Özcan Yeniçeri /
yeniceriozcan@yahoo.com
AKP’nin on iki yıldır
izlediği politika “Komşularla sıfır sorun” lu bir coğrafya hedeflemek;
Kıbrıs’ta “bir adım önde olmak” için ilk adım atan ülke olmak; Ermenistan ile
‘yüz yıllık tarihi sorunu tarihte bırakmak’ için “çözümsüzlük çözüm değildir”
politikasını terk etmek olarak özetlenebilir. Tarihi, sosyolojik ve
jeopolitik gerçeklerden kopuk ütopik sloganlarla yürütülen AKP politikalarının
Türkiye’ye maliyeti de büyük olmuştur.
‘Esad gitmeli, Suriye halkı
özgür iradesiyle kendisini yönetmeli’ sloganı, bölge, ülke, uluslararası
ilişkiler ve sosyolojik temel üzerine oturtulmadığı için bir AKP temennisinden
ileriye gidemedi.
‘Esad gitsin de isterse
Suriye viran olsun’ şeklinde uygulanan politika sonuçta Türk diplomatlarını
dünyanın en barbar örgütü olan IŞİD’in eline rehin düşmesine neden olmuştur.
Yanlış anlaşılmasın, elbette Irak ve Suriye’de yaşananların tek sorumlusu, Türk
dış politikası değildir.
Irak’ta bugün yaşananların
tarihi ABD işgaline dayanır. Irak’ın yapısal ve toplumsal anlamda yeni yeni
oluşmaya başlayan dokusunu mezhep, etnik ve bölge temelinde paramparça eden ABD
işgalidir. Afganistan’da El Kaide’yi, Irak’ta IŞİD’i bu politikalar üretmiştir.
Ancak bu durum, bölgede
gerçekleşen kargaşa ve kaostan AKP iktidarının uyguladığı politikaların rolünü
görmezlikten gelmeyi de haklı kılmaz.
Bir defa süreç içinde şu veya
bu biçimde AKP, Suriye’de Esad’a karşı tüm radikal İslamcıları ve cihatçıları
çeşitli yöntemlerle desteklemiştir. Bu durum El Kaide, El Nusra ya da IŞİD gibi
katil örgütlerin güçlenmesine neden olmuştur.
Suriye’deki savaşın
başlangıcında, yabancı savaşçıların sınırlardan serbestçe geçişine izin
verilmiştir. Türkiye’nin Suriye ile olan sınırı çoğu zaman Esad’a karşı
savaşanların serbestçe geçiş yerleri olmuştur. Bu durum Suriye’deki Cihatçı,
Kaideci, Selefici, Nursacı güçlerin bölgede istediği gibi cirit atmasına neden
olmuştur.
İran’ın, Şii yayılmasını
dengelemek için Sünni hareketlere yönelik himayeci tutumu da Türkiye’yi IŞİD
barbarlığıyla karşı karşıya bırakmıştır.
Hatırlatalım; AKP,
“Suriye’nin dostları” adı altında Suriye
dahil bölgenin Birinci Dünya Savaşı sırasında sınırlarını çizmiş ve paylaşmış
olan Fransa ve İngiltere gibi ülkelerle, Suriye’nin geleceği konusunda
Türkiye’de toplantılar düzenlemiştir!
Tamamen devşirme, barbarlık
ve cinayet tecrübesi olan bilumum radikaller, Esad muhalifi olarak kategorize
edilmiştir. Yabancı ülkelerde örgütlenen, yabancı istihbarat servislerinin
güdümünde kendi ülkelerine karşı savaşan milislere Özgür Suriye Ordusu adı
verilmiştir. AKP iktidarı işte bu Özgür Suriye Ordusu’ndan yana tavır
koymuştur.
AKP politikasını,
uluslararası alanda da “Ya Özgür Suriye Ordusu ya da Esad Rejiminin Ordusu”
yanında yer almak olarak formüle etmiştir. Suriye’de radikallerin
güçlendirilmesi ve bölgeye hakim bir konuma gelmesinin sakıncalarından söz
edenleri de AKP medyası “Esedci” ya da “mezhepçi” olarak yaftalamıştır.
Suriye’de Esad güçten
düşürülünce ülkedeki Selefi, Cihatçı ve Nusracı gruplar güçlenmiştir.
Suriye’de olan biteni doğru
okuyamayan Dışişleri Bakanı Davutoğlu, ‘Esad üç ay sonra gidecek’ beklentisi
üzerine Türkiye’nin stratejisinin oturtulmasına neden olmuştur. Halbuki Esad üç
yıldır, her şeye rağmen Suriye’nin başında kaldı ve kalmaya da devam edecek
gibi görünüyor.
Yabancı işgaller devletleri
yıkmaz, çoğu zaman da işgaller kendilerini sona erdirecek şartları yaratır.
Devletleri, devleti meydana getiren halkların iradesinin ayrışması yıkar. ABD,
Irak devletini yıkmamış, bir arada yaşama iradesini yok etmiştir. Halkı
farklılıklar temelinde ayrıştırıp birbirine karşıt hale getirerek Irak
devletinin fiilen yıkılmasına neden olacak şartları yaratmıştır.
İşgalden sonra iş başına
gelen Maliki yönetimi, mezhep taassuplu bir anlayışla Sünnileri sistemden
dışlamıştır. IŞİD hareketini de işte bu zemin yaratmıştır.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/akpnin-suriye-politikasi-ve-isid-31117yy.htm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.