Vakkas Doğantekin
vakkas@haberx.com
Etyen Bey sakin bir adam, üzerine
bakımsız bir entel havası çökmüş; belli ki Fehmi Koru kadar kendine bakmıyor...İki
hafta önce, 16 Mayıs’ta ABD’nin önde gelen üniversitelerinden UCLA’da
‘Türkiye’de Azınlık Hakları’ konulu bir panele katıldım. Agos editorlerinden
Rober Koptaş panelistler arasındaydı. İşin gerçegi saçmaladi durdu. Daha nerede
durmasını, hangi yöne gitmesi gerektiğini bilmeyen serseri bir rüzgar Koptaş.
Hrant Dink veya Etyen Mahcupyan’in entelektüelliginin ve omurgasının onda
birine sahip değil... Bu soykırım olayı sözde mi özde mi, mutlaka epeyce okumuş,
araştırmışsınızdır. Yapılmış dedi, göç ettirilenlerin öleceği ve oldukları
biline biline yeni tehcir kararları çıkartılmış dedi. Bu niyetin o olduğu anlamına
geliyor dedi.
***
Etyen Bey sakin bir adam, üzerine
bakımsız bir entel havasi çökmüş; belli ki Fehmi Koru kadar kendine bakmiyor.
ETYEN MAHCUPYAN ILE SAMIMI
BIR SOHBET
İki hafta once, 16 Mayis’ta
ABD’nin onde gelen universitelerinden UCLA’da ‘Turkiye’de Azinlik Haklari’
konulu bir panele katildim. Agos editorlerinden Rober Koptas panelistler
arasindaydi. Isin gercegi sacmaladi durdu. Daha nerede durmasini, hangi yone
gitmesi gerektigini bilmeyen serseri bir ruzgar Koptas. Hrant Dink veya Etyen
Mahcupyan’in entelektuelliginin ve omurgasinin onda birine sahip degil.
Tam neden geldim diye pisman
olacakken Etyen Bey’i arka taraflarda telefonuyla oynarken gordum ve panel
sonrasi yanina gidip hosbesten sonra siyasete derinlemesine daldim.
Etyen Bey sakin bir adam,
uzerine bakimsiz bir entel havasi cokmus; belli ki Fehmi Koru kadar kendine
bakmiyor. Paneli o da benim gibi verimli bulmayanlardandi. Dedim bu Rober
Koptas ne ayak, hem Ermeni haklari, Turkiye’nin demokratislesmesi falan diye
tarumar ediyor kendini hem de Gezi’yi savunuyor, Ermeni düşmanı faşist bir
zihniyetle ayni safta duruyor. Gülümsedi, yorum yapmadı. Sonra sunu sordum. Bu
diyasporacı Türkiye düşmanı Ermeniler, Türkiye’nin güçsüz, parasız, koalisyon hükümetleriyle
dış güçlerin oyuncağı olduğu dönemlerde bile dünyaya tezlerini kabul ettirememişler; Türkiye’nin Ak Parti ile beraber saha kalktığı
bir donemde gerçekten basarili olabileceklerini mi hayal ediyorlar? O da
diyasporaci Ermenilerin birçok konuda hayalperest olduklarını düşündüğünü söyledi.
Etyen Bey’i bulmuşken
Roberlerle Hatemolarla vakit kaybedecek değiliz tabii, hemen neden hala Zaman’dan ayrılmadığını sordum sitemkarane
bir üslupla. Dedi merak etme ay sonunda ayrılıyorum. Uzun zamandır ayrılacaktım
ama seçimlerin geçmesini bekledim diye ekledi. Zaman gazetesi açık bir şekilde
kendisinden hazzetmiyormuş, yazılarını haftada bire kadar düşürmüşler. Birkaç
yerle iletişim halindeymiş doğal olarak ve Haziran başında yeni gazeteyle devam
edecekmiş. Hayırlı olsun. Bunu 16 Mayıs’ta ilk ben öğrenmiş ve Twitter üzerinden
takipçilerime duyurmuştum.
Cemaati konuşmaya başladık.
Cemaatin tabanının üçte birini kaybettiğini, üçte birinin kafasının çok karışık
olduğunu, kalan üçte birinin ise iyice militanlaştığını söyledi. Aboneliklerin düştüğünü,
bayii sayısının 20 bine kadar gerilediğini ekledi. Gazetede hala düzgün konuşabildiği
tek isimlerin Huseyin Gülerce ve Ali Bulaç olduğunu söyledi.
Sonra PKK ve Ermeni
meselelerini konuştuk. Dedim Etyen Bey siz samimi bir insansınız, Ermenisiniz.
Biz de önyargılı, bize düşman olmayana düşman olan bir millet değiliz. Bu soykırım
olayı sözde mi özde mi, mutlaka epeyce okumuş, araştırmışsınızdır. Yapılmış
dedi, göç ettirilenlerin öleceği ve oldukları biline biline yeni tehcir kararları
çıkartılmış dedi. Bu niyetin o olduğu anlamına geliyor dedi.
Ermeni meselesi konusundaki
hafif fikir ayrılığımız PKK konusunda derinleşti. Ben, Kürt hareketinin PKK
sayesinde bugüne eriştiğine inanmadığımı söyledim. Ne zaman Menderes gibi, Özal
gibi insan evladı, kendi içimizden çıkmış inançlı bir lider gelse ilk is kardeş
Kürt halkının sorunlarını çözmek istemiş dedim. Ak Parti ve Erdogan da iyi
niyetli olmasa Türkiye’nin hele ki böyle büyüdüğü ve güçlendiği bir devirde daği
taşı bir 10-20 yıl daha bombalayacak parası ve gücü yok mu sanki diye ekledim.
O ise PKK olmasa Kürt hareketi bu kadar başarılı olamayabilirdi düşüncesini
savundu.
Kendisini bize, Los
Angeles’te otantik bir Adıyaman çiğköftesine davet ettim ama YESEV davetlisi
olarak aksam planları varmış, vedalaştık.
Vakkas Dogantekin
Twitter: vdogantekin
YORUMLARINIZ
akaltun23 - 01.06.2014 13:40
Sn. Vakkas Efendi: “Rober
Koptaş… hem Türkiye’nin demokratikleşmesi falan diye tarumar ediyor kendini hem
de Gezi’yi savunuyor, Ermeni düşmanı faşist bir zihniyetle ayni safta duruyor.”
Buyurmuş. Böyle bir söz bile bir insanın ne kadar bomboş olduğunu gösterir.
“Gülümsedi, yorum yapmadı.”diye de eklemiş. Yani adamının “yorumsuz
gülümseme”si dahi onu uyandırmaya yetmemiş. İnsan gerçeğin yerine, bindirilmiş
algısını koymaya başladı mı tam da böyle oluyor.
Türkiye halkının hiç ayrımsız
bir bütün halinde, sıradan çevre duyarlığıyla başlayıp, orantısızlıklar
karşısında demokrasiyi savunmaya dönüşen tarihi ilk tutarlı demokratik
tepkisine “faşist zihniyet” diyebilmek faşizmin tanımından bihaber olunduğunu
gösteriyor. Faşizmin bilimsel literatürde tanımı vardır. “Finans kapitalin en
gerici, en şoven, en azgın kesimlerinin açıktan açığa terörist yıldırıcı
diktatörlüğüdür.” diye başlayan sosyalist tanımını şimdilik bir yana bırakalım.
Burjuva demokratik evrensel standartlara bir bakalım: çünkü demokrasi gibi
"faşizm"in de standartları vardır. Şimdi bir bakalım. Çünkü o
standartları kim tutturuyorsa onlar faşisttir.
Faşizmin standartları: Üstün
ırk anlayışı üzerinde yükselen ulus kavramı; bireylerin değil, bu kavramın
içinde eriyerek adeta onun parçası olmuş üyeler; kendiliğinden gelişen doğal
liderlik ve onun peşinden giden (İlginçtir dün yaşlı bir teyze görevimizi
yapıyoruz diyene Taksim’de: Evladım koyun olmayın.” demişti) algıyla
doldurulmuş-bindirilmiş kıtalar. Doğal olarak böyle bir sistemde sıradan temel
insan haklarının dayanağı olan demokratik hukuk devletinin rafa kaldırılması;
doğan düşünsel boşluğu doldurmak ve toplumun tüm düşüncelerini tek tipleştirmek
için algı-propaganda bakanlığı, basının sadece egemen görüşün haberlerini basmakla
yükümlülüğe zorlanması. Günah keçisi ilan edilenler üzerinden toplumun uçlara
itilmesi, kutuplaştırma. (Toplum mühendisliği denen bu yapıya şimdilerde daha
nazik ifadeyle havuzcu "algı yönetimi"de denebiliyor, çünkü ancak bu
sayede akı kara gösterebilmek mümkün olabiliyor.)
Şimdi gezicilere bu
standartları bir bir uygulayalım, bir liderleri bile yoktu. Kimsenin algısı ve
nefretçi kutuplaştırmayla bindirilerek değil herkes kendi sorgulayıcı özgür
iradesi ve vicdani demokratik tepkisiyle katılmıştı. “Mustafa Keser’in
askerleriyiz” diyerek, her türlü tek tipleştirmeye karşı önce kendileriyle
dalga geçebilecek bir özgüven ve entelektüel birikime –çoğu kırmızılı kadın
misali mastır-doktora yapmış, iki üniversite mezunu- sahiplerdi. Kimseyi
kutuplaştırmak bir yana her türden düşmanlığı eritmiş, Cuma namazı kılanlara
polis saldırmasın diye etraflarında solcu ve Alevilerin onları korumaya alması
vb. gibi o ilk 15 gün orada ancak “komün”lerde görülen tam bir eşitlik ve
eksiksiz demokrasi vardı. Söz edilen standartların hiçbiri olmadığı gibi,
aksine “güç bende” kolaycılığına yönelenlerin, her türden hariçten tanımlama ve
tek tipleştirmesine gösterilen demokrasiye sahip çıkma tepkisiydi. Onun için
“Sorun sade ağaç değil, sen hala anlamadın mı?” denmişti. Demek ki bazıları
hala anlamamış. (O ermeni düşmanı dediğin bizim de eleştirdiğimiz “nasyonalist”
kesim dahi bunu düşmanlıktan ziyade “Dünya ve İsviçre’de düşünce özgürlüğü”
adına bunu yapmışlardı, AİHM’de tasdik etti.)
Sonraki “1453’te aldınız,
camide ayakkabıyla içki, Kabataşlı bacım” söylemlerinin ise yukarıdaki
standartlara savrulanların, garibanlarda algısal kutuplaştırma oluşturmaya
yönelik sıradan bir yavuzluk olduğu anlaşılıyordu. Şimdi tek kişilik hâkimiyet
peşinde olanlara o standartları uygulayalım, iki sözcüğü değiştirdiğimizde
standartlar ne kadar da cuk oturuyor değil mi? (Bu arada o standartları geçen
yılki açılım da “nasyonalist” eğilimleri biraz fazla olan bir arkadaş için
yazmıştım.) Ama ben şahsen gene kimseyi faşizmle suçlamıyorum, gereksiz bir
iktidarı kaybetme korkusunun geçici olarak onları bu kadar her şeye hâkim olma
–faşizm- çizgisine çektiğini düşünüyorum.
Arkadaşlar temel hakları
temel hak yapan Anayasamız 12. m. de belirtildiği gibi öncelikle devlete karşı
“dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez” oluşlarıdır. Öyle AİHM kararlarına
rağmen dahi “ancak ben izin verirsem hakkın olur” anlayışının en cüce
devletlerde bile izi kalmamıştır. Ama ülkemizde dönüp bu noktaya gelmişsek
ciddi anlamda tedavi gereken ya da bir kara cehalet ve içselleştirememe
problemi olduğu görülüyor. Bunun ülkemizi dışarıda bile ne hale getirdiği
görülmüyor mu? Dün göklere çıkaranlar bugün yalanlama aşamasına niçin geldiler?
Sakın doldurulmuş algılarınızı söylemeyin. Kaldı ki sen böyle en basit
gerçeklerden habersiz bu çağda kendi ayağına davranırsan, bundan herkes
yararlanabilir de. Çünkü bunun çaresi böyle faşizmin zulmüne yönelmek değil,
demokrasiye samimiyetle yönelmektir....
http://www.haberx.com/etyen_mahcupyan_ile_cemaat_pkk_ve_ermeni_meselesini_konustuk(19,w,16424,931).aspx
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.