilayetteki tehcirini detayıyla kanıtlayan 33 dosyayı ve Genelkurmay
Başkanlığının hâlâ açıklanmasını yasakladığı Osmanlı tapu kayıtlarının
arşivlerini halka açmak olmalıdır. Uluslararası bir komisyonun kurulması 1915
gerçeklerini araştırmak için değil, bu gerçeklerin sonuçlarını ve telafisini
tartışmak için gereklidir.
Erdoğan’ın 1915 kurbanlarını ‘Ölü’ değil de ’öldürülmüş’
olarak adlandırması önemli, ama daha önemli bir konu var. Ortada muazzam bir
hırsızlık ve soygun var. Bir halkın zenginliğinin, toprak ve mallarının
transferi de söz konusu. T.C. Cumhurbaşkanı bugün Çankaya’da Kasapyan ailesinin
evinde oturuyor. Van’da Varakavank - Yedi Kilise dini binalar kompleksi ve Ermeni köyü bir şahsın mülkiyetinde. Bu şahıs Türkiye’nin
tanınmış bir gazetesinin başyazarı.
Türk Devleti Anadolu’da Ermenilerden kalma 4000’den fazla
kilise, okul ve bunların topraklarına el koymuş durumda. Türk ve Kürt ileri
gelenleri 1915’te yüzbinlerce ev, dükkan, tarla, bağ, bahçe, depo, fabrika,
maden gibi malları sahiplenmis ve
bunları hâlâ ellerinde tutmaktalar. Bu el koyma ve sahiplenme, savaşta devletin
diğer bir devleti işgali sırasında değil, devletin kendi vatandaşlarını
öldürdükten sonra onların mallarına konması ve bunun için gerekli kanunları
çıkararak bu soygunu hukukileştirmesiyle oldu. Bu konu, 1915 soykırım mı, değil
mi tartışmasından ziyade, Türkiye Devletinin el konulmuş malları ve toprakları
gerçek sahiplerine geri vermesiyle ancak çözülebilecek.
Türkiye Devletini geçmişle yüzleşmeye davet ederken,
Ermenilerin sadece üçüncü devletlerden
medet ummaları kabul edilir bir durum değildir. İhtilaflı halkların birbiriyle direkt diyaloga girip anlaşmaya
çalışmasının elzem olduğuna inanmış biri olarak, karşılıklı güven, empati ve
‘ortak hafiza ve gerçekler’ gün ışığına çıkıncaya kadar Ermenilerin Türklerle,
Kürtlerle ve yeni bir gerçek olarak ortaya çıkmaya başlayan İslamlaş(tırıl)mış
Ermenilerle her fırsatta buluşup konuşmalarını gerekli buluyorum. Bunun için
medya, akademi, eğitim, hukuk, sanat, sinema, mimari ve mühendislik alanında
yetişmiş Ermeniler ve STK’lar, Türkiye’deki meslektaşlarıyla ortak projeler,
konferanslar, kültürel etkinlikler, medya ve öğrenci değişim programları, restorasyon
çalışmaları gerçekleştirmeli ve birbirleriyle temas kurmalıdır. Bu yola çıkmış
birkaç şahıs ve kuruluş sayesinde, geçmiş tarih ve gelecek barış konusunda
gerçekleri görebilen demokratik düşünceli insanlar Türkiye’de hızla
çoğalmaktadır. Sorunlar Türkiye içinde, ama çözüm ve barışın da Türkiye içinden
doğacağını bilmeliyiz. Erdoğan’ın mesajının doğru yolda atılmış bir ilk adım
olduğuna inanıyorum, ardından yukarıda saydığım adımların da atılması şartıyla.
http://t24.com.tr/yazarlar/raffi-bedrosyan/erdoganin-mesaji-bundan-sonra-neler-yapilabilir,9234
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.