Rıza Zelyut'tan gündeme bomba
düşüren açıklama "kürt alevi yoktur" Türkiye’de Kürt Alevi var mıdır?
Ermenilerin bazıları 1915 sürgününden sonra Alevi olup Kürt Alevisi haline mi
gelmişlerdir? Prof. Halaçoğlu; “Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta
söyleyeyim; Alevi Kürt olarak bilinen insanlar maalesef Ermeni’den dönmedir”
demişti. Onun sözleri; günümüzün önemli bir sorununun tartışılmasının da önünü
açtı. Aynı minvalde Rıza Zelyut'un "Kürt Alevi Yoktur" açıklaması da
gündeme düştü... Meşhur 1915 sürgünü; Ermenilerin devlet içinde olay çıkarmaması
için yapılmıştır. Bu sürgünden kaçanlar, kendilerini gizleyenler, hemen hemen
yok denecek kadar azdır. Kalan Ermeniler, devletin ve halkın bilgisi dahilinde
kalan ailelerdir. Bunları, Alevilerin içine gizlenmiş olarak göstermek; tarihi
çarpıtmaktır. ( Aleviler büyük çoğunluğu
Türk ise, Halaçoğlu'na göre PKK'nın %80'i Türk olur.Epeyce komik.HYETERT)
http://www.elazighaberi.com/gundem/riza-zelyuttan-gundeme-bomba-dusuren-aciklama-kurt-alevi-yoktur-h299880.html
Kürt Alevi yoktur
Rıza Zelyut
Türk Tarih Kurumu Başkanı
Prof. Yusuf Halaçoğlu, Kayseri’de bir konuştu pir konuştu. Prof. Halaçoğlu;
“Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta söyleyeyim; Alevi Kürt olarak bilinen
insanlar maalesef Ermeni’den dönmedir” demişti. Onun sözleri; günümüzün önemli
bir sorununun tartışılmasının da önünü açtı.
Şimdi soru şudur: Türkiye’de
Kürt Alevi var mıdır? Ermenilerin bazıları 1915 sürgününden sonra Alevi olup
Kürt Alevisi haline mi gelmişlerdir?
RESMİ TARİH GİZLİYOR
Bugün resmi tarihçi Yusuf
Halaçoğlu’nun da PKK çizgisindeki Kürtçülerin de ‘Alevi Kürt’ veya ‘Kürt
Alevisi’ gibi terimlerle anlattığı kesim; özbeöz Türk’tür.
1501 yılında, Anadolu’dan
giden Türkmenler, İran’da Safevi Devleti’ni kurdular. Bu devleti daha 15
yaşında kuran Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla şiirler yazıp deyişler söylüyordu.
O, bugün bile Anadolu Alevileri için çok kutsal bir kişiliktir. Cem
törenlerinde Hatayi’nin üç nefesi okunmazsa tören yürütülemez.
Şah İsmail, İran’daki
devleti, Anadolu’da bulunan şu Türkmen boylarının yardımı ile kurmuştur:
Ustaclu, Şamlu, Bayat, Afşar, Beğdili, Döğer, Yüreğir, Kınık, Bayındır, Salur,
Eymir, Halep Türkmenleri, Rumlu, Çepni, Musullu, Tekelü, Bayburdlu, Karadağlu,
Çapanlı, Turgutlu, Karamanlı, Dulkadırlı, İspirli, Hınıslı, Tokaçlı,
Varsaklar... Bu aşiretlerin büyük bölümü Alevi idi. (Bu konudaki ayrıntılar
için Bakın: Prof. Faruk Sümer; Safevi Devleti’nin Kuruluşunda Anadolu
Türklerinin Rolü, TTK Yayını)
1514 yılında Çaldıran
Ovası’nda Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim ile İran’daki Türk Safevi
Devleti’nin sultanı Şah İsmail kapıştılar. Savaşı; Osmanlı kesimi kazandı.
Bu çatışmada Anadolu’daki
göçebe Türkmenler (Alevi Türkmenler), Şah İsmail’in yanında yer almışlardı.
Kürt aşiretleri ise Osmanlı
Devleti’nin tarafında kılıç sallamışlardı. Kürtlerin bu yardımı yüzünden Yavuz
Sultan Selim; Doğu Anadolu’yu aşiret reislerine taksim etti. Kürt beyleri artık
bulundukları şehrin hakimi olacaklar; bu mülkiyet hakkı babadan oğula kalacak
ve dışarıdan kimse onlara karışamayacaktı.
Fakat; Yavuz Sultan Selim’in
bir isteği vardı: Kürt aşiretleri; Şah İsmail adlı Kızılbaş’a yardım eden bu
Türk aşiretlerin hakkından gelecekler; onlara aman vermeyeceklerdi.
ŞU AŞİRETLERE BAKIN
Bugün Alevi Kürt denilen
aşiretlerin büyük bölümünü işte bu Osmanlı Devleti ile Kürt aşiretlerinin
ezdiği; Alevi Türk aşiretleri oluşturmaktadır. Örneğin, Afşarlar’ın Doğu’da
kalan kolu; zaman içinde Kürtleşmiştir. Afşarlar; Türk, Fars ve Arap
kaynaklarında geçen ve padişah çıkartan çok büyük bir Türk boyudur. Afşarların
bu özelliğini öğrenmek isteyenler Prof. Faruk Sümer’in ‘OĞUZLAR (Türkmenler)
Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanlar’ isimli kitaba bakabilirler.
Hülya Avşar, eğer ailesi
Afşar boyundan ise, kesinlikle Türktür. Ailesinde Kürtçe konuşuluyor olması,
sözünü ettiğimiz bu tarihsel değişimin ürünüdür.
Diğer bir örnek de Beğdili
(Beydili: Badıllı) aşiretidir. Alevi olan bu aşiret de Oğuz boylarından
birisidir. Bu aşiretin Balaban Kolu tarihsel kayıtlarda 100 aile olarak yer
almaktadır. İşte bu Balabanlı kolundan olan ve DTP’den milletvekili seçilen
Sabahat Tuncel de bugün kendisini Kürt sanmaktadır. Kürt Alevisi denilen bu
insanlar aslında Türk Alevisidir.
Bugün Doğu Anadolu’daki
kolları Kürtleşmiş olan Iğdır, Bayat, Eyva (Yıva) gibi boylar da hakiki Türk
topluluklarıdır.
Bugün Kürt sayılan Şikak
aşireti, Kürt tarihi Şerefname’de, Türk aşireti gösterilmiştir. Bu aşiretin sol
kolunu oluşturan ve Hakkari yöresinde bulunan Ertuşiler de Türk’tür. Ertuşlu
demek olan bu isim; İrtişli anlamına gelir. İrtiş, Türklerin anayurdundaki
ırmaklardan birisidir.
Günümüzde Tunceli yöresinde
yaşayan Aleviler ise Türklerin Hun kolundandır. Tunceli halkı ile Kürt halkı
arasında ne dil, ne kültür ne tarih bağı vardır.
Ünlü Türkmen boylarından
Karakeçili aşiretinin Batı’daki kolu Türkçe konuşurken Urfa bölgesindekiler
Kürtçe konuşmaktadırlar. Küresinliler; Samsun bölgesinden Van civarına
yerleştirilmiş Türkler olmalarına karşın zamanla dillerini yitirmişlerdir. Kürt
kökenliler ile sonradan Kürtleşenler arasında bir statü farkı bile oluşmuş idi.
Van çevresindeki Kürt aşiret reislerinden Kinyas Kartal; Kürtleşmiş Türkler ile
ilişki kurmadıklarını, onlara kız vermediklerini dile getirmiştir. (Bakınız:
Macit Gürbüz; Kürtleşen Türkler, s. 149)
Örneğin, Türkan adı Türkler
anlamına gelen aşiret bile Kürtleşmiş bulunuyor. Kürdili oymağının da Barak
Türkmenler’ine bağlı olduğu biliniyor. Öz Türk boyu olduğu adından bile
anlaşılan Döğer aşireti de Urfa bölgesinde Kürtleşmiştir.
Ayrıca Gaziantep ve Kilis
dolaylarında Musabeyli, İlbeyli, Okçu İzzeddin boyları; Şanlıurfa’da Torunlar;
Sincar Dağı çevresindeki Saçlılar; Sekiz Büklüler, Amik Ovası’ndaki Kırıklar ve
hatta Akkoyunlu, Karakoyunlu gibi büyük Türk boyları bugün Kürtleşmiş durumdadır.
Sivas yöresinde Koçgiri diye
bilinen büyük aşiret de bazılarınca Kürt sayılıyor. Gel gör ki dünya çapında
bir otorite olan Türkiyatçı İrene Melikoff bu bölgede yaptığı araştırmada
bunların Türk kimliğini net biçimde tespit etmiştir.
MİLLET-İ SADIKA: ERMENİLER
Ermeni halkı, milattan
öncesinden beri Kuzeydoğu Anadolu ile Kafkas hattında yaşamaktadır. En eski
Hıristiyanlar’dan birisi Ermeni halkıdır ve bunlar dinlerini asla terk
etmemişlerdir. Türkler bölgeyi ele geçirdikten sonra Ermenilerle dost olarak
yaşamaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti, Türkmenleri topluca katlederken;
Ermenileri “Millet-i Sadıka (Sadık Millet)” ilan etmiş, devletin yönetim
katında bunlara her türlü olanağı tanımıştır. Meşhur 1915 sürgünü; Ermenilerin
devlet içinde olay çıkarmaması için yapılmıştır.
Bu sürgünden kaçanlar,
kendilerini gizleyenler, hemen hemen yok denecek kadar azdır. Kalan Ermeniler,
devletin ve halkın bilgisi dahilinde kalan ailelerdir. Bunları, Alevilerin
içine gizlenmiş olarak göstermek; tarihi çarpıtmaktır.
Kürtler ise tarihte, adı çok
az geçen bir kavimdir. Bunlar; Doğu Anadolu’nun dağlık kesiminde yaşayan
göçebelerdir. Bir devlet kuramamışlardır. Ancak 1514’ten sonra aşiret reisleri
güç kazanmışlardır.
Kürtler; inanç olarak
İslam’ın Şafii kolundandır. Tarikat olarak da büyük ölçüde Nakşibendiliği
seçmişlerdir. Bu yönüyle de Alevilerle Kürtler arasında derin uçurum
bulunmaktadır.
ANADOLU ALEVİLİĞİ
Anadolu’daki Alevilik; özü
itibarıyla Türk kimliklidir. Bu topraklardaki Aleviliğin kendisini anlatma
aracı, ‘bağlama’dır. Bu saz Türk’e özgüdür. Aleviler, bağlamayı kutsamış; ona
“Telli Kuran” denilmiştir. Kürtlerde bağlama olmadığı gibi onun kutsanması da
yoktur.
Anadolu Alevileri’nin ibadeti
olan cem töreni de Türkçe ibadet biçimidir. Bu topraklarda asla Kürtçe cem
yapılmamıştır. Bugün Kürt Alevi diye bilinen veya kendilerini öyle sananlar
bile cemlerini Türkçe yapmaktadırlar. Sadece bu olgu bile Kürt Alevi’nin, Türk
Alevi olduğunu göstermeye yeter.
Yine Anadolu Aleviliği’nin
“Yedi Ulular” diye kutsadığı ozanların tümü Türk’tür. Seyyit Nesimi, Hatayi
(Şah İsmail), Yemini, Virani, Pir Sultan Abdal, Fuzuli, Kul Himmet Türkçe yazan
ozanlardır. Günümüzde bile Kürt kökenli bir Alevi ozanı yoktur. Anadolu
Alevileri’nin kutsal kişileri arasında Kürt kökenli kimse bulunmamaktadır.
Kürtlerde kadının durumu ile
Aleviler’de kadının durumu birbirine hiç benzememektedir. Ayrıca sivil yaşam
modeli de birbirine taban tabana zıttır.
Bu yüzden Anadolu’da dikkat
çekecek bir kitle olarak Kürt Alevisi veya Alevi Kürt olmamıştır. Bu terimler,
son yirmi yılda ortaya çıkmıştır. Bir taraftan Osmanlı zihniyetindeki resmi
tarihçiler; bir taraftan, Alevileri de Kürt göstermeye çabalayan PKK’lılar;
Alevi Kürt terimini icat etmişlerdir.
Bazı Alevi’nin Ermeni olduğu
iddiası da tamamen yanlıştır. Çünkü; Ermeni milleti, Hıristiyan olarak
kalmıştır. Bunlardan İslam’ı seçenler de çok azdır. Bu gibi Ermenilerin Alevi
nüfus içinde belirleyici olduğunu düşünmek, tarihi tersyüz etmekten başka şey
değildir.
--------------------------------------------------------------------------------
HAMİDİYE ALAYLARI DARBESİ
1826’da Osmanlı padişahı 2.
Mahmut, Yeniçeri Ordusu’nu kaldırdıktan sonra bütün Alevi dergahlarını
yıktırıyor; Bektaşi babalarını astırıyor; dedeleri sürüyor; imparatorluk içinde
Aleviler’i yeniden dağlara kaçırıyordu. Dağ başlarına sığınan çaresiz insanlar,
meşe ağacının palamutlarını öğütüp yiyerek hayatta kalmaya çalışıyorlardı.
Aleviler’e yönelik yeni bir
saldırı dalgası da Hamidiye Alayları ile geliyordu. Padişah 2. Abdülhamit, 1894
yılında Doğu Anadolu’da; Kürt aşiret reislerine 26 kadar alay kurdurttu. Bu
alaya girenler; uzun ve tehlikeli askerlik hizmetinden ve vergi vermekten
kurtuluyorlardı. Ayrıca bölgede astığı astık, kestiği kestik hale geliyorlardı.
Ermeniler’e karşı kurulduğu
iddia edilen Hamidiye Alayları, bulundukları yerde direnen son Alevi
aşiretlerini de bastırıp yağmaladılar... Çünkü bu aşiretler Şafii Kürtler’den
oluşturulmuştu. Bugün Kürt gösterilen Alevi aşiretlere bu hak verilmemişti.
Hamidiye Alayları’na ilişkin ayrıntılı bilgiler, o günleri yaşayan M. Şerif
Fırat’ın Doğu İlleri ve Varto Tarihi adlı kitabında bulunmaktadır.
En az 500 sene süren bu ezme
politikası sonucunda Alevi Türkmenler dillerini unutup Kürtçe konuşmaya
başladılar. Özbeöz Türk olan bu Aleviler zamanla kendilerini Kürt sandılar.
--------------------------------------------------------------------------------
“EŞEK TÜRK(!)”
Osmanlı Devleti’ni yönetenler
zamanla bu devleti kuran Türk’ün düşmanı haline gelmişti. İstanbul yönetimi,
Türkmenleri, “Eşek Türk, Akılsız Türk, Kaba Türk” diye aşağılıyordu. Şehirden
beslenen Osmanlı şairi de şöyle söylüyordu Türkmen’e:
“Türk’ün dilberidir gayetle
inat
Şehir dili bilmez lisanı
kubat
Lisanından eyler Türklüğün
isbat
Hayvan gibi gözün diker
samana”
Türkmen ise Osmanlı
zorbalarına şöyle cevap veriyordu:
“Şalvarı şaltag Osmanlı
Eyeri kaltag Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortag Osmanlı”
Halk; kendisini sömüren
Osmanlı’ya karşı onun en güçlü olduğu dönemde isyan ediyor; bu isyana da
Bozoklu (Yozgatlı) eşkıya Celal’in adından dolayı ‘Celali İsyanları’ adı
veriliyordu. Bu Celal dahi Alevi idi. Osmanlı şeyhülislamları da Türkmenler
için “ Bu Kızılbaş taifesi Müslüman olmadıklarından öldürülmeleri dine
uygundur!” diye fetva veriyorlardı. Bunun belgelerini arşivlerden bulup
“Osmanlıda Karşı Düşünce ve İdam Edilenler” isimli kitabımda vermiş
bulunuyorum.
http://alevierenler.blogcu.com/riza-zelyut-kurt-alevi-yoktur/2926651

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.