Ahmet Cemal / ahmetcemal@superonline.com
Yukarıdaki, bir-iki aya kadar
çıkacak bir deneme kitabımın adı. Theo Angelopoulos’un unutulmaz filmi
“Sonsuzluk ve Bir Gün”de, bilincini çoktandır yitirmiş yaşlı annesinin
yatağında oturan adamın sorduğu o müthiş soru: “Söylesene anne, biz sevmeyi ne
zaman unuttuk?” Kim derdi ki bir gün gelecek ve ben o gün, keşke annem hayatta
olsaydı da aynı soruyu ona yöneltebilseydim diye düşünecektim: “Söylesene anne,
biz sevmeyi ne zaman unuttuk?... 6-7
Eylül faciası geldi ve hayatımın en büyük travmasını yaşadım. İstanbul’da
“Gayrimüslim”lerin işyerlerinin ve evlerinin yakılıp yıkıldığı, talan edildiği,
sonsuz bir gece. Hayatım boyunca yaşadığım gecelerin en kapkarası. Ertesi günü
geri kalan, Pera’nın, Beyoğlu’nun kökü yüzyıllara uzanan kozmopolit, yani
çokkültürlü örgüsünün perişan kalıntılarıydı. O günden sonra, giderek artan bir
yoğunlukta olmak üzere, artık insanları sevmemiz gerektiğini değil, “bazı”
insanları, “hangi” etnik grupları neden sevmememiz gerektiğini öğrenmeye
başladık. “Gel, kim olursan ol, gel!” diye seslenen Mevlâna’nın, “Aşk gelicek
cümle eksikler biter!” diye yankılanan Yunus’un ezgileri, nefret çığlıkları
arasında yitip gitti. Annem, iyi ki artık hayatta değil. Ve ben iyi ki ona
sorma olanağından yoksunum: “Söylesene anne, biz sevmeyi ne zaman unuttuk?”
Cumhuriyet’in ilk öğretmenlerinden olan o kadın, bu kapkara sorunun cevabını
bilemezdi ki! (Bize göre bu tarih çok daha eski ve 1895-96 yıllarına dayanıyor. HYETERT)
***
Yukarıdaki, bir-iki aya kadar
çıkacak bir deneme kitabımın adı. Theo Angelopoulos’un unutulmaz filmi
“Sonsuzluk ve Bir Gün”de, bilincini çoktandır yitirmiş yaşlı annesinin
yatağında oturan adamın sorduğu o müthiş soru: “Söylesene anne, biz sevmeyi ne
zaman unuttuk?”
Kim derdi ki bir gün gelecek
ve ben o gün, keşke annem hayatta olsaydı da aynı soruyu ona yöneltebilseydim
diye düşünecektim: “Söylesene anne, biz sevmeyi ne zaman unuttuk? Sen ki, bana
çocukluk yıllarımda öğretmenlik günlerini anlatırken hep insanların hiçbir
ayrım tanımaksızın birbirlerini sevdikleri, birbirlerine ve kendilerine,
hepsinden önemlisi de yaşadıkları Cumhuriyet’e güvendikleri bir ülkeden söz
ederdin! Oldu mu gerçekten böyle bir ülke? Yani masal değil miydi anlattıkların?”
Değildi herhalde. O ülke,
yaşlanmakta olan bir beynin, bir zihnin yarattığı bir sanrı değildi. Bir düş
değildi. Gerçeğin düpedüz kendisiydi. Çünkü ben de çocukluk yıllarımın bir
bölümünü öyle bir ülkenin bir mahallesinde yaşamıştım. Rumlarla, Ermenilerle,
Musevilerle, Kürtlerle, Lazlarla dolu, değişik adlar taşıyan, ama hiçbiri de
neden adlarının birbirinden bunca farklı olduğunu merak etmeksizin “çocukluk
arkadaşları” olan bir mahalle. Bayramların ve yortuların birlikte yaşandığı,
Noel ve Paskalya çanlarının ezanlara karıştığı, yortu sofralarını iftarların
izlediği bir ortam.
O zamanlar, bir gün gelip
birbirimizi sevmeyi unutabileceğimizi, bu sevgisizlik yüzünden gittikçe
tenhalaşacağımızı aklımızın kenarından bile geçirmediğimiz günlerdi. Mustafa
Kemal’in yaktığı laiklik ve tam bağımsızlık meşalesinin henüz hayatımızı ve
ortalığı aydınlatmayı sürdürdüğü günlerdi.
Sonra 6-7 Eylül faciası geldi
ve hayatımın en büyük travmasını yaşadım. İstanbul’da “Gayrimüslim”lerin
işyerlerinin ve evlerinin yakılıp yıkıldığı, talan edildiği, sonsuz bir gece.
Hayatım boyunca yaşadığım
gecelerin en kapkarası.
Ertesi günü geri kalan,
Pera’nın, Beyoğlu’nun kökü yüzyıllara uzanan kozmopolit, yani çokkültürlü
örgüsünün perişan kalıntılarıydı.
O günden sonra, giderek artan
bir yoğunlukta olmak üzere, artık insanları sevmemiz gerektiğini değil, “bazı”
insanları, “hangi” etnik grupları neden sevmememiz gerektiğini öğrenmeye
başladık.
“Gel, kim olursan ol, gel!”
diye seslenen Mevlâna’nın, “Aşk gelicek cümle eksikler biter!” diye yankılanan
Yunus’un ezgileri, nefret çığlıkları arasında yitip gitti.
Annem, iyi ki artık hayatta
değil.
Ve ben iyi ki ona sorma
olanağından yoksunum: “Söylesene anne, biz sevmeyi ne zaman unuttuk?”
Cumhuriyet’in ilk
öğretmenlerinden olan o kadın, bu kapkara sorunun cevabını bilemezdi ki!
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/83251/Biz_Sevmeyi_Ne_Zaman_Unuttuk_.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.