Dini bağlılığın yerine ulus-devlet anlayışının ortaya
çıkması, çatışmaların etnik kimliklere doğru kaymasına yol açmakla birlikte din
eksenli mezhepsel tartışmaların hafiflemesine yönelik tersi bir etkide
bulunmuştur. Ayrıca geçen zaman içerisinde Namık Kemal, CemaleddinAfganî (ö.
1897) ve Muhammed Abduh (ö. 1905) gibi ilk modernistlerin Sünnî-Şiî
birlikteliğiyle ilgili yaptıkları ısrarlı çağrıların ve günümüzde onlara benzer
söylemlerin dillendirilmesinin de bu sürece büyük katkı sağladığı söylenebilir.
Müslümanların geleneksel mezhep algısına göre İslâm ümmeti 73 fırkaya ayrılmış
olup bunlardan sadece biri kurtuluşa erecek, diğerleri ise cehenneme
gidecektir. Bu yüzden İslâm dünyasında ortaya çıkan her grup, kurtuluşa eren
fırkanın, yani fırka-i naciyenin kendisi olduğunu iddia etmiştir.
Fırka-i naciye anlayışı üzerine bina edilen mezhep algısı
çerçevesinde gerek Şiîler gerekse Sünnîler, mezhepsel aidiyetlerini üst
kimlikleri olarak algılamışlar, kitleler hakkındaki kanaatlerini, onların
müspet veya menfiliklerini liyakatlerine göre değil, bağlı oldukları mezheplere
göre ifade eder olmuşlardır.
Sünnî toplumda Şiîlik algısının oluşumunda en temel
etkenler siyasi siyasi olmakla birlikte bunların dışında iki farklı düşünce
akımının belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan birincisi, Şiî
bilginlerle münazara edip Şia kelâmının da oluşumuna katkı yapan Mutezilî
âlimlerin görüşleridir. Diğer önemli kesim ise, Abbasi Halifesi Mütevekkil'den
sonra yıldızı parlayan ve ağırlık kısmını Hanbelilerin oluşturduğu
Ashabü'l-Hadis'tir. Söz konusu iki kesimin Şiîlik hakkındaki yaklaşımları
güncel şartlara göre değişiklik arzederek Sünnî Müslümanların düşünce yapısına
belirleyici derecede etki etmiş gözükmektedir. Hatta günümüz Sünnîlerinin Şia
hakkındaki kanaatlerinin, birbirine zıt iki grup olan Mutezile ile Hanbelîlerin
görüşlerinin farkında olunmadan seçmeci bir yöntemle bağdaştırılmaya
çalışılmasıyla oluştuğu bile söylenebilir.
Hanbeliler dışındaki Şiilik
İslâm düşüncesinde politik çatışmacı bir ruhla gündemi
işgal eden ilk Sünnî grup, Ashabü'l-Hadis'in önemli bir kesimini oluşturan
Hanbelîlerdir. Şiîliğe karşı en katı muhalefeti yürüten de, İsnaaşeriyye'yi
diğer Bâtıni gruplar ve İsmailîlerle aynı kefeye koyarak eleştirenler de
onlardır.1 Hanbelîler, Şiîlerle birlikte Bağdad'da çoğunluğu oluşturdukları
için aralarında daima çatışma olmuştur. 2 Hatta Hanbelîlerin Bağdad'daki tüm
gruplarla çatışma içerisinde yaşadıkları rahatlıkla söylenebilir. 3 Bu yüzden
sadece Şiîleri değil Sünnî Şafiîleri bile ürkütmüşlerdir. Mescitlerdeki âmâları
Eş'arîlerin üzerine saldırtmışlardır. Çarşı ve pazarlara müdahale etmişler,
kadınların dışarıda dolaşmalarına engel olmaya çalışmışlardır. Abbasî halifesi
er-Razî (934-940), Hanbelîlerin sapkınlıklarından şikâyet ederek, bu tür
taşkınlıklarına son vermemeleri durumunda ev ve işyerlerini yakmak, hatta
onları öldürmekle tehdit etmiştir. 4 Bazı kelâmî konularda Mu'tezilî mirası
devralan Şiîler de, Mu'tezile'nin teşbih konusundaki hassasiyetlerini devam
ettirerek Hanbelîlerin literal dinî yorumlarını küfür olarak
değerlendirmişlerdir. Tarihte Bağdad'ın Kerh mahallesinde yaşayan Şiîlerle
Bâbü'l-Basra bölgesinde yaşayan Hanbelîlerin çatışmalarının benzerleri
günümüzde Bağdad'da Şiîlerle Selefîler arasında yaşanmaktadır.
Hanbelîler dışında Şiîlik algısında etkili diğer
belirleyici grup olan Mutezile'ye gelince; İslâm düşüncesinde ilk teolojik
tartışmalar, İslâm kelâmının oluşmaya başladığı dönemlerde başlar. Farklı
düşüncelere mensup Müslüman ya da gayri Müslim din adamları, Abbasi halifesi
Harun er-Reşid'in vezirliğini yapan Fars asıllı Bermekî ailesinin ilmî
konulardaki merakı sayesinde sarayda bir araya gelerek münazaralar
yapmışlardır. Kaynaklarda; yeni oluşmaya başlayan Şiî düşüncenin ilk teologları
olarak kabul edilen Hisâm b. el-Hakem (179/795) ve Ali b. Mîsem (184/200)'in
imamet konusu başta olmak üzere İbâdiyye'den Abdullâh el-İbâdî, Beyân el-Harûrî,
Zeydiyye'denSüleymân b. Cerîr, Mu'tezilî Dırâr b. 'Amr, Bişr b. el-Mu'temir
(210/825) Ebu'l-Huzeyl Allaf (227/841), Nazzam (221/835), Sümame b. Eşres
(213/828) gibilerin yanında Deysânilerle de tartıştığı nakledilmektedir. 5 Söz
konusu ilk nesil kelâmcıların tartışmalarının benzerleri, üçüncü asrın
sonlarında İbn Kıbbe er-Razî(319/931'den önce) ile Zeydi âlim Ebu Ca'fer
el-Alevi, dört ve beşinci asırlarda Kâdî Abdulcebbâr(415/1024) ile Şerif
el-Murtazâ(432/1044), sekizinci asırda Allâme Hillî (726/1325) ile İbnTeymiyye
(728/1328), onuncu asırda İbn Hacer el-Heytemî (974/1567) ile et-Tusterî
(1019/1610) tarafından karşılıklı olarak yapılmıştır.
Yeni Sünni ulema tipi
Burada örnek olarak isimlerini saydığımız tabloda da
görüldüğü gibi, ilk beş asırda Şiî düşünürlerle en seviyeli tartışmaları
yapanların çoğunluğunu Mutezilî kelamcılar oluşturmaktadır. Zaten bu dönem,
İslâm düşüncesinin oluşum sürecini temsil eder. Sonraki dönemlerde Mutezile de
büyük oranda tarihten çekilerek Zeydîliğe dönüşmüştür. Bununla birlikte onların
Şia'ya karşı ileri sürdüğü argümanlar Sünnî âlimler tarafından günümüze kadar
kullanılmaya devam etmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus
daha vardır; o da, Mutezilî âlimlerden görevi devralan Sünnî ulemanın geleneği
devam ettiremeyip, meseleye parçacı yaklaşmasıdır. Çatışma içerisindeki Şiî ve
Sünnî siyasi idarelerinin etkisiyle muhalifinin görüşünü çarpıtma ve yok etme
üzerine kurulu bu yaklaşım biçimi, Hanbelî taassubu ve 73 fırka hadisindeki
'kurtuluşa eren fırka' anlayışıyla beslenen militan bir yapıya dönüşmüştür.
İşte bundan dolayı argümanlarını Mutezile'den, ruhunu ise Ashabü'l-Hadis veya
Hanbelîlerden alan yeni bir Sünnî ulema tipinin ortaya çıktığını
söyleyebiliriz. Bunlar; Sünnî Abbasî, Memlüklu, Selçuklu, Osmanlı vb.
idareleriyle Şiî Fatımî ve Safevî yönetimlerinin çatışma içerisinde oldukları
dönemlerde halkın zihnini maniple edici görüşler serdederek kendi siyasî
yönetimlerine destek sağlamışlardır.
Söz konusu yeni Sünnî ulema tipinin en önemli
örneklerinden birisi, Abdulkahir el-Bağdadî (439/1027)'dir. Örneğin O,
Bâtıniyye, Beyaniyye, Muğîriyye, Yezîdiyye gibi gulat görüşler ileri süren
grupları İslâm ümmetinden saymamıştır. Bununla birlikte Mutezile, Havâric,
Rafızâ'nın İmâmiyye kolu, Zeydiyye, Neccâriyye, Cehmiyye, Dırariyye ve
Mücessime'yi ise bazı yönleriyle İslâm ümmetinden kabul etmiştir. Ona göre bu
gruplara mensup kimseler Müslüman mezarlığına defnedilebilir, Müslümanlarla
savaşlara katıldıkları takdirde ganimet ve fey'den pay alabilir ve mescitlerde
namaz kılmalarına müsaade edilir. Ancak bunlar dışındaki hükümlerde İslâm
ümmetinden sayılmazlar. Yani bu kimselerin cenaze namazları kılınmaz,
arkalarında namaza durulmaz, kestikleri helal olmaz, hatta Sünnî bir erkek veya
kadınla evlenmeleri de caiz değildir. 6 Ünlü âlim Muhammed b. Abdülkerim
eş-Şehristanî (548/1153) de, objektif bir tutum içerisinde olmaya gayret
etmesine rağmen 73 takıntısından kurtulamaz ve mezheplerle ilgili şöyle der:
'Yetmiş üç fırkadan sadece biri haktır. Zira her aklî konuda bir tek doğru
bulunduğuna göre, tüm meselelerde hak ve doğrunun bir fırkayla temsil edilmesi
gerekmektedir'. 7
Abdulkahir el-Bağdadî'nin el-Fark beyne'l-fırak
(Mezhepler Arası Farklar) isimli eseri, farklı İslâm mezhepleriyle ilgili
değerlendirmelerinden dolayı sonraki pek çok Sünnî âlimin referans kaynağı
olmuştur. Meselâ Ebu Hamid Gazâlî (505/1111), Batınîlerle (İsmailîler) ilgili
şöyle der: 'Onların (Batınîlerin) görüşlerinin iki mertebesi vardır; Bunlardan
birincisi, onların hatalı, sapık ve bid'atçı sayılmasıdır. Diğeri de,
tekfirlerini ve kendilerinden uzak durulmayı gerektirenidir.' 8
Bağdadî, Şehristanî ve Gazâlî gibi âlimlerin
görüşlerinden de örnekler vererek çok kısa bir şekilde özetlemeye çalıştığımız
Sünnîlerin Şiîlik algısı, onların birlikte hareket ettiği Selçuklulardan
Osmanlılara kadar tüm ulemayı etkilemiştir.
Asırlarca süren düşmanlıklar
Müslümanlar açısından ciddi sıkıntılar içeren söz konusu
oluşumların belki de daha fazla üzerinde durulması gerekeni, bunların
yayınlarında son zamanlarda ciddi bir artış gözlemleniyor olmasıdır. Örneğin
bugünlerde benzerlerini sıkça görmeye başladığımız kitaplardan birinde Osman b.
Muhammed el-Hamed el-Hamîs şöyle demektedir: 'Biliyor musunuz kardeşlerim,
insanın Kur'an'ın tahrif edilmiş olduğunu kabul etmeden Şiî olması mümkün
değildir'. 9 el-Hamîs'e göre ilk Şiî âlimlerden Ebu Ali et-Tabersî, Ebû Cafer
et-Tûsî, Şerîf el-Murtazâ ve Şeyh Sadûk Kur'an'ın tahrif olmadığını söyleseler
de klâsik Şiî kitaplarda Kur'an'ın tahrifine yönelik pek çok rivayet yer almakta,
ancak tahrifin olmadığına dair açık ve net bir rivayet bulunmamaktadır. 10
Osman b. Muhammed el-Hamed el-Hamîs'in Şia'ya yönelik
sertlik içeren bu söylemi, tüm İslâm dünyasında olduğu gibi Türkiye'de de
sayıları gittikçe artan diğer bazı yayınlar tarafından paylaşılmaktadır. Mesela
Sefer b. Abdurrahman el-Havali'nin, üstelik Muhammed Kutub'un denetiminde bir
doktora tezi olarak hazırladığı Mürcie İnancı ve İslâm Ümmeti Üzerindeki Kötü
Tesirleri isimli çalışmasında sadece Şia'yı değil, tüm itikadî farklılıkları
tekfir etmektedir. O, çalışmasının henüz takdim kısmında; Cehmiyye, Hariciyye,
Mürcie, Rafızî, Mutezile vb. grupların görüşlerinin İslam'ın bozulmasında çok
büyük etkisi olduğunu ifade etmekte, önsöz kısmında ise şöyle demektedir:
'Bazılarının heva ve arzuları süs köpeklerinin sahibelerine eşlik ettiği gibi
kendilerine eşlik etti. Haricilerin dinden ayrılmalarını fırsat bilen Şia,
derhal azgınlık etti, Mürcie günahkâr oldu ve Kaderiyye dinden çıktı. İşte
sapık fırkaların anası bu dört fırkadır.' 11
Yine başka bir örnek olarak görüşlerine yer verdiğimiz
Ebu Basir et-Tartusî de, kısa süre önce Türkçe'ye tercüme edilen kitabında;
Kuleynî'nin Usûlü'l-Kâfî'si ve Nûrî et-Tabersî'nin Faslü'l-Hitâb fî
İsbâtiTahrîf-i Kitabi Rabbi'l-Erbâb'ında nakledilen Kur'an'ın tahrifiyle ilgili
rivayetlerden yola çıkarak Şia'yı tekfir etmektedir. 12 Yazar, kitabının bir
yerinde şöyle der: 'Eğer inandığımız değerler bizlere Şia'nın şirke düşmüş bir
taife olduğunu gösteriyorsa zor da olsa bunu kabul etmeli ve hakka tabi olduğumuzu
ortaya koymalıyız.' 13
Gelinen bu durum, asırlarca süren düşmanlıkların izale
edilmesine yönelik umutları yeşertmektedir. Dini bağlılığın yerine ulus-devlet
anlayışının ortaya çıkması, çatışmaların etnik kimliklere doğru kaymasına yol
açmakla birlikte din eksenli mezhepsel tartışmaların hafiflemesine yönelik
tersi bir etkide bulunmuştur. Ayrıca geçen zaman içerisinde Namık Kemal,
Cemaleddin Afganî (ö. 1897) ve Muhammed Abduh (ö. 1905) gibi ilk modernistlerin
Sünnî-Şiî birlikteliğiyle ilgili yaptıkları ısrarlı çağrıların ve günümüzde
onlara benzer söylemlerin dillendirilmesinin de bu sürece büyük katkı sağladığı
söylenebilir. 14
Afgani, Abduh, Namık Kemal, Şinası vb. modernist diye
tabir edilen âlimleringayretlerinin ardından Şia'ya yönelik çok önemli bir
fetva, Dârü't-Takrîb müessesesinin oluşumu çerçevesinde Ezher Üniversitesi
Rektörü Mahmut Şeltût tarafından verilmiştir. Mahmut Şeltût, kurumun dergisinde
yer alan fetvasında, İmâmiyye ya da İsnaaşeriyye mezhebinin hükümlerine göre
amel etmenin caiz olduğunu, mezhepsel taassuptan kaçınılması gerektiğini ifade
etmiştir. Onun Şiî fıkhının öğretilmesine yönelik Şubat 1959 yılında böyle bir
fetva vermesi, Şiî-Sünnî diyaloguna yönelik önemli bir adımdı. 15
DİPNOTLAR:
1 Hamid İnayet, Çağdaş İslami
Siyasi Düşünce, s. 63.
2 Muhammed b. Ahmed el-Makdisî, Ahsenü't-tekâsîm fî
ma'rifeti'l-ekâlîm, Kahire 1991, s. 126.
3 İbn Haldun, Mukaddime, haz. Süleyman Uludağ, Dergâh
Yayınları, İstanbul 2011, s. 806.
4 İbnü'l-Esîr(630/1232), İslam Tarihi (el-Kamil fi't-Tarih),
çev. Ahmet Ağırakça ve arkadaşları, İstanbul 1985, c. VIII, ss. 255-256.
5 Bkz. Mes'udî, Ebu'l-Hasan Ali b. Hüseyin el-Hudhalî
el-Bağdadi
(346/957-958), Murucu'z-Zeheb ve Meadinu'l-Cevher, thk.
M. Muhiddin
Abdülhamid, Beyrut 1408/1988, c. III, s. 380.
6 Abdülkadir Tahir b. Muhammed el-Bağdadî (429/1038),
Mezhepler Arasındaki Farklar, çev. Ethem Ruhi Fığlalı, Ankara 1991, s. 14.
7 Ebu'l-Feth Muhammed b. Abdülkerim
eş-Şehristanî(548/1153), el-Milel ve'n-Nihâl, thk.:Ahmed Fevzi Muhammed, Beyrut
1413/1992, c. (I-III), s. 4.
8 İmam Gazâlî, Bâtınîliğin İçyüzü, Çeviren: Avni İlhan,
TDV, Ankara 1993, s. 91.
9 Osman b. Muhammed el-Hamed el-Hamîs, Ehl-i Sünnet'ten
Şia'ya,
Türkçesi: A. İhsan Dündar, Guraba yayınları, s. 22.
10 Osman b. Muhammed
el-Hamed el-Hamîs, age, ss. 25-26.
11 Sefer b. Abdurrahman el-Havali, Mürcie İnancı ve İslâm
Ümmeti Üzerindeki Kötü Tesirleri, çev. Ebu Abdurrahman Azadi, İstikamet
Yayınları, İstanbul 2012, ss. 3,7.
12 Ebu Basir et-Tartusî, Şirk ve
Riddet Taifesi Şia, çev. Orhan Panaltı, Şehade Yayınları,
Konya 2011, s. 16.
13 Ebu Basir et-Tartusî, age, s. 19.
14 Krş. Hamid İnayet, Çağdaş İslami Siyasi Düşünce, ss.
80-81.
15 Hamid İnayet, age, ss. 92-93.
DOÇ. DR. CEMİL HAKYEMEZ/HİTİT ÜNİVERSİTESİ
İLLÜSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
Yeni Şafak
http://www.timeturk.com/tr/2014/06/19/gunumuz-sunni-sii-catismalarinin-teolojik-kokenleri.html#.U6Klg_l_vC0
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.