"Sabah 5'te uyandım. Oğlum aradı, 'Keseb'e saldırı
olacak diye konuşuyorlar' dedi. Böyle söylentileri bazen duyarız, 'Doğru mu?'
diye bakmak istedim, evden çıktım. Sınıra yakın 2 karakol vardı, içinde 3-4
asker olurdu. 2 karakola roketlerin düştüğünü gördüm. Sonra 'Allahu ekber!'
diye tekbir sesi duydum. Her taraftan [sınırdan] çok sayıda siyah kıyafetler
giyinmiş silahlı adam Keseb tarafına giriyordu. Türk askerleri öndeydi. Gördüm.
Hepsi telsiz telefonlu komandolardı. Biz gördük, Türkiye tarafından 2 füze
geldi, havada bir süre durdu sonra indi. Muhaliflerin bu teknolojileri var mı?
Türk hükümeti 'Biz Keseb'e müdahale etmedik' diyor olabilir ama biz gördük, o
füzeler Türkiye'den geldi."
***
Suriye'de güney ve batı cephelerinde Suriye ordusu
karşısında gerileyen muhaliflerin stratejik avantaj kazanmak için Keseb
kasabasını ele geçirmesi ülke içindeki milyonlarca iç göçmene yenilerini
ekledi.
Aynı zamanda Keseb saldırısı Türkiye'yi iki açıdan
sıkıştırdı: Kasabadan kaçanlar yaşadıklarından Türkiye'yi sorumlu tutarken,
Ankara'nın El Kaide'ye destek verdiğine dair suçlamalara yenileri eklendi.
Kasabayı ele geçiren silahlı muhaliflerin arasında Nusra
Cephesi gibi El Kaide çizgisindeki radikal grupların olması ve Türkiye
sınırından geçtiklerini gösteren video görüntülerinin bulunması tepkileri ve
suçlamaları iyice arttırdı.
Keseb'ten kaçıp Lazkiye'ye sığınan Ermeniler, isimlerinin
yayımlanmaması isteğiyle, Türkiye'nin lojistik desteği ile gelen saldırılar
sırasında ve sonrasında neler yaşadıklarını anlattı.
'Sadece canımızı kurtarmak istiyorduk'
Silahlı muhalifler 21 Mart'ta Keseb'i ele geçirdikten
sonra Akdeniz'e ulaşma ve Lazkiye kenti üzerindeki baskıyı arttırma hedefleri
ile henüz umduklarını bulamazken Lazkiye'ye sığınan Kesebliler "Şimdi ne
olacak, ne zaman dönebileceğiz?" sorularını sıklıkla soruyor.
Çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu kasabada az sayıda
Alevi ve Halep'teki çatışmalardan kaçan aileler de bulunuyordu.
Keseb ve çevresindeki birkaç köyde yaşayanlar
çatışmaların başlaması ile birlikte Lazkiye'ye kaçtı. Lazkiye'deki Ermeni
Kilisesi'nde, akrabalarının evlerinde ya da 3-4 aile birlikte kiraladıkları
evlerde yaşıyorlar. Suriye içindeki diğer kentlere ve Lübnan gibi başka
ülkelere gidenler de var.
Lazkiye'de görüştüğüm Keseblilerin tamamı saldırıya
hazırlıksız yakalandığını ve kasabaya bir saldırı beklemediklerini söyledi.
Anlattıklarına göre, kasabalıların çoğu sabah 6 civarında
şiddetli patlama sesleri ile uyanmışlar. Buldukları araçlarla Lazkiye'ye
kaçmaya başlamışlar.
Üstlerindeki pijamalarla çıkmışlar; para, kıymetli eşya,
hatta kimliklerini almaya vakit bulamamışlar. Kasabalı kadınlardan biri,
"Sadece canımızı kurtarmak istiyorduk" diye anlatıyor yaşadıklarını.
Kasabadan birkaç kişi ise şiddetli patlamalara rağmen
çatışmaların birkaç saat içinde biteceğini düşünmüş, kadınları ve çocukları
Lazkiye'ye gönderip 22 Mart'a kadar çatışmanın gidişatını görmek için Keseb'te
kalmış.
Çatışmaların başladığı sınır ve sınır kapısı kasaba
içinden görülebilecek kadar yakın olsa da çatışmaların kasabaya sıçramamasını
ummuşlar.
'Türk askerleri öndeydi'
Keseb'ten çatışmaların 2. günü ayrılan Ermenilerden biri,
"Halep'tekilerle konuştuğumuzda, haberleri izlediğimizde üzülürdük ama
anlattıkları şeyler başımıza geldikten sonra ne hissetiklerini anladık"
diyor.
Lazkiye'de kiraladığı evde eşi, kızı ve torunları ile
birlikte yaşıyor. Her halinden geçici olduğu anlaşılan 4. kattaki dairenin
balkonunda saksılar içinde domates, fasulye, soğan, nane yetiştiriyor.
"Biz Kesebliler çiftçiyiz. Çalışmadan ve topraktan uzak duramayız"
diyor.
21 Mart'ta muhaliflerin Keseb'e yönelik başlattığı
saldırının hem görgü tanığı hem mağduru Kesebli Ermenilerden biri ancak
Türkiye'de dostlarının ve ticari ilişkilerinin olduğunu belirtip isminin
yazılmasını istemiyor.
Türkçe'yi iyi derecede ve Hatay çevresindeki yerel şive
ile konuşuyor. Evinin sınıra çok yakın olduğunu, 21 Mart sabahı başlayan
çatışmaları Türkiye-Suriye sınırından itibaren izlediğini söylüyor ve
gördüklerini şöyle anlatıyor: "Sabah 5'te uyandım. Oğlum aradı, 'Keseb'e
saldırı olacak diye konuşuyorlar' dedi. Böyle söylentileri bazen duyarız,
'Doğru mu?' diye bakmak istedim, evden çıktım. Sınıra yakın 2 karakol vardı, içinde
3-4 asker olurdu. 2 karakola roketlerin düştüğünü gördüm. Sonra 'Allahu ekber!'
diye tekbir sesi duydum. Her taraftan [sınırdan] çok sayıda siyah kıyafetler
giyinmiş silahlı adam Keseb tarafına giriyordu. Türk askerleri öndeydi. Gördüm.
Hepsi telsiz telefonlu komandolardı. Biz gördük, Türkiye tarafından 2 füze
geldi, havada bir süre durdu sonra indi. Muhaliflerin bu teknolojileri var mı?
Türk hükümeti 'Biz Keseb'e müdahale etmedik' diyor olabilir ama biz gördük, o
füzeler Türkiye'den geldi."
Kasabaya saldırı beklemediğini söyleyerek şöyle devam
ediyor: "Türk askeri sınırı tutuyor diye güveniyorduk. Yine tedirgindik
ama 3 sene boyunca bir şey olmadı, şimdi de olmaz diyorduk."
Silahlı muhaliflere güven yok
Hâlâ kasabayı kontrol eden silahlı muhaliflerin
"Kesebliler kasabaya dönebilir" yönündeki açıklamalarını
hatırlattığımda şöyle karşılık veriyor: "7 Ermeni, 2 Alevi hâlâ kayıp.
Haleplilere ne olduğunu da bilmiyoruz. Kevork'un haberini aldık, onu kesmişler.
Gençleri kestilerse nasıl inanacağız da geri gideceğiz? Kim bize garanti
verecek? O yıkımı gözümüzle gördük, onlara ve verdikleri sözlere nasıl inanıp
geri döneceğiz?"
Kesebli bir din adamı da ülkedeki savaş 4. yılına
girmesine rağmen 21 Mart'a kadar Keseb'e yönelik saldırı olmadığını ve bu
nedenle bir saldırı beklemediklerini söylüyor.
Şiddetli patlama sesleri ile uyandıklarını, havan ve
roketlerin "yağmur gibi düştüğünü" anlatan din adamı, "Kasabaya
gireceklerini düşünmüyordum, sınıra saldırdıklarını ve çatışmaların birkaç saat
içinde biteceğini zannettim. Yanıma sadece cep telefonumu ve pasaportumu
aldım" diyor.
"Türkiye sınırı neden şimdi açtı?" diye soran
din adamına göre kasabayı kontrol eden silahlı muhaliflerin "kiliselere
zarar vermedikleri" yönündeki açıklamaları şüpheli. Din adamı şöyle diyor:
"Youtube'da bir video gördüm, kiliseyi çekmişler. Kiliseye zarar
vermediklerini söylüyorlar ancak kamera çok hızlı hareket ediyor. Gördüğüm
kadarıyla kilisedeki levhalar, heykeller-ikonalar, kıymetli halı görüntüde yok.
Video çekildikten sonra kiliseyi yakmadıklarını veya patlatmadıklarını kim
garanti edebilir? Kasabadaki müzede eserler vardı, neredeler? 23 yaşındaki o
genci niye öldürdüler? Arabası yoktu, annesi-babası ile kaldı, çok iyi biriydi.
Nasıl dönebiliriz ki? Dönersek bize ne yaparlar tanrı bilir" diyor.
Erdoğan'ın 24 Nisan konuşması nasıl karşılandı?
Çatışmanın ilk günlerinde kasabadan ayrılan Kesebli
Ermenilerin bir kısmı Lazkiye'deki Kidon Kilisesi'nde kalıyor. Kilisede hâlâ 90
civarında Kesebli var. Kadınlar ve çocuklar kilise içindeki büyük bir salonda,
erkekler ayrı bir salonda kalıyor. Küçük çocukların ve yaşlıların da olduğu
Kesebli göçmenlerin ihtiyaçları Suriye Kızılayı ve gönüllülerin yardımları ile
karşılanıyor.
Silah sesleri ile uyandıklarını, her yere roketlerin
düştüğünü, şaşkınlık ve panikle kasabadan kaçmaya çalıştıklarını tekrar tekrar
anlatıyorlar. Anlatırken gözlerindeki korku okunabiliyor. Kilisede, kasabaya
giren silahlı muhalifler tarafından öldürülen Kevork Curya'nın resmi asılı.
Keseb'te olanları konuşmak üzere Kidon Kilisesi'ne
gittiğimde 24 Nisan 1915 tehcirinde hayatını kaybedenler için düzenlenen Yas
Töreni'nin bitimine denk geliyorum. Kilise içindeki salonlardan biri oldukça
kalabalık, birkaç saat konuşuyoruz ancak isimlerinin yazılmasını istemiyorlar.
Salondaki Ermenilerden biri Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın 24 Nisan nedeniyle yaptığı konuşmayı "tehcirde hayatını
kaybedenler için taziye dileğini samimi bulmadığını" söylüyor.
Keseb'in karşısındaki Türk köyleri ile komşuluk
ilişkileri olduğunu vurgulayarak, "Bizim Türk halkı ile sorunumuz yok.
Hükümet, İttihat ve Terakki yaptı desin ama acımızı tanısın; 'Olmadı'
demesin" diyor.
Ona göre, "Türkiye'de taziye dileği sunan da Keseb'e
saldıran muhaliflere sınırı açan da aynı hükümet."
Kilisedeki yaşlı Ermenilerden biri "Erdoğan bunları
niye destekliyor? Girdikleri yerde öldürüyorlar, çalıyorlar, yakıyorlar"
diye tepki gösteriyor.
Muhalifler tarafından Hatay'ın Vakıflı köyüne götürülen
Ermenilerle ilgili açıklamalara da tepkililer. Kesebli Ermenilerden biri,
"Bu yaşlılarla propaganda yaptılar. Tamam, buna inandık diyelim. Peki
gençler [kayıp 7 Ermeni, 2 Alevi] nerede? Onları niye sormuyorlar?" diyor.
Keseb'ten kaçanlarla yaptığım görüşmede her soru
yenilerini doğurdu. Ancak görünen o ki, Keseb muhaliflere stratejik avantaj kazandıracak
bir kazanım olacakken, Suriye içindeki milyonlarca iç göçmene yenileri eklendi,
"Türkiye El Kaide'ye destek veriyor" imajını pekiştirdi, Türkiye'ye
yönelik tepkileri arttırdı ve muhaliflerin bir kez daha mercek altına
alınmasına yol açtı.
Kilisede uzun uzun, "Keseb'te ne oldu, neden
oldu" diye konuşan Kesebli Ermenilerden biri durumu özetliyor:
"Türklerin dediği gibi, evdeki hesap çarşıya uymadı. Şimdi bu durumdan kim
ne kazandı?"
http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/05/140503_keseb_hediye_levent_suriye.shtml





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.