Karabekir'in 26 Eylül 1920'de
Sarıkamış'ı Ruslardan geri alırken, Gürbüzler Ordusu'nu da seferber ettiği
söylenir. Sarıkamış'ı "çocuklar Kasabası" yapmayı hedefleyen
Karabekir Paşa, bu çocuklar için şehirde Sıhhiye Mektebi ile Askeri İdadi ile
ebelik, dişçilik, elektrik, sinema ve fotoğraf kursları da açmıştı. 1922 yılına
gelindiğinde "çocuklar Ordusu Teşkilatı "Sarıkamış, Trabzon, Kars, Kağızman,
Beyazıt, Iğdır, Ardahan, Artvin, Rize, Sürmene ve Erzincan dahil olmak üzere 17
alay halinde örgütlenmişti. Teşkilatın bünyesindeki yetim çocuk sayısı 4 ila 6
bin arasında ifade ediliyordu. (Sayıdan nasıl korkunç bir dönem olduğunu
çıkarabilirsiniz.) Bazı kaynaklara göre Karabekir'in koruma altına aldığı
kimsesiz erkek çocuklar arasında, Ermeni yetimler de bulunuyordu. Bu
çocuklardan kabiliyetli olanlar, Karabekir tarafından, sanki Türk ailelerin
yetimleri gibi gösterilerek Bursa'da yeni açılan Işıklar Askerî Lisesi'ne
gönderilmiş, bir bölümü ise meslek erbabı olarak hayata karışmıştı...
***
Çocuğun bir vatanperver ve
gelecekte iyi bir asker olması için savaş kapıdayken önemli bir adım atıldı ve
İzciler Ocağı Teşkilatı kuruldu. Teşkilat, savaşla birlikte yerini Osmanlı Güç
Dernekleri'ne bırakacak ve para militer bir örgüte dönüşecekti
"İttihat Terakki'nin ve
Kazım Karabekir'in çocuk askerleri"
Bu yazının esin kaynağı,
"PKK tarafından kaçırıldığı iddia edilen çocuklar" konusu.
"Kaçırıldığı iddia edilen"diyorum çünkü yıllardır PKK hareketini
oluşturan dinamikleri izliyorum. Uzun sosyolojik ve siyasi analizler yapmaya
maalesef sayfa müsait değil o yüzden kestirmeden söyleyeceğim: çocukların
Kandil'e gönüllü gittiğinden eminim. Ancak, gönüllü de olsalar, PKK'nın bu
çocukları ailelerine dönmeye ikna etmesi gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar
ailelerinin bu çocuklar için en iyi seçenek olduğunda emin olmasam da...
1789 Fransız İhtilali'den
sonra Batı'da "ulus, ulus devlet, vatan, yurttaş gibi kavramların ortaya
çıkmasıyla birlikte çocuğun siyasal bir özne olarak algılanışı ve eğitilmesi
konusunda radikal değişiklikler yaşanmıştı. II. Abdülhamit'in istibdat
rejiminden kaçarak Batı'ya giden, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanından sonra
ülkeye dönen Osmanlı aydınları, Batı'daki bazı modaları ülkelerine taşıdılar.
Bunlardan biri izcilik teşkilatı idi.
İzcilik hareketinin mucidi,
Britanyalı General Baden Powell idi. Hindistan, Afrika ve Kanada'da görev yapan
Powell, 1907'de emekli olduktan sonra İngiltere'de gençler için doğa
faaliyetleri düzenlemeye başlamış, deneyimlerini 1908'de yazdığı Erkek çocuklar
İçin İzcilik (Scouting for Boys) kitabında toplamıştı. Bu tarihten sonra
İngiltere'de, ABD ve Avrupa ülkelerinde izcilik modası yayılmaya başlamıştı.
AHMET ROBENSON'UN İZCİLERİ
Osmanlı İmparatorluğu'na
izcilik (Osmanlıca "keşşaflık') fikrini, Lozan'da bulunan Ragıp
Nurettin'in 1910 yılının sonlarına doğru Edirne'de yayımlanan Say ve Tetebbü
Mecmuası'nda yazdığı yazıların tanıttığı sanılıyor.
8 Ekim 1912'de Balkan Savaşı
başlayınca İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC), Edirne'deki İttihat Mektebi
Müdürü Nafi Atuf (Kansu) ile arkadaşı Manastır'daki öğretmen Okulu Müdürü Ethem
Nejat'ı "mükemmel bir gençlik teşkilatı" kurmak üzere incelemeler
yapmak için Avrupa'ya göndermişti. Atuf
Bey dönüşte Enver Paşa'ya izciliğin bu iş için ideal bir faaliyet
olduğunu, Batı'daki örnekleri gibi bir teşkilatın kurulabileceğini belirtmişti.
Soylu bir İngiliz ailesinin
Hindistan doğumlu oğlu olan ve eğitimini Mekteb-i Sultani'de (bugünkü
Galatasaray Lisesi) tamamlayan, futbolcu ve spor adamı Ahmet Robenson
tarafından İstanbul'da kurulan ilk izci oymağının faaliyetleri, boru trampet
takımları ile şehir içi turları ve doğa yürüyüşlerinden ibaretti. Başlangıçta,
beyaz tenis şapkası giyen bu gruplar, kimi çevrelerce Müslüman çocukların
Hıristiyanlaştırılması olarak algılandı. İzcilerin kısa pantolon giymeleri
öncelere tutucu kesimlerce tepkiyle karşılandı ancak Darülfünun Emini'nin
(Rektör) izciliği desteklemek amacıyla izci kıyafetini giyip kısa pantolonla
dolaşmasıyla tepkiler azaldı. Bu ilk oymağı Darüşşafaka, Kadıköy Numune
Mektebi, İstanbul, Kabataş, Vefa ve Üsküdar sultanileri ile Haydarpaşa İttihat
Mektebi'nin oymakları takip etti. İstanbul dışında ilk izci teşkilatını kuran
iller ise Bursa, Beyrut, İzmir, Sivas, Kayseri, Ankara, Edirne ve Kütahya idi.
ZAMANE GENçLİĞİNİN SORUNLARI
23 Ocak 1913'te Babıali
Baskını ile iktidara tümüyle el koyan İTC, doğal olarak çocukların eğitimine de
el koydu. Ama önce İttihatçıların Türk Yurdu dergisinde çıkan bir yazıdan
"zamane gençliğinin sorunlarını "öğrenelim: "O ülkeleri fetheden
cündi ve silahşor millet at sırtından inmiş, kahvelere düşmüş, kendi dövdüğü
altın kakmalı yatağanı bırakıp eline bilardo sopasını almış, kahvede, zarda,
oyunda sanını, unvanını, gücünü, koca erkekliğini ezvak-ı garbiyeye, sefahat-ı
frengiyeye değişti, sattı. Irk, cins bozuldu. O yavuz, o ten-dürüst milletin
ahfadı arasında kamburlar, çolaklar, paytaklar koca bir yekûn teşkil
ediyor. İçki ve nikotin, milletimizi yakıp yıkmış, tütünden eller sararmış,
bet-beniz uçuk; içkiden öz sönük, göz donuk, eller titrek. Ben isterim ki
gençlerimizin elleri kılıçtan, ciridden, kürekten, yelkenden nasırlaşsın;
yüzleri günden, güneşten, temiz havadan, keskin rüzgârdan kızarsın, yanakları
alevlensin! Benliğine güvenir delikanlıların yüzlerinde kartal bakışlar görmek
isterim! Muradımıza ermek için gidilecek yol, eskiden gidilmiş, güdülmüş, sonra
bırakılıp sapılmış, unutulmuş izlerdir. Yine o eski izleri bulup çıkaralım!"
KAYDIRAK YERİNE ASKERİ TALİM
Bu amaca ulaşmak için,
"izcilik" çok uygun bir örgütlenme modeli sunuyordu. Mayıs 1913'te
yayımlanmaya başlayan İdman Dergisi daha ilk sayısından itibaren sayfalarında
izciliğe geniş yer ayırmıştı. Bu konudaki ilk yazı, Ahmet Şükrü'nün
"Keşşaf Yoldaşlığı" adlı makalesi olmuştu. Yazar iki buçuk yıl önce
Hamburg'da gördüğü Alman izci taburlarına duyduğu hayranlığı şöyle anlatmıştı
okurlarına: "Karşıdan gelen kalabalığın askeri bir birlik olduğunu
sanıyordum. Alay yaklaşıyordu. Dikkatle baktım. Asker değil fakat asker
yaverleri olduğunu gördüm. En küçüğü on dört en büyüğü on altı yaşında, dünyayı
titreten Alman Ordusunun temel taşları... delikanlılar!... Hepsi gürbüz, güçlü kuvvetli, boylu poslu,
yanakları kıpkırmızı, elbiseleri hep bir biçimde, sırtlarında camadanları,
çantaları, bellerinde mataraları-su kabı, ellerinde kargı biçimindeki
değnekleri; sert, fakat ağır adımlarla talimli bir asker gibi yürüyorlar. Ne
yalan söyleyeyim o anda benim de yalnız yüreğim değil belki bütün benliğim
titredi. Bir önümden geçenlere baktım. Bir de bizim dar, çamurlu veya tozlu
sokak aralarında tozlara bulanmış bir halde; kaydırak, şeftali çekirdeği falan
oynayan cılız, solgun benizli çocuklarımızı hatırladım!"
MİLLET-İ MÜSELLEHA EĞİTİMİ
Hastalık teşhis edildikten
sonra sıra tedaviye gelmişti. Tedavi için önerilen II. Abdülhamit döneminden
beri Osmanlı ordusunu Prusya modeline göre örgütlemeye çalışan ünlü Goltz
Paşa'nın icadı olan "millet-i müselleha" ilacı idi. Yani tüm halkın
topyekün bir savaş için örgütlenmesi, milletin bir ordu haline getirilmesi... Bu
amaçla atılan adımlardan biri olan Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-ı Muvakkatı ile
müfredatta Batı tarzı değişiklikler yapılırken, "çocuğun iyi bir
vatanperver ve gelecekte iyi bir asker olması"için gerekli donanımı verme
amacı da eklenmişti.
Birinci Dünya Savaşı'nın
kapıda olduğu görüldüğünde, bu yönde bir adım atıldı. Belçika İzcilik Teşkilatı
kurucusu İngiliz Harold Parfitt ülkeye davet edildi. Parfitt, 9 Nisan 1914'de
Keşşaflık Cemiyeti'nin İzciler Ocağı Teşkilatı'nı kurduktan sonra
Darü'l-Muallimin-i Aliye'de (Yüksek öğretmen Okulu) izcilik dersleri,
yürüyüşler, kamplar, oymak beyi kursları ile izciliği kurumsallaştırmaya
başladı.
"BAŞBUĞ" ENVER,
"KALGAY"PARFİTT
Ocağın ilk
"Başbuğ"u Enver Paşa, "Kalgay'ı (Başbuğun yardımcısı) ise Harold
Parfitt oldu. "Büyük Orta Koldaşları"hepsi de hem asker hem de
Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan Halil, Ziya, Eyüp Sabri, Yakup Cemil, Doktor
Nazım beylerdi. İç nizamnameye göre izciler hünerlerine göre beş mertebeye
bölünüyorlardı: Adsız, çeri, Tekin, Alp ve Tarhan. Bu mertebeleri geçebilmek
için gerekli beceri ve tecrübeler tek tek sayılmıştı. Yer sorunu yüzünden
sadece geçilmesi en zorlu aşamaya;, "Tekin"olmaya dair şartları
sayıyorum: On dakikada iki kilometre koşmak ve elli metre yüzmek, mors ve
semafor işaretlerini bilmek, harita okumasını bilmek ve kırda bu harita ile yön
bulmak, başlıca yıldızları ve burçları bilmek, üç saatte on beş kilometre yaya
yahut dört saatte kırk kilometre bisikletle kat etmek, iz tanımak ve takip
edebilmek, beş menzillik mesafe için doğru olarak saat hareket tanzim etmek,
doğru ve tafsilatlı şekilde bir şehrin, köyün istikamet, mevki ve coğrafi
vaziyetini çizebilmek, kırda muhtelif eşyanın bir diğerine olan mesafesi tahmin
etmek, on çeşit ağaç ve bitki tanımak, el işleri yapabilmek, yangın, boğulma ve
at boşanması gibi hallerde yapılacak cankurtaranlık işlerini tarif edebilmek,
bir yarayı sarmak...
Ocağın teşkilatı da Oba, Kol,
Oymak ve Altın Ordu diye sıralanıyordu. Ayrıca 12 maddelik bir "İzci
Töresi" ile şöyle bir "İzci Andı" vardı: "Tanrıya ibadet ve
Hakana itaat edeceğime, daima vicdanlı, vazifesini tanır, kanuna hürmet eder,
yiğit bir adam olarak hareket eyleyeceğime, vatanımı sevip sulh ve harp zamanlarında
fedakarlıkla hizmet yapacağıma ve izci töresine baş eğeceğime namusum ve
şerefim üzerine söz veririm."
İzcilerin elbiseleri ve
levazımatı ise şöyleydi: Başlık (kabalak), açık haki renkte gömlek, yan
taraflarında birer cebi olacak, açık haki renkte kısa pantolon (lacivert de
olabilir),boyun bağı (her kol'un rengi başka olacaktı), kestane ve haki renkte
çorap, ayakkabı, kemer, bir desimetre ve yarım desimetreleri taksim edilmiş
1,80 santim uzunluğunda baston, arkaya asılacak torba, açık haki renkte
pelerin, matara, pusula, on beş metre uzunluğunda ve parmak kalınlığında keten
ve sağlam ip, bel kemeri için ufak toka, Erkan-ı Harbiye paftası, balta ve
çadır.
Parfitt'in öğrencileri ilk
tatbikatlarını 24 Nisan 1914 Cuma günü Kâğıthane sırtlarında yaptılar. Bu
tatbikat, doğal olarak halkın çok ilgisini çekti, günlük gazetelere konu oldu.
12 Mayıs 1914 tarihinde kursu bitiren 16 aday, Talat Paşa'nın huzurunda and
içerek izcilerin Altın Ordusu'nu oluşturmak üzere yeni görevlerine başladılar.
Aynı yılın Haziran ayında ise yurdun çeşitli bölgelerinden Maltepe'ye çağrılan
260 gence yeni bir izci liderlik kursu açıldı.
PARAMİLİTER DERNEKLERE DOĞRU
Ancak Avrupa'da savaşın
başlamasıyla İzciler Ocağı Teşkilatı, yerini Osmanlı Güç Dernekleri'ne (OGD)
bıraktı. Dernek 15 Haziran 1914'de kurulmuştu. Diğer gençlik örgütlerinin
aksine, geçici kanunla kurulan ve Enver Paşa'nın "gençlerin siyasetle
uğraşmasının yasaklanmasını" isteyen talimatı ile sanki İTC ile irtibatı
yokmuş havası verilmeye çalışan OGD'ler aslında Harbiye Nezareti'ne bağlıydı.
Nitekim OGD'nin başbuğluğuna yine Harbiye Nazırı Enver Paşa getirilmişti.
Derneğin hazırlık şubesini oluşturan izcilik derneklerine 12-17 yaş arası
çocuklar; asıl derneğe ise 17 yaşından yukarı olan gençler kabul edilecekti.
Gençlerin talim ve terbiyesi Harbiye Nezareti'nce icra edilecekti. Gençlere
idman ve jimnastik derslerinin yanı sıra tüfek ve revolver (toplu tabanca)
kullanımı gösterilecek, silah ve patlayıcı eğitimi, askeri haritaları inceleme
eğitimi verilecekti.
Ancak savaş devam ederken bu
da yetmedi ve "Osmanlı gençliğini savaş içinde silahaltında tutmak ve bir
milis örgütü etrafında toplamak"amacıyla yeni bir örgütün kurulması fikri
ortaya çıktı. Bu paramiliter örgütün fikir babası, Goltz Paşa'ydı. Teklif Heyet-i
Vükela'da ateşli tartışmalara neden oldu. Bazıları, gençlerin
askerleştirilmesine itiraz etti ama sonunda Goltz Paşa galip geldi. Goltz'un
tavsiyesiyle Almanya'da Kaiserlich Deutshe Jugendwebr veya Jugendwehr gibi
gençlik örgütlerinin kuruluşunda ve idaresinde çalışmış Miralay von Hoff
İstanbul'a getirildi. Alelacele paşalığa terfi ettirilen von Hoff ve yardımcısı
Selim Sırrı'nın (Tarcan) önderliğinde Osmanlı Genç Dernekleri kuruldu. Von
Hoff, Şubat 1916'da, derneğin nizamnamesi henüz padişah tarafından onaylanmadan
İtfaiye Kışlası'nda kendisine tahsis edilen odada çalışmaya başladı. Kendisine
yardımcı olarak Binbaşı Tahir Bey ile Yüzbaşı İzzet Bey verilmişti. Bu teşkilat
da, 12-17 yaş arası Müslim ve gayrimüslim gençlerin üye edildiği Gürbüz Derneği
ile 17 ve yukarı yaşlardaki gençlerin üye yapıldığı Dinç Derneği şeklinde
örgütlenmişti.
DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ!
Derneklerde, milli duyguların
yoğunlaşması için sözlerini Türkçülük akımının ideologlarından Ziya Gökalp'in
şiirleriyle bestelenmiş marşlar ile İsveçli bestesi Felix Körling'e ait Şakıyan
üç Genç Kız (Tre Trallade Jantor) şarkısından uyarlanan Dağ Başını Duman Almış
marşı söyleniyordu. Marşın notalarını Mektebi Sultani'nin idman hocalarından
Selim Sırrı (Tarcan) müzik eğitimi için gittiği Stockholm'den getirmişti.
Sözlerini ise İstanbul Erkek Muallim Mektebi Türkçe öğretmeni Ali Ulvi (Elöve)
yazmıştı.
Ardından derneğin
yaygınlaştırılması için, vilayetlere tamimler gönderildi. çeşitli vilayetlerden
gelen kursiyerlere ilk kurs 29 Haziran 1916'da Harbiye Nezareti'nde ve bizzat
Von Hoff tarafından verildi. Eylül 1917'ye kadar 3 bin civarında rehber
yetiştirildi. Edirne'den Kudüs'e, Bitlis'ten Basra'ya kadar geniş bir alanda
teşkilatlanan Osmanlı Genç Dernekleri'nin sayısı 1917'de 706'ya ulaştı. Dinç Derneği
üyeleri, 1917'de çıkarılan ve 1315 (1899) doğumluların askere alınmasını
öngören bir kanun uyarınca askere alındılar. Daha sonra adlarına "Hey
Onbeşli, Onbeşli, Tokat yolları taşlı..." türküsü yakılan bu gençlerin
akıbetlerini ne yazık ki bilmiyoruz...
Gerek vilayetlerde
karşılaşılan sorunlar gerekse İTC yöneticileriyle fikir ayrılığına düşen Von
Hoff'un istifa etmesi (Hoff, derneklere siyaset sokulmasını istemiyordu, İTC
ise dernekleri propaganda amacıyla kullanmaya çalışıyordu), Osmanlı Genç Dernekleri
için sonun başlangıcı oldu. Savaşın kaybedileceğinin anlaşılması üzerine
İttihatçı paşaların 1/2 Kasım 1918 gecesi bir Alman denizaltısı ile yurtdışına
kaçması ise, bu nafile maceraya noktayı koydu.
Kazım Karabekir'in
"Gürbüzler Ordusu'
Milli Mücadele döneminde
Kastamonu'da Gençler Kulübü, çerkeş'te Gençler Mahfili adları altında Müdafaa-i
Hukuk cemiyetlerine yardım eden bazı gençlik örgütlenmeleri biliniyor. Ama en
ilginç örgütlenme bu günlerde Ağrı'nın çiçeği burnunda Belediye Başkanı Sırrı
Sakık ile Başbakan Erdoğan arasında polemik konusu olan Kazım Karabekir'in
kurduğu "Gürbüzler Ordusu'.
Kazım Karabekir'in Kürt
meselesine bakışını ve Kürtler açısından nasıl bir tarihsel figür olduğu
konusunu ilerde ele almaya söz vererek devam edersem, Milli Mücadele sırasında
Doğu Cephesi komutanı olan Kâzım Karabekir, görev yeri olan Erzurum'a giderken
yolda gördüğü bazı yetimleri korumasına almıştı. Ardından yetim toplama işine
hız verdi. Nihayet, sayı 1600'ü geçtiğinde, 1 Mayıs 1920'de Erzurum halkına "çocuklar
Ordusu Teşkilatı'nı (veya "Gürbüzler Ordusu'nu) takdim etti. Bu çocuklara
eskrim ve kayak dersi de dahil olmak üzere askeri eğitim verilmiş, bir kısmına
Sanayi Gürbüzler Mektebi'nde araba tamiri, kuyumculuk gibi zanaatlar
öğretilmiş, ayrıca orduya kaput, potin diktirilmişti. Ama bunlar yapılırken,
Kazım Karabekir'in deyimiyle "hepsine Türklük şuuru verilmişti."
Karabekir'in 26 Eylül 1920'de
Sarıkamış'ı Ruslardan geri alırken, Gürbüzler Ordusu'nu da seferber ettiği
söylenir. Sarıkamış'ı "çocuklar Kasabası" yapmayı hedefleyen
Karabekir Paşa, bu çocuklar için şehirde Sıhhiye Mektebi ile Askeri İdadi ile
ebelik, dişçilik, elektrik, sinema ve fotoğraf kursları da açmıştı.
1922 yılına gelindiğinde
"çocuklar Ordusu Teşkilatı "Sarıkamış, Trabzon, Kars, Kağızman,
Beyazıt, Iğdır, Ardahan, Artvin, Rize, Sürmene ve Erzincan dahil olmak üzere 17
alay halinde örgütlenmişti. Teşkilatın bünyesindeki yetim çocuk sayısı 4 ila 6
bin arasında ifade ediliyordu. (Sayıdan nasıl korkunç bir dönem olduğunu
çıkarabilirsiniz.)
Bazı kaynaklara göre
Karabekir'in koruma altına aldığı kimsesiz erkek çocuklar arasında, Ermeni
yetimler de bulunuyordu. Bu çocuklardan kabiliyetli olanlar, Karabekir
tarafından, sanki Türk ailelerin yetimleri gibi gösterilerek Bursa'da yeni
açılan Işıklar Askerî Lisesi'ne gönderilmiş, bir bölümü ise meslek erbabı
olarak hayata karışmıştı...
3 Ocak 1924'te İsmet (İnönü)
Bey tarafından meclise verilen bir kanun teklifiyle on iki yaşından askerlik
çağına giren bütün gençleri içine alan bir teşkilat kurulması ve bu teşkilatın
ülke savunmasında kullanılması öngörüldü ama teklif mecliste ilgi görmedi. Bu
sefer işi Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi (çakmak) Paşa ele aldı. Mareşale
göre halkı "millet-i müselleha" haline getirecek böyle bir teşkilatın
kurulması hazırlıklarına derhal başlanmalıydı. Ancak bu girişim de sonuç
vermedi. Konu 1927, 1928 ve 1932'de tekrar meclis gündemine geldi ama yine
kanunlaşmadı. Ama "millet-i müselleha" fikri hiç ölmedi...
ÖZET KAYNAKçA
Zafer Toprak,
"Meşrutiyet ve Mütareke Yıllarında Türkiye'de İzcilik”,
Toplumsal Tarih, Nisan 1998, S. 52, s.13-20; Toprak, "II. Meşrutiyet
Döneminde Paramiliter Gençlik örgütleri”, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e
Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, C.2, 1985, s.531-536;
Emre S. Karaküçük, Osmanlı'da
İzciliğin Paramiliter Görünümü, Milli Eğitim Dergisi, 1999, S. 143, s. 65-75;
Mustafa Balcıoğlu,
"Osmanlı Genç Dernekleri"Türk Kültürü, Şubat 1992, S. 346, s. 98-102;
Sabri Yetkin, "İttihat
ve Terakki'nin Paramiliter Gençlik örgütleri: Osmanlı Genç Dernekleri ve
Bunların Yayın Organlarındaki Milliyetçi Söylemler”, Mersin
üniversitesi 1. Ulusal Tarih Kongresi: Tarih ve Milliyetcilik, Bildiriler,
1997, s. 420-428;
Atakan Esen, "Türk İzcilik Hareketi'nin
Tarihsel Temelleri", Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar
Enstitüsü'nde kabul edilmiş master tezi (2009); Kazım Karabekir, çocuk Davamız,
2 cilt, Emre Yayınları, 1995
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/ittihat_terakkinin_ve_kazim_karabekirin_cocuk_askerleri-1196093
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.