DurDe’nin aktivistlerinden
Levent Şensever ile yeniden yapılanma konusunda görüştük... "Ermeni
Soykırımı ile yüzleşmek, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu
ideolojisiyle de yüzleşmek demek. Cumhuriyet, Ermenileri ötekileştirerek,
katlederek, mallarına el koyup talan ederek, Anadolu’daki Ermeni kültürünü yok
ederek bir “Türk ulusal kimliği” oluşturdu ve soykırımı Türk burjuvazisinin
oluşturulmasında kaldıraç olarak kullandı. Şayet Cumhuriyet dönemi iktidarları
bu acı olayları “Soykırım” olarak tanımlayıp, gereğini yapsaydı, bugün 1915’i
tarihte acıların yaşandığı bir dönem olarak anıyor olurduk. Oysa
ulusalcısından, liberaline, muhafazakârından Müslümanına iktidara gelen tüm
siyasi partiler, soykırım inkârı konusunda uzlaşıyor. Cumhuriyet döneminde
ideolojileri ne olursa olsun gerek iktidar olmuş, gerekse Meclis’e girmiş tüm
siyasi partilerin inkâr politikası, tam 91 yıldır kesintisiz sürüyor. Dolayısıyla
Soykırım tartışmaları güncel bir mesele olup, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı
olan tüm çevrelerin önem vermesi gereken bir konu. Soykırım inkârı,
milliyetçilikle mücadele ve Türkiye’nin demokratikleşme süreçlerinin önündeki
en büyük sorunlardan biridir. Bu nedenle, Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı ve
ötesine geçen süreçte, devletin soykırımı tanıması ve soykırım kurbanlarının
torunlarından özür dilemesi esastır..."
***
Irkçılığa ve Milliyetçiliğe
DurDe Platformu, son dönemde gerçekleştirdiği bir dizi aktivist toplantılarıyla
yeniden yapılanma sürecinde. 2007 yılından bu yana ırkçılığa, milliyetçiliğe,
nefret suçlarına, antisemitizm ve İslamofobiye karşı mücadele eden DurDe’nin aktivistlerinden
Levent Şensever ile yeniden yapılanma konusunda görüştük.
DurDe bugüne kadar çok önemli
işlere imza attı, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı verilen mücadelenin
merkezindeydi. Bugün yeniden yapılanma ihtiyacı nereden doğdu?
DurDe’yi DurDe yapan en
önemli özelliklerinden biri, başta ırkçılık ve milliyetçilik olmak üzere,
ayrımcılığa karşı mücadele eden aktivistlerin bir platformu ve eylem birliği
olması. Ancak DurDe’nin bu özelliği son yıllarda bir miktar törpülendi; son
dönemde her biri son derece başarılı olsa da yılda birkaç etkinlik ve eylemle
sınırlı bir faaliyet söz konusuydu.
DurDe’nin bu kolektif eylem
yeteneği ve yapısının elden geçirilerek, yeniden yapılanması Türkiye’nin
içinden geçtiği konjonktürde son derece önem arz ediyor.
Gezi hareketinin ortaya
çıkardığı yeni dinamikler, AK Parti’nin çatışma eksenli popülist ve milliyetçi
adımları, başta Kürt hareketi ve gayrimüslim azınlıklara yönelik olmak üzere,
yükselen ırkçılık ve nefret söylemi, Romanlar ve Aleviler gibi etnik kimlik veya
dini inançlara yönelik artan ayrımcılık, Ermeni Soykırımı’nın yüzüncü
yıldönümünün yaklaşıyor olması gibi bir dizi gelişme, önümüzdeki dönem çok daha
güçlü ve örgütlü bir DurDe’yi zorunlu kılıyor.
Gezi hareketi, Türkiye’deki
siyasi alanı AKP karşıtlığı ve “Erdoğancılık” eksenine hapseden ve böylece
siyaseten manevra alanını son derece sınırlandıran politika yapma tarzını ve
zihniyetini aşmanın dinamiklerini gösterdi. Gezi, her şeyden önce o zamana
kadar siyaset sahnesinde göz ardı edilen genç bir kuşağın sosyal aktörler
olarak sahneye çıkışıydı. Dolayısıyla, Gezi sonrası siyaset yapan hareketlerin
bu dinamiği görmezden gelmesi artık mümkün değil.
DurDe, bu arka planla
birlikte mobilizasyon yeteneği yüksek bir yapıya dönüştürülmek üzere yeniden
yapılanıyor. Aktivistlerin doğrudan eyleminin esas olduğu, ulusal ve
uluslararası düzeyde sosyal ve politik değişim hedeflerine sahip; çoğulcu,
kolektif ve demokratik bir yapılanma sürecinden geçiyor. Birkaç ay sürecek bu
sürecin sonunda, faaliyet alanlarında çok daha etkin bir yapıya kavuşacak.
DurDe Ermeni Soykırımı’na
nasıl bakıyor? 2015, Ermeni Soykırımı’nın 100. yıl dönümü. Soykırımla yüzleşme
faaliyetleri için hazırlıklarınız neler?
Ermeni Soykırımı ile
yüzleşmek, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisiyle de
yüzleşmek demek. Cumhuriyet, Ermenileri ötekileştirerek, katlederek, mallarına
el koyup talan ederek, Anadolu’daki Ermeni kültürünü yok ederek bir “Türk
ulusal kimliği” oluşturdu ve soykırımı Türk burjuvazisinin oluşturulmasında
kaldıraç olarak kullandı.
Şayet Cumhuriyet dönemi
iktidarları bu acı olayları “Soykırım” olarak tanımlayıp, gereğini yapsaydı,
bugün 1915’i tarihte acıların yaşandığı bir dönem olarak anıyor olurduk. Oysa
ulusalcısından, liberaline, muhafazakârından Müslümanına iktidara gelen tüm
siyasi partiler, soykırım inkârı konusunda uzlaşıyor. Cumhuriyet döneminde
ideolojileri ne olursa olsun gerek iktidar olmuş, gerekse Meclis’e girmiş tüm
siyasi partilerin inkâr politikası, tam 91 yıldır kesintisiz sürüyor.
Dolayısıyla Soykırım
tartışmaları güncel bir mesele olup, ırkçılığa ve milliyetçiliğe karşı olan tüm
çevrelerin önem vermesi gereken bir konu. Soykırım inkârı, milliyetçilikle
mücadele ve Türkiye’nin demokratikleşme süreçlerinin önündeki en büyük
sorunlardan biridir.
Bu nedenle, Ermeni
Soykırımı’nın 100. yılı ve ötesine geçen süreçte, devletin soykırımı tanıması
ve soykırım kurbanlarının torunlarından özür dilemesi esastır. Oysa
gözlemlediğimiz kadarıyla iktidar, “Çanakkale Savaşı’nın 100. Yılı” mottosuyla,
soykırım inkârı politikalarını daha da güçlendirme çabası içinde. Burada dikkat
çeken nokta, soykırım inkârı konusunda iktidarın ulusalcılarla aynı dili
kullanıyor olması.
DurDe, bu arka planla
birlikte uzun vadede devletin soykırımı tanıması ve özür dilemesini hedefleyen,
bu doğrultuda kamuoyunda farkındalık yaratacak geniş çaplı etkinlik ve
eylemlerin yer alacağı bir kampanya planlıyor. Kampanya kapsamında çeşitli
konferanslar, seminerler, atölyeler, sergiler, imza kampanyası, lobi
faaliyetleri ve medya çalışması yapılacak. Kampanya faaliyetleri çeşitli
kentlerde ve üniversitelerde örgütlenecek; çeşitli meslek gruplarına yönelik
çalışmalar da olacak.
Böyle bir çalışmanın en zor
yanı, toplumun 1915’te gerçekleşen olaylar ve Ermeni meselesi üzerine
bilgisinin hemen hiç olmaması. Dolayısıyla bilinçlendirme ve farkındalık
yaratacak faaliyetler önemli. Bunlar konferanslar gibi çeşitli etkinliklerin
yanı sıra, yayınlar ve İnternet üzerinden yapılacak faaliyetlerle
güçlendirilecek.
Bir o kadar önemli bir nokta
da Ermenistan ve diyasporadan Ermeni sivil toplum örgütleriyle ilişkilerin
kurulması ve işbirliğine gidilmesi. DurDe özellikle son iki yıldır bu konuda
önemli adımlar attı. Önümüzdeki dönem bu ilişkiler daha da genişletilecek.
Küreselleşme sürecinin ulus
devletleri (dolayısıyla milliyetçiliği) gerilettiği iddia ediliyordu. Son AP
seçimlerinde aşırı milliyetçi/faşist partiler güç topladı. Bugünün
toplumlarında milliyetçilik nereden besleniyor?
Yves Lacoste’un, “Coğrafya
Savaşmak İçindir” adlı kitabının başlığı durumu çok iyi özetliyor. Küreselleşme
süreci, iddia edildiği gibi ne sınırların önemini ortadan kaldırdı, ne de
savaşlara son verdi. Fukuyama’nın Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından
ileri sürdüğü “Tarihin sonu” tezi de aradan daha birkaç yıl geçmeden, ABD’nin Irak
ve Afganistan’ı işgaliyle çürüdü. Bu teze göre, liberal kapitalizmin devlet
kapitalizmi karşısında elde ettiği başarı, savaşların sonu anlamına geliyordu.
Bugün bu tezlerin altının ne kadar boş olduğunu görüyoruz. Irak ve Afganistan
savaşlarını meşrulaştırmak isteyen Amerikalı Neocon’lar, siyasal İslam’ı “Batı
Medeniyeti”nin baş düşmanı ilan ederek, batıda Müslüman göçmenlere yönelik
büyük bir ırkçı ayrımcılığın zeminini oluşturdu.
Öte yandan, on yıldan uzun
bir süredir devam eden küresel sermayenin finansal krizi, genel olarak tüm
dünyada, özel olarak batıda yoksullaşma ve işsizlik gibi sorunlara yol açtı;
milyonlarca insanı barınma, sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetlerinden
mahrum bıraktı.
Kriz, geniş kitlelerin
sistemi sorgulamasına neden olurken, bu durumdan en çok yararlanan, aşırı sağ
ve radikal sol partiler gibi, iktidarlarla organik bağı olmayan ve sisteme
karşı eleştirel tutum alan kesimler oldu.
Avrupa’daki aşırı sağ,
kapitalizmin krizinin sorumlusu olarak göçmen işçiler, Yahudiler, Romanlar ve
Müslüman nüfus gibi marjinal kesimleri gösteriyor ve ırkçı politikalarıyla oy
topluyor. Burada asıl mesele, söz konusu ülkelerdeki iktidar partilerinin, oy
kaybetme endişesiyle ırkçı politikalara prim vermesi ve benzeri popülist
politikaları benimsiyor olması.
İçinden geçtiğimiz dönem,
korkutucu derecede 1929 ve sonrasında yaşanan “Büyük Bunalım” dönemini
anımsatıyor. Hatırlanacağı gibi, o dönemde krizin yarattığı koşullarda
Almanya’da faşizm iktidara gelirken, milyonlarca insanın katledildiği bir
Holokost ve bir dünya savaşı yaşandı. Ne yazık ki bu trajedilerin yaşandığı söz
konusu ülkelerde yeterince ders çıkarılmadığına tanık oluyoruz.
Türkiye’de durum daha farklı.
Küresel krizin etkilerinin pek de hissedilmediği Türkiye’de yükselen milliyetçiliğin
dinamikleri başka. Ülkede “muhafazakâr” eğilimler zaten uzun bir süredir
egemen.
AKP’nin iktidarı ve bunun
sonucunda ordu-bürokrat ittifakından oluşan elitist Kemalist unsurların
iktidardan tasfiye edilme süreci, daha önce uzun yıllar horlanan ve dışlanan
muhafazakâr Anadolu sermayesinin yükselişine yol açtı. AKP’nin özellikle
iktidarının ilk dönemlerinde gösterdiği performans ve bu sayede elde ettiği
uluslararası saygı, bu kesimler arasında bir tür “Neo-Osmanlıcılık” olarak
adlandırılabilecek, Osmanlı dönemine öykünen sömürgeci duyguların kabarmasına
yol açtı.
Bu tabloya, gerek yükselen
İslam, gerekse Kürt hareketinin kazanımlarının sonucu olarak ulusalcı kesimler
arasında artan endişeleri ve bu iklimde oy kaygısıyla popülist söyleminin
dozunu artıran AKP’nin tabanında güçlenen milliyetçi söylemi de eklemek
gerekiyor.
Dolayısıyla paradoksal bir
manzara ile karşı karşıyayız: Bir yandan Ermeni Soykırımı ile yüzleşme veya
barış sürecini çözme konusunda potansiyel olarak öne çıkan AKP iktidarı ve
karşısında, MHP ve CHP gibi milliyetçilik, etnik ayrımcılık, vb. konularda
sicili son derece kötü partilerden oluşan bir muhalefet duruyor. Öte yandan,
“devletin devamı esastır” düsturuyla ulusalcı söylemi sürdüren, eski iktidar
unsurlarının bir kesimiyle ittifak kurmaya çalışan AKP pratiği söz konusu.
Bu manzara karşısında,
aktivistlerin oluşturduğu DurDe platformu gibi taban örgütlerinin ırkçılık ve
milliyetçiliğe karşı vereceği mücadele son derece önem kazanıyor.
http://www.durde.org/2014/06/levent-sensever-onumuzdeki-donem-cok-daha-guclu-ve-orgutlu-bir-durdeyi-zorunlu-kiliyor/

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.