Hranouch Kharatian
Dersim’de kimlik arayışı 1. Bölüm : Dersim kimlikleri. Günümüzde Ermeni ve Türk kimliği Ermenistan'dan bakış... Dersim’de kimlik arayışı. Ermenistanlı etnolog Hranouch Kharatyan Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze izlenen Türkleştirme politikalarının Dersimliler üzerindeki etkisini inceliyor. Osmanlı'dan günümüze Dersim'in farklı toplulukları kimliklerini farklı şekillerde tanımladılar. Ama onların tanımlarından bağımsız olarak devletler her dönemde bu toplulukları yakından izledi.
Günümüzde Ermeni ve Türk kimliği
Ermenistan'dan bakış
Dersim’de kimlik arayışı
1. Bölüm : Dersim kimlikleri
Hranouch Kharatian
Etnolog
Ermenistanlı etnolog Hranouch Kharatyan Cumhuriyetin
kuruluşundan günümüze izlenen Türkleştirme politikalarının Dersimliler
üzerindeki etkisini inceliyor. Osmanlı'dan günümüze Dersim'in farklı
toplulukları kimliklerini farklı şekillerde tanımladılar. Ama onların
tanımlarından bağımsız olarak devletler her dönemde bu toplulukları yakından
izledi.
Türkiye Cumhuriyeti’nde "kimlik hakkının"
geçirdiği evrimler
Türkiye halkına « Türk » kimliğinin yoğun bir şekilde
aşılanması ve « Türk» isminin verilmesi programı politik, ideolojik-kültürel ve
zorlayıcı idari yöntemler aracılığı ile modern bir ulus devlet yaratmak için
Kemal Atatürk tarafından düzenlenmiştir.
Bu program büyük bir başarı ile 1990 yılına kadar
sürdürülmüştür (eğitim, tarihi açıklamalar, sosyopolitik makaleler, yer ve kişi
adlarının Türkçeleştirilmesi, edebiyat, idari ve hatta pedagojik görevlerden
Türk olmayan kişilerin uzaklaştırılması vb.).
Hasılı, önemli sayıda Kürt, Arap,
Rum, Laz ve Kafkas ve Balkan (Arnavut, Bulgar, Sırp vs.) köken diğer halk ve
Ermeni soykırımı'ndan sağ kalanlar, derinden veya gözle görülür bir şekilde
Türkleştirilmişlerdir.
Aslında başka çıkış yolları yoktu. Çünkü "Türk olmayanlar"ın
konumlarının uygulama ile ortaya konulduğu
(Hıristiyanlar en alt kademede, Aleviler bir üst kademede, sonra Sünni
Araplar ve Kürtler ve Sünni Türkler en üst kademede) bir kast sistemine resmen
entegre edilmiş olmalarının haricinde,
sadece bir « Türk » sosyal
statüsünü değiştirebilir, memur olabilir,
kariyer yapabilir, bir devlet okulunda ders verebilir, mali, kültürel,
politik ve sair tüm alanlarda sürekli işkenceye maruz kalmaktan kurtulabilirdi.
« Türk olmak » kolaydı:
Türkçe konuşmak, Sünni Müslüman olmak ve « Türk » olarak adlandırılmak
yeterliydi, bu da gelecek nesilin Türk sosyokültürel ve politik hayatına
entegre olmasına en azından bir şans vererek, siyasi ve idari baskılardan ve
sosyal olarak acınacak bir halde olmaktan kurtulmayı sağlayacaktı. Böylece,
toplumda « Türk » kimliğini oluşturan etkenlerin en az onla çarpılması, ve çok
yakın zamana kadar çok dinli ve bir çok etnik gruba sahip bir Türkiye’nin
etnik-dini imajının hızlı ve ani bir şekilde değişmesi için, toplumun
laikleşmesi ve kimliğin Sünni-Türkleştirilmesi programı kemalist Türkiye’de
ciddi bir direnişle karşılaşmadan başarı ile uygulanmıştır.
« Türkleştirme » siyasi programının genel başarısının
önemli bir kısmı, özellikle bilindiği kadarı ile aileler veya gruplar
tarafından muhafaza edilmiş sözel hatıralara dayanan geçmişi bilmeme ve
kitlenin kültür değişiminden kaynaklanmaktadır. Uniter Türkiye’nin ulusal
tarihi olaylarının yeni anlatımı, Türkiye’nin « Türk olmayan » geçmişinden
oldukça başarılı bir şekilde bahsetmekten kaçınır ve hatta kendi içinde « Türk
olmayan » bir nüfusun varlığından söz etmeyi de ihmal eder. Hatta, Ermeni ve
Rumların hemen hemen tamamının XXci asrın ilk yarısında yok edildiği, Lozan
konferansının resmen tanınmalarını Türkiye’ye mecburi kıldığı Ermeni, Rum ve
Musevi azınlıklar, tarihi, sadece sıkı yıllık bir kontrolün konusunu teşkil
eden (bu kontrolün günümüzde de varlığını sürdürdüğü) ve sadece Türk hocalar
tarafından verilen, Türk ulusal tarihinin resmi versiyonuna göre kendi ulusal
okullarında öğrenme hakkına sahiptirler.
Geçmiş ve tarihle ilgili olarak, izole gruplarda nesilden
nesile taşınmış sözlü hatıralardan başka, gerçekten de resmi tarih bilgi
kaynağı dışında herhangi başka bir bilgi kaynağı mevcut değildir. Bir zamanlar zengin tarih yazımı geleneğine
sahip ve bu konuda eğitimli Ermeni ve Rum soykırım kurbanı nesil dahi sözlü anı
dışında, geçmişle ilgili başka bir bilgi kaynağına sahip değildir. Bu şartlarda
Türk « ulusal tarihi », gerçekten de diğer etnik kimliklerin varoluşuna kadar
ve geçmişin hatırasını dahi maskeleyebilecek, orta sınıf Türk ulusalcılığını
oluşturan güçlü bu faktöre dönüşmüştür. Toplumun eğitilmesi ile 1950 yılından
itibaren yayılmaya başlayan Türk « ulusal tarihi », Türk toplumunun genel
olarak kabul ettiği tek şeydi ve esas değilse bile kamu söylemlerinin
kanıtlayıcı tek örneğiydi.
1970’li yıllarda Türkiye’nin resmi laikleşme programında
bir değişiklik yapıldığı görülmektedir. Diyanet İşleri'nin faaliyetleri
pekiştirilmiştir, şöyle ki o zamana kadar okullarda seçmeli ders olarak
okutulan din mecburi bir ders halini almıştır. Sünni imamların dualarının katılması
ile yeni camilerin inşa edilmesi gerçekte imamların dualarını ve camileri
tanımayan Alevi cemaate de empoze edilmeye başlanmıştır. Tabii ki Aleviler bu
değişimi hükümetin Sünni dini uygulamaya Alevi çocukların mecburi katılımını ve
camilerin inşa edilmesinin arttırılmasını Alevi köylerinin için zorunlu kıldığı
göz önüne alınırsa, tabii ki Aleviler bu değişimi kaçıncı zorunlu Sünnileştirme
girişimi olarak değerlendirmişlerdir. Bu durum Alevilerin
"gizlilikten" kurtulmalarına ve açıkça ortaya çıkmalarına vesile
olacaktır. Türk toplumunun gözündee sadece folklorik bir anlamı olan Alevilik
böylece adeta yeniden dirilir ve çeşitli tartışmalara vesile olur.
Kürt kimliğinin yeniden ifade edilmesi ve ulusal
kurtuluşu ile ilgili başlamış olan operasyonlar, Kürdistan İşçi Partisi (PKK)
ve Türk ordusu arasındaki silahlı çatışmalar ve ayrıca medyada ve genel alanda
« Kürt » kelimesinin etnik anlamda sık sık kullanılması « Türk tekliği » sorunu
ile ilgili soru işaretleri ortaya çıkarmıştır. « Laik » ve « Müslüman » arasındaki birlikte yaşama ikiliği toplumsal
tartışmaların konusunu teşkil etmeye başlamıştır. Ayrıca, 1960-1970 yılları
arasında sosyalist düşüncelerinden dolayı mahkûm edilmekten kaçarak Avrupa’ya
sığınan Türkler, kritik bir revizyonun
konusunu teşkil eden, ulusal tarihle saptanan, Türk kimliğini şüpheye düşüren
analizlerin -1980-1990 yıllarında dahi –
Türkiye’de görülmeden önce Türkiye’nin başka bir tarihine karşı durmak
zorundadırlar.
1990’lı yılların ayrı grupların özel kimliklerinin
gittikçe yılmaz tezahürleri ve Türk toplumunun genel kimlik krizi açısından bir
dönüm noktası oluşturduğu söylenebilir. Hatta bazı analistler bir « kimlik
yetkisi » döneminden söz etmektedirler. Fakat, gerçekte Türkiye azınlıklarının
uzun süredir deklare edilmemiş kimliklerle yaşamaları ve ne olursa olsun
değişiklere maruz kalmış olmaları dolayısı ile, bu geçiş yıllarını belirtmek
için bir « dini-etnik kimliklerin serbest bırakılması» döneminden söz
edilebilir.
Dersim’de « kimliklerin serbest bırakılması»
Türkiye’de 1990 yılında başlayan kimliklerin serbest
bırakılması dönemi sadece Alevi kimliğinin tekrar doğuşuna sebebiyet
vermemiştir, fakat açıkça « Avrupa’daki Alevi mülteciler alanında olduğu gibi
tüm ülkede Alevi kimliğini (…) ortaya çıkarmıştır. Alevi entellektüeller ve
yöneticiler Alevi tarihini, geleneklerini ve kimliğini tanımlamayı
kararlaştırmışlardır.»1
Martin Van Bruinessen’e göre, Aleviler Kemalizm altında,
Aleviliği bir dini kimlik dışında bir sosyal-demokrat ideoloji olarak düşünmeye
alışmışlardır, dini tekdüzelik resmi politikası, bu şekilde Alevilere özgü
kimlik problemleri analizi ve Aleviliğin tekrar doğmasına olanak vererek, alevi
dini-sosyal kimlik üzerine tartışmaların tekrar başlatılmasına onları mecbur
kılmışlardır2.
Başlangıçta, Dersim halkının yeni kimlik arayışı, Sünni
Kürtler arasında canlı bir tavırla gelişen etnik-ulusal hareketinin dışında
tutarak büyük bir ihtimalle Dersim'le ilgili güçlerinden emin olabilecekleri
şekilde yetkililer tarafından da desteklenmiştir. 1976 yılında Hürriyet gazetesinde
yayınlanan bir makalede, Dersim’i belirtmek için ilk defa « Alevistan » kelimesinin kullanıldığı görülmüştür3. Fakat
Dersim Alevilerinin kimliklerinin tekrar doğuşuna dair yetkililer korkuya
kapılmışlardır. Çünkü Aleviler Türk toplumunun üyesi olarak değil, kendi
istekleri olan özel kimlikle ilgili azınlık olarak Kürt hareketlerine karşı
organize olmuşlardır, oysaki buraya kadar « Alevi », « Zaza », « Kızılbaş »
gibi tabu ilan edilen olan tanımlar su yüzüne çıkmışlardır.
Avrupa’da bulunan Zazaca konuşan sünniler ve Alevilerin
bir kısmı genel Kürt topluluğunda Zazaca yayın yapmaya bile başlamış ve
azınlıkta kalsa da kendine özgülüğünü koruyan bu kimliğe bir yer ayırmıştır.
1980’li yılların sonunda, Zaza ismini taşıyan yayın yeni bir terimi ortaya atmıştır
: Zazaların yurdu olan, Zazaca konuşan sünnilerin yaşadığı, böylece Dersim'i ve
Murat nehrinin aktığı bölgeyi içine alan yeni bir bölgeyi "Zazastan"
kelimesiyle tanımlamıştır.
Alevi kimliği ile ilgili yoğun tartışmalar Alevi
entellektüellerin kültürel bir festival düzenledikleri Sivas şehrindeki Madımak
oteli'nin 2 Temmuz 1993 tarihinde yakılması ile sekteye uğramıştır. Otuz yedi Alevi entellektüel ve iki otel
çalışanı hayatını kaybetmiştir. Madımak otelinde meydana gelen yangına ve Alevi
entellektüellerin ölümüne Dersim dağlık bölgesine Alevi halkının 1993-1994 yılı
yetkililer tarafından zorunlu kılınan göçü de eklenmiştir.
Göç ettirilenler 1938 katliamından kaçan, daha sonra baba
ocağına geri dönerek dini-etnik geleneksel ilişkileri tekrar kurabilmiş ve
Alevi hayat tarzı sürdüren Dersimlilerdir. Fakat daha sonra, önce jandarma
denetiminde olan ve daha sonra yıkılan evlerine sürgün edilenlerin geri dönmesi
yasaklanmıştır4. Sonuç olarak, kimliklerin serbest bırakılması evresinde Dersim
Alevilerinin kimlik ve kültürel birliği yeni bir belirsizlik dönemine girerken
hayatta kalmanın temel olanaklarından yoksun olarak Dersim'e dönenlerin büyük
bir kısmı Türkiye’nin farklı şehirlerine ve başka bir kısmı da başta Almanya
olmak üzere Avrupa’ya sığınmıştır,
Dersimlilerin günümüzdeki kimlik söylemi
Bugün, kimlik tanımları konusunda yürütülen tartışmalar
Dersimlileri sık sık meşgul etmektedir. Az sayıda Sünni Türkler ve Kurmanci
konuşan Sünni Kürtler dışında, 2011 yılının yazında Dersim’de çalıştığım sırada
saptadığım kimlikler « Alevi », « Kürt
Alevi », « Kızılbaş », « Alevi kızılbaş », « Kürt Kızılbaş », « Zaza Alevi », «
Kürt Zaza » kelimeleri ile tanımlanmaktaydı5.
Bu, her zaman, örneğin « Zaza Kürdü » sözcüğünün Zazaca konuşan birini
belirttiği anlamına gelmemektedir, çünkü Alevi inancından olup kendisinin «
Kürt » olduğunu düşünenler de vardır. Hatta, bir "Alevi ve Zazaca konuşan
bir kişinin" kendisini Kürt olarak tanımlamayacağı şeklinde bir kural
yoktur. Bu arada, « Alevi » ve « Kızılbaş » isimleri herkes tarafından kabul
edilen, anlaşılır ve jenerik kelimeler olarak benimsenmektedirler.
Dersimlilerin özel ve ortak kimlik geçmişi
Dersim halkının ortak kimliği hatırlandığı kadar her
durumda problem yaratmıştır. XIX. asrın sonuna kadar Dersim Kızılbaş
Alevilerinde « kendilerine has » ortak bir kimliğin belirli tezahürü
görülmediği sanılmaktadır. Genel olarak « Kürt » sözcüğü kullanılmata idi,
Ermeni din adamı Garèguin Servandztian Dersim’i ziayertinden sonra şöyle
yazmıştır : « Bu Kürtlerin dili Zazacadır,
ve dinleri Kızılbaştır »6. Hiç kuşku yok ki, Garèguin Servandztian « Kürt » etnik kökenini « Zazaca » dilinden
ve « Kızılbaş » dininden ayırmaktadır.
Kürt Alevilerin Etnik kimliği Üzerine Tartışmalar adlı
eserinde, Martin Van Bruinessen cumhuriyet öncesi Türkiye döneminde bu
aşiretleri belirtmek için kendisinin « Kızılbaş » ve « Kürt » sözcüklerinden
başka bir sözcük bulamadığını
yazmıştır7.
Gerçekten de, Dersim halkını anımsayarak, Ermeni yazarlar
çoğu kez « Dersim Kürtleri » arasında bir ayırım yapmak istemişlerdir, ve çoğu
kez « Kızılbaş » sözcüğünü « Alevi » ve hatta « Zaza » sözcüğü ile
birleştirmişlerdir. Bu bölgeyi çok iyi tanıyan ve Dersim’de yaşamış bir yazar
olan Antranik kendi halkını tanımlamak için « Kürt » sözcüğünü kullanarak «
Kürt »8 ve « Dersimli »9 sözcüklerine öncelik vermiştir, bunu bazen tüm Dersim
halkını (Ermeniler ve Türkler haricinde), bazen Kurmanci konuşan Sünnileri ve
çoğu kez de « Sünni Kürtlerden » ayırdığı ve « Kızılbaş Kürt10 » veya Müslüman
Kürt » olarak adlandırdığı « Kızılbaşları» belirtmek için yapmıştır.
Dersim halkını belirtmek için, örneğin Dersim’de doğan ve
orada 1914 yılına kadar çalışarak belgeler toplayan Guèvorg Haladjian da
özellikle "Kürt" kelimesini kullanmakta idi, fakat
"Kızılbaş" yerine
"Alevi" tanımını
kullanmaya başladı, bunun karşılığı da "Alevi Kürt"tür11.
Dille ilgili olarak da aynı farklılıklar mevcuttur.
Örneğin, G.Haladjian Torit köyünde Kürt ağa Munzur’la yaptığı konuşmayı
hatırlamaktadır : "Amcamın oğulları
Alevice konuşur (…) "12. « Alevice »
ifadesi buradadolambaçsız olarak Sünni Kürtler tarafından da konuşulan
bir Zaza dilinin varlığını ve yaratıcısının « Alevi » topluluğuna, « Aleviliğe », « bize » verdiği
değeri göstermektedir.
Birinci Dünya Savaşı boyunca, N.Adonts adlı Ermeni
tarihçinin, Kürtlere özgü özel bir kimlik gibi algılanan Dersim halkına
"dujikler"13dediği görülmektedir : « Dujikler olarak adlandırılan
Dersim Kürtlerinin kökeni aynı zamanda oldukça şüphelidir »14. « Zaza »
sözcüğünü de kullandığı görülmüştür:
"Ermenistan’daki Kürt halkının en eski tabakasına neden « Zaza »
denilmektedir? Sorunun kökeni kolayca açıklanabilecek terimlerde değil onların
içeriğindedir »15Böylece, cumhuriyet öncesi Türkiye döneminde « Kürt » ve «
Kızılbaş » sözcüklerinin sık sık olmazsa
da « Alevi » ve « Zaza » kelimeleri kadar kullanıldığı açıkça görülmektedir.
Dersim halkı genellikle kendilerini tanımlamak için ortak
sözcükler kullanmamışlardır. Kendi aralarında ailelelerinin, yani aşiretlerinin
isimlerini kullanmaktaydılar. Andranik ileri gelen aşiretleri şu şekilde
sayar: Izoller, Palanagalar, Kıranlar,
Haytaranler, Tjipan (veya Tjipranlar), Alanlar, Tujikler, Kuteler,
Apasanlar, Halvorek (veya
Halvoruklar), Şeyh Hasanlar, Mamikler, Miraguyan (veya Miraklar), Kureşanlar,
Karatşollar, Yusufanlar, Kuzuçanlar16.
G. Haladjian Alevi aşiretlerini bu aile serisinden ayrırır : "Kut
vadisindeki Tujik dağı yamaçlarında sayıları 120 000’den fazla olan yerliler,
hepsi Alevi isimleri Haytaran, Kıran, Tjipran, Alan, Mirak Apasan vs. olan
aşiretler bulunmaktaydı ».17
Hans-Lukas Kieser, Kızılbaş-Alevilerin kendilerini izole
etmeye ve korumaya mecbur kılan Osmanlı devletinde XVII. asırdan itibaren maruz
kaldıkları olumsuz muameleler ve buna bağlı olarak kamuoyu tarafından red
edilmelerini Dersim Alevilerinin farklı kimliğinin oluşumda rol oynadığını
ifade eder. Hans-Lukas Kieser‘e göre Türkiye’de resmi olarak bu topluma yapılan
baskı ve hoşgörüsüzlük politikası Kızılbaş-Alevi kimliğinin oluşmasına
sebebiyet vermiştir18.
Sultan II. Abdülhamid zamanında Kürt Hamidiye gruplarının
kurulmasının bu azınlığın kimlik ayrılıkçılığında temel rolü üstlendiği
düşünülmektedir. 1880 yıllarında, atlı ordu kurma hakkını birçok Sünni Kürt
boylarına veren Sultan II. Abdülhamid « Dersim Kürtleri » olarak adlandırılmış
Kızılbaş-Alevilerin bunlara dahil olmasına müsaade etmemiştir. Mekteb-i Aşiret’te öğrenim görmek ve silahlı
militer gruplara dahil olabilme hakkına sadece Sünnilerin sahip olması bunun
kanıtını oluşturmaktadır. Kızılbaşlar bu reddi Kürt ve Aleviler arasındaki
uçurumu kazan, politik bir ayrımcılık olarak yorumlamaktadırlar.
Gerçekten de, Dersim Kızılbaş-Alevileri, XIX. asrın
sonuna kadar özgül kimlik problemlerine özel olarak sahip değildiler. Dersim
Alevileri ve Sünnileri bağımsız bir düzen içinde yaşamakta ve zaten sadece
toplumsal yönden değil nüfus olarak da kendilerinden aşağı bie seviyede kabul
edilen yerli Ermeni topluluğunu de egemenlikleri altına almışlardı. Dersim’de
sosyal yapı aşiret kabilesi tipinde idi ve aşiretler dini bir ilkeye göre
–Sünniler, Aleviler, Ermeni Hıristiyanlar- organize oldukları için sosyal
ilişkiler kimliğe göre yürümemekte ve kuvvete dayalı, aşiret ve aile bağlarına
göre işlemekteydi.
XIX. yüzyılın sonuna kadar Dersim’de yukarıdan aşağı etki
eden bir iktidar görülmez. Burada ne mahkeme, ne polis ne de ordu vardı. Anlaşmazlıklar aşiret reisleri tarafından ve
ananevi hukuka göre çözülürdü. Hepsi silahlıydı ve her bir aşiret boyu bireysel
olarak kuvvet ve silahla haklarını korumaktaydı. Bu sosyal organizasyonun
stabilitesi etnik köken-dil-din kimliği kaynaklı anlaşmazlıkları önlerdi, buna
göre gruplar arasında etnik köken-dil-din ayrımı yapma imkanı yoktu. Dersim’de,
Alevi veya Sünni olma durumu birinin diğerinden üstün olma avantajına sahip
olmasına yol açmıyordu. Sünniler askeri gruplar kurma hakkını elde ettikten
sonra daha avantajlı hale geldiler. Kürt Hamidiye Alayları'nın başlıca görevi
doğudaki topraklarda yaşayan Ermenilere baskı uygulamak ve katletmek olduğuna
göre Dersim Alevileri'nin uzak ama dikkate değer bir Ermeni kökenine sahip
olmasının Osmanlı'nın bu alayları kurma kararında rol oynamış olması mümkündür.
(1) David Zeidan, Aralık 1995, “Osmanlı Alevileri”
(İngilizce) http://www.angelfire.com/az/rescon/ALEVI.html
(2) “Kurds, Turks and the Alevi revival in
Turkey".Profesör Martin Van Bruinessen,
http://www.uga.edu/islam/alevivanb.html Orijinaline:
http://www.let.ruu.nl/oriental_studies/mvbalevi.html sitesinden ulaşılabilir)
(3) Ay HYPERLINK
"http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/"şe H HYPERLINK
"http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/"ür, "Dersim, Alevistan,
Zazaistan", http://www.taraf.com.tr/ayse-hur/makale-dersim-alevistan-zazaistan.htm
(4) Bu yasak ve polis gözetimi günümüzde de devam
etmektedir. Boşaltılmış köylere girmek hala çok zordur. (H. Kh.).
(5) Bazı araştırmacılar Türk Alevileri ve Türkmenleri
(Bektaşiler ve Tahtacılar) Dersim Kızılbaşlarından ve Kürtlerden ayrı
tutmaktadırlar. Paul White Dersim Kızılbaşları'nın « Kürt » adını sadece
özellikle Türklerle olan mücadelelerinde Anadolu Kürtlerinin desteğini
alabilmek ve kendileri hakkında hiçbir şey bilmeyen dış dünyanın dikkatini
mücadelelerine çekebilmek için kabul ettiklerini ileri sürmektedir. (Paul White, “Ethnic Differentiation among
the Kurds: Kurmancо, Kizilbash and Zaza",
http://members.tripod.com/~zaza_kirmanc/research/paul.htm).
(6) Garèguin Servandztiants, "Eserler", cilt 2,
Erevan, 1982, s. 396 (Ermenice).
(7) Martin van Bruinessen, "Alevi Kürtlerin Etnik
kimlikleri Üzerine Tartışmalar",
http://www.let.uu.nl/~martin.vanbruinessen/personal/publications/Alevikurds.htm
(8) Andranik, "Dersim’e seyahat", Tiflis, 1900,
p. 22, 23, 32, 90, 98, 100, 134, 137, 138 140, 141, 142, 143, 144, 145, 148,
149, 199, 200, 213.
(9) Ibidem, p. 15, 100, 102, 103, 105, 106, 120, 122,
128, 139, 140, 152, 153, 155, 160, 161.
(10) Ibidem, p. 157-158.
(11) G. Haladjian, "Dersim Ermenilerinin
Etnografyası ""Ermeni Etnografyası ve Folkloru » dergisinde, cilt 5,
Erevan, 1975, p. 69, 76-77, 96, 254, 256, 263 (Ermenice).
(12) G. Haladjian, ibidem, p. 256.
(13) Doujik, Toujik: Bazı XIX. yüzyıl yazarlarının Dersim
halkını belirtmek için kullandıkları ulu Dersim dağının adı.
(14) Nicolas Adonts, Ermeni sorunu, s. 108.
(15) Nicolas Adonts, ibidem, p. 108.
(16) Andranik, "Dersim’e yolculuk", op. cit. p.
151.
(17) G. Haladjian, « Dersim Ermenilerinin Etnografyası
"", op. cit., p. 263.
(18) Hans-Lukas Kieser, "Doğo Anadolu misyonerlerine
Alevilerin cevapları ile ilgili birkaç not » (XIX.-XX. asırlar)", Basel,
İsviçre, http://www.hist.net/kieser/pu/responses.html (İngilizce).
http://repairfuture.net/index.php/tr/kimligi-ermenistan-dan-bak-s/dersim-de-kimlik-arayisi-1-boelum-dersim-kimlikleri
Dersim’de kimlik araştırması İkinci bölüm: Dersim’in
alevi olmuş Ermenileri
Günümüzde Ermeni ve Türk kimliği
Ermenistan'dan bakış
Dersim’de kimlik araştırması.
İkinci bölüm: Dersim’in alevi olmuş Ermenileri
Hranouch Kharatian
Etnolog
Etnolog Hranuş Kharatyan, makalenin ikinci bölümünde 20.
yüzyıl boyunca asıl kimliklerini saklamış olan Dersim'in Alevileş(tiril)miş
Ermenilerine odaklanıyor. Kharatyan’a göre Ermenilerin Alevileş(tiril)me süreci
19. yüzyıl'da yavaş ve istikrarlı bir şekilde devam etti. 20. yüzyıl’da,
özellikle 1915 Ermeni Soykırımı’ndan ve 1938 Dersim katliamından sonra
hızlandı. Ermenilerle Alevileri ayırt etmeyi neredeyse imkansız kıldı. Bugün,
Dersim'de 'Ermeni' olmak Ermenilik köklerine ait hatıraları hatırlatır.
Çeşitli yazarların ifadelerine göre, 20. yüzyılın
başında, Dersim’de nüfüsün yaklaşık üçte biri “Armani” denilen Ermenilerden
oluşuyordu ama onlar kendilerine
"Hay" diyorlardı. Ermeni kimliği aşağıdaki harici işaretler
ile karakterize edilmekteydi: Hıristiyanlık, Ermeni dili, Ermeni isimleri, bazı
popüler ayinler ile giyim ve mutfak
konusundaki bazı farklılıklar: Geleneksel olarak Ermeniler daha kültürlüydü,
çoğu yanında bir dini okul bulunan bir kiliseye sahip köylerdeydiler ve
Konstantinopolis Ermeni Patrikhanesi ile
Erzincan ve Harput piskoposluklar ile bağları vardı.
Diğer bir deyişle, Dersim Ermenileri, milli kurumları ile
az çok donanmışlardı ve nüfusları orada dağılmışsa da, onların genel olarak
eğitim, bayramlar, hac ve bir iç toplumsal hiyerarşiye dayalı, örgütlü ulusal
bir hayatları vardı. Ancak onlar, yerel
kaynakların uygunluğu için iç çatışmalara karışmadan Dersim’deki sosyal
tabakanın altında yer almaktaydılar. Onların mülklerini ele geçirmek çok
kolaydı; çünkü hırsızlığın Dersim’de sıradan bir varoluş aracı olduğu ve
Ermenilerin bu yaşam tarzını paylaşmadıkları kabul edilirdi.
Buna ek olarak, bunların büyük bir kısmı Osmanlı İmparatorluğu tarafından Dersim’e boyun eğdirmek için başlattığı
düzenli girişimlerine karşı ayaklanmaya karışmamaya
dikkat ediyorlardı. Sadece Osmanlı
saldırılarına karşı Dersim’in kendini savunma operasyonlarına aktif bir şekilde
katılan aşiret liderleri görüşmelere davet edilirdi ama bunların da sayıları
azdı. Özellikle Dersim iç kanunlarına göre Mirakianların aşiret olarak kabul
edildikleri bilinmektedir.
19. yüzyılda, çeşitli nedenlerle, Ermenilerin bir kısmı
Dersim’den göç etti ve diğer bir kısmı da alevi oldular, böylece Ermenilerin
sayısı giderek azaldı. Kürtleşme ve sünnileşme aşamasında olan Ermeniler de
vardı. Din değiştirme genellikle bütün kasabalar ve özellikle köyler tarafından yapılırdı,
bireysel bir iş değildi. Alevi ve sünni olmuş Ermeniler , aşiret sisteminde yer
alarak Dersim’in benzer sosyal tabakalarında hızlı bir şekilde uyum sağlamaktaydı.
Yine de unutulmamalıdır ki, Ermenilerin din değiştirmesi 19. yüzyıldan önce
daha fazlaydı ve belgesel kaynaklar eskiden Ermenilerin bazen aşiretler
oluşturduğunu, Dersim iç kanunlarına göre
diger aşiretler arasında yer edinmek için bunun silah zoruyla olduğunu
göstermektedir. Ermenilerin kitlesel din dönüşümü en azından 17. yüzyılda[1] başlamış ve 19. yüzyılda öyle
bir dereceye ulaşmıştır ki Ermenileri Alevilerden sadece dıştan değil aynı
zamanda karşılıklı yaşam tarzları birbirine çok benzediği ölçüde sosyo-kültürel
planda da ayırt etmek bir hayli zordu.
Ancak alevi denen nüfusun büyük bir kısmı ermeni kökenini
hatırlardı. Dahası bunlar, ermeni kalan akrabalari ile bağlarını korumuştur.
Hatta ailenin bir tarafının Alevi, diğer tarafının da ermeni olduğu zamanlar
olurdu. “ Dedem, dedesinin amcasının bazen Aziz Karapet Havlor
Manastırı[2]’ndan bile büyük olduğunu anlatırdı”; “Atalarımın Ermeni olduğu
söylenir. Amcamın çocukları ise Dersimce
konuşsalar da milli köklerini muhafaza etmektedirler”, “Ter-Ovan
Köyü’nün Kürtleri, ermeni köklerini asla inkar etmezlerdi ve Tevrech-Koulap’in
torunu, Aghoudjan evinin Piri Seyit Ali, Tanrı’nın Kutsal Annesi (Tiramayr)
‘dan daha büyük olan evinin Piri Ter-Ovan’dan gururla bahsederdi”; “Karapaşa
Süleyman Ağa’nın Torunu olarak adlandırılan Karapaşa aşireti lideri, eski
rahibin soyundan geliyordu” vs...
Dersim’in nüfusu, alevileşmiş ermenilerin köylerini,
örneğin Hozat bölgesinden Ipkale’yi (Mèlikabèrd), Ulukale’yi (Mazgirt),Balou bölgesinden Memgan’i,
Toujik-Papa dağının yamacında yer alan Toujik’i, Mal Dağı’nın Tzil diye adlandırılan güney
yamacında yer alan Mameg’i ( Mamik), Mamgoun Aşireti’ne ait olan Tahar’i, Mamgoun ve Seyh Hassanan Aşiretleri’ne ait
olan Pir Sultan’ı, Izol’u, Tcharsantjag yöresinden Mokhnti’yi, Ovacık
yöresinden Tiravan’i, Sekioutli gibi daha birçok köyü mükemmel bir şekilde
tanırdı. Ermeni yazarların Dersim hakkındakı gözlemleri ve notları, Dersim
Alevilerinin en azından bir kısmının Ermenilerin alevişmesinin belleklerinde
koruduklarını göstermektedir. Örneğin Adranik bu konuda şöyle yazmaktadır “
Hepsi değilse de, en azından Dersimlilerin büyük bir kısmı atalarının ermeni
olduklarını düşünürler.”( ve bu konuda örnekler vermektedir)[3].
Ermenilerin yavaş ve sürekli biçimdeki alevileşme süreci,
Ermenilerin ve Dersimli Alevilerinin
çok benzer bir yaşam tarzı paylaştığı sonucuna varmıştır. Alevileşmis
Ermeniler, uyumlu biçimde
hıristiyanlıktan önceki ve sonraki ayinleri, çok sayıda tamamen ermeni ve
hıristiyan unsurları sentezleyen Dersim
aleviliğini uygulamaya devam ettiler. Alevilerin geleneksek sözlü anlatıları,
alevilerin ve Dersim Ermenilerinin soylarının tarihinin yanısıra sosyo-dini
geçmişlerini günümüze aktarmaktadırlar. Dolayısıyla, Dersim Alevilerinin
“massalaner” hikaye kahramanlarının çoğu, yerel "Ermeni Keşiş" ve
yabancı "baba" dan ödünç alınırken, gerek Aziz Georges ( Hazreti
Illsa, Keder Elia) ve Aziz Serge Kiliseleri gibi ibadet yerleri veya Anahit ve" Anahit fonksiyonların
mirasçısı Ana Fatima, " gibi eski ibadet yerleri ve hatta Mesrop Machtots
(" Masroup ") vb. , Dersim halkının tarihsel geçmişinde çeşitli
roller oynamaktadır.
Halk etimolojisine göre, "Dersim" kelimesi 17.
yüzyılın başında alevi olmuş Rahip Ter Simon (Tersimon, Dersimon) adından
türemiştir. "Dersim'in ayakta kalan tek manastırı" olan Halvor Aziz
Karapet Ermeni Manastırı, Ermeniler ve Dersim Kızılbaşları için çok büyük bir
öneme sahipti.(...) “Havlor Aziz Karapet herkesindir ve herkes onun içindir.
Bütün Ermeni ve Kürtler, ona benzer şekilde büyük bir saygı göstermekte ve
yılda bir veya iki kez Dersim’in her köşesinden değerli hediyeler ve
kurbanlarıyla buraya kutsal ziyaretlerini yapmaya gelmektedirler."
Kızılbaşların, hıristiyan anıtlarının yanısıra ibadete açık kiliselere
bağlılığını gözlemleyen Adranik "Dersim halkının inancının,
Ermenilerinkinden daha güçlü olduğunu" ve "Kürtlerin Ermenilerden
daha fazla iman sahibi oldugunu" yazmaktadır.
Dersim Alevilerinin genellikle Ermeni kökenli olduğu
varsayımı üzerinde durmaksızın, hem Hıristiyan Ermenilerin hem de Alevilerin,
Dersim Kızılbaş Alevilerinin birçoğunun ermeni kökenli olduklarını kabul ettiği
gerçeğini göz önüne alalım sadece. Ermenilerin alevileşme olayının büyüklüğü
öznel bir değerlendirme sonucu olsa bile,
Ermeni karşıtı projeleri gizlice düzenleyen mercilerin, Ermeni-Alevi siyasi bir birlik olasılığından
korkmaları için malzeme bulduklarından emin olabiliriz. Ayrıca, Dersim’deki
Kürt-Sünni "Hamidiye" silahlı grupları tarafından gerçekleştirilen
1890'lardaki katliamlar sırasında, bir takım Kızılbaş Alevi kabileleri, Sünni
karşıtı bir konum benimsemiş ve
Ermenilere karşı işlenen suçlara katılmaktan kaçınmışlardır.[4]
Kızılbaş Alevilerin görünüşteki bu Ermeni yanlısı tavrı,
Ermeni karşıtı bir siyaset yürüten iktidarı endişelendiremediğini söylemek
mümkün değildi. Türkler; “Aleviler ile
Ermeniler arasındaki mesafe, soğan ve kabuğu arasındakinden daha büyük
değildir" atasözünü göz ardı etmemekteydiler.[5]
Sünnileri kendilerinden ayıran Kızılbaşların özel kimlik
vurgusu aynı zamanda Genç Türkler’i de
endişelendiriyordu. Bununla mücadele etmek için, Genç Türkler,
"Ermeni bağlamda" bahaneler arıyorlardı. Ayrıca, Genç Türk Rıza Nur, "Kızılbaş-Türkler"
ile Sünniler arasındaki kimlik ayrımının Abdül Hamit'in emri altında
geliştirilen "sahte Ermeni propagandasının sonucu" olduğunu
söylediğinde, Genç Türklerin bu konudaki genel görüşünü az çok tercüme
etmekteydi.[6]
Hiç kuşku yok ki,
yetkililerin Dersim’in Kızılbaş Alevilerine yönelik siyasi tutumu, en az
yüz elli yıldan beri sadece zıt sünniliğe karşı aleviliğin özgünlüğünden değil;
aynı zamanda belirli bir Alevi-Ermeni geçmişin varlığından meydana gelmiştir ve
hala da meydana gelmektedir. Her halükarda, 1915’teki Ermeni soykırımının
hazırlığı ve gerçekleşmesi, sonraki
adımın öldürülme riski ile kendi Alevi kimliklerinden feragat etmeye
zorlanabileceklerine derinden ikna olmuş Dersim Alevileri arasında epey
heyecana neden olmuştur.[7]
Bu korku, 1915 öncesi ölçüsünde değilse bile en azından
1915 yılında, Alevi cemaatinin "Ermeni boyutu"nu "azaltmak" için ciddi bir neden
oldu ve bu tarihten sonra da sorun olmaktan çıktı. Alevilerin yanısıra 20.
yüzyıldan önce alevi olmuş Ermeniler, çok önemli olmamasına rağmen, Dersim
Alevileri’nin "Ermeni boyutu"nu hızla unutmayı yeğlediler.
Ancak, 20. yüzyılın başında, hem Ermeniler hem Kızılbaş
Alevileri mümkün olduğunca unutturmayı yeğlemişti ki Kızılbaş aleviliği
topluluğu bünyesindeki Ermeni öğesinin varlığı mümkün olsa; 1915 soykırımı,
1938’deki Alevilerin ve Dersim Ermenilerinin yok edilmesi, sonrasında takip
eden zulümler gibi bilinmesi gereken 20. yüzyılın olayları, Dersim Alevilerinde
yeni kimlik sorgulamalarına ilham vererek
ermeni kozunu yeniden canlandırdı.
1938 yılına kadar, Ermeni topluluklarının, görünüşte
Dersim'in dağlık alanlarında varlıkları sürdürdüklerini ve burada Hıristiyanlar kadar Aleviler
tarafından da büyük saygı gösterilen ünlü Halvor Aziz Karapet Manastırı’nı
işletmeye devam ettikleri bilinmektedir. Bu manastırın patlatılarak yıkılması,
1938’deki Dersim katliamlarının başlamasını tetiklediği düşünülür.
1938 Dersim Olayları, her türlü Ermeni kimliğinin
tezahürüne derhal bir son verdigi gibi,
aynı zamanda özellikle Hıristiyan Ermeni nüfusu için de önemli olmuştur.
Dersim’de bulunan son Ermeniler de kendilerine Ermeni dilinde konuşmayı yasaklayarak
böylece tamamen alevi oldular ve civardaki halk, alevi olmuş köyleri iyi tanıdıklarına rağmen,
ne söz konusu köylerde ne de Dersim’in genelinde ermeni hayatına dair en ufak
bir lafın bile işitildiği görülmemiştir. 2011’deki görüşmelerim sırasında, çoğu
insan bana, Dersim’de Ermenilere ait en ufak bir belirtinin bile nasıl tamamen
ortadan kaybolduğunu anlattılar. İşte bana anlatılanlar arasından kısa bir
hikaye.
Tunceli’de yaşayan 40 yaşındaki İbrahim’in 2011’de
derlenmiş öyküsün özeti.
“ Biz Vardenik Köyü’ndeniz, ya da daha doğrusu babam
Vardenik’tendi, her neyse ben de orada doğdum. 1994 yılında askerler Vardenik’i
yıkıp bize orda yasamayı yasakladılar. Şimdi Tunceli'de yaşıyorum. Vardenik
büyük bir köydü. Hepsi Ermeni veya alevi olmuş Ermenilerdi. Biz kendimiz
Haydaran[8] aşiretindeniz; ama ben nasıl ve ne zaman bu aşirete dönüştüğümüzü
bilmiyorum; çünkü önceleri anne ve babam hala Ermeniyken, onlar Mirakian
aşiretindeydiler. Bu belki 1938 ya da daha dogrusu 1915’ten sonra gerçekleşmiş
olabilir. 1915 yılında köy hasar görmedi çünkü köye girilmedi. Ama 1938 yılında köye döndük ve nüfus
katledildi. Herkes burada Haydaran ve Demalar Aşiretlerinin eski Ermenilerden
geldiğini bilir. 1938 katliamları, 1915’tekiler gibi aynı değildi. 1938’den
önce, casuslar raporları yapıyor, şüpheli kişi ve köylerin listelerini
hazırlıyorlardı. Ve sonra katliamlar bu listelerden yola çıkarak gerçekleşti...
1938’de Dersim Katliamları sırasında özellikle Ermeniler katledildiler. O
zamanlar Vardenik Köyü tamamen boşaltılmış,
köyün nüfusu iki yaşındaki çocukların bile katledildiği Kocakoç’a götürüldü.
Öyle bir katliama uğramışlardı ki cesetleri bile bulunamadı. Dedemler de bundan
nasibini almışlar. Sadece babam, bir dağ köyünde gizlenerek ordan kaçmayı
başarmış. O, sekiz yaşındaymış. Büyüdüğünde kendisi gibi yetim kalan diğer
çocuklarla birlikte 1945-1947 yılları arasında Vardenik’e geri dönmüşler.
Toplamda otuz kişiymişler. Katliamlar çoktan tamamlanmıştı. Babam köye
döndükten sonra Alevi olmuş. Aynı babam gibi 1938’de burdan kaçmayı
başarabilen diğerleri de köye
döndüklerinde Alevi olmuşlar. Bu zaten 1940'lardan sonraydı. Fakat 1980'lerde,
devlet yine köyü boşaltmaları için insanları zorlamıştır. Ve 1993 yılında henüz
ayrılmamış olanlar katliam edilerek öldürülecekleri korkusuyla gitmeye
zorlandılar. O günden günümüze kadar Verdenik’e gitmek yasak. Ben bile hala
ebeveynlerimin Ermenice konuşabildiklerini bilmiyorum... Belki de biliyorlardı,
ama konuşmazlardı. Onlar bizim yanımızda
asla Ermenice konuşmamışlardır. Ermenice konuşmak genellikle tehlikeliydi.
Benim yaşıtımda hiç kimse Ermenice bilmez. Ailem, özellikle dedemler,
Hıristiyan ve Ermeniydi. Babalarımız 1938’den sonra Alevi olmuşlar. Babam bana
İbrahim adını verdi çünkü bu Abraham anlamına gelir ve bir Ermeni adıdır. Babam
bu ismi bilerek seçti çünkü bu isim,
Ermeni isimleri arasında yer alır. Türkiye'de başka bir isim koymak
mümkün değildi. Bu 1930’larda yasaktı ve herkesin bir Türk Müslüman ismi
taşımak zorunda olduğu zamanlardı. Bugün, burada Ermeni kalmadı. Hepimiz Alevi olduk. Ama
herkes kimin Ermeni kökenli olduğunu bilir. Bütün bunlardan sonra bizi ermeni
ya da alevi diye ayırmanın ne farkı var çünkü her halükarda hükümet her ikisini
de sevmiyor? "
Dersim’in mevcut nüfusu içindeki Ermeni boyutu nedir? Bu
soruya herkesin cevap verebilmesi şüphelidir. Çünkü Ermeniler bir yandan 20.
yüzyıl boyunca kendi kimliklerini gizlemeyi tercih etmiş, diğer yandan da
Aleviliği benimsedikten sonra Ermeni ve Aleviler arasındaki evlilikler artmış
sonra da yaygınlaşmıştır. 1993-1994 yıllarında dağdaki nüfusun zorunlu göçüne
kadar, bölgede yaşayan Alevi olmuş Ermeniler arasında bazı iç ermeni
evlilikleri yerini korumuşsa da, hemen
sonrasında yirmi yıl boyunca, Ermenilerin kendi aralarında evlilikleri hala
arzu edilmiş olsa bile bunu pratikte yürütmek imkansız hale gelmiştir. Karma
evlilikleri teşvik etme ve Ermeni kimliğini unutmaya mahkum etme çabaları,
görünürdeki veya resmi Ermenililik karakterini özellikle de Alevi Ermeniliği
silmekle sonuçlanmıştır. şu an Dersim’de Ermeni olmak, sadece Ermeni aslın
hatırasını ifade etmektedir.
Metzkert (Mazguert)’teki Danabouran Köyü’nde görüştüğüm
Alevi olmuş Ermeni birinin, kimliği hakkında oldukça belirsiz bir fikri vardı:
“Ben Ermeni değilim, ben de herkes gibiyim, ama bana neden Ermeni olduğumu
soylediklerini anlamıyorum. Biz burda Kürtçe konuşuruz. Mazkert’te Kürtçe
konusulur. Hartchik nehrinin bu tarafında herkes Kürtçe konuşur. Ve Hartchik
nehrinin diğer tarafında ise Dersimlice[9] yani Zazaca konuşulur. Nazimiye,
Ovacik, Kozat ve Bolomerik’te Zazaca konuşulur. Çemeskezik’te Türkçe konuşulur.
Ben bizzat Zazaca bilmem ama herkesin Türkçe konustuğu bilinir.” ( Konuştuğum
kişinin karısı,” kocasının sadece Türkçe’yi bildiğini, ne Kürtçe ne de Zazaca
bildiğinin” altını çiziyor.) “Birbirimize ne kadar çok benzesek de biz
aleviyiz, oysa Alevi; müslümandır, ama burda Ermeni olduğumuz söylenir. Bize
sinirlendiklerinde, bize gavur, gavurun çocukları derler. Neden bize gavur gibi
davranırlar? Benim çocuklarım İstanbul’dalar. Birçoklarımızın çocukları
İstanbul’dalar. Orası hiç kimsenin, kimin nereden geldiğini, kim olduğunu, ne
olduğunu bilmediği büyük bir şehir.”
20. yüzyıldan önce, çok önceden alevi olanların, kökenlerine göndermede bulunmamaları ve “Kızılbaş-Alevi-Zaza” kimliği üzerinde elle
tutulur somut bir iç çatışma
yaşamamaları dikkat çekicidir. Onların nihai Ermeni geçmişleri hala bazı kültürel alışkanlıkları ile ispat
edilebilir. “Dersim Kızılbaşlarında ne zaman bir çocuk hastalansa, hemen bir
Ermeni kilisesine götürülür, ona kilise yöresinde yerden çıkan kaynak suyu
verilir ve kurban kesilir. Bu tür şeyler Dersim’de yaygındır ancak sadece alevi
çevresinde.” Buna benzer olaylar Dersim’in her tarafında gözlemlenmektedir,
ancak sadece bir Alevi çevresinde.
Bugün hiç olmadığı kadar, terim seçimi tartışmaları,
kimliklerini adlandırmaktan önce , Dersim Alevilerinde kendi varoluşsal
durumunu zayıflatan keskin ve çelişen güçlü duygular doğurmaktadır. Ve herkese
kökene bağlı, geleneğe dayanan, tarihi, siyasi, duygusal, külturel ve dini
kanıtlar zoruyla sözcük dağarcığı fikrini geliştirmek düer.
[1] (20) Adranik, op. Cit., s. 64,161,162. G.Haladjian,
op. cit., s. 33, 84, 249, 256 vs. G. A. Yerevanian, “Tcharsantja Ermenilerinin
Tarihi”, Beytouth, 1956, s. 133 (ermenice)
[2] Adranik, op. Cit., s. 161-162
[3] Adranik, op. Cit., s. 161-162
[4] G. A. Yerevanian, op. Cit. 1956, s. 65 (ermenice)
[5] Tankut, Hasan R., « Zazalar hakkinda sosyolojik
tetkiler ». M. Bayrak,”Açik-Gizli/ Resmi-Gayriresmi Kürdoloji Belgeleri” Ankara.
Özge, 1994 (1935), s. 470-3. Cf. White 1908, s. 230. White, George E.,
"Some non-conforming Turks", Moslem World”, 1918, s. 246.
[6] Riza Nur, “Hayat ve Hatiratim. Riza Nur-Atatürk
Kavgasi”, Istanbul, 1992, t. 3, s. 112.
[7] Dersim’in Zazaca konusan Alevileri bunu hatta 2011’de
onaylamaya devam ediyorlardi.
[8] Haydaran (hollandaca: Haytaran) Dersim’in Alevi
Asiretleri
[9] Ermeni dilinde edebi olarak ( Dersim’den)
“Dersimlice” diyerek konustugum kisi, zaza diline gondermede bulunuyordu. Bu
şekilde, kimlik terminolojisi sozcugu, Dersim’in Alevi Zazalarina ait olan
“Dersimlice” ifadesiyle
zenginleştirilmiş.
http://repairfuture.net/index.php/tr/kimligi-ermenistan-dan-bak-s/dersim-de-kimlik-arastirmasi-ikinci-boelum-dersim-in-alevi-olmus-ermenileri


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.