Ülkemizde “Ermeni Soykırımı
vardır”, “soy olmasa bile kırım vardır” diyen muhafazakârların son yıllarda
artışı, onların birden insaniyete gelişiyle açıklanamayacak kadar siyasidir.
Aynı zamanda bu kişilerin, “Osmanlı Devleti, Osmanoğulları değil, İttihat ve
Terakki yaptı bu olayı. Onlar suçlu bulunmalı ve cezalandırılmalıdır. Hatta,
Yahudi Soykırımı’nda Almanya değil, Hitler ve Naziler cezalandırılmıştır!”
tezleri, sanırım önümüzdeki yıllarda uzun boyutlu tartışacağımız konuların
başında gelecek. Vahdettin ve Damat Ferit, İttihat ve Terakki yöneticilerinin
yargılanması için var gücüyle çalışmıştı. Oradan başlayarak, Başbakan da aynı
yöntemi kullanır mı bilemiyoruz. Yalnız bilinen bir şey var ki Başbakan
“İttihat ve Terakki yöneticilerinin yaptığı katliamdır bu olay. İttihat ve
Terakki kimdir, CHP’nin fikir babasıdır. Yani Ermeni katliamını CHP’lilerin
fikir babaları yapmıştır. Zaten CHP’liler de…” biçiminde bir sav ortaya atarsa
şaşırmamak lazım.
***
"Ermeni soykırımı"
tartışmalarına kaldığımız yerden devam edelim. (Birinci bölüm için TIKLAYINIZ http://www.odatv.com/n.php?n=2015-yilinin-onemi-fark-ediliyor-mu--1506141200
)
Uluslararası hukuk konusunda
yapılacak çalışmalar için en önemli argüman, Malta yargılamasıdır. Maalesef,
okullardaki tarih kitaplarında “Malta sürgünleri” diye Ermeni olaylarıyla
bağlantısıyla ele alınmadan “ezberletilen” bölümler, kuru laf kalabalığından
öteye gidemiyor. Oysa Gürkan eserinde bu konuya ayrıntıyla yer veriyor (Bu
arada Uluç Gürkan’ın Malta Yargılaması isimli eseri de Kaynak Yayınlarından
yakın zaman önce çıktı). Gürkan özetle şunları söylüyor:
· Malta’ya Uzanan Süreç: İstanbul’daki
İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na 2
Ocak 1919’da başvurarak Ermenilere acımasızca davrandığı gerekçesiyle suçluluk
karinesi olan Türklerin acilen tutuklanmaları için yetki istemiştir. İngiliz
Yüksek Komiseri Padişah Vahdettin ve Tevfik Paşa Hükümeti, “siyasi düşman”
saydıkları İttihat ve Terakki Komite üyelerine karşı harekete geçmeye hazırdır.
İngiliz kontrol ve nüfuz bölgeleri dışında kalan Türklerin yargılanması
Malta’da yapılacaktır. İngiliz Yüksek Komiseri, sürekli olarak tutuklanacak
kişi listesini Osmanlı Hükümetlerine iletmektedir. Tutuklananlar; ateşkes
koşullarına uymamak, ateşkes koşullarının uygulanmasını tehlikeye düşürmek,
İngiliz komutanlarına ve yetkililerine saygısızlık, esirlere kötü muamele,
Türkiye’deki ve Kafkasya’daki Ermeniler ile Osmanlı tebaası diğer ırklara
zorbalık, yağmaya karışmak ve mülkiyete saldırı, savaş yasalarının ve geleneklerinin
diğer ihlalleri başlığında yedi gerekçeyle yargılanmak istenmektedir. Osmanlı
Hükümeti tarafından, 31 Ocak 1919’da 40 kadar İttihat ve Terakki’nin önemli
yöneticisi tutuklanmıştır.
· Fransa’nın Malta Planını Benimsememesi Ne
Demektir: Soykırım vardır diyenlerin önemli iddiası, Fransa’nın destek
vermemesi nedeniyle Malta’da ciddi bir yargılanmanın yapılamadığı üzerinedir.
Oysa o dönem İngiltere-Fransa çekişmesinin açıklaması emperyalist reflekstir.
Zira ilerleyen yıllarda aynı Fransa sorun konusunda önemli aktör haline
gelecektir. Kaldı ki Fransa’nın Malta konusunda çekimser tutumu İngilizleri
engellememiştir. Malta planı kısa süreliğine ertelense de sonucunda uygulanmaya
devam edilmiştir.
· ABD, Elimizde Belge Yok Diyor:
İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği görevlilerinden Sir Harry Lamb,
ABD’lilerin elindeki malzemenin hukuki değer taşımadığını ileri sürmüştür.
Türklerin Ermenileri katlettiğini ileri süren Amerikan Büyükelçisi
Morgenthau’nun yerine atanan Amiral Bristol, Amerikan Yabancı Misyon
Komiserleri İdare Heyeti’ne yazdığı mektupta, Türklerin Ermeni Kırımı yaptığı
yolundaki raporlar ile haberlerin “kesinlikle yanlış” olduğunu vurgulamıştır.
Ayrıca; İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 16 Mart 1921’de Washington
Büyükelçiliği’ne “Ermenilere ve diğer Hıristiyanlara kırım” gerekçesiyle
yargılanmasını istediği Türklerin adını gönderir ve bu kişilerden herhangi biri
aleyhinde Amerika Hükümeti’nden ivedi kanıt istemişse de Malta’da tutuklu
bulunan Türkler aleyhine kanıt olarak kullanılacak bir belge olmadığı yanıtını
almıştır.
· İstanbul Hükümeti ve İngilizlerin
İşbirliği: İstanbul Hükümeti, İttihatçılardan kurtulmak ana amacıyla
İngilizlerle işbirliği yapmıştır. Doğal olarak, İngilizlerin Anadolu’daki
Kurtuluş Savaşı’na karşı saldırıları arttıkça, insan avı ve sürgüne
yollananların sayısı da artmıştır.
· Malta, Uluslararası Geçerliliği Olan Bir
Mahkemedir: Malta yargılaması, Sevr Antlaşması’nın 230 ve 231. maddelerine
dayanılarak oluşturulmuştur. Uluslararası yetkinliği, Milletler Cemiyeti’nde
yapılan atıflarla kabul edilmiş, bir İngiliz Kraliyet Başsavcılığı
soruşturmasıdır.
· İngiltere, “Hukuki Dava Açılamıyorsa Siyasi
Dava Açın” Diyor: İngiltere Hükümeti, Kraliyet Başsavcılığı’nın hukuki dava
açılamayacağı yolundaki görüşüne karşı, “hukuki bir dava açılamıyorsa siyasi
dava açın” (İngiltere arşivi: FO 371/6504/E.8745 kayıtlı belge) talimatı
vermiştir.
· Malta, Takipsizlikle Sonuçlanıyor:
Başsavcılık, 29 Temmuz 1921’de Dışişleri Bakanlığı’na oldukça uzun bir yazı
gönderir ve Lord Curzon’ın 31 Mayıs 1921 tarihli “siyasi dava açılması”
talimatını reddeder. Yazıda Malta tutukluları siyasi değil, “yarı siyasi suçlu”
olarak nitelendirilir. “Kanıt bulunamadığı ve bulma olanağının da kalmadığı”
nedeniyle kovuşturma yapılamayacağı, “eldeki bilgi ve belgelerin suçlamalar
için hukuk mahkemesinde kanıt değeri taşımayacağını, dolayısıyla kimsenin bir
hukuk mahkemesi önünde cezalandırılmasının mümkün olamayacağı” belirtilmiştir.
Dolayısıyla tutuklu sanıklar, bir “rehine” olmuştur.
· Esir Değişimi, Malta’daki Takipsizlik
Kararı Üzerinedir: Malta’da verilen takipsizlik kararı sonucunun kesin olduğu
anlaşılınca, rehineleri elde tutmanın zarar vereceği düşünüldüğünden esir
değişiminin doğru olacağı kararına varılmıştır. Malta’daki tüm Türk tutuklular,
25 Ekim 1921’de gemiye bindirilmiş ve 31 Ekim 1921’de İnebolu’dan Türkiye’ye
teslim edilmiştir. Türkiye’deki İngiliz esirler ise 2 Kasım 1921’de işgal
altındaki İstanbul’a gönderilir.
· Lozan ve Malta İlişkisi: Malta
yargılamasını sulandırmak isteyenler, Malta’da tutulanların Lozan ile serbest
bırakıldığını, başka bir deyişle Türkiye’nin başarılı savaşı sonucu
affedildiklerini, yargılanmadıklarını ileri sürerler. İngiliz Kraliyet
Başsavcılığı’nın kovuşturmaya yer olmadığı kararı 29 Temmuz 1921’de verilmiş,
Lozan ise 24 Temmuz 1923’te imzalanmıştır. Aralarında 2 yıl vardır.
Malta’dakiler içinde Ermeni katliamı iddialarıyla tutulan İttihat ve Terakki
Partisi yöneticileri Ekim 1921’de serbest bırakılmıştır.
Malta Yargılaması 1948 BM Sözleşmesi
Öncesidir: Bu tez, soykırım savunucuları tarafından sıklıkla dile
getirilmektedir. Öncelikle şunu söylemek gerekir: Yahudi Soykırımı
yargılamasını yapan Nürnberg yargılaması da 1948 BM Sözleşmesi öncesidir.
Ayrıca, 1948 ve 1949 Sözleşmeleri ile Protokolünün de kabul ettiği gibi, insan
haklarına yönelik bir eylem ya da işlemin geriye yürütülebileceği karar altına
alınmış, uluslararası hukuk alanında, 1915 Olayları üzerine uluslararası
yetkinliği tanınmış bir yargı organının verdiği bir “soykırım, kırım” kararı
bulunmamaktadır. Tam tersine, böyle bir sistematik yok etme sürecinin
işlemediğine dair uluslararası yetkinliği tanınmış, dönemin Malta’da Askeri
Başsavcılığının verdiği takipsizlik kararı vardır. Ancak, yine uluslararası
geçerliliği tanınmış Nürnberg Mahkemeleri özelinde böyle bir soykırım kararı
bulunmaktadır. Bu karar bir hukuk ve adalet belgesidir. Dolayısıyla, Malta ile
Nürnberg’i, “Ermeni Soykırımı” iddiasıyla Yahudi Soykırımı’nı karşılaştırmaya
dair karşı çıkışın belgeleridir bunlar. Aslında bu tartışma zemininde ilerlemek
yanlış değildir. Bir tarafta uluslararası yargıda “soykırım, kırım” yapmadığına
dair belgesi Malta’da verilmiş insanlar, diğer tarafta ise Nürnberg’de
soykırımı hukukla belgelenmiş bir Nasyonal Sosyalist Parti yöneticileri ve
komutanları vardır. Malta ve Nürnberg, hukuksal süreç açısından birbirine çok
benzerken, hukuksal sonuçlar bakımından elimizi güçlendirecek bir belgeyi gün
yüzüne çıkarmıştır. Soykırıma hükmedebilecek tek organın uluslararası
yetkinliği tanınmış mahkemeler olduğu gerçeğinden hareketle, Malta, “soykırım,
kırım” olmadığının belgesidir.
TEHCİR VE SONRASI
Büyük acılara ve ölümlere
neden olan süreçlerden biri Ermenilerin tehcir edilmesi kararı sonrasında
yaşanmıştır. Tehcir iyi bir olay değildir, bu kararı almak ve almak zorunda
bırakılmak da üzücüdür.
· Tehcir Kararı Neden Alınıyor: Bu aşamada
Doğu Lejyonu’nun kuruluşu ve 1915 Mayıs ayında Çukurova Zeytun bölgesinde
başlattıkları isyanı unutmamak gerekir. İsyan bastırılmaya çalışılırken,
bölgede yaşayan Ermeniler Fransa’dan yardım istemiştir. 1915’in savaş
koşullarında her şeyden önce “güvenlik sorunu” bulunmaktadır. Zira I. Dünya
Savaşı ile birlikte Ermeni isyanı başlamıştır (30 Ağustos 1914’te Zeytun’dan
sonra Kayseri, Bitlis, Erzurum, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Ankara,
İzmit, Van, Adapazarı, Bursa, Adana, Halep, İzmir ve Canik’te ayaklanmalar
çıkmıştır). Anadolu’nun dört bir yanında Ermeni grupları Osmanlı Devleti’ne
karşı mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele, Ruslarla ile Doğu Cephesi’nde
işbirliğine dönüşmüştür. Van’ın (Van isyan merkezi olarak planlanıyordu) işgali
de süreçte unutulmamalıdır. Ruslar Van’a doğru harekete geçince, Ermeniler
yolunu açmak için şehrin birçok yerini ateşe vermişler ve ayaklanma
başlatmışlardır. Müslümanlar kaçarak 7 Nisan 1915’te Van Kalesi’ne sığınmıştır.
ABD’de yayınlanan 24 Mayıs 1915’te Ermeni Gochnak Gazetesi, Van’da 1500 Türk’ün
kaldığını, gerisinin öldürüldüğünü yazmıştır. Bu koşullar altında kimi
bölgelerde Müslüman ahalinin Ermenilere kin beslediği ve saldırdığı doğrudur.
Van işgali tehcirin en önemli nedenidir. Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes
Kaçaznuni, 1923’te Taşnak Partisi’nin Bükreş’teki toplantısına sunduğu raporda
şunları yazmıştı: “Türklere karşı ayaklandık. Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük.
Yedi cephede savaşan Osmanlı ordularına silah ve mühimmat götüren birliklere
saldırdık. 1915 Yaz ve Sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir
tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık
duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun
olanıydı.”
· Tehcir Tüm Ermenileri Kapsamıyor: 27 Mayıs
1915’te Ermenilerin savaş cephesinden, ülke içinde savunmaya bir tehdit
oluşturmayacak diğer bölgelere gönderilmeleri için tehcir kararnamesi
çıkarılmıştır. Daha sonra bu kararname huzursuzluk içinde olan diğer şehirleri
de kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Tehcir tüm Ermenileri kapsamamıştır.
Ruslarla aynı kiliseye bağlı Ortodoks Ermeniler hedef alınmış, Katolikler
kapsam dışı tutulmuştur. Protestan Ermenilerden Ağustos başına kadar tehcir
edilmeyenlerin de tehcirinden vazgeçilmiştir.
· Ermenilere İyi Davranın Telgrafları:
Yiyecek konusunda “yer değiştiren Ermenilere, gönderdikleri bölgelere kadar
gerekli yiyeceklerin temini, muhtaç olanlara yiyecek masraflarının göçmen
tahsisatından yapılması” telgrafı çekilmiştir. Güvenlik, düzen, istirahat için
tedbirler alınması, aciz ve fakir olanlara yardım edilmesi, her gün doktor
kontrollerinin yapılması, lohusa kadınların ve çocukların sıhhatlerine
özellikle dikkat edilmesi konularında yerel yöneticilere çekilen telgraflar
arşivlerde kayıtlıdır. Bunlara uyulup uyulmadığı farklı bir tartışmanın
konusudur ve yukarıda bahsedilen yargılamalar, tam da bunlarla ilgilidir.
· Tehcir olayı, 1948 BM Sözleşmesi
kapsamında tartışılacaksa mutlaka ilgili Cenevre Sözleşmeleri de kapsama dahil
edilmelidir.
ERMENİ SOYKIRIMINI CHP
YAPMIŞTIR(!)
“…tehcir gibi gayr-ı insani
sonuçlar doğuran hadiselerin yaşanmış olması…” sözleri, Başbakan’ın 23 Nisan 2014
tarihli taziye mesajından. Yaşanan her gayr-ı insani olay, yaşayanların
kökenine bakılmaksızın ayıplanmalıdır. Bir kişinin yaşamını kaybetmesi, o
kişinin yakınları açısından düşünülmeli ve o acı böyle hissedilmeye
çalışılmalıdır. Zarar gören kişinin “öteki”, “suçlu” gibi görülmesi de acıya
hiçbir zaman meşruiyet kazandırmaz. İnsan olmanın gereğidir bu. Siyasi
sonuçları olan olaylar -araya devlet aygıtının ve işleyişi girdiği için- farklı
biçimlerde ele alınmaktadır. Ermeni sorunu konusu tam da böyledir. Başbakan’ın
mesajı bu kapsamda görülmelidir.
Ülkemizde “Ermeni Soykırımı
vardır”, “soy olmasa bile kırım vardır” diyen muhafazakârların son yıllarda
artışı, onların birden insaniyete gelişiyle açıklanamayacak kadar siyasidir.
Aynı zamanda bu kişilerin, “Osmanlı Devleti, Osmanoğulları değil, İttihat ve
Terakki yaptı bu olayı. Onlar suçlu bulunmalı ve cezalandırılmalıdır. Hatta,
Yahudi Soykırımı’nda Almanya değil, Hitler ve Naziler cezalandırılmıştır!”
tezleri, sanırım önümüzdeki yıllarda uzun boyutlu tartışacağımız konuların
başında gelecek. Vahdettin ve Damat Ferit, İttihat ve Terakki yöneticilerinin
yargılanması için var gücüyle çalışmıştı. Oradan başlayarak, Başbakan da aynı
yöntemi kullanır mı bilemiyoruz. Yalnız bilinen bir şey var ki Başbakan “İttihat
ve Terakki yöneticilerinin yaptığı katliamdır bu olay. İttihat ve Terakki
kimdir, CHP’nin fikir babasıdır. Yani Ermeni katliamını CHP’lilerin fikir
babaları yapmıştır. Zaten CHP’liler de…” biçiminde bir sav ortaya atarsa
şaşırmamak lazım.
Ali Mert Taşcıer
Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=ermeni-soykirimini-chp-yapti-1706141200
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.